Etiket kültür mirası

Bu iskeletler kime ait?

Marmaray Yenikapı istasyonunda kazılan antik limanın altı, daha önce ulaşılanlardan çok daha önemli buluntular içeriyor: Yenikapı’da ilk İstanbullular yatıyor.*

Ertuğrul Günay da “rahatsız”

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın Halime Hatun Kümbeti’nin de bulunduğu Selçuklu mezarlığını ziyaret ettiği 20 Temmuz'da yurt binasından rahatsızlığını dile getirdiği ancak skandalın basına yansımadığı ortaya çıktı.

Roma kalıntılarının alt geçitte ne işi var?

Görkem Kızılkayak Halk arasında battı-çıktı olarak adlandırılan motorlu araç alt geçitleri, belediyelerimizin özellikle büyük kentlerin trafik yükünü hafifletmek için ürettikleri çözümlerin başında geliyor. Ama bu geçici çözümler Türkiye gibi “toprağı” inanılmaz zenginlikteki ülkelerde sorun yaratıyor. Bunun en son ve çarpıcı bir örneği bugünlerde İzmit’te yaşanıyor. Kent merkezinden geçen D-100 karayolunda, eski SEKA fabrikası önünde devam eden alt geçit inşaatında uzun süredir Roma İmparatorluğu dönemine ait kalıntılara rastlanıyor. Bu buluntular, imparatorluğun Anadolu’daki tek başkenti olan Nikomedia kentinin kalıntıları. Kentin ve imparatorluğun bilinmeyen tarihine dair bilgiler içeriyor. Ancak ne bu kalıntıların ne olduğunu anlamaya çalışan, ne de bölgede çalışan inşaat makinelerine “dur” diyen bir yetkili var. Kalıntıların, İzmit’in Roma Dönemi’nde altın çağını yaşamasını sağlayan İmparator Diokletianus dönemine tarihlendiğini belirtiliyor. Bunu belirtenlerse ne arkeolog, ne bilim adamı ne de bir resmi yetkili. Ama kültür mirasımıza bu gurupların hepsinden daha saygılı ve meraklı olan iki gönüllü: İzmit’te ilgili tarihi yayınlarıyla tanınan F. Yavuz Ulugün ve Muhittin Bakan. Ulugün ve Bakan’ın verdiği bilgileri, 1940’lı yıllarda eski SEKA Fabrikası arazisinde yapılan arkeolojik çalışmaların sonuçları da destekliyor. Buna göre çıkan kalıntıların Nikomedia güney yönündeki iç surları ya da agoraya (kent çarşısı) olması mümkün. Ancak söylediğimiz gibi, topraktan çıkan bu şeyler, topraktan farklı bir şey olarak algılanmadığı için üzerinde bilimsel çalışma yürüten Allah’ın bir kulu yok! Gerçekte, inşaat çalışmasının ilk günlerinde ortaya çıkan bu kalıntılar üzerine Kocaeli Müzesi’nin verdiği bir durdurma kararı da mevcut. Müze, Nisan 2007’de inşaatı durdurduktan sonra buluntuların bir bölümünü taşıyor. Ve durumu, konunun ilgilisi Kocaeli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na bildiriyor. Koruma kurulu ise, inşaatın devam etmesinde herhangi bir sakınca görmeyerek durdurma kararını kaldırıyor. Bilimsel amaçlı herhangi bir sondaj ve inceleme yapılmadan devam ediliyor. İçinde bulunduğumuz ay bölgede arazi çalışması yapan Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi (TAY) arkeologları da battı-çıktı inşaatındaki kalıntıları, tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz Nikomedia bilgilerinin arkeolojik verilerle doğrulanması için inanılmaz bir […]

İlber Ortaylı: “Uydurmak için de zeki ve bilgili olmak şart”

Gökhan Tan Prof. Dr. İlber Ortaylı, meslektaşı Dr. Filiz Çağman’ın emekli olduğu 2005 yılında beri Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü görevini yürütüyor. Ortaylı, göreve geldiği ilk günlerden beri, çoğu zaman sohbetlerde ve nadir de olsa yazılarında, Topkapı Sarayı’yla ilgili haber yazan basın mensuplarının bilgisizliğinden yakınıyordu. Tarihçi, özellikle Haziran 2006’da yılında “Kaşıkçı Elması’nın da çalınmış olabileceği”ni yazan Uğur Dündar’ın ve bu yazıyı bir ihbar kabul ettiğini söyleyen dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un tavrından çok rahatsız olmuştu. Sabah gazetesi 17 Temmuz’da, Yeşim Salkım’ın Sepetçiler Kasrı’nda çekilen klibi için Sultan İbrahim’in tahtının özel izinle Topkapı Sarayı’ndan getirildiğini bildiren bir haber yayınmıştı. Haber, birçok gazetenin internet sitesi tarafından da aynı şekilde kullanılmıştı. Basının, sorgulamadan kullanmakta sakınca görmediği bu haber üzerine Topkapı Sarayı’nı aramış ve Sabah gazetesinin haberinin asılsız olduğunu ortaya çıkarmıştık.Basın mensuplarına, klip çekiminde kullanılmak üzere Topkapı Sarayı’ndan taht getirildiği yönünde bir bilgi verilmediği, yine telefonla ulaştığımız Yeşim Salkım’ın menejeri tarafından da yalanlanmıştı. Bu durum üzerine Yeşim Salkım’ın basın danışmanı, bilginin kendilerinden kaynaklanmadığını bildiren bir basın duyurusu hazırlamıştı. Sabah gazetesi ertesi gün İlber Ortaylı’ya ulaşarak, bir gün önceki uydurma haberini düzeltme girişiminde bulunmak istedi. 18 Temmuz’da yayınlanan bu ikinci habere göre tahtın sahte olduğu anlaşılmıştı. Ortaylı, “Saraydan taht çıkar mı” diyordu. Zaten Sultan İbrahim’e özel bir taht da yoktu, bütün padişahlar aynı tahtı kullanmıştı. Sabah gazetesi bu ikinci haberde, tahtın özel izinle çıkarıldığı bilgisine nasıl ulaştığını da elbette açıklayamıyordu. İlber Ortaylı’nın habere isyan etmesinin tek nedeni de tahtı meselesi değildi. Sultan İbrahim’in adının önüne “deli” lakabının takılmasını terbiyesizlik, saygısızlık olarak yorumluyordu. Ortaylı o gün, bir de yazılı açıklama yapacağını belirtmişti. O açıklama Milliyet Pazar ekindeki köşesinde dün yayınlandı. Tarihçi, taht hadisesini anmamakla birlikte, birkaç haber örneğinde “uydurmak için de zeki ve bilgili olması gereken” basın mensupları ve “işkembeden atan devlet adamları”ndan yakındı. Basın mensuplarımızın müze bilgisi(Milliyet Pazar, 20 Temmuz 2008) “Müzenin yolunu bile […]

Yeşim Salkım neye oturdu?

Özge Biçen-Gökhan Tan Dün sabah birçok gazete, magazin haberlerine yer verdikleri ikinci sayfalarında ve eklerinde Yeşim Salkım’ın “Rakı Balık” isimli şarkısının klip çekimine dair haber yayınlandı. Habere göre Sultan İbrahim’in (Deli İbrahim) tahtı özel izinle Topkapı Sarayı’ndan Sepetçi Kasrı’na getirilmiş ve çekimlerde kullanılmıştı. Sabahgazetesi haberi “Deli İbrahim’in tahtında klip çekti” başlığıyla verdi. Haberde şu ifade de yer aldı. “Sepetçiler Kasrı’nda çekilen klipte Salkım, Topkapı Sarayı’ndan özel izinle getirilen Deli İbrahim lakaplı 18. Osmanlı padişahının tahtını kullandı.” Haberi yapan gazeteci Başak Çokan’ın çekimler sırasında Sepetçiler Kasrı’nda olup olmadığını bilmiyoruz. Ama orada olmadığı belli olan pek çok gazete ve haber sitesi de (Vatan, Habertürk, vs..), her zaman olduğu gibi imza atma ihtiyacı duymadan, bu haberi ve aynı başlığı kullanmakta bir sakınca görmedi. Şüphesiz, pek çoğumuza göre incir çekirdeğini doldurmayacak kadar önemsiz bu haberin bir haber niteliği taşıdığını düşündük: Haber, 18. Osmanlı padişahının tahtının bir klip çekimi için başka bir mekana taşınmasıydı. Eğer gerçekse, sahiden de büyük bir haberdi. Topkapı Sarayı’nı aradık ve Kutsal Emanetler Dairesi Müdürü Hilmi Aydın’la görüştük. Aydın, gazetelerde yer alan haberleri görmese de böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylüyor ve ciddiye alınmaması gerektiğini söylüyordu. Bu tarz haberlerin müzelere ve müzeciliğe yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendiren aydın, Kültür Bakanlığı’nın projesi ve izni olmadığı takdirde tarihi eserlerin kullanılmasının mümkün olmadığını ifade ediyordu. Peki tahtın Sepetçiler Kasrı’na taşındığı bilgisi nereden çıkmıştı? Bunu haberi yapan ve yayınlayan gazetecilerin cevaplaması lazım. Çünkü gelişmeler üzerine ulaştığımız Yeşim Salkım’ın basın danışmanı Rana Akyıldız, gazetecilere böyle bir bilgi verilmediğini ancak Sepetçiler Kasrı’nda, Sultan İbrahim’in tahtının bir kopyasının bulunduğunu söylüyor. Akyıldız, dün yayınlanan haberler sonrasında ise tüm gazeteleri elektronik posta yoluyla uyardıklarını söylüyor. Gelgelim Sabahgazetesi, bugün yine ikinci sayfada yer verdiği Topkapı Saray Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın açıklamalarıyla yanlışını düzeltmiş görünüyor. Görünüyor diyorum çünkü Duygu Toprak imzasıyla yayınlanan haber şu ifadeyle başlıyor: “Yeşim Salkım’ın Sepetçiler Kasrı’nda […]

Dolmabahçe Sarayı satıldı!

Medyakronik muhabirleri, “Sokağın Dili” programı için kimi zaman gerçekle ilgisi olmayan “abes” sorularla halkın karşısına çıkıyor. Muhabirler, bu röportajlardan birinde sokağa “Dolmabahçe sarayı satılmış, ne diyorsunuz” sorununu yöneltmişti. Ancak bu sorunun, cevaplayan pek çok kişi tarafından gerçek gibi algılanması nedeniyle haber bandını yayınlamamıştık. Çırağan Sarayı’yla ilgili gelişmeler, yaklaşık iki ay önce kaydedilen bu bandı gündeme getirdi.Haber: Sema Topbaş-Serhat Cenkçiler  

Saray bahçesinde seviye tespit sınavı

Gökhan Tan Medyakronik öğrencileri sokak röportajları da yapıyor. Çoğu kez gündemle ilgili bu röportajlar, kimi zaman gündemle, hatta gerçekle ilgisi olmayan soruları da içeriyor. Bu ikinci gruptaki röportajlardan birinde, öğrenciler vatandaşa, “Dolmabahçe Sarayı satılmış, ne diyorsunuz/” sorusunu yöneltmişti. Soruyu cevaplayanlardan hemen hiçbiri, bu sorunun gerçekle bağlantısını sorgulamamış ve sarayın satılmasını olağan bir gelişme olarak yorumlamıştı. Haber videosunu editörlerimizle seyrettik ve yayımlanmamasına karar verdik. Çünkü söz konusu röportajın amacı, gerçek olamayacak kadar abes durumlar karşısında sokağın tepkisini ölçmekti. Ama alınan tepkilerden de anlaşılacağı üzere, soru gerçek gibi algılanabiliyordu. Sanırım en büyük tepkiyi gösteren de bendim. Resmen, tüylerim diken diken olmuştu. Öyle ya, ismi ülkeyle bir anılan anıt eserlerin ve kültür varlıklarının, bakir koyların, ormanlık alanların kişi ve firmalara tahsis edildiği bir ülkede bu da olabilirdi. Çırağan Sarayı’nın deniz cephesine kurulan dev çadırı görünce aklıma bu video geldi. Geçen hafta boyunca İstanbullular, kentin sembollerinden biri olan bu sarayı, alışık olmadıkları bu görüntüyle seyrettiler. Sarayın deniz cephesini, birinci kat seviyesine kadar örten çadırın fotoğrafları, bu uygulamadan rahatsız olan arkeolog Görkem Kızılkayak tarafından Medyakronik’e ulaştırıldı. Pek çoğumuzun sadece denizden görme şansı bulabildiği Çırağan Sarayı, Sultan Abdülaziz döneminde, 1871’de yapıldı. 1910’da yandı. İlişikteki yazıda da okuyabileceğiniz üzere, çeşitli dönemlerde farklı amaçlar için kullanıldı. Ve Alman Kempinski Otelleri 1987’de kendilerine tahsis edilen sarayı onararak, 1991’de hizmete açtı. Beşiktaş ve Ortaköy arasında geniş bir sahil şeridine sahip “Çırağan Palace Kempinski”, Türkiye’nin (ve konumu sayesinde elbette dünyanın da) tartışmasız en güzel ve hizmet kalitesi yüksek otelleri arasında. Otel kompleksine ismini veren Çırağan Sarayı, konaklama için kullanılmıyor. Düğün, toplantılar ve çeşitli organizasyonlarda hizmet veriyor. Ve görünen o ki, otel yönetimi, bu etkinliklerini bir Osmanlı sarayında gerçekleştirmek için yüklü bir meblağ ödeyen müşterilerinin bir dediğini iki etmiyor. Koruma kurallarına aykırı Kempinski Oteli, Çırağan Sarayı’nın deniz cephesinde dört gün boyunca duran şeffaf çadırın geçici olduğunu ve bir bankanın, 5 Mayıs akşamı […]

“Türkiye’nin Hatıra Defteri” Çırağan kıyısında boğuldu

Görkem Kızılkayak Düşünür kültür tanımını “doğanın bize armağan ettiklerinin karşısında insanların ürettiği her şey” diye yapıyor. Millet olarak tembelliğimiz, okumayı sevmeyişimiz, eğitimsizliğimiz bu tanımı hep olumsuz yönüyle uygulamamıza neden oluyor. Yakıp, yıkıp, talan ettiklerimiz bizim öz kültürümüz. Peki tüm bunlara rağmen korunabilenlere karşı bakış açımız nasıl? Örneğin, Çırağan Sarayı’na… Uzun bir hikâyesi vardır bu sarayın. Abdülmecid’in başlattığı projenin, Osmanlı’nın “hasta adam” günlerine denk gelmesi nedeniyle ancak Abdülaziz tarafından on iki yıl sonra bitirilmesiyle başlamıştı bu hikâye. Tamamlandığı 1872 yılından yandığı 1910 yılına kadar çok şey görüp geçirdi. Sultan V. Murat’a mahpushane, Meclis-i Mebusan’a çalışma mekanı oldu. Yanık saray duvarlarıyla Şeref Stadı’na kale oldu. Yıllarca Beşiktaş Spor Kulübü’ne, Türk futboluna hizmet verdi. Yaşadığı bu kadar tecrübeden sonra büyüklerimiz, “turizme açılması”nı buyurdu. Viranelikten kurtulup hayata döndü. Şeref Stadı’nda beş yıldızlı bir otel bitiverdi. Saraydan geriye kalan duvarlar ise gerçeğine uygun olarak onarıldı. İçimize işleyen “bizden öncekinin yaptığını yok sayma, ilk adımımızı dünyanın sıfır noktası görme” alışkanlığımız burada da karşımıza çıktı. Hatırlarsınız belki, açıldığı 1991 yılında otelle ilgili gazete sayfalarına taşınan ikinci büyük haber (birinci haber otelin açılışıydı), girişteki anıt çınarın “geçişi engellediği” gerekçesiyle kesilmesiydi. Haberlerin önünü kesmek için bir tabela dikildi, eskiden ağacın bulunduğu noktaya; genç bir çınar ağacıyla beraber. Çınar kurudu… Özür tabelasına da gerek kalmadı. Artık otelin girişinde bu hikâyeden eser yok. Hafızalarımızdan silindi anıt çınarın hikâyesi. Unutmak, geçmişimize en büyük ihanet değil mi? Peki nerede Abdülmecit, nerede Abdülaziz, V. Murat? Nerede Türk futbol tarihinin en manzaralı stadı? Nerede demokratikleşme hareketimizin simgesi Meclis-i Mebusan? Otel yönetimi bunlara ait küçük bir bilgi tabelasını giriş kapısına koyma gereği bile görmedi (Otelin içindeki bilgi panolarını otele giremediğimiz için saymıyorum). Hükümet, yerel veya sivil güçler bu konuda otel yönetimine tepki göstermedi. Çünkü Çırağan Sarayı yeniden doğmuştu. Artık ona biçtiğimiz rolün tarihle, geçmişle ilgisi kalmadı. Büyük düğünlere ev sahipliği yaptı. Dünyanın en zenginlerini ve ünlülerini […]

Millet, belleğine kavuştu

Belkıs Yağız Marmara Depremi’nin ardından 10 yıl süreyle kapalı kalan “Millet Yazma Eser Kütüphanesi” açıldı. Kütüphane, Ali Emîrî Efendi tarafından 1916 yılında bir araştırma ve ihtisas kütüphanesi olarak kurulmuş ve 1999 yılındaki depreme kadar Fatih’teki Şeyhülislam Feyzullah Efendi Medresesi’nde hizmet vermişti. Medresenin depremde ağır hasır görmesi üzerine eserler Beyazıt Kütüphanesi’ne taşınmış ve restorasyon başlatılmıştı. Restorasyon sekiz yıl sürdü. Ata yadigârı eserler Feyzullah Efendi Medresesi’ne döndü ve 24 Mayıs’taki açılışla kütüphane, özgün yerinde tekrar hizmet vermeye başladı. Kütüphanenin kurucusunun 19. yüzyılda kendi imkanlarıyla topladığı, nadir el yazması eserler geçtiğimiz yıl Pera Müzesi’nde “Ali Emîrî Efendi ve Dünyası; Fermanlar, Beratlar, Hatlar, Kitaplar” sergisinde sunulmuştu. Pera Müzesi’nin sahibi Suna-İnan Kıraç Vakfı, Ali Emîrî Efendi’nin eserlerinin korunması, dijital ortama aktırılması ve on binlerce kayıt fişinin tasnifi için kaynak ayırdı, emek harcadı. Kütüphanenin internet sitesinin yayınını da üstlendi. Restorasyon için 3 milyon YTL’ye yaklaşan bir kaynak ayıran devlet, Millet Kütüphanesi’nin açılışında Kültür ve Turizm Bakanı ve İstanbul Valisi tarafından temsil edildi. (Gözündeki rahatsızlık olmasaydı Başbakan da katılacaktı.) Bakan Ertuğrul Günay, Suna-İnan Kıraç Vakfı’nın katkılarına İnan Kıraç’a verdiği plaketle teşekkür etti. Káşgarlı Mahmud’un yaşadığı yer 10 yıl önce Beyazıt Kütüphanesi’ne taşınan eserlerin, kendi tarihi mekânına dönmesinde Millet Kütüphanesi Müdürü Melek Gençboyacı’nın sıra dışı çabası söz konusu. Çünkü Melek Hanım, 2001 yılında kütüphanenin müdürlüğüne tayin edildiğinde, 34 bin el yazması eser Beyazıt Kütüphanesi’de adeta unutulmuş durumdaydı. O bu eserleri tek tek kaydetti. Ve dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın karşısına çıkarak, Millet Kütüphanesi’nin dağılan personelini eski vazifelerine döndürdü. Feyzullah Efendi Medresesi’nin restorasyonuna ön ayak oldu ve kütüphaneyi Bayazıt’taki geçici binada hizmete soktu. Bilinen en eski Türkçe sözlük, Káşgarlı Mahmud’un yazdığı Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün tek orijinal nüshası Millet Kütüphanesi’nde bulunuyor. Ali Emîrî Efendi’nin 1914’te İstanbul’daki bir sahafta tesadüfen bulduğu bu eser ilk kez, Pera Müzesi’nde sergilenmişti. Orta Asya Türkçesi’ni bize bildiren bu “dil anıtı”nı izleyiciye sunmanın gururu, Melek Gençboyacı’nın gözlerinden […]

Mimar Sinan için bir umut

İstanbul I. İdare Mahkemesi, imar planına karşı açılan davayı onaylayarak bitirilme aşamasındaki Kemer Park Evleri’nin inşaatını durdurdu.