Etiket almanya

Borçlarımız mı? Alın!

Yunan aktivistler, Alman Focusdergisinin Yunanistan’daki mali krizi ve Avrupa Birliği’nden aldığı mali desteği hicveden kapağına yine aynı yöntemle cevap verdi. Focus, üretmeden tüketen Yunan halkını illüstre etmek için Yunanistan’ın kültür mirasından faydalanmıştı. Selanik’te yayınlanan O TOΠOE MOY (Memleketim) dergisi de kapağını aynı temayla tasarladı. Haftalık 700 binlik tiraja sahip Almanya’nın üçüncü büyük haber dergisi Focus, 22 Şubat tarihli nüshasının kapağında foto montaja başvurmuş, antik Yunan kaynaklı Milo Venüsü heykelini orta parmağını kaldırırken resmetmişti. Kapakta “Avro ailesinin dolandırıcıları” başlığı kullanılmıştı. Bu yayın Yunan basınında büyük tepkiyle karşılandı. Ancak belki de en etkili tepki, Selanik’te yayınlanan O TOΠOE MOY dergisinden geldi. O TOΠOE MOY, 23 Şubat tarihli nüshasının kapağında Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen (Yunan mitolojisinde yarı insan, yarı keçi varlık) heykeline yer verdi. Dergi Satir’in cinsel organına gönderme yaparak “Borçlarımız mı? Alın!” başlığını kullandı. Devamında da “Ama önce borçlu olduğunuz savaş tazminatlarını ödeyin” alt başlığını tercih etti. Focus, makalesinde, Yunanistan’ın AB ülkelerine 300 milyar avroluk borcunu mikroskop altına almış, AB ülkelerinde bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranı için belirlenen oranın yüzde 3 olmasına rağmen Yunanistan’ın yüzde 15’lere doğru gitmesini eleştirmişti. Makalede Yunan halkı yan gelip yatmak, tembellik yaparak dışarıdan gelen paralarla geçinmek ve AB’ye katkıda bulunmamakla itham edilmişti. Selanik merkezli gönüllü eylem grubunun karşılıksız dağıtılan yayın organı O TOΠOE MOY, internet sitesinde de yer alan bir mesajla Focusdergisi editörüne seslendi. “Dergimizin bu son sayısı ve Satir size, meslektaşlarınıza ve saygıdeğer derginize adanmıştır” dendi. Focus’un hakaretlerini kabul ettiği var sayılan Yunan halkı ve siyasetçileri de bu sert mesajda nasibini aldı. Focus’a adanan Satir Sayın Bay Helmut MarkwortFocusdergisi Genel Yayın Müdürü Derginizin kapağı bir zevksizlik ve kabalık ürünüdür. Paralarınız konusunda duyduğunuz kaygı, ülkemizin tarihine ve kültürüne hakaret etmek hakkını size vermez. Kültür, Sayın Bay Markwort, grubumuzun dergisinin kapağında görülmektedir. Kültür, Atina Arkeoloji Müzesinde bulunan bu Satir heykelidir. Umarım onu biliyorsunuz. Dergimizin […]

Tüm yaşamımızı etkileyen 68’in fotoğrafları

İstanbul Silahtarağa’daki çağdaş sanat merkezi santralistanbul, Alman fotoğrafçılar Erika Sulzer-Kleinemeier ve Michael Ruetz’in 1968 hareketini anlatan sergilerine ev sahipliği yapıyor. 40 yıllık bir zaman diliminde Federal Almanya’nın öyküsünü belgeleyen Sulzer-Kleinemeier’in “68 Kuşağı: Almanya” başlığı altında sergilenen fotoğrafları, 1968 hareketini ve günümüze kadar gelen etkilerini anlatıyor. Fotoğrafçı, sergide yer alan 139 eserinde, tarihe etki eden olay, sanatçı ve siyasetçilerin yanı sıra, insanların gündelik yaşamlarına da odaklanıyor. Michael Ruetz’in 102 fotoğrafından oluşan “Huzursuz Bahar” sergisi ise bir fotoğraf günlüğü olarak tasarlanmış. İzleyenleri tarihî bir yolculuğa çıkaran sergi, dünyayı sarsan bir değişim döneminde yaşananları, gün be gün ortaya koyuyor. Ruetz, santralistanbul’da sergilenen fotoğraflarında, Batı ve Doğu Berlin’de, Portekiz’de, Şili’de, Yunanistan’da ve Afrika kıtasında dikta rejimi ile demokrasi arasındaki kırılma çizgilerini gösteriyor. Sergide Willy Brandt ve Joseph Beuys gibi, dönemin önemli siyasi ve kültürel kişiliklerine de yer veriliyor.“68 tüm hayatımızı etkiledi” Sergi açılışında görüştüğümüz Erika Sulzer-Kleinemeier, İstanbul’da olmaktan ve fotoğraflarının Türkiyelilerle buluşmasından çok memnun olduğunu belirtti. “68 hareketi aslında bir başlangıç değildi. Almanya’da daha önce de birçok hareket vardı. Özellikle de barış hareketleri oldukça önemliydi” diyen Kleinemeier, 68’in “sokaklara çıkan, danslı, şiirsel” bir hareket olduğunu söyledi. Önceleri Almanya’da her şeyin çok katı kurallara bağlı olduğunu ama genç kuşağın ailelerinin gittiği yoldan ayrılmak istediğini ve 68 hareketinin bunu sağladığını ifade eden Alman fotoğrafçı, “68, o dönemde yaşamış insanların tüm hayatlarını etkiledi. Heyecan vericiydi” dedi. “68 Kuşağı: Almanya” ve “Huzursuz Bahar” sergileri 15 Şubat 2009 tarihine kadar santralistanbul Ana Galeri’de gezilebilir. Erika Sulzer-Kleinemeier kimdir? 1935’de Rostock’da doğan fotoğrafçı, halen serbest fotoğrafçı olarak çalışıyor. 1960’ların sonlarından bu yana Der Spiegel, Die Zeit, Frankfurter Rundschau, Telegraph Magazine ve Washington Post gibi çeşitli gazete ve dergilerde foto muhabirliği yapıyor. Sulzer-Kleinemeier 1967-1972 yılları arasında yabancı işçiler, 1968’de Frankfurt’ta öğrenci hareketi, engelli çocuklar, eğitimde ilerici değişimler, 1980’lerde sendikalar ve grevleri, Pershing II füzelerinin Mutlangen ve Heilbronn’a konuşlandırılması, iki Almanya’nın birleşmesi, araba […]

Bölünen Almanya

 Çağdaş Alman fotoğraf sanatından örneklerin sunulduğu “Temsil Eden, Temsil Edilen” sergisi Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Sergide, Almanya’da son yıllarda gelişen; hiçbir ekole, bölgeye ya da egemen üsluba dahil edilemeyen ayrışık bir sanat çevresinden gelen 10 fotoğraf sanatçısının seçilmiş eserleri yer alıyor. Ülkenin bölünmüş olduğu yıllarda büyüyen kuşağın son temsilcileri olan sanatçılar bu bölünmüşlük duygusunun kendilerinde yarattığı değişimleri objektiflerinden sanatseverlere aktarıyor. Küratörlüğünü Thomas Weski’nin üstlendiği, Goethe Institut İstanbul’un Türkiye’de Alman Kültür Esintileri Programı çerçevesinde gerçekleşen sergi 3 yıldır Dünya’nın çeşitli ülkelerini dolaştıktan sonra son olarak İstanbul’a konuk oldu. 29 Kasım’a kadar devam edecek olan “Temsil Eden, Temsil Edilen” sergisi pazartesileri dışında her gün 11.00 – 18.30 arasında ücretsiz olarak izlenebilir. Mili Reasürans Sanat Galerisi: Teşvikiye Cad. No: 43 – 57 Teşvikiye Sergide yer alan sanatçılarLaurenz Berges, Albrecht Fuchs, Karin Gieger, Claus Goedicke, Uschi Huber, Matthias Koch, Wiebke Loeber, Nicola Meitzner, Peter Piller ve Heidi Specker. Haber:Mert Çimen Kamera:Emre Sayacan

Almanya’da Sosyal Demokrasi’nin Doğuşu

Dünya siyasal tarihinde, çokça sosyalizmin zoruyla, kapitalist çılgınlığı ehlileştirmenin, ‘insanileştirmenin’ ya da daha kabul edilebilir hale getirmenin teorik/pratik yansısı olan sosyal demokrasi, bizim siyasal kültürümüz açısından neredeyse bir ufo kadar yabancı bir şeydir. Aslına bakarsanız, sosyal demokrat etiketine haiz partilerin devlet içerisindeki totaliter çetelerin avukatlığına soyunduğu bir coğrafyada bu mefhumun muhteviyatına yönelik herhangi bir fikrin olmayışı, ya da olanların da külli bir yanlış anlamayla malül olması pek de şaşırtıcı değildir. Tanıl Bora’nın bu eseri, sosyal demokrasinin ilmi temellerini dilinde tüy bitesiye anlatmaya çalışan bir kurum olan Sosyal Demokrasi Vakfı’nın İstanbul ve Ankara’da rutin hale getirdiği seminerlerin Ankara ayağının temel kavramlar, tarihsel gelişim ve ideoloji başlıklı ilk iki dersini kapsıyor. Şimdilerde sol/sosyalizm adına yapılan tartışmaların tarihsel art alanını ve sosyal demokrasi ile sosyalist fikriyatın simbiyotik ilişkisini bütün açıklığıyla gösteren Tanıl Bora, daha önceki çalışmalarında da gözlenebilen, meselelerin layıkıyla işlenmesindeki özeninden, kısa bir eğitim çalışması rehberi olmasına karşın, burada da ödün vermemiş.

Rusya Hollanda’yı eledi ama…

Gökhan Tan Futbolun en önemli turnuvaları Dünya ve Avrupa şampiyonaları her seferinde, ferken favorilerin elenmesine sahne olur. Dün gece bu maçlardan birine daha tanık olduk. Grup maçlarında, “ölüm grubu”nun tüm takımlarını (Romanya, İtalya ve Fransa) farklı mağlup eden ve bu nedenle turnuvanın en büyük favorisi olarak gösterilen Hollanda, çeyrek finale güçlükle çıkan Rusya tarafından kupa dışına itildi. “Turnuva takımı” Rusya’nın çeyrek finale çıkması ve Hollanda’yı elemesi tam da bu türde bir turnuvada görmeye alışık olduğumuz bir durum. Avrupa Şampiyonası’ndaki ilk maçında, birkaç saat sonra yarı finale çıkmak için İtalya ile karşılacak olan İspanya’dan üç fark yedi. İkinci maçında, 2004’teki kupanın sahibi Yunanistan’ı tek golle geçti. Yükselişi, son grup maçında da devam etti ve baştan sona üstün götürdüğü İşveç karşılaşmasını 2-0 önde bitirdi. Kupa tarihine baktığımızda ise Hollanda gibi, turnuvalara farklı galibiyetlerle başlayan “erken favorileri”n değil, Rusya gibi ivmesini sonradan kazanan takımların daha başarılı olduğunu görüyoruz. Zaten Hollanda karşısında Rusya’nın en büyük avantajı da buydu. Katıldığı hemen her turnuvada, gurup maçlarında futbolu ve parlak sonuçlarıyla göze batan İspanya, bu ilk gruptaki “erken favori”lerin demirbaş bir örneği. İkinci gurubun demirbaşı ise Almanya elbette. Euro 2008’de Türkiye’nin, “arkadan gelme” kupasını Almanya’nın elinden aldığı söylenebilir. “Futbol, Almanya’nın kazandığı bir oyundur” Ancak yarı final öncesinde Türkiye’nin durumu, Hollanda karşındaki Rusya’dan büyük bir farklılık gösteriyor. Burada İngilizlerin gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden Gary Lineker’in “Futbol 22 kişinin 90 dakika boyunca mücadele ettiği ve sonunda Almanlar’ın kazandığı bir oyundur” sözünü hatırlayalım. Lineker elbette bu lafı, Almanya’nın turnuva performansını göz önüne alarak söylemişti. Futbolu biraz olsun takip eden her insan, Almanya’nın sürünerek geldiği tüm büyük turnuvalarda final ya da yarı final oynadığını bilir. İşte bu yüzden de Almanya için her zaman “turnuva takımı” benzetmesi yapılır. Almanya, hemen her turnuvada aynı performansı gösteriyor. Oysa Türkiye, oynadığı dört maçı, toplamda sadece 9 dakika önde götürerek yarı finale çıktı. Yani, Ekşi […]