Sağlık Sanat Yaşam

Kulaktan gelen terapi

Yazan: Ecem Küçük
- A +

Müziğin sadece kulaklara değil, doğrudan zihne ve bedene nasıl hükmettiği sorusu, günümüzde modern bilimin en dikkat çekici araştırma konularından biri. Günlük hayatta basit gibi görülen melodiler, aslında beynin en derin katmanlarında adeta bir “havai fişek gösterisi” başlatarak insanı sandığından çok daha fazla etkiliyor. Müzik terapisi uzmanı Özgür Salur’un değerlendirmeleri, melodilerin iyileştirici gücünü bilimsel ve ruhsal boyutlarıyla bir araya getiriyor.

Beynin her köşesine ulaşan bir senfoni

Özgür Salur İstanbul Erkek Lisesi sonrası Berklee müzik okulunda tamamladığı bestecilik eğitimin ardından çeşitli projelere müzikler yaptı. Salur, müzik terapiye ilgi duymasıyla beraber psikoloji ve sanat psikoterapisi eğitimleri almaya başladı, Doç. Dr. Nurhan Eren’in süpervizyonunda İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Çapa bünyesinde sağlık alanında ritim ve müzik atölyelerine başladı. Dünya Müzik Terapi Federasyonu’na profesyonel üye olarak kayıtlı olan Özgür, aynı zamanda Müzik Terapi Derneği üyesidir. Halen Avr. Müzik Terapi Konfederasyonu (EMTC) Türkiye delegeliği, EMTC Süpervizyon Çalışma Grubu ve EMTC Erişilebilirlik Çalışma Grubu üyeliği görevlerini yürütmektedir.

Salur, müziğin tüm uyaranlar arasında beynin neredeyse her yerini aynı anda aktive ya da deaktive edebilen ender güçlerden biri olduğunu belirtiyor. İşitsel korteksten başlayan bu yolculuğun kapsamını şu sözlerle açıklıyor: “Müzik, işitsel alanlardan başlayarak duyguların merkezi olan limbik sisteme, anıların ve anlamların saklandığı semantik bölgelere ve hareketlerimizi kontrol eden motor bölgelere kadar uzanır”. Sevdiğimiz bir şarkıyı dinlediğimizde beynimizdeki ödül mekanizmasının tetiklendiğini ve dopamin salgısının arttığını ifade eden Salur, bu durumun müziğin stres ve kaygı yönetiminde neden bu kadar güçlü bir araç olduğunu kanıtladığını söylüyor.

Duygusal regülasyon ve “Katarsis” etkisi

Müziğin psikoloji üzerindeki en çarpıcı etkilerinden biri olan duygusal düzenleme (regülasyon) yeteneğine değinen Salur, bazen hüzünlü bir müzik dinlemenin kişiyi karamsarlığa itmek yerine iyileştirici bir rol üstlendiğini savunuyor. Salur, bu süreci şöyle özetliyor: “Hüzünlü bir müzik dinlemek, kişinin o hüznü yaşamasına, ifade etmesine ve paylaşmasına olanak tanıyarak bir ‘katarsis’ (duygusal boşalma) yaşatır ve duyguların yumuşamasını sağlar”. Ancak Salur, bu etkinin tamamen “kişiye özel” olduğunun altını çizerek herkesin o anki ruh hâline göre farklı tepkiler verebileceğini de ekliyor.

Anadolu’nun şifalı makamları

Müziğin sağlık alanındaki kullanımının bu topraklarda çok eski köklere sahip olduğunu hatırlatan Salur, Bergama’daki antik darüşşifalardan Osmanlı dönemine kadar uzanan bir tedavi geleneğinden söz ediyor. Osmanlı’da makamların kişinin mizacına, mesleğine ve hatta günün saatine göre seçilerek tedavi süreçlerine dahil edildiğini belirten Salur, bugün müzik terapinin otizmden Alzheimer’a, depresyondan yoğun bakım süreçlerine kadar geniş bir yelpazede klinik bir yöntem olarak kabul gördüğünü ifade ediyor.

Odaklanma, yaratıcılık ve beyaz gürültü

Çalışırken müzik dinleme alışkanlığına dair popüler tartışmalarda Salur, bireysel farklılıkların altını çiziyor. Kimileri için klasik müzik odaklanmayı kolaylaştırırken, kendisi gibi bazı uzmanlar için müziğin teknik yapısının (enstrümanlar, armoni, kayıt teknikleri) zihni meşgul eden bir unsur olabileceğini söylüyor. Son dönemde popüler olan “beyaz gürültü” (white noise) gibi frekansların bilimsel bir mucize gibi sunulmasına ise temkinli yaklaşıyor: “Bu seslerin herkese aynı şekilde iyi geleceğine dair kesin bir bilimsel bulgu yok; asıl önemli olan kişinin o sese verdiği bireysel tepki ve sağladığı uyumdur.”

Çocuk gelişimi

Müziğin gelişimsel etkisi, özellikle çocuklarda somut bir şekilde gözlemleniyor. Özgür Salur, müzik eğitimi ve aktivitelerinin çocuklara sunduğu katkıları şu başlıklarla sıralıyor:

Bilişsel Canlanma: Nota okuma ve enstrüman çalma sürecinde gelişen el-göz koordinasyonu bilişsel gelişimi destekler.
Sosyal İletişim: Grup içinde müzik yapmak; paylaşım, sıra bekleme ve akranlarla sağlıklı iletişim kurma yetisi kazandırır.
Motor Beceriler: Ritimle hareket etmek hem kaba hem de ince motor becerilerin gelişimine yardımcı olur.

Bilinç kapalıyken bile duyulan melodi

Yoğun bakım ünitelerindeki hastalar üzerinde müziğin etkisine de değinen Salur, müziğin dikkat çekici bir gücü olduğunu belirtiyor. Bilinci kapalı olan hastaların dahi müziğin ritmine nabız ve solunum değişiklikleriyle tepki vermesi, aslında müziğin sadece duygu dünyamıza değil, en temel yaşamsal reflekslerimize kadar nasıl işlediğini fark etmemizi sağlıyor.

Yorum yazın