Sanat

Benim Adım Orman

Yazan: HaberVs

Lara Özlen

Dört buçuk yıllık özlemin ardından “Hoşçakal”la kapattığı ruh muhasebesinin kapağını “Merhaba”yla açıyor Şebnem Ferah. Özletmişti kendini, bekleniyordu heyecanla, herhalde herkes hemfikir bu konuda. 2007’de piyasaya sürülen “rock senfonisi” sayılmazsa yıllardır biriken bir “stüdyo albümüne özlem” söz konusu. Daha pek taze olan Benim Adım Orman albümünün kapağını, beklentilerimi büyüttükçe büyüterek açıyorum. Sonuç: Az biraz özlemin dindirilmesi, epeyce hayal kırıklığı. Birçok yönüyle klasik bir Şebnem Ferah albümü duruyordu karşımda. Üslup, devrik cümleler, gizli anlamlar, müziğin tınlayışı, isterik feryatlar… Her şey kemikleşmiş “Şebo” tarzına uygundu. Yalnızca sözler pek beklenen doyumu veremiyordu.

Albümün açılış parçasıyla “Merhaba” derken enerjik ve dolu dolu geldiğinin sinyallerini verir gibi Ferah. Olması istenilenlerin kolayca olabildiği, özgürlüğün sınırlarının olmadığı sihirli bir dünyaya davet ediyor dinleyiciyi. İkinci ve albümle aynı ismi taşıyan “Benim Adım Orman”la olgunluğunun doruklarında, toprak ananın kollarında geziniyor sanatçı. “Yalnız”da sokakta akordeon çalanın yalnızlığı, hayatın nihai gerçekleri işliyor içimize. Herkesin birbirine benzeyen ama birbirinden fersah fersah uzak görünen binlerce hikâyesinin olduğunu hatırlıyoruz. Fakat bir kadının (hem de feminizme yakın duran bir bestekarın) “kahpe dünya” tabirini kullanmasını pek de anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim. “İstiklal Caddesi Kadar”la aşk feryatlarına tanıklık ediyoruz Ferah’ın. Geçmişe takılıp kalmak, onu bıkıp usanmadan tekrar tekrar yaşamanın takıntılı döngüsü hammaddeleri şarkının. Albümde remiksiyle birlikte iki kez tekrarlanan “Eski”ye geldiğimizde sıradan güzel güne, ağaç dinginliğine erişmenin özlemini haykırıyor Şebo, kayıpların ağırlığı heyula gibi çörekleniyor bünyelere.

Elden kaçırılan, önümüzden geçip giden fırsatlar; artık yıpranan “Mahalle”yle aynayı biraz da kendine döndürüyor. “Ateşe Yakın” uçmaktan hiç utanmadan vazgeçmeyen Ferah, babasına duyduğu özlemi en açıktan minik minik işliyor ruhumuza. Albümün bence gözyaşı dökmeye en elverişli şarkısı da bu. Mutluluktan sürülmüş yarısıyla konuşuyor, asfalta saçılan hayatını toparlıyor, “Serapmış” derken. İnsanlığımızı sorgulatıyor ve umudunu yavaştan yitirmeye başladığını hissettiriyor hafiften “İnsanlık”la. Yarım kalan aşklarının yasını tutuyor, tahlilini yapıyor “Bazı Aşklar”la Metin Türkcan’ın gitar solosu eşliğinde. “En güzel şarkım henüz yazmamış olduğumdur” diyor, çocuksu saflığımızdaki “Uçurtma”nın halimize şaşkın bakışına tanık oluyor. Kaldırımdaki güvercinin saflığıyla ve katil olmaya şekillendirilen çocuklarla Hrant Dink’i hatırlatıyor.

Üslup olarak besteler ne kadar Şebnem Ferah kokusunu buram buram duyursa da, bazıları yarım kalmış ya da kendini tekrar edermiş izlenimi vermekten kurtulamıyor. “Can Kırıkları”ndaki o uzun, iki şarkıya bedel besteleri bu albümde görememek hayal kırıklığı yaratıyor. Sekiz yıldır albümlerinde aynı müzisyenlerle çalışan Ferah, müzikal olarak belli bir çizgiye ulaşmaış olmanın haklı rahatlığını yaşıyor. Metin Türkcan’ın ve Buket Doran’ın enerjik gitar soloları keyif veriyor, Ozan Tügen’in kullandığı kastanyet, akordeon gibi yeni müzik aletleri farklı havalarda gezinmeyi mümkün kılıyor ama Aykan İlkan’ın davul çalarken hep benzer pasajları kullanması insanı biraz fenalıklara gark ediyor.

Albümün kapak ve iç kapak tasarımı biraz orjinallikten uzak gözükse de “orman” konseptine uyum sağlıyor. Şehirlerimizle gerçek ormanları bitirdiğimiz, artık sadece bilgisayar ortamında yaratabildiğimiz orman gerçeğine göz kırpıyor. Hayatla, kendiyle, insanlıkla derdi olan bir beste yapıcı Şebnem Ferah ve bunu da gün geçtikçe daha cüretkar dışa vurmaktan çekinmiyor.

Genel manada aynı çizgide devam eden altıncı Şebnem Ferah stüdyo albümüyle karşı karşıyayız. Keşke albüm hazırlanırken yeni tatlara olan özlem ve bunun zenginliği, güzelliği azımsanmasaymış; farklılığın cüretkarlığı ancak o zaman kendini gösterebilirmiş.

Yorum yazın