Etiket politika

Tatava yapma zamanı

Çare seçim değil bu oyunu, bu bozuk düzenin oyun kurucusu olanların belirlediği oyun kurallarıyla oynamayacağımızı ilan etmekten geçiyor.

Eczacılar ne istiyor?

Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 18 Eylül 2009’da ilaç giderlerinden tasarruf edilmesini sağlamak amacıyla yayınladığı 2 bin 400 kalem ilaçtaki iskonto oranının artırılması kararı eczacılarla hükümeti karşı karşıya getirdi. “İlaç Fiyat Kararnamesi”ne göre Orijinal ilaçların fiyatı yüzde 40’a, eşdeğer ilaçların fiyatı ise yüzde 20’ye varan oranlarda düşürülecek. Eczacılar kararın geri alınması için protestolarını yoğunlaştırıyorlar. 4 Aralık cuma günü yürürlüğe girecek uygulama öncesinde Türk Eczacıları Birliği, gazetelere verdiği ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a açık mektup şeklinde kaleme alınan tam sayfa ilanla kararın geri alınmasını istedi. İstanbul Eczacılar Odası ise bu talebi bir adım ileri götürerek taleplerinin karşılanmaması durumunda 4 Aralık’ta bir gün süreyle ilaç satım hizmetini durduracaklarını ilan etti. Eczacılar, ilaç depolarından aldıkları ve raflarında duran ürünlerde SGK reçeteleri için yüzde 11 yerine yüzde 24 iskonto uygulamalarının kendilerini ciddi ölçüde zarara uğratacağını dile getiriyorlar. Sağlık Bakanlığı’nın daha önce 2 Kasım’da yürürlüğü koymayı planladığı kararı eczacıların tepkisi üzerine 4 Aralık’a ertelemişti. İskonto oranı yükselen 700 kalem ilacı kolileyerek geri gönderme hazırlığında olan eczacılar, bunlar arasında kalp ve tansiyon ilaçları gibi hayati önem taşıyan ilaçların da bulunduğunu belirtiyorlar. Türk Eczacıları Birliği’nin bugünkü ilanında da sorunun bürokratların tutumu nedeniyle açmaza sürüklendiği ifade edilerek çözüm için Başbakan Erdoğan’ın katkısı isteniyor ve aksi takdirde her üç eczaneden birinin kapanmak zorunda kalacağına dikkat çekiliyor. Türk Eczacıları Birliği’nin açıklamasından satırbaşları– Eczaneler korunmadan bu tedbirler uygulanırsa, her üç eczaneden birinin kepenk kapatması tüm yetkililerce de açıkça ifade edilen ve beklenen bir sonuçtur.– Kapanacak eczanelerimizin 3 bini ilçe, belde ve mahallelerde tek eczane olarak hizmet vermektedir.– Ayakta kalabilen eczanelerimiz de raflarında ilaç bulunamayacak kadar eriyecektir. Eczacı Nesrin Aslan, “Bizim alın terimiz sermayemiz raflarımızda duruyor ve bizim gelirimiz de onlarla karşılanıyor.” diyerek iskonto oranının bu kadar artmasıyla raflarındaki sermayeden zararlarının yüzde 10’a ulaşacağını söylüyor. Aslan, yaptıkları işin zaten çok kârlı olmadığını belirterek yüzde 20-25 kâr marjıyla çalıştıklarını, kira, eleman, giderler, […]

Seçimlerde afiş ve bayrak savaşları

Seçimler yaklaştıkça rekabet kızışıyor, gerilim artıyor ve seçim yarışı zaman zaman partililer arasında tabiri caizse “sıcak temas”a bile dönüşebiliyor. Her gün bayrak asmak, rakibin bayrağını indirmek, afişlerinin üzerine afiş asmak artık sıradan uygulamalar. Sokaklarda ilçelerde mahallelerde oluşan bu gerilimin çok küçük bir bölümü basına ve televizyonlara yansıyor. Biz de medyaya yansıyan bu kampanya çekişmelerinden küçük bir derleme yaparak ülkemizdeki yerel seçim manzarasını arz edelim dedik… Bakırköy’de billboard kavgası AKP’nin Bakırköy belediye başkan adayı Oğuz Satıcı’nın posterlerinin yapıştırıldığı TIR dorseleri, CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu ile Bakırköy adayı A.Ünal Erzen’in Ataköy’deki afişlerinin önüne çekildi. CHP’nin para ödediği yerlerin kapatılmasına Bakırköy Belediye Başkanı Erzen tepki gösterirken AKP’liler durumu şöyle açıklıyor: “Bayrak asıp, çevreyi kirletmek istemedik. TİM’in eski başkanı Oğuz beye ihracatçı arkadaşları da TIR desteği veriyor.” 18 Mart 2009 Antakya’da aday afişleri yarışı Antakya’da, CHP’nin Belediye Başkan adayı İris Şentürk’ün billboardlardaki seçim afişlerinin üzerine AKP’nin başkan adayı Lütfi Savaş’ın posterlerinin yapıştırılması gerginlik yarattı. Kentin değişik noktalarındaki billboardlardaki İris Şentürk’ün afişlerinin üzerine, gece operasyonuyla AKP’li Lütfi Savaş’ın afişleri yapıştırıldı. Afişlerinin sabote edilmesinin barış ve kardeşlik kenti olan Antakya’ya yakışmadığını belirten CHP’li yöneticiler, iktidar partisini “Zorbalık”la suçladılar. AKP yöneticileri ise, billboardlardaki gelişmelerin kendi bilgileri dışında olduğu açıklamasını yaptılar. 18 Mart 2009 Kâğıthane’de bayrak gerginliği Kâğıthane’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılacak olan tünel açılışı öncesinde gerginlik yaşandı. SP`nin Sadabat Viyadüğü’ne asılı olan dev bayrağı Kâğıthane Belediyesi görevlileri tarafından kesilerek indirildi. Bunun üzerine viyadük altında toplanan Saadet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi üyesi bir grup, bayrakların belediyenin resmi aracıyla toplatıldığını ileri sürerek tepki gösterdi. SP Kâğıthane İlçe Başkanı Halit Özgür Atak, mahalle aralarında ve yollardaki AK Parti haricindeki diğer parti bayraklarının AK Partili belediye görevlileri tarafından toplatıldığını iddia etti. Başbakan’ın katılacağı tünel açılışı nedeniyle böyle bir uygulama yapıldığını öne süren Atak, vatandaşların AK Parti`ye sandıkta gereken cevabı vereceğini söyledi. Daha sonra SP’liler […]

Obama ve Erdoğan’ın ortak yönü

Tuğba Kalafatoğlu Amerika’daki birçok politikacıyla çalışmış, Obama ve Clinton’un siyasi danışmanları arasında yer almış başarılı bir Türk kadını. Halen Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Kendi ismini taşıyan şirketinin yönetim kurulu başkanlığının yanısıra American Communication Association (ACA-Amerikan İletişim Derneği) başkanlığını da yürütüyor. Politik iletişim konusunda uluslararası deneyime sahip Kalafatoğlu ile ABD ve Türkiye’deki siyasi dengeleri konuştuk. Politikaya girişiniz nasıl oldu?Bir gün siyasal bilgiler dersi aldığım hocama gönüllü çalışmak istediğimi söyledim. Üniversite birinci sınıftayken gönüllü olarak Demokrat Parti’de haftanın 3 günü çalışmaya başladım. 1994 yılında Robert Kerrey* seçimleri kaybedecek gibi görünüyordu.. Nebraska Cumhuriyetçilere oy veren bir bölgeydi ve Cumhuriyetçiler önde gidiyordu. Özellikle, Güney Omaha’da Meksikalılar yaşıyordu ve Demokrat partiyi iyi tanımıyorlardı. Kampanya yöneticisinin yanına bir gün gittim ve “seçimlerde kampanya yazılarını İspanyolca yazsak, Güney Omaha’da seçim çalışması yapsak” dedim. Çünkü bu bölgede yaşayanların çoğunluğu ingilizce bilmiyordu. Robert Kerrey, seçim çalışmaları için Washington D.C.’den geldi ve yaptığımız toplantıya girdi ve bana söylediklerimi herkesle paylaşmamı istedi. “Sen bana nerede ne zaman bulunmam gerektiğini söyle ben orada olacağım” dedi. İspanyolcası çok iyi olan kız arkadaşımla birlikte Omaha’daki mahalleleri dolaştık. Arkadaşıma, kampanya yazılarını ben İngilizce yazacağım, sen de İspanyolca’ya çevireceksin dedim. Robert Kerrey’nin oy oranı yüzde 11 iken yüzde 80’lere çıktı ve seçimleri kazandı. Televizyonda özellikle benim ismimi vererek teşekkür etti ve benimle çalışmak istediğini söyledi. Bana öğrenci çalışması vizesi çıkardılar ve haftada 20 saat Demokrat Parti’de çalışmaya başladım. Kerrey daha sonra benim ismimi Bill Clinton’a verdi. 1996 yılında Clinton’ın ekibiyle çalışmaya başladım. Kısacası bir kapıyı çalmakla hayatım değişti. Türkiye’deki politik anlayışı nasıl buluyorsunuz?Türkiye’deki politikacıları ben “eski okul” ve “yeni okul” sistemiyle çalışan politikacılar olarak ikiye ayırıyorum. Türkiye’de genelde “eski okul” sistemiyle çalışan politikacılar var. “Yeni okul” sistemiyle giden politikacılar zaten başarılı oluyor. “Eski okul” seçmenlerle birebir görüşmüyor, başa geçtikten sonra “beni kimse yerimden edemez” diye düşünüyorlar. Oysa “yeni okul” sistemiyle giden politikacılar, kazandım, […]

Meclis’te tek başına

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), uzun süredir yaşanan iç çatlak sonucu olağanüstü kongreye gitme kararı aldı. Bir önceki kongrede aday olmayacağını açıklamasına karşın son anda genel başkanlık koltuğuna oturan Ufuk Uras’ın bağımsız milletvekilliği adaylık süreci; ÖDP’nin kurucularından Oğuzhan Müftüoğlu’nun da içinde olduğu Devrimci Dayanışma’nın çoğunluğu elinde bulundurduğu Parti Meclisi’nin katılmama kararı aldığı “çatı partisi”nin toplantılarına Uras’ın katılması, Ergenekon süreci üzerinden yaşanan tartışmalar parti içindeki çekişmeleri de derinleştirmişti. İstanbul milletvekili, Genel Başkan Ufuk Uras’ın, adaylık sürecinde iyice ayyuka çıkan parti içi çekişmelerin, 2 Şubat Pazartesi günü yapılacak kongreyle ne kadar halledilebileceğini zaman gösterecek. Uras, meclise girdiği günden beri verdiği soru önergeleriyle tartışma yarattı. Seçmenlerinin bir kısmı onun mecliste yeterince aktif olmadığından şikayet ederek hayal kırıklıklarını dile getirirken, diğer bir kısmı onun meclisteki varlığıyla vekillerin ezberlerinin şaştığını iddia ediyor. ÖDP içinde, kongreyi ateşleyen gelişmeler henüz yaşanmamışken yaptığımız söyleşide Uras, TBMM’de bağımsız ve hatta tek başına olmak ve ÖDP’nin kabuk değiştirme girişimi hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Meclise bağımsız aday olarak girmiş ve tek başına mücadele etmek durumunda kalan bir milletvekili olmanın zorlukları neler?Tek tabanca olmak kolay değil. Ama diğer yandan, grubunuz olmadığı, başınızda bir lider olmadığı için aslında avantajları da var. Bizim en büyük problemimiz meclis iç tüzüğünün gruplara endekslenmesi. Yani milletvekili esaslı değil, grup esaslı bir iç tüzük var. Belki iç tüzüğün demokratikleşmesiyle birlikte daha çok avantaja sahip olacağız. Bir diğer yandan, toplumsal muhalefet örgütlerinin sesi soluğu olalım diyoruz. Yasa değişikliği trafiğinin hızına yetişecek bilgi akışını sağlayamıyoruz henüz. Bu bizim de belki hatamız. Ama genel olarak toplumsal muhalefet örgütleri, politik deklarasyonlar üzerinden hareket ediyorlar. Hâlbuki bizim çok detaylandırılmış teknik bilgilere ihtiyacımız var. AKP hükümeti bir yasa taslağı getirdiğinde her bir maddeyle ilgili değişiklik önergeleri verebilecek durumda olmamız lazım. Halen onu sağlamaya çalışıyoruz. Seçmenlerinizin büyük bir kısmı sizi “tek başına dünyayı kurtaracak milletvekili” olarak tanımlıyor. Bu üzerinizde bir baskı yaratmıyor mu?Bizim 1. bölgede solun […]

Say ki Kürtler kapatılıyor…

Ahmet Şık Kapatma davası tam da sınır ötesi harekât sonrası Kürt sorununun çözümü için sivil planların dillendirildiği, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan yardımcısının DTP’lilerle görüştüğü sırada geldi. Eğer bu iki parti de kapatılırsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 21 il TBMM’de temsil edilmemiş olacak. Başka bir deyişle Meclis çatısı altında Kürtlerin temsilcisi herhangi bir parti olmayacak. Kürtleri temsilen TBMM’de bulunan tek kişi ise seçimlerde Hakkâri’den bağımsız aday olarak Meclis’e girmeyi başarabilen Hamit Geylani olacak. 22 Temmuz seçimlerine göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Hakkâri, Kars, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Batman, Şırnak ve Ardahan illerinden toplam 107 milletvekili Meclis’e girmeyi başarabildi. Bu milletvekillerinden 77’si AKP, 21’i de seçimlere bağımsız olarak giren DTP’lilerdi. Doğu Anadolu Bölgesindeki Adıyaman, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya ve Ardahan’dan TBMM’ye girebilmeyi başarabilen geri kalan 9 milletvekilinden 6’sı CHP ve 3’ü de MHP’den seçilmişlerdi. Seçimlerde bu 21 ilde kullanılan geçerli 4 milyon 590 bin 506 oyun, 2 milyon 488 bin 838’ini AKP, 997 bin 960’ını bağımsızlar adı altında seçime katılan DTP almıştı. Toplam 3 milyon 486 bin 798 oy alan AKP ve DTP dışında kalan 11 partinin aldığı toplam oy sayısı ise 1 milyon 103 bin 708 olmuştu. Bu 21 ilin seçim sonuçları ise şöyle olmuştu: Adıyaman’da 244 bin 571 geçerli oyun 159 bin 735’ini alan AKP 4 milletvekilliği kazanırken; oyların 39 bin 871’ini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Ağrı’da 163 bin 672 geçerli oyun 103 bin 138’ini alan AKP 5 milletvekilliği kazanırken; oyların 39 bin 871’ini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Bingöl’de 110 bin 332 geçerli oyun 78 bin 467’sini alan AKP 3 milletvekilliği kazanırken; oyların 15 bin 750’sini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Bitlis’te 116 bin 260 geçerli oyun 68 bin 381’ini alan AKP 3 milletvekilliği kazanırken; oyların 25 bin 314’ünü alan bağımsızlar ise […]

Youtube siyasetinin doğuşu…

Dilek Gündüz dgunduz@medyakronik.com Video paylaşım sitesi Youtube’un politika editörü Steve Grove, kalabalığın gücüne inananlardan… O, dünyanın en zeki insanlarının da Youtube’u tıklayan 71 milyonu aşkın kullanıcı olduğunu düşünüyor. Bu kullanıcılar, ayda iki buçuk milyar online video gönderip izliyor. Grove, 30 yaşında başarılı bir yönetici ve Youtube’un politika sorumlusu ama o kendisini bir editörden çok sitenin “içerik karmaşası denizi”nde bir görevli olarak tanımlıyor. Youtube’un politik içeriğe sahip videoları arasında en popüler olanlar Obama Girl (2008 başkan adayı Barack Obama’nın propagandası), Hillary Clinton’ın robot gülüşüyle dalga geçen klipler ya da John Edwards’ın saçları ve makyaj rutinini konu alan videolarla kısıtlı değil. Kullanıcıların yarattığı videoların, başkanlık seçimlerini 2006’dakinden çok daha farklı, hatta akla gelmeyecek türde şekillendirdiğini söylemek yanlış olmaz. Bunun en güzel örneği de, Senatör George Allen’ın kırdığı potun Youtube’da ortaya çıkması üzerine kariyerinin sona ermesi… Allen, rakip seçim kampanyası çalışanına kameralar önünde “Maymun” demiş ve bu sözcük onun için sonun başlangıcı olmuştu. Sitenin politika editörü Grove da bu olayı “Youtube siyasetinin doğuşu” olarak tanımlıyor zaten. “Dünyanın en büyük belediye binası” Daha üç yıl önce esamesi bile okunmayan Youtube, politikacılar için artık bir propaganda aracı olarak kabul ediliyor. ABD’deki başkanlık münazaraları sırasında Youtube kullanıcılarının ilginç sorularına maruz kalan adayların hiçbiri bu durumdan şikâyetçi olmadı. Demokratlar, eriyen bir kardan adam tarafından küresel ısınmaya dair sorulara tabi tutulurken, Cumhuriyetçiler elinde tüfek tutan bir genç tarafından silah kontrolü konusunda köşeye sıkıştırıldı. Youtube’dan önce Boston Globe ve ABC News’da da muhabir olarak çalışan Grove, “Eğer Youtube’da değilseniz, tartışmanın da bir parçası değilsiniz” diyor ve ekliyor: “Burası dünyanın en büyük belediye binası”. Politikacıların siteye yükledikleri videoların bir kısmı televizyon kanalları tarafından da kullanılıyor. Cumhuriyetçi aday Mike Huckabee ve aksiyon yıldızı Chuck Norris’in birbirlerine iltifat ettikleri video bu türün en başarılı örneklerinden biri olarak sitedeki yerini almış bulunuyor mesela. Grove, adayların ve destekçilerinin siteyi politik saldırı başlatmak ya da […]

‘Bu kitaplar yurtlarını sevmeyen kişiler tarafından yazılıyor’

Sendy Leonsleon@medyakronik.com – Musa’nın Mücahitleri, Çocukları, Gül’ü, AKP’si diye bir dizi kitap piyasaya çıktı ve kitaplar en çok satanlar listesinde başı çekiyor. Bu kitapları okudunuz mu? Kitaplarla ilgili ne düşünüyorsunuz?– Okumadım ama öyle sağdan soldan bilgi edindim. Yani çok derinine inmedim. Genel olarak maalesef birine sen Yahudi ya da Yahudi ırkındansın gibi bir şey söylemekle tabiri caizse ona bir hakaret etmiş sayılırsınız. Nedir yani, birisi Yahudi ise kötü bir şey midir? Bu genel olarak olumsuz bir tablo çiziyor ve buna çok üzülüyorum. Öyle ki tarihte, antisemitizm adeta doğuştan gelen bir hastalıktır. Nedenini, biçimini ben araştıramıyorum fakat antisemitizm kelime itibariyle “antisem” yani Sami ırkından olan birisine verilen bir lakap, bir unvandır. Fakat görüyoruz ki bu ırktan gelenler de gelmeyenler de antisemitist oluyor. Buna ancak anti Yahudilik diyebiliriz. – Bu neden kaynaklanıyor?– Tarih boyunca Yahudiler bir misyon olarak, misyoner demek istemiyorum, tek tanrı mevhumuna sahiptiler. Putperestlik devri de dahil olmak üzere yaşadıkları her ülkede bu sebeple “bizden değil” şeklinde görüldüler. Putperestlerin fikirlerini benimsemedikleri için kendilerine otomatik olarak düşman gözüyle bakıldı. Bunun arkasında “Benim gibi değildir” mantığı var. Bu yüzden ta o devirlerden Yahudiliğe karşı bir önyargı oluştu. İsa’nın doğumuyla hatta Hıristiyanlığın doğuşuyla diyelim, anti Yahudilik doğdu. – Nasıl oldu bu?– Hıristiyanlar İsa’nın ölümünden Yahudileri mesul tuttular. Üstelik bunu Romalılar yapmışken… İsa Romalılar tarafından mahkeme edilip çarmıha gerildi. Zamanla Romalılar putperestliği bıraktılar. Düşünmeye başladılar ve bunun sonunda Allah mevhumuna yanaşmak istediler. İşte o zaman İsa onlara bir kaynak oldu. Şimdi İsa’nın önünde “My God” diyorlar. Yani zaman içinde “Bu inancın başlangıcını temsil eden İsa’yı Yahudiler öldürdü” gibi bir mantıkla hareket edip kendi mesuliyetlerini Yahudilere yıktılar. Düşün şimdi bir çocuk dua ediyor… “Tanrım neden öldürüldü İsa?” diyor, düşünüyor. Sonra babası “Oğlum İsa’nın ölümünden Yahudiler mesuldür…” diyor. Şimdi bu çocuk babasından böyle heyecanla dua ettiği bir yerde, yani İsa’yı temsil eden bir yerde, onun ölümünden […]

Gürsel Tekin 2007’de HaberVs’ye söylemişti

HaberVs, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde CHP’nin yıldızını parlatan isim olarak anılan Gürsel Tekin’le il Başkanı olur olmaz görüşmüştü. Tekin’in, CHP İstanbul’da yapmak istedikleri ve yerel seçimlereki hedefleri, planları neydi? İşte Aralık 2007’de gerçekleştirilen o söyleşi… “Belediyecilikten geliyor… Yıllarca Kadıköy Belediyesi’nde başkan yardımcısı olarak çalıştı… Müthiş örgütçü… Çevresi geniş… Medyada dostları var… Seçkinci değil, halkın diliyle konuşuyor. Mesela hacı amcalarla iletişimi gayet iyi… Fakir fukaraya yakın… Varoşlardan çıkmıyor… Sıkı takipçi… Muhalefet dilini biliyor. AKP’ye nereden çakılması gerektiğinin farkında… Laiklik geriliminden çok yolsuzluk meselesine kafayı takmış durumda… Elinde sıkı dosyalar var. Daha da önemlisi CHP’lilerde pek alışık olmadığımız türden bir ‘iddia’ sahibi… İstanbul’da AKP’yi yıkacağını öne sürüyor ve ekliyor: Yıkamazsam bırakırım. Dikkat! Dikkat! CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, dikkat edilmesi gereken bir isim… AKP’yi İstanbul’da yıkacak denli başarılı olabilir mi bilmiyorum ama AKP’nin yeni belalısı olacağına bahse girebilirim.” HürriyetYazarı Ahmet Hakan’ın CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’i tanıtmak için kaleme aldığı bu satırların izini sürüp Gürsel Tekin’in kapısını çalmadan önce hakkında biraz bilgi topladık. Kendisiyle yaptığımız söyleşiyi okumadan önce o bilgileri iletelim size. 1964 yılında Ardahan’da doğdu. Ardahan o dönem CHP’nin kalesi olan Kars’a bağlıydı. Gürsel Tekin genç yaşta CHP’de siyasi hayatına başladı. 1981 yılında İstanbul’a yerleştikten sonra Sosyal Demokrasi Partisi’nde (SODEP) faaliyet gösterdi. SODEP’in kapanmasından sonra siyasete Sosyal Demokrat Halkçı Parti’de (SHP) devam etti. 1989 yerel seçimlerinde bu partinin Kadıköy Belediye Meclisi üyeliğine seçildi ve böylece belediyecilik kariyeri başlamış oldu. 1995’te SHP’nin CHP’ye katılmasından sonra bu görevine CHP bünyesinde devam etti. Kadıköy Belediyesi Başkan Vekilliği dahil birçok önemli görevde bulunan Tekin, Ağustos 2007’de CHP İstanbul İl Başkanlığı görevine getirildi. Gürsel Tekin, Kadıköy Belediyesi’nin kariyerindeki önemini asla yadsımıyor ve orada çok şey öğrendiğini söylüyor. Kısacası, belediyeyi bir okul olarak görüyor; zaten insanın hayatta sürekli olarak bir öğrenme süreci içinde olduğunu düşünüyor. 13 yıllık yerel yöneticilik tecrübesine dayanarak sağlam […]