Etiket bilgisayar

Yerli bilgisayar oyunlarının yükselişi

Yerli bilgisayar oyunlarının yükselişi devam ediyor. Hızla gelişmekte olan bu sektörde birbirinden yaratıcı oyunlar öne çıkıyor. Yurt dışındaki yatırımcılarında ilgisini çeken Türk oyunları, insanlar tarafından da büyük ilgi görüyor.

Evdeki oyun istasyonu

Bilgisayar, internet ve oyun konsolları evde zaman geçirme alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Play Station örneğin, pazardaki payı dikkate alındığında bunun başlıca nedenlerinden. Meraklıları için “oyun istasyonunun” tarihinde bir gezintiye çıktık. Teknoloji hızla geliştikçe beklentilerimiz de artıyor. “Ipad 2 ne zaman çıkacak, Dell e-touch tablet ne zaman satılmaya başlanacak, iphone 5 mi çıkacak, playstation 4 üretilecek mi üretilmeyecek mi?” Kafamızdaki sorular arttıkça ve her kafadan farklı bir ses çıktıkça merakımız daha da büyüyor. Bunun son örneklerinden biri PlayStation 4. Son aylarda, üretildi-üretilecek derken, bazı internet sayfalarında, bloglarda, gazetelerde: “Sony’den resmi açıklama: PS4 2011’de çıkacak” başlıklı haberler yayınlandı. Meraklılarını bir hayli heyecanlandıran bu bilgi öyle hızla yaygınlaştı ki Sony resmi bir açıklama yaparak haberlerin doğru olmadığı açıkladı. Sony Computer Entertainment CEO’su Kazuo Hirai yaptığı açıklamada, PlayStation 4 konsolu çıkaracaklarının doğru olmadığını, PS3 üzerinde geliştirme çalışmaları yapacaklarını açıkladı. “PS3’e yeni özellikler ekleyerek ve performansını güçlendirerek yola devam edeceğiz.Yakın dönemde yeni nesil bir konsol modeli planlamıyoruz” diyen Hirai, kafalardaki soru işaretlerini kaldırdı. PS3 için en az 10 yıllık bir ömür belirlediklerini söyleyen Hirai, 2007’de çıkan konsolun geliştirilerek en az 5 yıl daha pazarlanacağını belirtti. 1995’ten beri zirvede Evde vakit geçirme adetlerimizi değiştiren teknolojik aletlerin başında geliyor PlayStation. Peki Playstation hayatımıza ne zaman girdi, nasıl değişti ve gelişti? Meraklıları için Playstation’ın tarihinde bir gezintiye çıkalım istedik.Bundan tam 15 yıl öncesi. DVD formatının ilk kez çıktığı, eBay ve Yahoo’nun kurulduğu 1995 yılı; Playstation’ın doğum yılı. PS; Avrupa’da piyasaya sürüldüğünde en çok bilinen oyun konsulu Süper Nintendoydu. İlk olarak Nintendo ile giriştiği rekabet yarışında yıllar geçtikçe pek çok farklı rakibi olsa da, PlayStation oyun konsolları arasında en çok tercih edilenlerden biri oldu. Play Station konsolu, gri renkte, kablolu oyun kumandaları olan ve iki kişinin oyun oynayabileceği dikdörtgen şeklinde bir konsoldu. Konsolla beraber pek çok oyun da piyasaya sürüldü. İlk yıllarında en çok ilgiyi çeken oyun 1996’da çıkan Tomb Raider, […]

Bilgisayarınızda casus var

Bilgisayarların yüzde 97’sinde casus programı var Geçen yıl sonunda yapılan Türkiye’de İnternet Konferansı’nda casus programlarla ilgili eğitim semineri veren Türkiye Bilişim Güvenliği Derneği’nin eski başkanı Faruk Kekevibilgisayar korsanları için en kolay ve masrafsız yöntemin spyware denilen casus programlar olduğunu belirterek, “Bazı yönleriyle virüslere benzerler, ama virüslerden farklı olarak kendilerini gizlerler. Yerleştikleri bilgisayardaki her türlü dosya ve iletişimi programlandıkları merkeze ulaştırırlar. Ülkemizde yıllardır ve halen yoğun olarak yaşanan sanal banka soygunlarında kullanılan bilgilerin çoğunluğu, casus programlar ile kullanıcıların bilgisayarlarından elde edilmişlerdir. Uzman olmayan bilgisayar kullanıcısı, bunları fark edemez. Çünkü virüslerden farklıdırlar, antivirüs programları yakalayamaz” dedi. Türkiye’deki bilgisayarların yüzde 97’ sinde casus program bulduğunu belirten Kekevi, “Bu oran Türkiye’ nin içinde bulunduğu durumu ve karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi anlatıyor. Yöneticiler dahil olmak üzere ülkemizin bilgisayar kullanıcıları spyware ile virüsün farkını halen bilmiyorlar. Casus program söylemi, onlara fantastik bir sözmüş gibi geliyor, bunların ancak filmlerde olabileceğini düşünüyorlar” diye konuştu. Casus program kullananlardan ilginç yorumlar* 3 yıldır evliyim ve bundan 6 ay öncesine kadar mükemmel bir eşim ve mükemmel bir evliliğim vardı. 6 ay önce eşim yavaş yavaş değişmeye başladı, Ne olduğunu anlamaya çalıştım konuştum, ekonomik sorunlara bağladım. Depresyona girdi belki dedim, konuşmaya anlamaya çalıştım ama nafile, konuşmaya çalıştığım her sohbet kavgaya dönüştü ve artık boşanmak istediğini telaffuz etmeye başladı. Deliler gibi neden bu kadar değiştiğini merak ediyordum. En son 3 hafta önce evdeki bilgisayara keylogger programı yükledim ve şehir dışına çıktım. Benim şehir dışında olduğum sırada bir gece kadın bize gelmiş ve cam açıp onu annesine tanıştırmış yazışmışlar falan hepsini programdan öğrendim ve daha bir sürü iğrençlikler… Bizde olduğunda eşimin pijamalarını giymiş üzerine vs. Şehir dışından dönünce daha fazla uzatamadım ve patladım artık gözümün içine baka baka yalan söylemesini hazmedemez oldum! * Çocuğum uygunsuz siteleri ziyaret ediyormuş. Programı kurdum hemen öğrendim bunları. Bütün siteleri de engelledim, kendisiyle konuşmam gerekiyor. * Ben keylogger, klavye […]

Konsollarla zamanda yolculuk

İlk oyun konsolu Magnavox Odyssey 1972 yılında piyasaya çıktığında büyük ilgi gördü. Bu ürün evde eğlence kültürüne yeni bir soluk getiren analog bir sistemdi. Odssey ilk olmuştu ama bu başarısı kısa soluklu olacak ve yerini Atari 2600 efsanesine bırakacaktı. 1977 yılında piyasaya sürülen Atari 2600, dünya çapında 30 milyondan fazla sattı. Ülkemizde “Karakutu” adıyla bilinen Atari, Pacman, Solaris, Battlezone gibi oyunları ile tozu dumana kattı. 2600’den sonra çıkardığı konsollarda aynı başarıyı sağlayamayan firma iflasın eşiğine geldi. Bugün tatlı bir hatıra olarak anımsanan Atari’nin bazı modelleri internette yüksek fiyatlara alıcı bulabiliyor. Büyük Kapışma: Nintendo Sega’ya Karşı Atari eski ihtişamını yitirirken birçok firma sırayla yeni konsollar piyasaya sundu. Nintendo, aynı adı taşıyan konsol ile 1983′de ve Sega da Master Systems adlı konsol ile 1986′da piyasaya girdi. Nintendo 60 milyonluk gibi büyük bir başarıya imza atarken Sega da Genesis modelinin 29 milyonluk satış rakamıyla buna cevap verdi. 1991’de Super Nintendo ile 49 milyon rakamını yakalayan firma Sega’yı alaşağı etti. Nintendo’ya karşı tutunmaya çalışan Sega , Saturn ve Dreamcast ile son bir hamle yapmış ama başarılı olamamıştı. Bu şirketler dışındaki Mattel 1980’de Intellevision ile, Coleco 1982’de ColecoVision ile NEC 1987’de TurboGrafx-16 ile ve Panasonic de 3DO Interactive Multiplayer ile 1993′de oyun konsolu üretse de sektörde tutunamayarak bugünkü bildiğimiz çalışma alanlarına yönlendi. Playstation ile gelen devrim 1994 yılında Sony Playstation’u piyasaya sürdüğünde kimse bu ürünün bir fenomen haline geleceğini öngörememişti. Gerek pazarlama stratejisi gerek de markanın gücü sayesinde dünya çapında 102 milyonluk bir rakama ulaşan Playstation, o güne kadar satılan bütün konsolların rakamının yarısına tek başına ulaştı. Bu donemde1996’da Nintendo bir ilki gerçekleştirererk 64 bitlik Nintendo 64 ‘u piyasaya sundu ama 32 bitlik olmasına rağmen oyun grafikleri ve kolay kullanımı ile Playstation’nın hızını kesemedi. Nintendo 64 her ne kadar istenilen satış rakamına ulaşamasa da işlemcisiyle kendinden sonra gelecek konsollara ilham kaynağı oldu. Mıcrosoft’tan Xbox sürprizi […]

Kumarın sanalı da para kaybettiriyor

Bilgisayar teknolojisi ve internetin gelişmesine paralel olarak yeni yeni meslek dalları türedi. Kuşkusuz ki bunların en karlı olanı ise son yılların gözde sosyal paylaşım sitesi Facebook ve benzerileri. Dünya çapında 400 milyondan fazla kullanıcıya sahip, senede 300 milyon Amerikan Dolarının üzerinde geliri olan Facebook, Google’dan sonra internetin en uğrak web sitelerinden biri olmayı sürdüyor. Kullanıcıların online oyun da oynayabildiği Facebook’ta, sitenin yaratıcılarının kazandığının yanında lafı olmasa da çeşitli yöntemlerle para kazananlar da türedi: sanal dolarlarla poker oynayanlara sanal para satışı yapanlar. Facebooktaki her oyun için kredi kartıyla sanal para alabilenlerin yeni adresi, siteden daha ucuza satış yapan hackerlar. Günde ortalama 11 milyonun üzerinde kullanıcının oynadığı sanal poker dolarlarının satışı dünya da ve Türkiye’de muaazzam bir sektör yaratmış durumda. Bu pastadan dilim almak isteyen kimi hackerlar kendilerine özel para çalma programları bile geliştirmişler. İnsanın kumar zaafını ortaya koyan oyun Kimisi eğlence kimisi de vakit geçirmek için oynadığını iddia ettiği sanal poker kuşkusuz ki insanın tüm kumar zaafını ortaya koyan bir oyun oldu. Tıpkı gerçeğinde olduğu gibi kaybedilen para sanal da olsa sinirlenip üzülenler ya da kazandığında piyango kazanmışçasına sevinenler oluyor. Kesinlikle zeka gerektirmeyen tamamen şans ve sabıra dayalı bu oyunda şansı yaver gitmeyip elindeki paraları kaybedenler ya arkadaşlarının hediye olarak yolladıklarıyla idare etmek durumunda ya da oyunun yapımcı firmasından belli bir ücret karşılığında sanal para satın alması gerekiyor. 150 bin ile 6 milyon sanal cipin 2 dolar ile 125 dolar arasında fiyatlara satıldığı siteyle rekabet eden hackerlar ise 1 milyon sanal çipi 5 ile 10 TL arasında bir fiyata satış yaparak geniş bir müşteri portföyü oluşturmuş durumda. Öyle ki internette bu satışlar için web siteleri kuran hackerların bir çok yerde reklamları bile yayımlanıyor. Adı üstünde hacker Kredi kartı ya da havale ilesatış yapan hackerların satış yaptığı sanal çipleri kazanma yöntemi ise elbette hile ile oluyor. Çeşitli programlar geliştiren hackerlar bu yöntemle […]

Teknoloji gelişir eşya değişir

Gelişen teknoloji bir yandan hayatı kolaylaştırırken, sahip olduğumuz her ürün bir yenisini de beraberinde getiriyor. Cep telefonu alan bluetooth kulaklığını ya da kılıfını, bilgisayar alan görüntülü sohbeti sağlayan kamerayı, dijital fotoğraf makinesi alan yüksek kapasiteli hafıza kartları ya da taşınabilir bellekleri de satın alıyor. Evdeki tüplü televizyonları tahtından eden plazma ya da LCD televizyonlara sahip olmak ise ses ve sinema sistemleri ya da DVD oynatıcıları almayı da neredeyse “şart” kılıyor. Teknoloji gelişti “gereksinim” arttı Gelişen teknoloji ile beraber hayatımızda yeni gereksinimler oluştu. Daha önceleri cep telefonuna bile ihtiyaç duymayan bizler, bugün onsuz sokağa çıkamaz olduk. Şimdilerde bu ihtiyaçlar öyle bir noktaya geldi ki evdeki eşyaları dahi yeni aldığımız teknolojik aletimize göre değiştiriyoruz. Eski tüplü televizyonların yerini alan plazmalar salonun başköşesinde duran televizyon sehpalarının pabucunu dama attı. Artık ya duvara monte ediyoruz televizyonumuzu ya da alçak, modern televizyon sehpamızı kullanıyoruz. Öyle ki, plazma TV alınca yanında sinema sistemi alma ihtiyacı duymamız işten bile değil. Tabii sinema sistemi kurulunca da film alma ihtiyacımız doğuyor. Bir başka “temel” ihtiyacımız cep telefonlarının gerektirdiği başlıca şeyler arasında; kılıfları ve bluetooth kulaklığı saymak mümkün. Son günlerde cep telefonları da yetmez oldu. Cep bilgisayarları hem telefon hem bilgisayar olarak bütün ihtiyaçlara cevap verdiği için telefonların tahtına oynuyor. Bu bilgisayarlarla e-postalarımızı cevaplayabildiğimiz gibi internete 3G hızında erişmemiz de sağlanıyor. CD, DVD derken taşınabilir hafıza kartları Bilgisayarın hayatımızda yarattığı gereksinimler ise saymakla bitmiyor. Önceleri internetten indirdiğimiz filmleri, müzikleri saklamak için boş CD ya da DVD’ye ihtiyaçduyarken, şimdilerde boş CD sadece korsan filmcilerin ihtiyacı haline geldi. Artık indirilen filmler ve mp3 formatındaki müzikler harici hafıza kartları veya bilgisayarların hafızalarında saklanıyor. Kamera ihtiyacı ise internet üzerinden karşımızdakiyle daha samimi bir görüşme yapabilmek için bilgisayar ihtiyacımıza ilave oluyor. Harici disk ihtiyacı da bilgisayarımızın hafızasını biraz olsun rahatlatabilmek ve veri taşıyabilmek için günlük hayatımızdaki yerini alıyor. Küçük, büyük ebatlardaki bu harici disklerin fiyatlarıda […]

Sorun gerçek eylem sanal

“Doğaya egemen olmaya olanak kılan tekniğe sahip olmak için çok çalışın” diyor çocuklarına yazdığı son mektupta Che Guevara. Tarihin gelmiş geçmiş en büyük aktivistlerinden Che’nin bu sözlerinin üzerinden çok uzun yıllar geçti ve internet, ucuz olması, bilgi akışını en hızlı sağlayan mecra olması nedeniyle doğaya egemen teknolojilerden biri olarak evlerimize girdi. Che bu sözleri söylerken elbette bir tıkla aktivist olunacağını tahmin edemezdi ama artık internet olan her yerde aktivist olmak da mümkün. Teknoloji gelişti tepki dijitalleşti 1990’ların ikinci yarısında internetin evlerimize girmesiyle insanlar, internet siteleri ve e-postalarla tepki vermeye, farkındalık yaratmaya başladı. Masaüstü bilgisayardan cep bilgisayarlarına, cep telefonlarından “smart phone” denen akıllı telefonlara, kablolu internetten kablosuz internete geçişle beraber tepkilerimiz de dijitalleşmeye başladı. Sanal eylemin ilk örneği sayılan “McSpotlight” hareketiyse 1996 yılında yani biraz önce saydığımız cep bilgisayarı, akıllı telefon ve kablosuz internet gibi çığır açan teknolojilerden önce gerçeklemesine rağmen, üzerinden sadece 13 yıl geçti. McDonalds’ın reklam yoluyla çocukları sömürdüğünü, hayvanlara kötü davrandığını ve düşük ücretli eleman çalıştırdığını kamuoyuna duyuran site ilk gün 35 binin üzerinde ziyaretçi kabul ederek de dönemin en büyük sanal yoldan farkındalık yaratan kampanyası oldu. Halen yayında olan site en son 2005’te güncellenerek zamanın çok gerisinde kaldı ama onun açtığı “sanal eylem çağı” büyük bir hızla dünyanın dört bir yanına yayılıyor. Sanaldan gerçeğe yayılan tehlike İnternet eylemleri, sanal ortamın farklı mecraları kullanılarak gerçekleştiriliyor. En sık kullanılan eylem ve örgütlenme mecraları ise Facebook, Twitter gibi sosyal ağ siteleri, Blogger, WordPress gibi blog siteleri ve çevirimiçi oyunlar. Sosyal ağ siteleri, içerik paylaşımı kolay olmasından ve çok insana ulaşmasından dolayı tercih ediliyor. Facebook’un dünyada 280 milyonu aşkın kullanıcısı olduğu göz önüne alınırsa, tepkinizi sokaktakinden çok daha fazla insana ulaştıracağınız kesin. Hatta bunu kendi cümlelerinizle ayrı ayrı göstermenize de gerek yok. Facebook uygulamaları, tek tıkla bir konudaki hassasiyetinizi göstermenizi sağlamakla birlikte, herkesi aynısını yapmaya yönlendirerek kitlesel bir eylem oluşturuyor. Türk […]

Şifayı internetten kapma devri: e-hastalıklar

Flickr’da “fotoğraf avcılığı” Bunların yanı sıra Flickr gibi fotoğraf sayfalarında da aynı bağımlılığı görebiliyoruz. Çoğumuz başkalarının fotoğraflarına gizlice göz atarken yakalanmaktansa ölmeyi tercih ederken, Flickr gibi sitelerde insanların özel resimlerini paylaşmasıyla bu tür pişmanlıklar da ortadan kalkıyor.İngiltere Lancaster Üniversitesi’nden Haliyana Khalid ve Alan Dix, “fotoğraf avcılığı” üzerine bir çalışma yürütüyor. Flickr ve benzeri sitelerde zaman harcayanlarla yaptıkları söyleşilerde “fotoğraf avcıları”nın hiç tanımadıkları insanların fotoğraf albümlerine saatlerce baktıkları anlaşılıyor. Khalid ve Dix, bunun nedenini duygusal tatmin olarak açıklıyor: “Örneğin başkalarının düğün fotoğraflarını incelemek insanlara kendi düğünleriyle ilgili hayaller kurduruyor.” Kişisel e-postadaki cümleler ertesi gün gazetede E-posta ise işlerin yolundan çıktığı bir başka alan. E-posta hizmeti, arkadaşlara ve tanıdıklara post-it kağıtlarla not bırakma alışkanlığının yerinin almış olsa da çok düşünmeden yazdığımız bu notların nereye gideceğini, nasıl sonlanacağını da hesap edemiyoruz. Bu konuyla ilgili en trajikomik örnek olarak US dergisi editörü Keith Olbermann’ın yaşadığı e-posta skandalı sayılabilir. Olbermann geçen sene bir arkadaşına yolladığı özel e-posta’da hemcinsi bir MSNBC muhabiri için “taşla dolu bir bavuldan bile daha işe yaramaz” demesi ve ardından bu sözleri ile New York Daily News gazetesinde karşılaşması gönderilen e-postaların çok da masum olamayabileceğini gösteriyor. Modern Brigitte Jones’lar : Blog bağımlıları İngiltere Northumbria Üniversitesinde insan-bilgiyasar etkileşimi üzerine çalışmalar yapan Pam Briggs ise elektronik iletişim sırasında yüz ifadesi ya da vücut dilinin eksik olmasını söylediğimiz şeyleri tam anlamıyla ifade etmemizi engellediğini söylüyor: “Kullanılan mecra çok küçük, dolayısıyla kendimizi ifade edebilmemiz için elimizdeki tek malzeme dil. İletişimin diğer öğeleri kaybolduğu zaman kendimizi tek öğeyle ifade edebilmek için normalde söylemek istediğimizden çok daha duygusal, daha çoşkulu, daha üzgün şeyler söylüyoruz ya da yazıyoruz.” Briggs’e göre herkesin arasında dolaşan e-postaları ya da ünlenmiş Youtube videolarını takip etmek aslında insanların diğerleri tarafından nasıl algılanmak istendiğinin de göstergesi. Bu durum ayrıca bloggerların, insanlara yüzyüze söyleyemeyecekleri kişisel bilgilerini bloglarında paylaşmalarını da açıklıyor. Blogger örneklerinden biri olan Jessica Cutler […]

Nice yıllar Tetris

Kimine göre havadan düşen anlamsız bloklar, kimine göre bir hastalık. Büyükten küçüğe hepimizin elini aşındırmış bir oyun. Mantık basit: Yukarıdan aşağı durmadan inen, yatay şekilde sağa, sola kaydırabildiğimiz ya da kendi ekseni etrafında döndürebildiğimiz renkli kutular. Durdurulamayan, giderek daha hızla düşmeye başlayan bu bloklar ekranı kaplayarak hayatı size zindan ediyor. Neyse ki düştükleri yerde, eksiksiz bir yatay bir sıra oluşturduklarında kaybolup gidiyor ve size puan kazandırıyorlar. Evet, Tetris’ten bahsediyorum. Çocukluğumu hatırlıyorum. Her sene kuzenimle bayramda para toplar ve “oyuncakçı”ya giderek tetris alırdık. Çünkü her gittiğimizde bu konsola yeni oyunlar da eklenmiş olurdu. Konsolun ismini hiç öğrenemedik. Daha doğrusu içerisindeki oyunlar ne olursa olsun bu aletin adı herkes için “Tetris”ti. Tıpkı bilgisayarın evlere girmekten uzak olduğu yıllarda, hemen her sokağın köşesinde açılan oyun salonlarına Atari salonu denmesi gibi. Varsa yoksa Tetris Tetris oynarken geçirdiğim saatlerin haddi hesabı yoktu. Bu kutucuklar, televizyona bağlanan oyun makinaları çıkana kadar tetris bizi meşgul etti. Gerçi hangi konsol, hangi alet çıkarsa çıksın içerisinde mutlaka bir Tetris oyunu vardı. Elbette yer çekimine dayanamayan bu blokları keşfeden tek grup biz çocuklar değildik. Bilgisayarın 1990’larda yaygınlaşmasıyla, ofis saatlerinde, mesaisinin kayda değer bölümünü Tetris’e harcayan yetişkinler de oldu zamanla. Babam biraz geç te olsa keşfetti Tetris’i. Abartmıyorum, benim oynadığım sürelerin kat ve kat fazlasını oynadı. Hâlâ da oynar. Ne zaman yolculuğa çıkacak olsak koşarak pil almaya gönderilirim bizim emektar Tetris için. İnsanın, teknolojiyle arası hiç de iyi olmayan babasını küçücük bir aletin başında, gergin bir şekilde saatler geçirdiğini görmek ve her seviye atladığında çocuk gibi sevinirken görmek ilginçti. Babam bu konuda yalnız olmasa gerek. Eli bilgisayar klavyesine deyip de bu oyunu oynamayan biri yoktur herhalde. Rusya’dan yayılan tehlike! 25 yıl önce, Moskova’daki Sovyet Bilimler Akademisi’nin arka odalarından birinde oturan genç bir yapay zeka uzmanı ilk masaüstü bilgisayarına (bir Amerikan örneğinden kopyalanan Sovyet yapımı Elektronika 60) kavuştu ve onun için programlar […]

Pencereler yine yenilendi

Dünyanın en büyük ve en fazla tartışma konusu yapılan yazılım frması Microsoft yeni işletim sistemi Windows 7’nin tam sürümünü kullanıcılarına sunmak için gün sayıyor.Bilgisayarın evlere girmesiyle başlayan Windows serüveni 1990’larda Windows 95, 98, ME, ikibinlerde ise XP ve Vista’yla devam etti. Bugünküne göre çok daha ilkel sayılan Windows 95’in ardından gelen Windows 98 yeni arayüzü ve açılma hızıyla kullanıcıyı memnun etmişti. 98’in ardından gelen Millenium ise evlere yönelik ihtiyacı karşılamaktan çok işyerlerine yönelik olması nedeniyle pek tercih edilmedi. 2001 yılında tanıştığımız Windows XP ise bugüne kadar Windows kullanıcılarını neredeyse en memnun eden işletim sistemi oldu. Açılım hızı, arayüz kolaylıklarıyla bugün hâlâ yaygın olarak kullanılıyor. 2007 yılında çıkarılan Windows Vista ise kullanıcılar arasında büyük tartışma yarattı. Bazıları Vista’yı çok kullanışlı bulurken, bazıları da Vista’yı yavaşlığı ve arayüzünün karmaşıklığı nedeniyle tercih etmedi. Bugünlerde ise yeni çıkacak Windows 7 konuşuluyor. Herkesin merakla beklediği Windows 7’nin beta versiyonu 2009’un ocak ayında çıktığında, insanlar halihazırda kullanmakta oldukları işletim sistemlerini silip bu beta versiyonu yüklemeye pek sıcak bakmamıştı. Beta versiyonların genelde sorunlu olması ve sisteme zarar verebilme ihtimali bunun en büyük nedeniydi. Fakat kısa bir süre önce Microsoft firması, Windows 7 “Release Candidate” (yayımlanma adayı) versiyonunu da kullanıma sundu. İnternetten ücretsiz indirilebilen Windows 7 işletim sistemi bizlere bir önceki işletim sistemi olan Windows Vista’dan farklı olarak neler sunuyor? Vista’dan daha hızlı Microsoft firmasının Windows 7’yi ilk duyurduğunda en çok vurguladığı özellik işletim sisteminin hızıydı. Vista’ya göre çok daha hızlı olacağı söylenen işletim sistemini kurduğumuzda bu hızı gerçekten farkedebilyoruz. Sistemin açılma hızı (boot) gerçekten gelişmiş. Çok kısa bir sürede açılan sisteme genel bir bakış attığımızda ilk göze çarpan, masaüstünün Vista’daki karanlık tonlarına göre çok daha sade ve aydınlık oluşu. Başlat menüsünün birkaç ufak değişikliğe uğraması ve daha hızlı açılmasının dışında pek farkı yok. Windows XP ve Vista’daki kullanıcı klasörleri değişikliğe uğramış. XP’deki “Belgeler ve seçenekler”, Vista’daki “Kullanıcılar” […]

“Bilgisayar seksek oynayamaz”

Sunay Akın’ın, “Her akşamüstü oyuncakçı / camekanından / çocuk ellerinin / izlerini / siler” dediği şiirinin üzerinden çok da zaman geçmedi. Ama artık ne camekanlarından el izlerini temizleyen oyuncakçılar ne de sokaklarda çocuklar kaldı. Okuldan eve gelir gelmez ve hatta kimisi daha okul kıyafetlerini bile çıkarmadan koşardı sokaktaki oyunlara. Kendilerinden geçip yorgun düşünceye dek ve illa ki anneler yemeğe çağırdığında, “Ama anne hava daha kararmadı ki” karşılığı verene kadar devam ederdi sokağın tadı. İsmi koyulmamış ya da çocukça bir dürtüyle koyulmuş isimleriyle pek çok oyun onlar için bir ilham kaynağıydı adeta. Ama çok uzun süredir “Elim sende”, “Ayşe beni yakalayamaz ki…” diyen cıvıl cıvıl sesler duyulmaz oldu artık. Özellikle büyük kentlerin mahallelerindeki sokak aralarında top peşinde koşan, misket oynayan, ip atlayan çocuklara rastlanmıyor. Ne olduysa sokaklar oyunsuz, oyunlar çocuksuz kaldıktan sonra oldu. “Eski Sokak Oyunları” Sokaklar artık bomboş. Şimdi onlar oyun oynarken avazı çıktığı kadar bağıran çocukların yokluğunu çekiyor. Şimdi her sokak yalnız. Sokaklar çocuksuz, oyunlar çocuksuz. Çocuklarımız da çocuksuz sokaklar kadar sessiz. Artık ellerinde “joystick”lerle ya da televizyonun karşısında ama hep bilgisayarın internet kablosuyla “eve bağlanan” çocuklar artık sokak oyunlarını bilmeden, dizleri kanamadan büyüyor. O eski masum ve çok sesli oyunlarının yerini TV dizilerinin “yıldızları” ya da bilgisayar oyunlarının “kahramanları” aldı artık. Sokakları birer ikişer terk eden çocuklar nedeniyle daha önce telaffuzu “sokak oyunları” olan çocuk oyunlar artık “eski sokak oyunları” adını alıyor. Elde kamera sokakta oyun peşinde Hâl böyle iken o çocuklardan biri var ki adeta bu ruhun ölmediğini haykırıyor merceğinden. Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali’nin geçen yılki etkinlikleri kapsamında düzenlenen çocuklar için fotoğraf atölyesi kurslarında fotoğraf makinesiyle tanışan 12 yaşındaki Mesut Çırakan, o günden bu yana sokaklarda oyun oynayan yaşıtlarının peşinde. Artık çocukların sokaklarda oyun oynamak yerine evlerde ya da internet kafelerdeki bilgisayarların karşısında vakit geçirdiğini fark eden Mesut, en azından fotoğrafları kalsın diyerek sokak oyunlarını fotoğraflıyor. […]

Bilgi Üniversitesi’nden dünyada bir ilk: “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi”

Esra Ocak “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi” henüz iki ay önce hayata geçmesine rağmen üye sayısı bini geçti ve Türkiye’nin her yerine ulaşmayı amaçlayan eğitim gönüllüleri sayesinde sesini yurt dışında da duyurmaya başladı. Henüz fikir aşamasındayken IBM Fakülte Ödülleri (IBM Faculty Award) adında saygın bir akademik ödül alan proje, hem bu kapsamda hem de Bilgi Üniversitesi IBM İleri Araştırmalar Merkezi tarafından destekleniyor. Proje lise öğrencilerine bilgisayar eğitimi vermenin ötesinde onlara aynı zamanda çözümleyici düşünme yeteneği kazandırmayı da hedefliyor. Bu fikrin nasıl doğduğunu, bugüne kadar neler yapıldığını ve bundan sonra neler yapılacağını İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü Araştırma Görevlisi Fatih Köksal’la konuştuk.Yürütmekte olduğunuz ‘‘Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitim Projesi’’ tam olarak ne tür bir eğitim sağlıyor? Bu pilot projede ortaokul ve lise öğrencilerinin, bilgisayar programcılığını içeren, aynı zamanda matematik ve geometri alanında zekâlarını kullanabilecekleri ve analitik düşünme yeteneklerini geliştirebilecekleri müfredat dışı bir eğitim süreci geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu eğitim sürecinde ne tür yöntemlerle öğrencilere ulaşıyorsunuz? Ocak ayının son haftasında 11 kişilik bir ekiple İstanbul’dan yola çıktık ve iki ayrı gruba ayrıldık. Birinci grup Ankara, Konya ve Mersin’e, ikinci grup ise Gaziantep ve Diyarbakır’a gitti. Bu şekilde toplam 20 okul gezdik. Eğitimler, iki saatlik seminerin ardından iki saatlik laboratuar çalışmaları şeklinde sürdü. Takımlar oluşturularak öğrenciler arasından birer takım kaptanı seçildi. Öğrencilerin ve öğretmenlerinin iletişim bilgilerini aldık. Tüm seminer ve laboratuar çalışmaları başarıyla tamamlandı. Bu eğitimlere 1026 öğrenci ve 45 öğretmen katıldı. Sözünü ettiğim bu süreç, projenin ilk aşamasıydı. İkinci aşama, yani internet üzerinden eğitim nasıl ilerliyor? İlk aşamaya katılan öğrencileri sisteme ekledik. Kullanıcı adlarını ve şifrelerini girdik. Ama uzaktan eğitim oraya gidip anlatmaktan çok daha zor oluyor. Sadece ödev vermek yeterli olmuyor. Biz gittik videolar çektik. Dördüncü haftadayız ve dört beş tane ders videomuz var şu anda. Normal ders anlatır gibi bölüm başkanımız ve proje yöneticimiz olan Chris Stephenson kameraya ders […]