Etiket arkeoloji

Islık çalan hafıza

Yapı Kredi Kültür Sanat’ta yer alan Islık Çalan Hafıza sergisi, müze koleksiyonunu çağdaş sanatla bir araya getirerek geçmiş ve bugünü ortak bir mekânda buluşturuyor. Arşiv, koleksiyon ve hatırlama kavramlarını sabit bir miras olmaktan çıkarıp bugünle kurulan canlı bir alan olarak…

Hasankeyf ve ‘kültürel kanalizasyon’

HaberVesaire Soruyor programının konuğu Özcan Yüksek, Hasankeyf'in sular altında kalmasına neden olan, Dicle Nehri'ni bir kanala çeviren Ilısu Barajı'nın inşası için "kültürel kanalizasyon" metaforunu kullandı. Yönetmen Ali Ergül ise baraj göletine gerçekten de beş kentin atık suyunun verildiğini söyledi.

Başbakan’ın şeyleri

Başkakan’ın arkeoloji hakkında yeterince bilgilendirilmediğini kabul edecek kadar iyimser olamayız. Başbakan bilerek konuşuyor, daha önce de konuşmuştu. İmam böyle konuşunca bakın cemaat ne yapıyor.*

Elveda İstanbul

UNESCO’nun yedi yıldır yaptığı uyarıların göz ardı edilmesi, İstanbul’un büyük ihtimalle Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılmasına neden olacak.

Sulukule’nin altı

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, 13 Ocak’ta yayınladığı “Sulukule’de Yenileme Projesi ve Arkeolojik Kalıntılar” başlıklı duyuruda şunu söylüyor:“Yıkımların ardından çok büyük bir hafriyat yapıldığı ve bu hafriyat içinde çok miktarda -olasılıkla Bizans Dönemi’ne ait- kırık mimari kalıntı parçaları bulunduğu gözlenmiştir. Bu kalıntı parçaları, bu alanda kültür varlıklarının açıkça tahrip edildiğinin kanıtlarıdır.”Arkeologlar, bugüne kadar belediye görevlileri, inşaatçılar ve dozerlerden başkasının uğramadığı bu alanda yüzlerce yıllık kültürel eserlerin tahrip edildiğini söylüyor.Dikkat ederseniz söz konusu tahribat, mevcut yapıların yıkımı esnasında yapılıyor. Gözle görülür, somut yapılar yok ediliyor. Peki ya görünmeyenler?Söz konusu alan, İstanbul’un tarihi merkezinin son sınırlarını çizen -Theodosius- kent surlarının hemen dibinde. En düşük ihtimalle en az 1000 yıldır, kesintisiz yerleşim gören bir bölge.Dahası da var: Bizans dönemi uzmanlarına göre, antik kaynaklarda ismi geçen, o bölgede bulunduğu bilinen ama kesin yeri tespit edilemeyen yapılar da büyük ihtimalle Sulukule’nin altında yatıyor. Örneğin İmparator Iustinos’un Deuteron Sarayı.Sulukule’nin yasalarla da belirlenmiş bir statüsü var: Kentsel ve tarihi sit alanı. Kanunlara göre devlet, bu alanda saklı kültür varlıklarını tespit etmeden ve bunları koruyucu önlemleri almadan önce -klişe tabirle- buraya “bir çivi bile çakılamaz”. Tüm bunların özeti işe şu: “Sulukule’de arkelojik araştırma ve kazı yapılması gerekiyor.”Alanda şimdilik -sadece- toprak üstündekileri tahrip etmekle meşgul dozerler dolaşıyor. Toprak altına ne olacağını yakın zamanda göreceğiz. Çünkü inşaat hazırlıkları tamamlandı.

Kültür Bakanı’nın dünü, bugünü

Prof. Dr. Talât Sait Halman geçtiğimiz hafta Kültür Yönetimi Programı’nın davetiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul yerleşkesindeydi. Halman, ülkemizin kültürel değerlerini örneklerle anlattığı konuşmasını “Türkiye: Dünya Kültür Ülkesi başlığı altında yaptı. Konuşmasına güncel bir konudan, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinden başlayan Halman, İstanbul’un bu unvanı Almanya’nın Essen ve Macaristan’nın Pecs şehirleriyle aynı anda almasından duyduğu mutsuzluğu dile getirerek başladı: “Bu kadar önemsiz ve zayıf kentlerin İstanbul gibi bir kent ile aynı ünvanı kullanmasını hazmedemiyorum. Kızıyorum adeta. Daha önce de bu tür kentler, İspanya’nın Santiago de Compostela şehri örneğin, kültür başkenti seçildi. İlginç bir şehir elbette. Ya da Yunanistan’ın Patras kenti. Ama hangisi her çağa ilişkin tarihi, kültürel, entelektüel birikim taşıyan İstanbul ile mukayese edilebilir?” “Üstelik sadece İstanbul değil, tüm Türkiye, dünyanın kültür başkentidir” diyen Halman bu iddiasını şu örneklerle destekledi: “Türkiye’de Yunanistan’dan daha fazla Yunan amfi tiyatrosu var. Roma eserlerinin çeşitliliği İtalya’dan fazladır. Hem Asya’yız, hem Avrupa’yız. Hem Balkanlar’ız, hem Ortadoğu’yuz. Hangisiyiz önemli değil, ama bunların ortasında pırıltılı bir senteziz. “Anadolu doğudan batıya uzanan tek büyük yarımadadır. Bu bizim kaderimizdir adeta. 3 bin tane antik kentimiz, 25 bin tarihi anıtımız var. Karun’un efsanevi hazinesi bu ülkedeydi. İskender buradan geçti, kördüğümü Gordion’da çözdü. Sezar ‘Geldim, gördüm, yendim’ (veni, vidi, vici) sözünü bu topraklarda sarf etti. Tarihin babası Herodot, coğrafyanın öncüsü Strabon, modern tıbbın kurucusu Galenus, matematik dehası Tales bizdendi. Japonya ile eser becayişi Halman’ın konuşmasında getirdiği belki de en ilginç öneri, taşınabilir kültür varlıklarının yabancı eserlerle değiş tokuş edilmesiydi: “Bizde fazlasıyla bulunan eserleri, bizde olmayanları almak için satabiliriz. Becayiş edebiliriz. Afyon Arkeoloji Müzesi benim bakanlığım sırasında (1971) açılmıştı. O zaman depoda aynı tipte 3 bin kadar heykelcik vardı. Bu kadar çok eserin teşhire çıkma, sergilenme şansı yok. Bu eserleri örneğin Japonlara satsak, onlar da bize kendi mazilerinden eserler verse. Eserlerimizi sadece sahip olmak açısından düşünüyoruz. Oysa önemli olan bunları paylaşıma sunmak. […]

“Taliban” Mersin’de

Anadolu’nun sahipsiz kültür mirasına define avcılarınrdan yeni bir darbe: Mersin Erdemli’ye bağlı Kızkalesi beldesinin yedi kilometre kuzeyindeki derin bir vadinin dik yamacında yer alan ve 12 adet kabartmadan oluşan Adamkayalar dinamitlendi. Sadece tarihi Kilikia bölgesinin değil, dünyada eşine az rastlanır bir kabartma grubu olan eserlerde büyük tahribat meydana geldi. Tahribatı duyuran haber, Sınırsız Fotoğrafçılar Grubu’nun (SFG) yayın organı Fotoritim’in Temmuz 2009 sayısında yayımlandı. Mersin Fotoğraf Derneği Başkan Yardımcısı ve SGF üyesi Baybars Sağlamtimur, tahribatı birkaç önce fark ettiklerini ancak belgeleme ve yayınlama çalışmalarının zaman aldığını dile getiriyor. Bahar aylarında meydana geldiğini sanılan tahribat Mersin Fotoğraf Derneği Başkanı Mustafa Eser tarafından belgelendi. Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Durukan, stilistik incelemelere bakıldığında kabartmaların, İÖ 3. yüzyıldan Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanan bir dönemde yapıldığı bilgisini veriyor. Define bulma gerekçesiyle dinamitlenen kabartmalardan biri tamamen yok olurken, bazıları kısmen zarar görmüş. Kabartma sırasının en başındaki sunağın sağ yanındaki figür tümüyle ortadan kalkmış. Sunağın sol yanındaki, bir elindeki testiden diğer elindeki kâseye bir sıvı dökerken betimlenen figürün ise gövdesinin üst bölümü zarar görmüş. Dinamitleme, altı kabartmanın yan yana yer aldığı bölümün altını da tahrip etmiş. Kabartmalarının, önemli kişilerin anısını yaşatmak üzere yakınları tarafından yaptırıldığı sanılıyor. Murat Durukan, Fotoritim’deki yazısında tahribatın Afganistan’daki “Buda” kabartmasının bombalanarak tahrip edilmesinden farklı olmadığını dile getiriyor.