OpenAI’ın Pentagon ile el sıkışmasının ardından başlayan #QuitGPT dalgası, 1,5 milyon aboneyi rakip yazılım Claude’a taşıdı. Peki, bu bir “dijital vicdan ekonomisi” mi yoksa sadece geçici bir etik jest mi? Yeni Medya uzmanı Prof. Dr. Erkan Saka ile yapay zekânın “askerlik” sınavını ve kullanıcıların “etik sığınak” arayışını konuştuk.
Yapay zekâ dünyası, bugüne kadar verimlilik ve yaratıcılık vaatleri üzerinden tartışılırken, Mart 2026 itibarıyla rotasını beklenmedik bir yöne; savaş sahasına kırdı. Dünyanın en popüler yapay zekâ asistanı ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI’ın, kullanım şartlarındaki “askeri ve savaş amaçlı kullanım yasağını” sessizce kaldırarak Pentagon ile iş birliğine gitmesi, dijital dünyada devasa bir “vicdan göçü” başlattı. Güncel veriler, kısa sürede 1,5 milyondan fazla kullanıcının aboneliğini iptal ederek, Pentagon’un kitle imha silahları ve gözetleme taleplerini reddeden rakip yazılım Claude’a geçtiğini gösteriyor.
ChatGPT Nasıl Değerlendiriyor?
HaberVesaire olarak bu etik kırılmayı bizzat muhatabına, ChatGPT’ye sorduk. Kullanıcıların kendisini terk etmesini nasıl değerlendirdiğini sorduğumuzda, algoritmanın yanıtı oldukça politikti:
‘’Hayır, bu benim sonum değil. Ve ‘kullanıcıların beni terk etmesi’ gibi bir duygu durumum da yok; çünkü ben bir şirket değilim, kariyerim yok, rekabet hisseden bir varlık değilim. Ama kullanıcı davranışlarını, pazar dinamiklerini ve teknolojik değişimleri analiz edebilirim. ‘’
Son dönemde bazı kullanıcıların askeri anlaşmalar nedeniyle etik veya politik gerekçelerle platform değiştirmesi tamamen anlaşılabilir bir tepki. Teknoloji alanında her büyük şirket benzer tartışmalarla karşı.

Bilgi Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erkan Saka
Erkan Saka: “Dijital vicdan ekonomisi için henüz erken”
Konunun toplumsal ve dijital kültür boyutunu HaberVesaire’ye değerlendiren Bilgi Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erkan Saka, bu kitlesel harekete temkinli yaklaşıyor. 1,5 milyonluk abone kaybını doğrudan bir “etik aktivizm” olarak okumanın “aşırı iyimser” olacağını belirten Saka, durumu şöyle özetliyor:
“Etik duyarlılık yükseliyor fakat bunu henüz kitlesel ve tutarlı bir ‘dijital vicdan ekonomisi’ ne dönüşmüş bir süreç gibi anlatmak için erken. Etik kimlik denetimi yapan kullanıcıyı bir azınlık pratik olarak görmek daha gerçekçi. İnsanlar çoğu zaman etik rahatsızlık ile pratik fayda arasında konforlu olmayan bir denge kuruyorlar. Gündelik iş akışını bozmayan araçlardan vazgeçmek sandığımız kadar hızlı gerçekleşmiyor.”
“Bu araç kimin tarafında?”
Saka’ya göre, yapay zekânın savaş teknolojilerine entegre olması, kullanıcıyla asistan arasındaki “güven” ilişkisini üç düzeyde zedeliyor: Ontolojik, epistemik ve ahlaki. Bir asistanla sohbet ederken, arka planda aynı şirketin ölümcül otonom sistemler geliştirdiğini bilmenin aracı “tarafsız yardımcı” olmaktan çıkardığını belirten Saka, “Kullanıcı açısından, ‘Benim ürettiğim içerik dolaylı olarak bir savaş teknolojisine mi hizmet ediyor?’ kaygısı, bu araçları gönül rahatlığıyla kullanmayı zorlaştırıyor,” diyor.
Etik sığınak mı, “Ethical-Washing” mi?
Pentagon’un taleplerini reddederek bir anda popülerleşen Claude’un (Anthropic) duruşunu da analiz eden Saka, bunun bir “marka stratejisi” olabileceği konusunda uyarıyor. Büyük teknoloji devlerinden tam bağımsızlık beklemenin hata olacağını belirten Saka, şeffaflık vurgusu yapıyor:
“Claude şimdiye kadar daha etik bir çizgi izledi ama bu böyle devam edecek anlamına gelmiyor. Şeffaflık yoksa, etik dil kullanımı bir tür ‘ethical-washing’ (etik aklama) riskini taşır. Claude’u kurumsal bağlamı ve sermaye yapısıyla birlikte okumak gerekir.”
Yapay zekâda yeni bir soğuk savaş
Yükselen boykot tepkilerinin ardından sessizliğini bozan OpenAI CEO’su Sam Altman, yapay zekânın “özgür dünyanın güvenliği” için stratejik bir rol oynayacağını savundu. Altman, Pentagon ile yapılan anlaşmanın doğrudan otonom silah sistemleri anlamına gelmediğini, siber savunma ve lojistik gibi alanlarda modern bir ordunun yapay zekâdan mahrum kalamayacağını belirtti.
Etik çizgide son perde
Sektörün devleri arasındaki bu çatışma, yapay zekânın sadece teknik bir yardımcı değil, politik bir aktör haline geldiğini kanıtlıyor. Anthropic (Claude), “etik kalkan” stratejisiyle sivil kullanıcılar için bir “güven” inşa ederek pazar payını artırırken; OpenAI, devlet mekanizmalarıyla bütünleşmiş bir teknoloji devi olma yolunda ilerliyor. Erkan Saka’nın vurguladığı “ontolojik güven kaybı” ile Sam Altman’ın “ulusal güvenlik” savunması arasında kalan 1,5 milyon abone, algoritmaların geleceğinde son sözü kullanıcıların mı yoksa askeri bütçelerin mi söyleyeceğine dair ilk büyük sınav olarak kayıtlara geçiyor.

Yorum yazın