Etiket Ayşegül Aydın

Bilgi’de üç katlı eylem

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve öğretim elemanları, geçtiğimiz hafta üç akademisyenin “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesi ile işten çıkarılmasını santral yerleşkesinde protesto etti. Görsel İletişim Tasarımı (VCD) bölümünden bir öğrencinin geçtiğimiz bahar döneminde bitirme projesi olarak porno içerikli bir tez sunmasının 1 Ocak’ta basına yansımasının ardından, tez jürisinde yer alan üç öğretim görevlisinin üniversiteyle ilişiği 3 Ocak’ta kesilmiş ve söz konusu bölümün de bulunduğu E1 binasındaki ofis ve stüdyoların kilitleri, 2 Ocak akşamı değiştirilmişti. Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve çalışanları “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesiyle, savunmaları alınmadan işten uzaklaştırılan öğretim elemanlarına destek için örgütlendi. Bilgi mezunları ve e-posta hesapları geçici süreyle erişime kapatılan Fotoğraf ve Video (POV), Görsel İletişim Tasarımı (VCD) ve Sinema ve Televizyon (FTV) bölümü çalışanları, tepkisini sosyal ağlar ve üniversite dışındaki internet sitelerinden dile getirirken, Bilgi’de çalışan öğretim elemanları üniversitenin iç yazışma sistemini kullandı. Bu ikinci gruba eylem çağrısını ilk Matematik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Nesin yaptı. Eylemciler saat 10:00 civarında santral yerleşkesinin “cami girişi” tabir edilen arka kapısında toplanırken, Bilgi kimlik kartı taşımayan katılımcılar ve basın mensupları, Üniversite Yönetimi’nin bir gün önce yaptığı duyuru dikkate alınarak, güvenlik görevlilerince içeriye alınmadı. Sendikalı Bilgi Çalışanları ve öğrencilerin, basın mensuplarının içeriye alınmasına dair yönetime yaptığı çağrı olumlu karşılandı. Gazetecilere giriş izni verildi ancak az sayıdaki katılımcı, kimlik kartları olmadığı gerekçesi ile dışarıda kaldı. Sayısı 300’e yaklaşan grup, cami tarafındaki girişten E1 binasının önüne giderek eyleme devam etti. Burada, dışarıda kalan grubun da içeri alınması için çağrı yapan eylemcilerin talebi yerine getirilmedi. Grup tekrar eylemin başladığı “cami girişi”ne yöneldi ve basın açıklamaları burada yapıldı. Rektörden yorum yok HaberVs muhabirleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörlüğü’nün gelişmelerle ilgili görüşünü almak istedi. Rektör Prof. Dr. Halil Güven muhabirlerimize konuyla ilgili yorum yapmayacağını ifade etti. Uzaklaştırılan öğretim elemanları adına ilk konuşmayı, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Mustafa Ercan Zırh yaptı. Zırh, işten çıkarmalarla ilgili […]

Şiddetin dublörleri

Nişantaşı’ndaki City’s Alışveriş Merkezi’nin en üst katında bulunan Toprak Sanat Galerisi’ne girdiğinizde; kaşı gözü morarmış, intihara kalkışan, bağımlı ya da delirmiş kadın portreleriyle karşılaşıyorsunuz. İnsanın içi kararıyor ama amaç da zaten bu. Fotoğrafçı Ümit Karalar, insanların, bir dakikalığına da olsa empati kurabilmesini ve acı gerçeğe duyarsız kalmamalarını istiyor. “Bu projeyi, ‘Türkiye’de her gün şiddete maruz kalarak hayatını kaybeden üç kadın var’ diye seçtim. Toplumun bilinçlenmesi gerekiyor” diyen Karalar, bu kadınların yaşadığı duygusal çöküntüyü, İngilizce okunmaya çalışıldığında Türkçe’deki “şiddet” kelimesini çağrıştıran Sheddeath isimli sergisiyle aktarıyor. Şiddet sınıf ayırmıyor Sheddeath, Marmara Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü’nden mezun, 24 yaşındaki Karalar’ın diploma projesi olarak başlamış. Ancak aralarında ünlü simaların da bulunduğu birçok katılımcının ve sponsoru Doğtaş’ın da desteğiyle bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürülmüş. Karalar satışa sunduğu fotoğraflardan elde edilecek gelirlerin Kadınları Koruma Derneği’ne bağışlanacağını aktarıyor. 50’yi aşkın kadının yer aldığı bu projede Karalar, doktorundan, öğretmenine birçok meslek grubuyla çalışmış. Fotoğrafçı, projenin içine ünlüleri katarak başka bir noktaya parmak basmak istiyor. Karalar bunu şöyle açıklıyor: “Çünkü sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın, her meslekten kadın şiddete maruz kalıyor.” Makyaj ama gerçek Sergide, kendi fotoğraflarına bakan ünlü kadınlardan birkaçıyla sohbet etme şansı buluyoruz. Hepsi, böyle bir projeye katıldıkları için ne kadar mutlu olduklarını dile getiriyor. Oyuncu Gözde Kansu da, “Bu projede mutlaka yer almalıyım” diyenlerden. Kansu, kadının maruz kaldığı şiddeti canlandırmanın bile moral bozucu olduğunu ve çekimlerin model üzerinde psikolojik etki bıraktığını vurguluyor: “Korkunç bir şey. O anı yaşıyorsunuz.” Çekimlerden çok etkilenen bir diğer isim ise şarkıcı Zeynep Mansur. Çekimlerde, morarma ve yara izlerini oluşturmak için profesyonel plastik makyaj uygulandığını hatırlatan Mansur, çekim biter bitmez makyajını çıkarmak istediğini söylüyor. Şiddet eylemlerinin en kötüsünün fiziksel şiddet olduğunu düşünen Mansur ekliyor “Ben makyajla böyle hissederken, fiziksel şiddete maruz kalmış kadınların neler hissedebileceğini düşünün.” Toplum baskısı da bir şiddet Sergide, sadece başkalarının kadınlara uyguladığı fiziksel şiddete yer verilmiyor. Örneğin; oyuncu Özge Özder, […]

Kadınlara özel metrobüs

İstanbul’da her gün yüz binlerce insana hizmet veren metrobüslerin, özellikle sabah ve akşam saatlerinde normal kapasitesinin çok üzerinde yolcu taşıması sorunları da beraberinde getiriyor. Yoğunluk çoğu kez, sefer sıklığının 36 saniye olduğu dile getirilen bu araçlarda yer bulunamamasına neden olurken, bir şekilde binmeyi başaranlar adeta balık istifi seyahat etmek durumda kalıyor. Sıranın, düzenin ve saygının söz konusu olmadığı bu saatlerin mağdurları ise çoğu kez kadınlar: Kendini içeriye atabilmek için omuz omuza mücadele vermek durumundalar. İçerideyse bir başka sıkıntıyla karşılaşabiliyorlar. Sorunun farkında olan erkekler de yok değil… Öyle ki, çeşitli forumlarda tacizden korunmaları için “kadınlara özel metrobüs” uygulamasını öneriyorlar. Konu, “Hanımlar için ayrı metrobüs düzenlenmesi” başlığıyla Ekşisözlük’tegündeme getiriliyor. “Nasılbirdemokrasiistiyoruz” takma adıyla başlığı açan kullanıcı “…bizim kadınlarımız metrobüste ahlaksızca rahatsız ediliyorlar” diyerek durumla ilgili şikâyetini dile getirirken, ayrı metrobüsler oluşturulmasını ve bunlardan sadece kadınların yararlanmasını öneriyor. “Mecburen çalışan hanımlar” Metrobüse binen kadınları “Çünkü herkesin hanımı evde oturma gibi bir şansa sahip olamıyor. Kimi ailelerde, gönlümüz hiç razı gelmese de, hanımların da mecburen çalıştıklarına şahit oluyoruz” şeklinde tanımlayan Nasılbirdemokrasiistiyoruz’u,“The last mimzy” eleştiriyor: “Şimdi, dincilerin, toplum içinde kadınların maruz kaldığı sorunları çözme şekli bellidir: “Mağdur edene dokunma, kadına yasak getir veya kadını soyutla.” “Rahatça mini etek giyilebilen” ülkeler“Women only bus” (kadınlara özel otobüs) diye adlandırılan uygulamayı, Malezya, Güney Kore, Nepal, Pakistan ve Japonya gibi ülkelerde görebiliyoruz. Özellikle yüksek nüfuslu yerleşim bölgelerinde ve yoğunluğun yaşandığı iş saatlerinde baş vuruluyor. Dubai’de talep eksikliğinden kaldırılan bu uygulama, gazeteci Andrew Gumbel’in otobüsleri “bakire binen hamile çıkabilir” şeklinde tanımladığı Meksika’da ise rağbet görüyor. The Independent gazetesine konuşan 29 yaşındaki Sandra Jimenez adlı bir kadın da, Meksico City’de 2008’de başlatılan bu uygulamayı “güzel sürpriz” olarak niteliyor. Uygulama sayesinde, taksi parası vermekten kurtulduğunu belirten Jimenez, özel otobüslerin, kadınlara istedikleri gibi davranma ve giyinme imkânı vereceğini söylüyor. Jimenez “Rahatça mini etek giyebilirim, kimse rahatsız etmez…” diyerek sevincini dile getiriyor. Uygulama Malezya’da da […]

Yolsuzluk barometresi

Şeffaflık Derneği, 9 Aralık Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü kapsamında, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere yerleşkesinde düzenlediği panelde “Küresel Yolsuzluk Barometresi” isimli kamuoyu araştırmasının 2010 yılı sonuçlarını açıkladı. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International/IT) 89 ülkede yürüttüğü araştırma, kamuoyunun, yolsuzluk hakkındaki algısını ve rüşvet verme deneyimlerini ele alıyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de ankete katılanların yüzde 33’ü son bir yılda en az bir kuruma rüşvet vermiş. En çok rüşvet alan polis Barometre 89 ülkeden, 91.500 kişiyle yapılan mülakat sonuçlarına dayanıyor. Buna göre her 10 kişiden 6’sı son üç yılda yolsuzluğun arttığına inanıyor. Her 4 kişiden 1’i ise geçtiğimiz yıl rüşvet verdiğini söylüyor. Rapor, son 12 ayda en çok rüşvet alan kurumun emniyet kuvvetleri olduğunu belirtiyor. 2003’ten bugüne yürütülen araştırmalarla kıyaslandığında ise polis, rüşvet vakalarında en çok artış gösteren kesim olarak görülüyor. Ankete katılanlar, rüşvet ödeme nedeni olarak en çok “yetkili makamlarla çıkabilecek sorunlar”ı gerekçe gösteriyor. Kamuoyunda yolsuzluk algısının en fazla arttığı yerler ise yüzde 73 ile Avrupa ve yüzde 67 ile Kuzey Amerika. Araştırmanın Türkiye ayağında Şeffaflık Derneği’nin yaptığı anket çalışmasında, ülkemizde yolsuzluğun arttığına dair inanışın dünyaya paralel gittiği gözlemleniyor. Buna göre Türkiye halkının yüzde 57’si yolsuzluğun arttığını düşünüyor. Gümrük, eğitim kurumları, yargı, tapu hizmetleri, sağlık hizmetleri, polis, ruhsat ve izin veren kurumlar, vergi daireleri ve altyapı hizmetleri hakkındaki görüşlerin sorgulandığı araştırmaya göre; Türkiye’de yolsuzluk en fazla özel sektör, kamu ve eğitim kurumlarında yaşanıyor. Anketi cevaplayan deneklerin yüzde 33’ü, son bir yılda yukarıda sayılan 9 kurumdan en az birine rüşvet verdiğini ifade ediyor. Türkiye bu oranla dünyanın hemen tüm ülkelerini geride bırakıyor. Araştırmanın yapıldığı 89 ülkede bu oran ortalama yüzde 25 iken, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 5 ve Türkiye’nin birlikte değerlendirmeye alındığı Batı Balkanlarda ise 19. Dernek, bu sonuçların Türkiye’deki yetkilileri alarma geçirmesi gerektiğinin altını çiziyor. Yolsuzluğa karşı telefonlarŞeffaflığa Çağrı Merkezi’yle iletişime geçen vatandaşlar gerektiğinde uzmanlar tarafından kanunlar ve idari düzenlemelere sahip oldukları haklar […]

Sermayenin yeşili de başörtülüyü mağdur ediyor

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) hazırladığı “Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar” adlı rapor, 9 Kasım’da yapılan bir toplantıyla açıklandı. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Dilek Cindioğlu tarafından kaleme alınan rapora göre; başörtülü kadınlar, gerek özel sektörde, gerekse kamusal alanda iş hayatına katılımlarında, yasağın olumsuz etkilerine maruz kalıyorlar. Özgeçmiş göndermek bile sorun3 şehirde, 79 uzman meslek sahibi başörtülü kadın ve 25 erkekle yapılan mülakatlar sonucu hazırlanan raporda; başörtülü kadınların iş hayatında nasıl sorunlara maruz kaldıkları, yapılan röportajlarla tek tek örneklendirilerek anlatılıyor. Buna göre başörtülü kadınlar, çalışma koşulları ve güvenceler bakımından kamusal alanda çalışmak isteseler de, şartlardan ötürü özel sektörde iş arıyorlar. Fakat bu da bir çözüm getirmiyor. Çünkü burada da daha işe alınma aşamasında sorunlar başlıyor. Cindioğlu bunu şöyle açıklıyor: “İşe alınırken mesleki sınavlarda başı açık resim gerekiyor. Yine başvuruda bulunurken CV’ye resim koymak gerekiyor. Kapalı resim koyduğunuzda bir çok yer sizi çağırmıyor. Resim koymayıp mülakata çağrıldığınızda ise ‘Tam istediğimiz gibi bir elemansınız, ama başörtüsü bizim için sıkıntı olur’ cevabı alınabiliyor.” Yeşil sermayede de rahat yokAslında rapora göre; özel sektör için başörtülü eleman çalıştırmak, bir avantaj bile olabiliyor. Burada patronlar, başörtülü kadınların, kolay kolay başka yerde iş imkânı bulamayacaklarını bildiklerinden, standartlardan çok daha düşük ücretler öneriyorlar. Görüşmecilerden Nadide Hanım, patronuna “Neden bu kadar düşük ücret veriyorsunuz? diye sorduğunda “Sizin alternatifiniz yok. Ben bu maaşı vermesem gidip dışarıda daha yüksek birşey bulamazsınız. Ama bu beylerde böyle değil” cevabını aldığını söylüyor. Ayşe Hanım patronların kimi zaman başörtülü kadın çalıştırmayı, sosyal sorumluk olarak gösterip vicdanlarını rahatlattıklarını, ayrıca bunun şirket müşterilerine olumlu bir vitrin oluşturduğunu söylüyor. Görüş bu şekilde olunca aynı eğitim seviyesinde olan iki elemandan başı açık olan daha avantajlı konuma geliyor. Görüşmecilerden mühendis Nadide Hanım kendisinin 800 ytl maaşla çalıştığını ama işe yeni başlayanların bile bin 500 lira aldıklarını belirtiyor. Çoğu şirket […]

Dinde zorlama yok, dersine var

Emirgan’daki Osman Saçmacı İlköğretim Okulu’nda öğrenim gören, 7. sınıf öğrencisi R.’nin önümüzdeki birkaç senede alacağı notlar, ileride hangi lisede okuyacağını belirleyecek. Yapılan başarı puanlarının sadece küsuratıyla, yüzlerce kişinin elenebildiği bir sistemde, o da güzel bir puan yaparak iyi bir okula girmek istiyor. Fakat onun alacağı puanı etkileyecek derslerden biri de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına aykırı olduğu halde verilen, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi. R. şimdi Alevi olmasına rağmen, puan kaybetmemek için harıl harıl Arapça dua ezberlemeye çalışıyor. AİHM, 2007’de verdiği kararda; “Türkiye’deki din kültürü ve ahlakı dersleri, demokratik bir toplumda verilen eğitimde olması gereken, objektiflik ve çoğulculuk, bunun yanı sıra öğrencilerin dine karşı sorgulayıcı bir bakış geliştirmeleri ölçütlerini karşılamamaktadır” demişti. Muafiyet çözüm değil ayrı bir sorunAnne B. (37) kızını din dersinden muaf tutmak için yargı yolunu seçmemiş. Haksız da sayılmaz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı Fevzi Gümüş sadece kendi derneklerinde, elliye yakın sonuçlanmış ya da sürmekte olan muafiyet davası olduğunu söylüyor. Bu davaların çok uzun sürdüğünü anlatan Gümüş, dava süresi boyunca çocuğun din dersi almaya devam ettiğini de hatırlatıyor. Fevzi Gümüş’ün dikkat çekmek istediği bir başka nokta da, çocuğun dersten muaf olmasının bir kazanım olmadığı. Gümüş, “Dava kazanılsa bile, çocuğun muaf olduğu, öğrenciler, öğretmenler ve yönetim tarafından biliniyor. Bu durumu herkes kendi kimliğine, kendi algısına göre değerlendiriyor” diyor. Muaf olan öğrencilerin, okulda dışlanma, lakap takma gibi sorunlarla karşılaştığını belirten Gümüş, bu yüzden ayrı bir psikolojik baskı altına girdiklerini belirtiyor. Baskıdan kaçmak için kimlik gizleniyorAnne B. de, hem uzun bir davanın, hem de muafiyetin, kızının arkadaşlarından farklıymış gibi hissetmesine neden olacağını düşünmüş. Ayrıca, kızının Alevi kimliği ön plana çıktığında, eğitim kadrosunun tepkisinin de değişmesinden korkmuş .”Bu konuda keskin düşünceleri olan Sünni öğretmenleri olabilir, notlarını da riske atmak istemedim” diyerek anlatıyor bu süreci. Kızının bir ders saati boyunca dışarda tek başına beklemesinin de onu üzeceğini düşünerek bu […]

Sigara bıraktırma yarışı kızışıyor

Kapalı alanlara getirilen sigara yasağının ardından, fiyatlara da zam getirilmesi tüketiciyi üzse de bir sektöre hareket katacağa benziyor. Tiryakinin yeni gündemi alternatif sigara bırakma yöntemleri. 19 Temmuz’la hayatımıza giren “Kapalı alanlarda sigara içme yasağı” tiryakiyi bir hayli zorlamıştı. Fakat yine de bazı tiryakiler “En kötüsü evimde içerim, hayatta bırakmam” diyorlardı. Zora düşen mekânlar ise, kepenk kapatmamak için alternatif çözümler bulmuş, yasağa ayak uydurulmuştu. Hatta infrared ve LPG’li ısıtıcı üreten şirketler de bundan paylarına düşeni almışlardı. Fakat son zamların ardından görülüyor ki, tiryaki bu sefer çok daha zor durumda. Devlet, bu ekonomik krizde faturayı sigara tiryakisinin sırtına yükledi bile. Aslında resmen insanların sigarayı bırakması istenirken diğer taraftan bütçe açıklarının sigara tiryakilerinin sırtından finanse edilmesi ayrı bir çelişki yaratıyor. Hal böyleyken, yasağın başında “hayatta bırakmam” diyenler bile artık kara kara ne yapacağını düşünüyor. Tabii bu soğuklarda kapı önlerinde titreye titreye sigara içmek zorunda olmaları da tiryakilerin yaşadığı zorlukların üzerine tuz biber ekiyor. Bugünlerde etrafımızda daha çok kişiden “bırakmak lazım, ama nasıl?” sorusunu duyuyoruz. Bu da bize infrared ısıtıcılardan sonra medikal sektörünün de yüzünün güleceğinin sinyallerini veriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık Aile ve Sosyal İlişkiler Komisyonu, yaklaşık 6 aydır yürürlükte olan yasakla, sigara tüketenlerin oranında yüzde 15’lik bir azalma olduğunu açıkladı geçenlerde. Konu ile ilgili görüştüğümüz Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi Hasta Hakları Sorumlusu Mehtap Çakıroğlu, kapalı alanlarda uygulanan yasağın ardından artış gösteren hasta sayısının, son zamla birlikte daha da yoğunlaştığını söylüyor. Karakılınç: “Eskiden 10 hasta sigarayı bırakmak için geliyorsa, bugün 20 hasta geliyor” diyor. Biorezonans ile vücuttaki nikotin frekanslarını silen Mia Plast adlı kurum da son durumdan memnun. Kurumun Halkla İlişkiler Sorumlusu Sevda Yılmaz, başvuran hasta sayısında, yasağın başladığı son 6 aylık dönem itibariyle yüzde 60’lık bir artış olduğunu belirtiyor. Psikoterapi ile sigarayı bıraktırmayı hedefleyen Allen Carr’s adlı kurumun eğitim koordinatörü Filiz Yaray da yasak ve zamla birlikte hasta sayısında bir artış […]

Facebook profiliniz itinayla çekilir

İstanbul Mecidiyeköy’de, meydana çıkan sokaklardan birinde, bir fotoğraf stüdyosu… Vitrindeki büyük afiş yoldan geçenlerin dikkatini çekiyor: “Facebook özel profil fotoğraf çekimleri burada!” Stüdyonun sahibi Sefer Darıcı(32) eski bir gazeteci. Gazeteciliğin kazandırdığı refleksle olsa gerek, sosyal paylaşım ağı Facebook’taki “ışığı”, bugün bulunduğu meslek grubunda belki de ilk fark eden isim. “Bu konuda bir boşluk olduğunu düşündüm ve halkın böyle bir hizmete hayır demeyeceğine karar verdim” diyor. Geride kalan altı ay Darıcı’yı haklı çıkarmış: “Ayda ortalama 55 kişi sadece Facebook profili çektirmek için geliyor.” Eskiden nişan, düğün, sünnet fotoğrafları ya da poloraid çekimler için kullanılan stüdyosu daha çok ziyaret edilen bir mekân haline gelmiş. Facebook’un farkı ne? Facebook için fotoğraf çektirmenin, diğer fotoğraflardan farkı ne? Darıcı bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Facebook müşterisi çevre edinme amacında ve dolayısıyla istediği biçimde görünmeyi arzuluyor. Milyonlarca insanın görebildiği ve kendilerini tanıtan fotoğrafın dikkat çekici olmasını istemeleri çok doğal. Dolayısıyla müşteri, hangi özelliğinin ön plana çıkması gerektiğini kendisi belirliyor. ‘Yüzümü beğenmiyorum’ ya da ‘kilolu gözükmek istemiyorum’ derse, ona göre düzeltmeler yapılıyor.” Darıcı’nın tarzı, dijital fotoğrafın henüz icat olmadığı yıllarda fotoğrafçı vitrinlerinde sık gördüğümüz “itinayla rötuş yapılır” reklamlarını hatırlatıyor. Kendini tümüyle fotoğrafçıya bırakan müşteriler kadar, “kafasında kendi pozuyla gelen” insanlar da var. “Örneğin” diyor Darıcı, “bir müşteri, sadece gözünün fotoğrafını çekmemi istedi. Daha ilginç isteklerde bulunanlar da oldu.” Sadece insanlar değil… Milyonlarca kullanıcıya hitap eden bir ağın yarattığı “imkanlar”la ilgilenen bir başka grup da şirketler. Özellikle piyasaya yeni çıkan ürünler Facebook aracılığıyla tanıtılmaya çalışılıyor. Darıcı “İsim veremem ama bugüne kadar yedi sekiz şirket, Facebook’a özel çekimler yapmamı istedi” diyor. Paylaşım ağlarının kendine özgü bir havası olduğunu dile getiren fotoğrafçı, başka mecralardaki tanıtım fotoğraflarının Facebook için geçerli olmadığı görüşünde:“Gazeteye verdiğiniz reklamla Facebook’a verdiğiniz reklam arasında bir fark olmalı…” Facebook’a girip profil fotoğraflarına şöyle bir göz attığınızda Darıcı’nın haklı olduğunu kolayca görebiliyorsunuz. Sanal ortamdaki sosyal ağlarda insanlar “oldukları gibi” değil […]

Medyaya eğitim şart

“Nijeryalı Festus Okey polis kurşunuyla can verdi”, “Hrant Dink’i son yolculuğuna uğurladık”,”Rahip Andrea öldürüldü”, “Türbanlı kadın işinden oldu”,”Engelli kadını otobüsten attılar”, “DTP konvoyu taşlandı”,”Travesti öldürüldü” başlıklarıyla duyurulan haberler sıradan bir gazete okurunun bile aşina olduğu konular. Bu haberlerin öznesi olan birbirinden farklı kimliklerdeki bu insanların hepsinin ortak özelliği ise “nefret suçu” kapsamında değerlendirilebilecek olayların kurban ya da mağduru olmaları. Benzer nice haberler gazetelerde yer almaya devam etse de, türkiye’de hâlâ nefret suçuna ilişkin kapsamlı bir yasal düzenleme yok. Oysa ki bu haberler sadece bireylere karşı işlenen suçu anlatmanın ötesinde, kimilerinin kendilerine benzemeyenlere ya da doğruluğu tartışmalı genel geçer kurallara aykırı yaşayanlara duyduğu öfkeyi de temsil ediyor. Farklı etnisite, kültür, cinsiyet ya da dinden insanları aynı çatı altında barındırmaya çalışan Türkiye’de, birbirine benzemeyen birçok sesin çıkması da oldukça normal. Fakat sadece başlıkları verilen ve yaşananların küçücük bir bölümünü yansıtan yukarıdaki örnekler bir tartışma ortamından öte bir savaş alanını anımsatıyor. Peki çözüm ne? Konuya kafa yoranların dile getirdiği ortak payda ise sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturup halkın bilinçlendirilmesi ve en önemlisi caydırıcı cezai hükümler içeren yasal düzenlemelerin yapılması.Kapsamlı bir yasa yok Uluslararası metinlere göre kişilerin ırk, renk, etnik köken, din, fiziksel veya zihinsel engel, cinsiyet ya da yaşından ötürü kendisine ya da mülküne yönelik saldırıların mağduru olması cezai bir yaptırım gerektiren eylem olmasınn yanısıra nefret suçu olarak da tanımlanıyor. Nefret suçları sadece bir bireyi değil, o bireyin temsil ettiği özelliği de hedef aldığından önüne geçilmesi için ayrı bir yasa oluşturulması bakımından da önem taşıyan bir konu. İlk önce 80’li yıllarda, bu konuda hayli kötü ve kabarık bir sicili olan ABD’de “Nefret Yasaları” ya da diğer adıyla “Önyargı Yasaları” diye kabul edilen nefret suçlarına ilişkin yasal düzenlemeler zamanla birçok Avrupa ülkesinde de hayata geçti. Azınlıklara yönelik kimi zaman devlet eliyle gerçekleştirilen katliam ya da saldırıların yanısıra son yıllarda artış gösteren bir biçimde transeksüel […]

Domuz gribi rehberi

Yaz aylarında Meksika’da ortaya çıkıp ABD üzerinden tüm dünyaya yayılan domuz gribi, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tahminiyle yaklaşık 400 bin kişiye bulaşan hastalık, bugüne kadar 4 bin 735 kişinin hayatına maloldu. Hastalık Türkiye’de de yaygınlaşmaya başladı. Henüz can kaybı yaşanmayan ülkemizde bugüne kadar 551 vaka kayıtlara girdi. Özellikle son iki hafta içerisindeki gelişmeler tehlikenin önemli ilk sinyalleriydi: Geçtiğimiz hafta Ankara Bilkent Laboratuvar İlköğretim Okulu’nda rastlanan 16 vaka nedeniyle bu okulda bir hafta süreyle eğitime ara verildi. Ancak Ankara genelinde hasta sayısı arttı ve son beş günde 41 kişide domuz gribi tespit edildi. Ardından, 19 Ekim’de Diyarbakır’da 7 ilköğretim öğrencisinde domuz gribine rastlandı ve il genelinde eğitime bir hafta ara verildi. Tatile rağmen bu kentimizde de hasta öğrenci sayısı 17’ye ve toplam vaka sayısı 23’e yükseldi. Ve ulaşan son haberlere göre İstanbul’da da 16 öğrencide virüse rastlandı. Vali Muammer Güler, vakaların görüldüğü iki okulda dahil olmak üzere eğitime ara verilmesini gerektirecek bir durum olmadığını duyurdu. Aşı çelişkisi Bilinen gribin değişik bir cinsi olan domuz gribine karşı insan metabolizması henüz bir bağışıklık geliştiremedi. Bu amaçla çalışmalar yürüten ilaç firmaları yeni bir aşı geliştirdi. Aşının yeni olmasından kaynaklanan bir takım çelişkiler mevcut olsa da yan etkilerinin başka aşılarda bulunanlardan fazla olmadığı iddia ediliyor. Ancak domuz gribi aşısı üreten uluslararası firmaların lisans almadan aşı satmalarını imkânsız kılan uluslararası düzenlemeler de mevcut. Yan etkilerin ne sıklıkla görüldüğünün tespit edilebilmesi için uzun süreli gözlem verilerine ihtiyaç duyulsa da dünya çapında ciddi bir salgın yaşanması nedeniyle Türkiye de dahil bir çok hükümet bu tarzda bir gözlem çalışmasının sonuçlarını beklememeyi tercih etti. Yetkililer bulaşıcı hastalıklara karşı daha fazla açık olan ve zayıf bünyeli kişilerle daha sık teması olan sağlık personeli, kalabalık okul ortamlarında bulunarak hastalığın yayılmasında ciddi faktör olan 6 ay ile 24 yaş arasındaki kişiler, kronik bir hastalığa sahip oldukları için bağışıklık sistemi zayıflamış olan 25 ile […]