'TÜBİTAK'ın kararı, kurumun bilimsel güvenilirliğine büyük bir darbedir'

"Matematiksel Evrim Lisansüstü Yaz Okulu"na destek başvurusu TÜBİTAK tarafından reddedilen akademisyenlerin basın açıklaması.

"Matematiksel Evrim Lisansüstü Yaz Okulu"na destek başvurusu TÜBİTAK tarafından reddedilen akademisyenlerin basın açıklaması.

“Matematiksel Evrim Lisansüstü Yaz Okulu” projesi için TÜBİTAK’a başvuran bilim adamları “evrimin tüm dünyada halen tartışılan bir konu” ve “yenilik boyutunun yetersiz” olduğu gerekçesiyle reddedildi.

* Canlı türlerindeki evrimsel ve ekolojik değişimler aynı zaman diliminde gözlenebilir. Ancak değişen çevre şartlarında yaşayan yaban hayat popülasyonlarında bu iki süreç karmaşık bir şekilde birbiriyle etkileşir ve ayrıştırması zorlaşır. Biyodemografi alanında çalışan ekolog ve evrimsel biyolog Dr. Arpat Özgül bilim dergisi Science’ın 2 Temmuz 2009 tarihli sayısında iklim değişikliğinin evrimsel ve ekolojik etkileri üzerine ilginç bir makale yayımladı. Bu araştırma, İskoçya açıklarında bir adada yaşayan ve evcil koyunun yabani bir soyu olan Soay koyunlarının boylarındaki azalmanın nedenlerini inceliyor. Kış aylarının daha ılıman geçmesi ve adadaki koyun sayısının artması sonucu Soay koyunlarının boyu son 24 yıl içinde küçüldü. Atlas’tan Tülay Zihli, Dr. Özgül’e çalışmasının ayrıntılarını sordu. Hırta Adası’nda, yabani koyunlar üzerindeki çalışmanız nasıl başladı?Londra Imperial College’daki ekibimizle yaban hayat ekolojisi ve biyodemografi alanlarında çalışıyoruz. Biyolojinin bir kolu olan biyodemografi alanında, nüfus araştırmalarında kullanılan analitik yöntemlerin benzerlerini yaban hayat popülasyonlarına uyguluyoruz. Amacımız değişen çevre şartlarında yaban hayat popülasyonlarının nasıl etkilendiğini incelemek. Bu tür araştırmalar için uzun süreli demografik veri toplanması gerekli ve bu çok kolay olmuyor. İşte İskoç adasındaki bu koyunlar, üzerinde uzun süreli veri toplanmış ender türlerden. Biyologlar yıllardır toplanan bu verileri incelediğinde, koyunların boy ortalamasında ilginç bir azalma fark ediyor. Ancak bu azalmanın sebepleri bugüne kadar tam olarak bilinmiyordu. Küresel iklim değişikliği nasıl böyle bir etki yaratıyor?Aslında bu araştırmaya başlarken amacımız küresel ısınmayı çalışmak değildi. Sadece boy ortalamasında görülen azalmanın nedenlerini merak ediyorduk. Geliştirdiğimiz matematiksel yöntemlerle ortalamadaki azalmayı evrimsel ve ekolojik bileşenlerine ayırmayı başardık. İşte bu ayrıştırma sonucunda boy ortalamasındaki düşüşün iki temel nedenini bulduk: Zamanla kuzuların boyu üzerindeki evrimsel baskı azalıyor ve kuzuların ortalama büyüme hızı yavaşlıyor. Bu etkilerin altında yatan çevresel nedenlere baktığımızda ise, iklim değişiminin önemli bir rol oynadığını gördük. Daha ılımlı geçen kış aylarında hayat koşulları eskiye göre daha elverişli olduğundan, ufak bireylerin hayatta kalma şansı artıyor. Bunun sonucunda adadaki koyun sayısı artıyor. Koyun sayısı […]

HaberVs Küresel ısınmayla büyüyen marmotlar iklim değişikliğinin yeni habercileri. Küresel ısınmayla beraber kısalan kışlar, marmotların kış uykularından daha erken uyanmalarına, bu da hem beden ağırlıklarında hem de sayılarında önemli bir artışa yol açıyor. Imperial College London’da araştırma yapan Türk bilimadamı Dr. Arpat Özgül ve çalışma arkadaşları, dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Nature‘da iklim değişikliği üzerine yeni bir makale yayımladı. Nature’ın bu haftaki sayısında kapak konusu olarak okurlarına duyurduğu bu araştırmada Dr. Özgül, büyük bir yersincabı türü olan marmotların küresel ısınma sonucu meydana gelen iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini inceliyor. Özgül, bir başka önemli bilim dergisi Science’da Temmuz 2009’da yayınlanan “İklim değişikliği ve küçülen koyunların sırrı” isimli makalesiyle bilim dünyasında ilgi uyandırmış ve dünyanın önde gelen yayın organlarında haber olmuştu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde tamamlayan genç bilim adamı çalışmalarına ekim ayından itibaren Cambridge Üniversitesi’nde devam edecek. Isınmayla büyüyen hayvan Küresel ısınmanın sebep olduğu düşünülen iklim değişikliği neticesinde gittikçe kısalan kışlar, marmotların kış uykularından daha erken uyanmalarına neden oluyor. Kış uykusundan eskiye göre daha erken uyanan marmotlar daha erken yavruluyor ve bir sonraki kış uykusuna kadar daha uzun süre beslenme şansı yakalıyor. Ortalama beden ağırlıklarının artmasıyla, kış uykusuna daha besili giren bireylerin hayatta kalma ve ertesi sene üreme şansları da artmakta. Tüm bu süreç, son birkaç yılda marmotların sayısının hızla artmasına yol açmış. İngiltere ve Amerikan üniversitelerinden bilim insanlarının ortak yürüttüğü bu araştırma küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu mevsimsel değişimlerin bir hayvan türünün hem fiziksel özelliklerini, hem de popülasyon büyüklüğünü nasıl etkilediğini açıkça gösteren ender çalışmalardan birisi. Colorado’daki Kayalık Dağlar’da yaşayan büyük bir yersincabı türü olan sarı-karınlı marmotlar yılın soğuk ve sert geçen yedi sekiz ayını yeraltına kazdıkları yuvalarda kış uykusunda geçiriyor ve bu esnada beden ağırlıklarının yüzde kırkını kaybediyorlar. Kış uykusu öncesinde depoladıkları yağ, zorlu kış aylarında sağ kalmalarını ve sonrasındaki üremelerini belirleyen en önemli faktör. Makalenin baş yazarı Dr. […]

"Teori bağnazlığı" sanırım Taha Akyol’un icat ettiği bir kavram. Çünkü yazısı bilim, hipotez, bilimsel gerçek, yasa ve teori (kuram) kavramlarından bihaber olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Türkiye’nin en eski ve en çok satan süreli yayınları arasında yer TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde yaşanan Darwin ve Evrim Teorisi sansürünün arkasında, son bir yılda kurumun ve derginin yapısında yaşanan değişim yatıyor. Uzun yıllar derginin yayın yönetmenliğini üstlenen Raşit Gürdilek’in Nisan 2008’de görevden alınmasının ardından bu görevi üstlenen Dr. Çiğdem Atakuman’ın TÜBİTAK yönetiminin dergiye müdahale etmesine göz yumduğu ve dergi çalışanlarının dergiye katkıda bulunmasına engel olarak uzaklaşmasına neden olduğu iddia ediliyor. HaberVs’nin ulaştığı, TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinin yazıişleri eski çalışanları bu iddiaları doğruluyor. Bu isimler Raşit Gürdilek’in görevden alındığı Nisan 2008’den itibaren dergiyi hazırlayan ekibe iş yaptırılmadığını, içeride üretilen yazıların hiçbir neden gösterilmeden yayına konmadığını ve hemen tüm içeriğin dergi dışındaki isimler tarafından üretildiğini dile getiriyor. Bu durumu TÜBİTAK yönetimine ve Bilim ve Teknik dergisi Yayın Kurulu’nda da yer alan Prof. Dr. Ömer Cebeci’ye sözlü ve yazılı olarak ilettiklerini ifade eden eski çalışanlar, girişimlerine hiçbir zaman cevap alamadıklarını söylüyor. “İş yapma, seyret” Yayın Yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman derginin kadrolu yazarlarına, yazı yazmaları yerine dışarıdan gelen yazıları değerlendirme görevi verdi. Bu durum sadece yazarlar için değil, derginin hemen tüm çalışanları için geçerliydi. Örneğin derginin redaktörü (düzeltmen) kendi işini yapmak yerine, yayında kullanılmayacak yabancı dilde metinlerin çevirisiyle görevlendirildi ve redaksiyon işi dışarıya yaptırıldı. Her ay ortasında yapılan Yayın Kurulu ve yazıişleri çalışanlarının katıldığı toplantılar iptal edildi. Bu toplantılar bir sonraki sayısının içeriği, bilimselliği ve kapak konusunun belirlenmesi için yapılıyordu. Ancak son bir yıl içerisinde ya hiç yapılmadı, ya da göstermelik şekilde gerçekleşti, Çünkü içeriğe dair dergi çalışanlarının görüşü alınmıyordu. Maruz kaldıkları muamelenin bir “yıldırma ve temizleme” operasyonu olduğunu düşünen dergi çalışanları istifa ettiler. Gülgün Akbaba, Gökhan Tok, Elif Yılmaz, Zeynep Tozar ve Serpil Yıldız son bir yılda dergiden ayrılan isimler arasında. Krizin nedeni düzensizlik Mart 2009 sayısındaki Darwin kapağının sansüre uğraması bir sürpriz olarak değerlendirmekle birlikte son dönemde yaşanan başıbozukluğa […]

Türkiye, modern biyolojinin temelini oluşturan Evrim Teorisi’ni kabul etmekte en çok direnç gösteren ülkelerden biri. Öyle ki, ABD’de bir grup bilim insanının 2005 yılında yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de yaşayanların sadece yüzde 27’si bu teoriye inanıyor. Bu oran, araştırmaya dahil edilen 34 ülke içinde en düşük olmasıyla dikkat çekiyor. İngiliz doğa bilimci Charles Darwin’in Bilim ve Teknik dergisinde kapak krizine yol açan ve bundan tam 150 yıl önce ortaya atılan Evrim Teorisi, canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ve doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini kabul ediyor. Buna göre insan goril ya da şempanze gibi türlerle benzerlik gösteriyor. Teori, semavi dinlerin temelinde yer alan “yaratılış” fikrine ters düştüğü gerekçesiyle özellikle dindar kesimlerden tepki görüyor. Bilim dünyası tarafından kabul gören ve bir başka teoriyle çürütülemeyen Evrim Teorisi’ne karşı son yıllarda, dini çevrelerde de büyük bir yumuşama gözlemleniyor. Örneğin Darwin ve çalışmalarının geleneksel muhaliflerinden İngiliz Kilisesi, geçtiğimiz yıl “Seni yanlış anladığımız, sana karşı gösterdiğimiz ilk tepkilerde hatalı olduğumuz ve bu nedenle başkalarının seni yanlış anlamasına sebep olduğumuz için özür dileriz” açıklamasıyla ölümünden 125 yıl sonra bilim adamından af diliyordu. Geçen hafta benzer bir tepki veren Papa 2. Paul “Evrim bir hipotezden çok daha fazlasıdır” diyordu. En az inanan ülke ABD Michigan Eyalet Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı 2005’te, Evrim Teorisi hakkındaki bir saha çalışmasında 34 ülkede yaşayan erişkinlere “Bildiğimiz haliyle, insanoğlu daha önceki hayvan türlerinden gelişti” cümlesini onaylayıp onaylamadıkları sordu. Alınan cevaplar 1985-2005 yıllarındaki kamu oylamalarından elde edilen verilerle bir araya getirildi. Çalışmanın sonucunda Türkiye, evrimi yüzde 27’lik oranla en az kabul eden ülkeydi. Türkiye’yi ABD takip ederken, İzlanda, Danimarka, Fransa ve Japonya’da yaşayanların yüzde 80’i evrimin kesinlikle doğru olduğunu kabul ediyordu. “Öğrencinin seviyesini aşan” teori Diğer taraftan, Türk eğitim sistemi de Evrim Teorisi’ni neredeyse yok sayıyor. Teori, ilköğretimte sadece 8. sınıfta fen bilgisi kitabında yüzeysel olarak anlatılıyor. […]

Bilim ve Teknik dergisinin kapak konusu Darwin ve Evrim Teorisi’ne uyguladığı sansürle gündeme gelen TÜBİTAK, 2003’ten beri siyasallaştırılan bir kurum.

. Bunun yanı sıra dinlerin gereksizliğini savunduğu “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabını Türkiye’de yayınlayan yayınevi sahibine “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava açıldı ancak mahkeme, “Kitap yasaklamanın düşünce özgürlüğünü özünden sınırlayacağı” gerekçesiyle iddiayı reddetti. Tanrı var, Tanrı yok İngiltere’de yaşanan otobüs krizine bir tepki de İspanya’dan geldi. Madrid’de Papaz Rubiales öncülüğünde başlatılan kampanya için gerekli 2 bin avro ise inanlardan toplanan bağışlarla sağlandı. “Tanrı kesinlikle var, inanın ve hayatı yaşayın” sloganıyla verilen reklamlara karşılık bu defa da İspanya Ateistler ve Özgür Düşünenler Birliği’nden (UAL) cevap geldi. Katalan dilinde aynı Londra’daki gibi “Tanrı muhtemelen yok, siz dertlenmeyi bırakıp hayatın tadını çıkarmaya bakın” ilanı veren grup Madrid sokaklarını da otobüsler üzerinde Tanrı savaşlarına çevirdi. The Guardian’dan slogan yarışması İngiltere ve İspanya “Tanrı var mı yok mu?” diye tartışırken en yaratıcı fikirlerden biri İngiliz The Guardian gazetesinden geldi. Gazetenin internet sitesinde açtığı “En iyi otobüs sloganı yarışması” adlı bölüm tüm dünyadan The Guardian okurlarına kendi otobüs sloganlarını bulma fırsatı yaratıyor. Kampanyanın tanıtım yazısında “İnananlar ve inanmayanlar kendi savunduklarını sloganlarıyla duyurdular. Ama her iki tarafın da sloganından tatmin olmayanların çoğunlukta olduğunu gördük. İşte şimdi sıra sizde. Kendi inandıklarınız doğrultusunda otobüs sloganlarınızı bize gönderebilirsiniz” diyen gazete kampanyalarının Ateist otobüs kampanyası ya da İngiltere Humanist Derneği ile hiçbir bağlantısının olmadığını da vurguladı. İşte en yaratıcı otobüs sloganlarından örnekler: * Gandalf muhtemelen gerçek çünkü o da herkesin okuduğu uzun eski bir kitapta geçiyor. * Hristiyanların Tanrısı otobüs gibidir. Yıllarca birisinin gelmesini beklersiniz sonra üçü birden gelir. * Bilim sizi aya uçurur. Din sizi Amerikan gökdelenlerine uçurur. * Ölüm sadece hayatın eksikliğidir o yüzden endişelenmeyin. * Şu an otobüsün sağ tarafındaki sloganı okuyorsun. * Muhtemelen iş yok. Şimdi endişelenmeyi bırak ve güzel bir uyku çek. * Tam şu an otobüsü kaçırıyorsun, kahretsin! * Dinin dünyayı yönettiği, Tanrı’nın sözünün kanun sayıldığı günler vardı. Bugün o günlere karanlık çağ diyoruz. […]

Türkiye’deki yayınına devam etti. “Kanun kaldırılmalıdır” Raporda 5651 sayılı kanunun hukuki değerlendirmesi yapıldıktan sonra erişim engelleme uygulamasının sansür niteliğinde olduğu sonucuna varılıyor. Bu nedenle rapor, 5651 sayılı kanunun kaldırılması gerektiğini ifade özgürlüğü, demokratik haklar, hükümet politikası ve Avrupa ülkeleri çerçevesinde savunuyor. Raporda, Türkiye’de 5651 sayılı kanunla beraber aşırı düzeyde bir engelleme eğilimi başladığının da altı çiziliyor. Sitelerdeki tek bir dosya, 30 saniyelik bir görüntü ya da bir resim bütün sitenin kapatılması için yeterli sebepler. Bu durum hukuka uygun içeriklere de ulaşılmasını imkansız kılıyor. Örneğin, Youtube’da Atatürk’e hakaret içeren videolar olduğu gibi onu öven videolar da var. Rapor bu örnek üzerinden, hakaret içeren bir videonun toplumu rahatsız edebileceğini ama onarılmaz yaralar açmayacağını fakat ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının derin yaralar açacağını savunuyor.“Geçici nitelik” uygulanmıyor 5651 sayılı kanunun idari bir makam olan TİB’e de erişim engelleme yetkisi verilmesinin de yanlış olduğu vurgulanıyor. TİB’in verdiği koruma tedbiri kararı nitelik olarak geçici olmasına rağmen, bu kararın uygulandığı bin 115 siteden sadece 40’ının erişim engelinin kaldırıldığı saptanıyor. Görülüyor ki, geçici süreyle uygulanması gereken kararlar kalıcılık niteliği taşıyor.Avrupa reddediyor, Türkiye uyguluyor Kanun, Avrupa ile karşılaştırıldığında da herhangi bir benzerlik taşımıyor. Avrupa Konseyi, erişim engelleme politikasını açıkça reddetmesine ve içerik çıkarma yöntemini benimsemesine rağmen Türkiye’nin erişim engelleme de bu kadar ısrarcı olması raporda sansürcü bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.Son olarak, “Tavsiyeler” bölümünde; ev, okul bilgisayarları ve internet kafelerde bireysel filtrelemenin önemli bir uygulama olduğu savunulurken, bu filtrelemenin devlet tarafından uygulanması halinde internetin “TRT’den daha heyecan verici olmayan bir aile dostu ortamına” döneceği öngörülüyor. En yaygın sanal suç: Atatürk’e hakaret 1 Ekim 2008 itibariyle 5651 sayılı kanun gereğince bin 115 web sitesine erişim engellendiBin 115 sitenin sadece %23’ü mahkeme tarafından, %77’si Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından engelledi.TİB ihbar merkezine internet kullanıcıları tarafından 1 Ekim 2008 itibariyle 25 bin 159 ihbar geldi.Bu ihbarların 12 bin 515’i işleme alındı.Yapılan ihbarların %55’i müstehcenlikle, %11’i […]