Etiket gazete

@KarsiDirenis

Dün ani bir kararla kapatılan Karşı gazetesi çalışanları, hakları konusunda işverenle anlaşana kadar gazete binasından ayrılmayacağını dile getiriyor.

Apoyevmatini kapanmasın!

Türkiye’de 86 yıldır yayınının sürdüren Apoyevmatini Gazetesi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Gazete için düzenlenen kampanyalardan biri de İstanbul Bilgi ve Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinden geldi…

Medyanın ırkçılıkla imtihanı

Habervesaire Sosyal Değişim Derneği’nin; Açık Toplum Vakfı, Global Dialogue ve Hollanda’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun desteğiyle yaptığı “Ulusal Basında Nefret Suçları – 10 Yıl, 10 Örnek” başlıklı araştırması rapor olarak sunuldu. Sosyal Değişim Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Proje Eş Koordinatörü Cengiz Algan Türkiye’de yayımlanan 39 gazete içinden, tiraj ve temsil nitelikleri dikkate alınarak 20’sinin seçildiğini belirterek, 2008 sonundan başlayarak internet arşivlerinin olanak verdiği ölçüde 10 yıl geriye doğru gazetelerin taranarak çalışmanın gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırma için seçilen gazeteler ise Akşam, Birgün, Cumhuriyet, Fotomaç, Gündem, Hürriyet, Milli Gazete, Milliyet, Ortadoğu, Posta, Radikal, Sabah, Star, Taraf, Türkiye, Vakit, Vatan, Yeni Şafak, Yeniçağ, Zaman oldu. Etnik köken, siyasi eğilim, cinsiyet… 2009 yılı Mayıs-Aralık döneminde 10 kişilik bir ekip ve Danışma Kurulu’nun seçimiyle yapılan arıştırmada, haberlerde etnik kökene, ulusal özelliklere, cinsel kimliklere, cinsel yönelime, din ve inanca, siyasal eğilimlere, mülkiyete, bedensel engelliliğe, eğitim durumuna ve toplumsal statüye yönelik ayrımcı söylemler tarandı. Araştırmada taranan haberlerin yüzde 23.76’sı etnik kökene, yüzde 18.80’i siyasal eğilime, yüzde 16.19’u cinsel kimliğe, yüzde 15.80’i din ve inanca, yüzde 11.93’ü toplumsal statüye, yüzde 6.88’i cinsel yönelime, yüzde 2.81’i ulusal kimliğe, yüzde 2.23’ü bedensel engelliliğe, yüzde 1.55’i mülkiyete yönelik “nefret suçu – söylemi” kapsamında değerlendirildi. Projede, cinsel yönelimlere yönelik nefret söyleminin hemen her gazetede yer aldığı, milli günler ve bayramlarda milliyetçi söylemin yaygınlaştığı tespit edildi. 6 ay süren tarama sonunda 30 bin haberi kapsayan bir liste oluşturuldu. Nefret suçu haberlerinin “en”leri Proje ekibi, listedeki haber sayısını ilk aşamada 5 bin civarına, ikinci aşamada 200’e indirdi. 200 haberlik liste öğretim üyesi, gazeteci ve sanatçılardan oluşan 12 kişilik Danışma Kurulu’na sunuldu. Gazeteciler Aydın Engin, Bağış Erten, Işın Eliçin, Sefa Kaplan ile tarihçi Ayşe Hür; akademisyenler Turgut Tarhanlı, Baskın Oran, Yasemin İnceoğlu, Cengiz Aktar ve Kerem Rızvanoğlu ile sanatçılar Kerem Kabadayı ve Zeynep Tanbay’dan oluşan Danışma Kurulu, hazırlanan listeden “etnik köken”, “cinsel yönelim”, “ulusal kimlik”, “toplumsal statü”, […]

Sabah’ın önündeki on kişilik çoğunluk

Çalık ailesinin sahip olduğu Turkuvaz Medya grubuna bağlı ATV, Sabah gazetesi ve dergi çalışanı 10 gazeteci, 13 Şubat 2009 günü hak arama mücadelelerini grev yoluyla sürdüreceklerini açıklayarak grev gözcüsü gömleklerini giydiler. Halen Sabah gazetesi önünde “Bu işyerinde grev vardır” pankartı altında bu 10 gazeteci, Sabah ve ATV içinden olmasa da meslektaşlarından gördükleri destekle mücadelelerini sürdürüyor. Bu zor ve onurlu mücadeleyi sürdüren 10 kişiyi o pankartın altına getiren sürecin başlangıcı ise bundan yıllar öncesine dayanıyor. 1990’lı yılların başına kadar Hürriyet, Milliyet gibi büyük ulusal gazeteler de dahil olmak üzere bir çok işyerinde örgütlü olan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), basın organlarının Bab-ı Ali’den İkitelli-Güneşli aksına taşınma süreciyle birlikte ciddi bir gerileme dönemine girdi ve Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinden başlayarak örgütlü olduğu işyerlerini teker teker kaybetti. 2007 yılına kadar bir kaç dergi ve gazetede yaşanan sınırlı örgütlenme çabaları da sonuç vermeyince TGS yalnızca bir devlet kurumu olan Anadolu Ajansı’nda örgütlü bir sendika haline geldi. 1 Nisan 2007’de, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Dinç Bilgin ile Turgay Ciner arasında 2002’de imzalanan sözleşmenin hileli olduğu iddiasıyla Bilgin ve Ciner arasındaki satış ve devir protokollerini geçersiz saydığını açıkladı. Bunun üzerine Ciner Holding bünyesinde bulunan ve medya sektöründe faaliyet gösteren, içlerinde ATV ve Sabah’ın da bulunduğu 63 şirketinin yönetimi TMSF tarafından devralındı. ATV ve Sabah yönetiminin TMSF’ye, yani kamuya geçmesiyle birlikte, Türkiye’nin bu en büyük medya kuruluşlarından birinin hükümete yakın bir sermaye grubuna satılacağı söylentileri de hızla yayılmaya başladı. Bu satış söylentileri yayıldıkça grup çalışanları arasında da iş güvencesi konusunda kaygılar başgösterdi. Bu kaygıların yoğunlaşmasıyla, işyerinde biraraya gelen bir grup gazeteci, ATV, Sabah ve Merkez Dergi Grubu’nda sendikal örgütlenme çalışması başlattı. Böylece 1990’ların başından itibaren ilk kez büyük bir basın grubunda, üstelik de grup çapında ve aynı zamanda tarihinde hiç sendikalı olmamış ATV-Sabah grubunda, sendikal örgütlenme çalışmasına girişildi. TMSF örgütlenmenin karşısında Şirket yönetiminin kamu görevlilerinin […]

Ön sayfada kan var!

Agence France-Presse (AFP) muhabiri Tarık Mahmud tarafından Pakistan’ın Afganistan sınırında çekilen ve ajans tarafından servis edilen bir fotoğraf dün (24 Aralık 2008) Türkiye’de de bazı gazeteler tarafından kullanıldı. Fotoğraf, Hayber Özerk Bölgesi’nin başkenti Bara’da adam kaçırma, fidye isteme ve cinayetle itham edilen iki erkeğin kalaşnikof tüfekle infazını gösteriyordu. Habere göre devlet otoritesinin nüfuz etmediği, Taliban kontrolündeki bu bölgede şeriat kuralları geçerliydi. “Kısasa kısas” gereği bu infaz, infaz edilen iki kişinin öldürdüğü söylenen taksi şoförünün yakınları tarafından gerçekleştiriliyordu. Belgelediği şiddet nedeniyle okuru rahatsız edebilecek bu fotoğraf Vatangazetesi tarafından, ön sayfanın üst yarısını kaplayacak şekilde verildi. Bu kullanım gazetecilik adına cesur bir karar olarak nitelenebilir. Nitekim Hürriyet hariç Türkiye’de yayınlanan gazetelerin hiçbirinde fotoğraf ve ilgili haber yer almıyordu. Dünyanın belli başlı haber ajansları arasında yer alan AFP’nin servis ettiği bu fotoğraf tüm gazetelere ulaşmış olmalıydı. Peki bir gazetenin manşetten kullanacak kadar önemli gördüğü bu fotoğraf ve habere, diğerleri neden iç sayfalarında bile yer vermemişti? Soruyu tersinden soracak olursak Vatangazetesinin kullanımı gerçekten de “cesur bir karar” olarak nitelenebilir miydi? Soruyu gazete yöneticilerinin ve editörlerinin kendisine yönelttik. Vatan: “Demokratik bir ülke bunu hak etmiyor” Haberi ‘‘Taliban Adaleti’’ başlığıyla manşetten veren Vatan’ın Genel Yayın Müdürü Tayfun Devecioğlu, Pakistan’ın demokrasiyle yönetilen önemli bir ülke olduğunu ve böyle bir ülke için bu görüntünün önemli bir haber olarak algılanması gerektiğini düşündükleri için fotoğrafı manşette kullandıklarını dile getiriyor. Devecioğlu amaçlarının, “Türkiye’nin de benzer bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu ima etmek” olmadığını, sayısı 50’yi geçen Müslüman ülkelerin bir bölümünde bu tarz olayların yaşanabildiğini söylüyor. “Ancak Pakistan’da bunun çok uç ve çarpıcı bir örneği” diye de ekliyor. Haberi kullanan ikinci gazete Hürriyet’ti. Yazıişleri yoğunluk gerekçesiyle sorumuza cevap vermedi. Gazeteden edindiğimiz tek bilgi, bu haber üzerine geç saatlerde ön sayfanın değiştiği ve haberin son baskıya yetiştirildiği. Sabah’ın yazıişleri müdürlerinden Barış Soydan, fotoğrafı kullanmamalarını “teknik nedenlere” bağlıyor. “O gün, AFP bağlantısında yaşanan […]

Kürt gazeteciliğinin 16 yıllık inadı

Özgür Gündem geleneğinden gelen gazetelerden Analiz de diğer Kürt gazeteleriyle aynı akıbete uğradı. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Kasım’da yayın hayatına başlayan Analiz’e bir ay yayın durdurma cezası verdi. Analiz’in kapatılmasıyla birlikte iki yılda 20 Kürt gazetesi 41 kez kapatılmış oldu. Son kapatıldığında Analiz adını taşıyan bu gazete, 1992 yılında Halk Gerçeği dergisi ve haftalık Yeni Ülke gazetesi deneyimlerinin mirasçısı olarak yayın hayatına atılmıştı. Özgür Gündem adıyla başlayan bu serüven, 16 yılda binlerce soruşturma ve davanın konusu oldu. Geride ise gazete yöneticileriyle yazarlarına verilen ve toplamını kimsenin bilemediği hapis ve para cezaları, kapatma kararları ve çeşitli isimlerle geride bırakılan 20 gazete kaldı.Özgür Gündem geleneğinden gelen gazeteler 1992’den beri çeşitli engellemelere maruz kaldı, kalıyor. 16 yılda açılan binlerce soruşturma, gazete yöneticileri, muhabirleri ve yazarlarına verilen hapis ve para cezaları, kapatma kararları verildi. Bütün bu “cezalandırma”ların hiç şüphesiz en ağırı, aralarında yazar, muhabir ve dağıtıcıların da bulunduğu 21 çalışanının öldürülmesiydi. Şansları yaver giden yüzlerce “Gündem” çalışanı, sadece gözaltılar, tehditler ya da kimi zaman işkencelerle kendini kurtardı. Bu uzun soluklu mücadelenin son halkası Analiz, yayın hayatının henüz üçüncü günündeyken, 1 aylık yayın durdurma cezasıyla kapanmış oldu. Gazete yönetimi, diğerleriyle aynı akıbeti paylaşması kaçınılmaz sayılsa da önümüzdeki günlerde, adı henüz belirlenmemiş bir başka gazeteyle, yola devam edecek.Biz de, ne kadar özgür olduğu, eleştirdiği “karşı taraf” gazetelerinden ne kadar farklılaşabildiği, ne kadar “gerçeğin” peşinde koştuğu, demokrasi mücadelesinin neresinde durduğu ya da bir silahlı oluşumun sözcülüğünü yapıp yapmadığı türünden, sıklıkla gündeme getirilen konuları sorgulamaksızın, Özgür Gündem Gazetesi’nin 16 yıllık serüvenini özetleyelim istedik. Özgür Gündem:30 Mayıs 1992’de yayın hayatına başladı. 14 Nisan 1994’te mahkeme kararıyla kapatıldığında, sorumlularına toplam 54 yıl hapis, 20 milyar 45 milyon lira para cezası ve 18 ay yayın yasağı verilmişti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, gazete hakkında 101 suç duyurusunda bulunduğunu, ancak yargının gereğini yapmadığını açıklamıştı. Gazete’nin Diyarbakır muhabiri Hafız Akdemir’in […]

Saklambaç oynarken hamile kalma ihtimali

Kimi kadının bizzat mağduru olduğu kimininse şanslıysa sadece büyüklerinden duyduğu travmatik ilk regl hikâyeleri, psikolog Şule Akdağ’ın 12 yaşındaki kızı Ezgi için verdiği partiyle haber sitelerinin yorum köşelerine taşındı. İnsan hakları eğitimi programı kapsamında kadın ev gruplara eğitim veren psikolog Akdağ, Ankara’da bir restoranda 19 Ekim’de, kızının arkadaşları ve ailelerini davet ettiği bir parti düzenlemişti. Akdağ’ın yine psikolog olan kocası ise başta partiye katılmayı düşünmediğini, tepkiler üzerine ailesine destek olmak adına bu kararından vazgeçtiğini söylemişti.Regl partisi haberi yayınlandığı sitelerde okuyucunun yoğun ilgisini gördü. Pek çok yorum yapıldı. Okuyucuların “ilk regl” hakkında aktardığı geleneklerden en akılda kalanı, adet olan kıza “korkmasın” diye atılan tokat. (“Uygulamalar”, bereket getirsin diye kızın ellerini una bulamaktan, ölçüsü belirlensin diye göğsüne bastırılan kaplara kadar uzanıyor.) Tokat atmaktaki amaç, ailelerin gelişimin doğal bir parçası olan regl hakkında bilgilendirme gereği duymadıkları kızlarının, gördükleri kan karşısında hissettikleri korkuyu tokadın acısıyla bastırmak istemesi olsa gerek. “Kirli” atfedilen kadının Kuran’a dokunması da yasaklar arasında. Hamur açmak, turşu kurmak da bir süreliğine ertelense iyi olur çünkü “tutmaz.” Dün arkadaşlarıyla sokakta oyun oynarken ertesi gün artık doğurganlık mertebesine eriştiği için küçük kızın hayatı da kısıtlanmalı elbette. Saklambaç oynarken ya da ip atlarken hamile kalma olasılığı yüksek çünkü(!) O yüzden küçük kız bir an önce büyümeli, edebini bilmeli. Halamlar geldi Bu gelenekleri aile içindeki erkeklerle araya mesafe koymak izliyor. Baba ya da erkek kardeşin yanında regl olduğuna dair en ufak bir ipucu verilmemeli. Bu uğurda kadınlar kendi aralarında nesilden nesile aktarılmış bir jargon bile üretmiş. Kadın olmanın “utancını” vajinaya taktığı “şey”, “kuku”, “muni”, “dudu”, “piti” gibi özenle uydurulmuş sözcüklerle azaltan kadın, adet için de “renklendim”, “halamlar geldi”, “kirliyim”, “hastayım”, “aybaşıyım” gibi yöreden yöreye hatta aileden aileye değişebilen bir dil kullanıyor. Bu dili Erkekleri Doğrama Cemiyeti adlı manifestosu ve Andy Warhol’u vurmasıyla ünlü altmışların Amerikalı radikal feminist yazarı Valerie Solanas’ın tanımlamalarıyla karşılaştırdığımızda aradaki uçurum inanılmaz. […]

Bikini sansürü var mı yok mu?

Eren Bircan Geçtiğimiz pazar günü yani 20 Temmuz 2008’de, Vatan, Milliyet, Kanal D Haber, Cumhuriyet ve diğer birçok yayın organı, Bursa Osmangazi’de Sukay Park’ta bikini yasağı uygulandığı haberini verdi. Çıkan haberlerde Osmangazi Belediyesi tarafından yaptırılan ve açılışına Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı Sukay Park’ta bikini ile gezilmesinin yasaklandığı belirtildi. 17-19 Ekim tarihlerinde yapılacak olan 2008 CableWakeboard Avrupa Şampiyonası’nın bu uygulamayla tehlikeye girdiği söylendi. Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe’nin karara saygı duyduğu, Bursa CHP Milletvekili Kemal Demirel’in ise tepkili olduğu ve bu konuyu TBMM’ye taşıyacağı da haber metinlerinde yer aldı. Haberin çıkış kaynağı ise Hürriyet Gazetesi yazarı Cengiz Semercioğlu oldu. 19 Temmuz’da yayınlanan yazısında Semercioğlu, antrenmana giden bayan sporcuların bikini üstüyle gezdiklerinde tişört giymeleri için uyarıldığını ve buna maruz kalan bir arkadaşının olduğunu yazmıştı. Bu mantığın gericilik olduğunu söyleyen Semercioğlu, Wakeboard Şampiyonasının bu mantıkla yürütülemeyeceğini de yazısında vurguladı. Semercioğlu olayı yaşayanlardan birinin arkadaşı olduğunu belirterek kimsenin bu haberi yalanlamaya kalkışmaması gerektiğini de söylüyordu. Vatan, Milliyet, Cumhuriyet haberin altına imza atmazken, Kanal D Haber’in internet sitesinde haberin altına (Doğan Haber Ajansı) DHA imzası atıldı. Cumhuriyet gazetesi “tesislere kadınların bikini ile girmesi yasaklandı.” derken, Milliyet, Vatan ve Kanal D, haberi aynen şu şekilde veriyordu; “Bursa’nın AKP’li Osmangazi Belediyesi’nce yaptırılan kablolu su kayağı tesisi Sukaypak’ta, kadınların bikini ile gezmesini yasaklayan karar tepki ile karşılandı” Ağız birliği yapar gibi aynı haberin aynı cümlelerle yazıldığı metinlerden anlaşılıyor ki haber metnine dahi dikkat edilmemiş çünkü tesisin adı Sukaypak değil Sukay Park.. Tesis işletmecisi: Yasak yok, sınırlama var! Sukay tesis işletmecisi Nuri Çevik, haberin çarptırıldığını bikini yasağı gibi bir durumun söz konusu olmadığını söylüyor. Tesislerde kafe ve restoran bölümlerinin olduğunu bu alanlarda sadece kadınların bikiniyle değil erkeklerinde üstsüz olarak geldiğinde de uyarıldığını belirten Çevik, bunu restoran ve kafelerde deniz kıyafetleri ile gezilmesinin hoş olmayacağı ve bazı kişilerin bundan rahatsız olabileceği görüşüne dayandırıyor. Çevik ayrıca su kayağı yapan bayan sporcuların […]