Terör, yaz sezonunda Bodrum turizmini etkileyecek mi?

Terör olayları, Türk turizminin önemli bölgelerinden Bodrum'da Avrupalı turist sayısında düşüşe sebep oldu. İşletmecilerin umudu Orta Doğulu ve yerli turist.

Terör olayları, Türk turizminin önemli bölgelerinden Bodrum'da Avrupalı turist sayısında düşüşe sebep oldu. İşletmecilerin umudu Orta Doğulu ve yerli turist.

İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen canlı bomba saldırısının ardından sessizliğe bürünen Beyoğlu’nda, esnaf zor günler geçiriyor.

Son zamanlarda büyük şehirlerde artan terör olayları, başta çocuklar olmak üzere tüm toplumda travmatik etkiler yaratıyor. Korku ve endişe ortamında sağlıklı bireyler yetiştirebilmek için ailelerin çocuklarına karşı yaklaşımı büyük önem taşıyor. Psikologlar, terörün çocuklarla nasıl konuşulması gerektiğini anlatıyor.

Açlık grevindeki Bingöl Üniversitesi öğrencilerine göre, üniversite yönetiminin kendilerine uyguladığı haksız cezalar dışarıdan dayatılıyor. Rektörlük ise cezaların "yasal" olduğu görüşünde.
Gazi mahallesinde kahvehanelerin ve bir pastanenin taranmasıyla başlayan olayların üzerinden 16 yıl geçti. Olaylarda hayatını kaybeden 22 kişi, olayların yıldönümünde anıldı ve faillerin cezalandırılması istendi. Gazi mahallesinde sivil toplum örgütü ve siyasi partilerin katılımıyla gerçekleşen gösteri, Eski Karakol Durağı önünden başlayıp, olaylarda hayatını kaybedenlerin mezarı başında son buldu. BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, Gazi Olaylarının aydınlatılması için verdikleri önergelerin iktidar tarafından reddedildiğini söyledi. Türkiye’nin bu olayı aydınlatması gerektiğini belirten Tuncel,“Gazi, Türkiye’nin kendi geçmişiyle yüzleşmesi açısından bir fırsat. Gazi aydınlatılmadan Maraş, Sivas, Dersim, Zilan aydınlatılamaz. Çünkü bu katliamın arkasındaki zihniyet, Türkiye’deki farklı kültür ve kimlikleri kendisine tehdit ve bölücü gören zihniyettir.” dedi. Göstericilerin “Gazi’de düşene, dövüşene bin selam”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “Dersim, Sivas, Koçgiri unutulmaz hiçbiri…” sloganlarıyla yürüdüğü gösteride hiçbir olay yaşanmadı. Yürüyüşe BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel’in yanısıra, olaylarda hayatını kaybedenlerin aileleri, Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe, CHP milletvekili Mehmet Sevigen ve ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da katıldı. Avukat Remzi Kazmaz, Ergenekon davası iddianamelerinde Gazi olayının adının geçmesine rağmen hala gündeme gelmediğini belirtti. “Bu ülkede faili meçhulleri temizleyeceğiz” denmesine rağmen, başka şeylerin üzerine gidildiğini kaydeden Kazmaz, Savcı Zekeriya Öz’ün ‘Bu olayı aydınlatacağım’ demesine rağmen, aileler ve müdahil avukatları hala çağırmadığını söyledi. Olaylarda hayatını kaybeden Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz’ın, yaptığı konuşmada 12 Mart 1995’te yaşananları anlattı ve faillerin yargılanmasını istedi. Teyzesiyle aynı adı taşıyan Zeynep Poyraz da teyzesine yazdığı mektubu okudu.12 Mart’ta ne oldu 12 Mart 1995 akşamı Alevilerin, Kürtlerin ve sol görüşlülerin yoğun yaşadığı Gazi Mahallesi’nde kahvehaneler ve bir pastane, şoförü öldürülüp gasp edilen bir taksiden açılan ateşle taranır. Açılan ateşle Alevi dedesi Halil Kaya hayatını kaybeder ve 5 kişi yaralanır. Gazi Mahallesi’nde olayı protesto eden halka polis ateş açar. 15 Mart’ta, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nden cenaze törenine gelmek isteyenleri, engellemeye çalışan polis ve özel tim, kitlenin üzerine yine ateş açar. Böylece 12-15 Mart arasında toplam 22 kişi […]
Güngören’deki terör eylemi, pazar gecesi 21.00’e doğru gerçekleşti. Hürriyet‘in biraz sonra aktaracağım manşeti, onu izleyen birkaç saat içinde atılmış olmalı. Yani ortada herhangi bir resmî açıklama yoktu, tam tersine, ülkenin başbakanı bile o gece olay yerine gidip “Hemen ad vermeyin, bırakın onu savcılar versin” diyerek gerekli uyarıları yapmıştı. Fakat işte, ülkenin en etkili gazetesi bu koşullarda ertesi gün şu manşetle yayımlanacaktı: “PKK’DAN SİVİL KATLİAM… Bölücü terör İstanbul Güngören’de sivilleri hedef aldı.” Benim yaşadığım yerde, saat 21.00 civarında gerçekleşen bir olayın haberi, o gazete Hürriyetde olsa ertesi günkü gazetede yer almaz, alamaz (bir olay bekleniyorsa, gazete geciktirilir, o başka). Yani büyük şehirlerde yaşayanlar, 28 Temmuz pazartesi sabahı Hürriyet’in manşetinde yukarıda okuduğunuz manşeti gördüler. Buna karşılık biz taşralı Hürriyet okurları, gazetemizin olayı nasıl “gördüğünü” ancak 29 Temmuz salı sabahı öğrenebildik. Hayır, manşette eylemi PKK’nın yaptığına dair bir ibare yoktu. Manşet şöyleydi: “ANNE KARNINDA BEBEĞİ BİLE… Güngören’de önceki akşam art arda patlayan iki bomba 18 can aldı. Hain saldırıda ölenlerin hayat hikâyeleri yürekleri burkuyor.” Peki haberin herhangi bir yerinde ya da Hürriyet‘in herhangi bir yerinde eylemi kimin yaptığına dair bir ibare var mıydı? Hayır yoktu. Yani ne olmuşsa olmuş, gazete iddiasından vazgeçmişti. “Önyargı” mı, “ah keşke” mi? Hürriyeto manşeti neden öyle attı? Bu soruya verilmiş iki farklı cevap üzerinden konuyu tartışmak istiyorum. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Esra Arsan, Bianet.org’a verdiği demeçte şöyle diyor: “Henüz herhangi bir delil olmamasına rağmen suçlunun ‘bulunmasını’, bir örgütün ya da eylem grubunun olayı üstlenmesini veya emniyet raporlarının açıklanmasını beklemeden gazeteciler hemen yargıya vardılar. Ve birilerini de bu yargılara doğru yönlendirdiler. Yapılan haberlerde tek adres PKK olarak gösterildi. Böyle bir beklenti var gazetecilerde. Halbuki henüz daha bir yargıya varmak için çok erken. Çünkü ne olduğu araştırılmamış.” Acaba burada “önyargı” gibi nispeten hafif, insanı farkında bile olmadan yanlışa sürükleyen ve mesela bir özür dilendiğinde bağışlanabilir bir hata ile […]

Medyakronikinfo@medyakronik.com ABD’nin İstinye’deki İstanbul Başkonsolosluğu önündeki polis noktasına yapılan saldırıda 3 polis öldü. Polislerin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada saldırganlardan 3’ü öldürülürken, olay yerine geldikleri araçla kaçan bir saldırgan ise aranıyor. Pasaport kayıtlarından kısa süre önce Afganistan’a giriş çıkış yaptıkları belirlenen saldırganların El Kaide örgütü üyesi oldukları düşünülüyor. 3 polis 3 saldırgan öldü Kimlikleri henüz açıklanmayan 4 saldırgan bugün (9 Temmuz Çarşamba) sabah 10.30 sıralarında plakası belirlenemeyen bir otomobille İstinye’deki Kaplıcalar Sokak üzerinde bulunan ABD İstanbul Başkonsolosluğu’na geldi. Konsolosluk yakınlarındaki bir oto yıkamacıya araçlarını parkeden saldırganlardan 3’ü ellerinde otomatik silahlar ve bir pompalı tüfekle polis kulübesinin bulunduğu noktaya doğru yürümeye başladı. Yaklaşık 80 metre kadar yürüyen saldırganları fark eden polisler kurşungeçirmez camlı kulübeye girdi. Herhangi bir engelle karşılaşmayan saldırganlar ise polislerin bulunduğu kulübeye kadar gelip ateş etmeye başladı. Polislerin de karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmaya olay yerinden geçmekte olan bir trafik ekibinde görevli polisler de katıldı. Yaklaşık 2 dakika süren çatışmada 3 polis memuru ile saldırganlardan 3’ü öldü. Diğer saldırgan olay yerine geldikleri araçla birlikte kaçmayı başardı. Saldırıda bir polis memuru ile Trafik Vakfı’nda görevli bir kişi de yaralandı. Olayın duyulması üzerine çok sayıda polis ekibi ve ambulans bölgeye sevkedildi. İlk yardım ekiplerinin gelmesinden sonra İstinye Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralı polislerden ikisi yapılan tüm müdahalelerde rağmen kurtarılamadı. Hayati tehlikeleri bulunmayan kol ve omuzlarından yaralı birisi polis memuru 2 yaralı ise İstinye Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Olay yerine sevkedilen çok sayıda polis ekibi kaçan saldırganın yakalanabilmesi için geniş çaplı aramalara başladı. MOBESE kameralarından da inceleme yapılırken, bölgede polis helikopterleri de keşif uçuşu yapıyor. Olay yerinde incelemelerde bulunan İstanbul Valisi Muammer Güler de gazeteciler yaptığı açıklamada saldırganların doğrudan vize kapısında görevli polislerin bulunduğu kulübeye saldırıda bulunduğunu söyledi. Polislerin karşılık vermesi üzerine çatışma çıktığını belirten Vali Güler, “3 polis memurumuz şehit verdik. Saldırıda bulunan 3 kişi olay yerinde öldürüldü. Olay yeri inceleme […]

Derleyen Hakan Çönbez Sıra dışı kariyerinden dolayı “Şeytanın Avukatı” olarak anılan Jacques Verges’in hayatı sonunda belgesel oldu. Sisteme karşı duran ve bugüne kadar Çakal Carlos’tan Miloseviç’e kadar terör ve insanlık suçundan yargılanmış birçok ünlü ismin avukatlığını yapan Verges’in belgeseli Fransız yönetmen Barbet Scroeder tarafından çekildi. Bu yılki Cannes Film Festivali’nde özel seçim filmlerden biriydi.”L’avocat de la terreur“(Terörün Avukatı) adlı belgesel, yaşayan gerçek kahramanının öyküsü… Yönetmen Barbet Scroeder, belgeselde Verges’in sekiz yıl ortadan kaybolduktan sonraki dönüşünü anlatıyor.Bütün dünya tarafından kesin suçlu olarak algılanan ve hiçkimsenin savunmasını yapmak istemediği davaları alan Verges, davalarını “Kopuş Savunması”yla temellendiriyor. Peki nedir bu kopuş savunması? Tayland’da Fransız bir babadan ve Vietnamlı bir anneden dünyaya gelen Verges, Hint Okyanusu’nda, Madagaskar’ın doğusunda Fransa’ya ait küçük bir ada olan La Reunion’da büyüdü. Fransız avukat 22 yıl önce bir söyleşide, savunduğu kopuş savunmasından söz etmişti. 1985’te gazeteci Vivet Kanetti’ye savunmasını şöyle anlatıyor Verges: “Kopuş savunmasında, sanık Sokrates gibi yapar, farklılığını öne sürer. Sokrates döneminde, biliyoruz ki bu tür davalar sanığın felaketiyle sonuçlanırdı. Ama o günden bugüne çok şey değişti. Bugün hiçbir önemli olay yoktur ki Pekin’de geçmiş olup Paris’te yankılanmasın, yorumlanmasın. Çünkü eğer sanık (fikri olarak) teslim olmamışsa, farklılığını öne sürüyorsa, dünyadaki bütün dostlarını etrafında toplar ama bu örgütlenme onu kurtarmaya her zaman yetmez.” Empati kurmakİlk okunduğunda gerçekten anlaşılması zor gibi görünen bu yöntemi Verges “aslında herkes bir açıdan haklıdır” varsayımına dayandırıyor: Bize, sistemin dışına çıkarak kaçırdığımız şeyleri göstermeye çalışıyor. Özellikle davasını aldığı insanları özenle seçiyor. Bu insanlar çoğunlukla bütün dünyanın katil olarak bildiği kişiler. Böylelikle zeki bir manevrayla medyayı, yani sürekli eleştirdiği sistemin en büyük güçlerinden birini kendi yanına çekiyor ve kendi felsefesiyle müşterilerini savunuyor.Kesin bir karara varmadan önce empati kurmamızı, kendimizi suçlu kişinin yerine koymamızı istiyor. Bir anlamda “siz olsaydınız ne yapardınız” sorusunu soruyor ve bununla birlikte iki hakikatten bahsediyor. Tek doğru ya da tek yanlış olmadığını söylemek […]