İstanbul Kültür ve Toplum Sanat

Islık çalan hafıza

Yazan: Ecem Küçük
- A +

Yapı Kredi Kültür Sanat’ta yer alan Islık Çalan Hafıza sergisi, müze koleksiyonunu çağdaş sanatla bir araya getirerek geçmiş ve bugünü ortak bir mekânda buluşturuyor. Arşiv, koleksiyon ve hatırlama kavramlarını sabit bir miras olmaktan çıkarıp bugünle kurulan canlı bir alan olarak ele alan sergi, 7 Haziran 2026’ya kadar ziyaret edilebiliyor. Serginin kitabı da Yapı Kredi Yayınları tarafından Mayıs ayında yayınlandı.

Küratörlüğünü Burcu Çimen’in üstlendiği sergi, “Koleksiyon yalnızca geçmişi koruyan bir yapı mıdır, yoksa bugünle ilişki kurabilen canlı bir alan mı?” sorusu etrafında şekilleniyor. Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz’in çalışmaları; Yapı Kredi Müzesi koleksiyonundan seçilen sikke ve gölge oyunu figürleriyle diyalog kurarak çoğul bir hafıza okuması sunuyor.

Serginin girişinde Hilal Can’ın ışık ve gölge ilişkisini merkeze alan yerleştirmeleri bulunuyor. Sanatçı, Yapı Kredi Müzesi’nin Ragıp Tuğtekin Gölge Oyunu Koleksiyonu’ndan yola çıkarak Karagöz-Hacivat geleneğini güncel bir estetikle yorumluyor.

Asetat, toplu iğne ve iplik gibi malzemelerle hayat bulan “Hilal-i Can ve Yaşuk Göz” karakterleri, maddi olan ile ruhani olan arasındaki gerilimi temsil ediyor. Duvardaki projeksiyonlar aracılığıyla mekâna yayılan gölgeler, hafızanın bedenden çıkan bir nefes gibi mekânda yankılanmasını sağlıyor. Bu yerleşimde eski ve yeni figürler iç içe geçerek, geçmiş ve bugün arasında birbirini dönüştüren bir bağ kuruyor.

Arkeolojik kazılar ve görünmez emek

Akram Zaatari, Osman Hamdi Bey’in 1887’de Sayda’da yürüttüğü kazılara odaklanarak arkeolojinin çelişkili doğasını sorguluyor. “Üstte ve Altta” adlı yerleştirme, yeraltından bir nesneyi çıkarırken yer üstünde feda edilen yaşam alanlarına ve yapılara dikkat çekiyor.
Sanatçı, arkeolojik anlatıların ardındaki fiziksel yükü ve elektriğin olmadığı dönemlerde gaz lambalarıyla yürütülen kazı çalışmalarını görünür kılıyor. Yer altının karanlığı ile yer üstünün ışığı arasındaki bu gerilim, tarih anlatılarının nasıl inşa edildiğine dair somut veriler sunuyor. Arşiv fotoğrafları ve notlar, nesnenin ötesindeki insani emeği ve zorlukları hatırlatıyor.

Kayıp mirasın yeniden inşası  

Michael Rakowitz, Irak Savaşı sırasında yağmalanan veya yok edilen kültürel mirasın izini sürüyor. Sanatçı, bu kayıp eserleri gıda ambalajları, bisküvi paketleri ve gazete kâğıtları gibi gündelik atıklarla yeniden üreterek sessiz bir direnç alanı oluşturuyor.
Müze koleksiyonundaki paha biçilemez antik sikkelerle yan yana sergilenen bu ambalaj büstler, asıl mirasın madde değil, nesnenin taşıdığı hikâye ve bellek olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, hafızadaki boşlukları görünür kılarak kaybın temsil üzerinden nasıl bir direniş alanına dönüşebileceğini gösteriyor.

Nümizmatik koleksiyon

Yapı Kredi Müzesi’nin nümizmatik koleksiyonu, serginin çağdaş katmanlarıyla sürekli etkileşim hâlinde. Lydialılardan başlayarak Pers, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine uzanan sikkeler; iktidar, değer ve temsilin medya araçları olarak sunuluyor.
“Kandıra Sikke Grubu” veya “Sahte Sultan: Cimri” gibi örnekler, tarihin ekonomik ve siyasi hafızasının parça parça nasıl inşa edildiğini gösteriyor. Paranın sadece bir değişim aracı değil, aynı zamanda mitolojik anlatıların (Herakles, Karon) ve toplumsal hiyerarşilerin taşıyıcısı olduğu vurgulanıyor.

 

Yorum yazın