Etiket türban

Sermayenin yeşili de başörtülüyü mağdur ediyor

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) hazırladığı “Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar” adlı rapor, 9 Kasım’da yapılan bir toplantıyla açıklandı. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Dilek Cindioğlu tarafından kaleme alınan rapora göre; başörtülü kadınlar, gerek özel sektörde, gerekse kamusal alanda iş hayatına katılımlarında, yasağın olumsuz etkilerine maruz kalıyorlar. Özgeçmiş göndermek bile sorun3 şehirde, 79 uzman meslek sahibi başörtülü kadın ve 25 erkekle yapılan mülakatlar sonucu hazırlanan raporda; başörtülü kadınların iş hayatında nasıl sorunlara maruz kaldıkları, yapılan röportajlarla tek tek örneklendirilerek anlatılıyor. Buna göre başörtülü kadınlar, çalışma koşulları ve güvenceler bakımından kamusal alanda çalışmak isteseler de, şartlardan ötürü özel sektörde iş arıyorlar. Fakat bu da bir çözüm getirmiyor. Çünkü burada da daha işe alınma aşamasında sorunlar başlıyor. Cindioğlu bunu şöyle açıklıyor: “İşe alınırken mesleki sınavlarda başı açık resim gerekiyor. Yine başvuruda bulunurken CV’ye resim koymak gerekiyor. Kapalı resim koyduğunuzda bir çok yer sizi çağırmıyor. Resim koymayıp mülakata çağrıldığınızda ise ‘Tam istediğimiz gibi bir elemansınız, ama başörtüsü bizim için sıkıntı olur’ cevabı alınabiliyor.” Yeşil sermayede de rahat yokAslında rapora göre; özel sektör için başörtülü eleman çalıştırmak, bir avantaj bile olabiliyor. Burada patronlar, başörtülü kadınların, kolay kolay başka yerde iş imkânı bulamayacaklarını bildiklerinden, standartlardan çok daha düşük ücretler öneriyorlar. Görüşmecilerden Nadide Hanım, patronuna “Neden bu kadar düşük ücret veriyorsunuz? diye sorduğunda “Sizin alternatifiniz yok. Ben bu maaşı vermesem gidip dışarıda daha yüksek birşey bulamazsınız. Ama bu beylerde böyle değil” cevabını aldığını söylüyor. Ayşe Hanım patronların kimi zaman başörtülü kadın çalıştırmayı, sosyal sorumluk olarak gösterip vicdanlarını rahatlattıklarını, ayrıca bunun şirket müşterilerine olumlu bir vitrin oluşturduğunu söylüyor. Görüş bu şekilde olunca aynı eğitim seviyesinde olan iki elemandan başı açık olan daha avantajlı konuma geliyor. Görüşmecilerden mühendis Nadide Hanım kendisinin 800 ytl maaşla çalıştığını ama işe yeni başlayanların bile bin 500 lira aldıklarını belirtiyor. Çoğu şirket […]

CHP takiyye mi yapıyor?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin, türban-çarşaf açılımı hız kaybetmeden sürüyor. Hem parti içinde hem de toplumun değişik kesimlerinde farklı tepkilerle yorumlanan bu açılımla ilgili sokaktaki insanları ne düşündüğünü sorduk. Kimisi iyi bulduğunu söyledi, kimisi takiyye yapıldığını anlattı. Uzun lafın kısası memnun olan da var olmayan da ama kesin sonucun ne olduğunu önümüzdeki Mart ayında yapılacak yerel seçimlerde göreceğimiz kesin.

‘Masum olmayan türbanlılar’

Deniz Baykal’ın 16 Kasım’da İstanbul, Sultangazi’de CHP’ye yeni katılan çarşaflı kadınlara parti rozeti takması CHP çevrelerini bile şaşırttı. Ardından çok sayıda başörtülü kadının katılımıyla gerçekleşen İstanbul ve İzmir’deki diğer yeni üye törenlerinde CHP, “açılımını” iyice genişletti. Hemen her kentten CHP’ye türbanlı ve çarşaflı üye kaydı haberleri yağmaya başladı. Ancak gerek parti içinden gerek karşı cephelerden tepkiler var. Baykal’ın, tepkilere cevap olarak söyledikleri farklı bir tartışma konusu yaratacak nitelikte olsa da pek üzerinde durulmadı: “O çarşaflılar farklı. Masumane örtünmüşler. Önemli olan başın içindekiler. Örtülü kadınlarımız zincirlerini kırıyorlar”. Parti içinde başını Necla Arat’ın çektiği birkaç CHP’li bu çıkışa sert tepki gösterse de, birçok partili Baykal’ı destekliyor. Konuya olumlu yaklaşanlardan biri de 28 Şubat’ta üniversitelerde başlayan başörtü yasağının uygulanmasında ciddi bir baskı yöntemi olan ikna odalarının mimarlarından CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nur Serter oldu. Medyada “türban ve çarşaf açılımı” söylemiyle ifade edilen CHP’nin bu tavır değişikliği akıllara, başörtüsü konusunda Anayasa Mahkemesi’nin öğretimde türbana özgürlük tanıyan kararını iptal ettirmeye çalışan, üniversitelerde başörtülü öğrencilere ikna odaları kuracak kadar sert bir tutum içinde olan bir partinin türban konusunda nasıl hızla tavır değiştirdiği sorusunu da getirdi. Konuyu üniversitelerde başörtüsü yasaklarının en sert uygulandığı dönemin, başörtüsünü çıkarmaya “ikna” olmayan mağdurlarından Hatice Kavçakar, Necla Ölçer Yiğit ve Emine Betül Avcı ile konuştuk.“Seçim zamanı CHP hep daha bir Müslümanlaşıyor” Farklı üniversitelerde yasakların başladığı ilk yıllarda başları örtülü olduğu için derslere alınmayan Kavçakar, Yiğit ve Avcı baskı gördüler, okullarını bırakmak zorunda kaldılar. Üçünün de CHP’nin çarşaf açılımına yönelik yorumları ortak. Seçim zamanı yaklaştığı için CHP’nin böyle bir tavır içine girdiğini ve bu tutumu samimi bulmadıklarını söylüyorlar. Hatice Kavçakar, “Başını örten kadınların da farklı siyasi tercihleri olabilir. Fakat CHP’nin başörtüsü ile ilgili yaptığı, söylediği şeylere bakacak olursak ‘Acaba oy toplamak için mi yapıldı?’ diye düşünüyorum” diyerek yorumluyor durumu.Necla Ölçer Yiğit de aynı fikirde. Seçimlere kısa zaman kalınca CHP’nin hep daha bir […]

Erdoğan: Yanlış milletten döner

Medyakronik/Anadolu Ajansı Başbakan Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde türban serbestisi öngören anayasa değişikliğini iptal kararını, bugün ilk kez partisinin Meclis Grubu’nda değerlendirdi. Kararın Anayasa Mahkemesi adına “talihsiz” olduğunu belirterek gerekçesinin açıklanmamasına dikkat çeken Erdoğan, “Bunun altında ne var? Nedir acele? Hangi gerekçeyle anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara bağlandığı hususu mutlaka açıklanmalı” dedi. Erdoğan’ın TBMM’de yaptığı konuşmadan satırbaşları şöyle: Bir tek CHP farklı konuşuyor Burası TBMM. Millet iradesinin tecelli ettiği çatı. İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis hiç bir vesayeti, hiç bir gölgeyi kabul etmedi. Bundan böyle de kabul etmeyecek. Burası milletin evidir. Bu evin 70 milyon sahibi vardır. Bu evde hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın herkesin hukuku savunulur. Milletimizin hukukunu ilelebet koruyacağız. Esen rüzgarlara göre yönümüzü belirlemiyoruz.Ümitleri taze tutmak zorundayız. Milletin sağduyusuna güveniyoruz. Siyasetin alanını daraltmaktan, erkler arası çatışmadan medet umanlar var. Herkes Meclis’in yasama yetkileri daraltılıyor derken, bir tek CHP farklı konuşuluyor. Geçen yıl da 367 kararı öncesinde Yüksek Mahkeme’yi tehdit ediyorlardı. Bugün de hedeflerinde Meclis var. Yasama ve yargı erklerini karşı karşıya getirmek istiyorlar.Korku siyaseti zarar veriyor Bütün demokratik açılımları, korku siyasetiyle durdurma çabası Türkiye’ye ciddi zararlar veriyor. Bu gölge oyunları, bu korku siyaseti, halkımızın ekmeğini, aşını büyütmez, büyütmüyor, ülkemizin itibarını yükseltmez, yükseltmiyor. Böyle korku ve vehimlerden beslenen hiçbir siyaset özgürlüğü, adaleti getirmez, getirmiyor.İdeolojik hukuk yorumlarıyla, TBMM’nin iradesini bloke etmeyi ‘muhalefet’ zannetmek, doğrudan doğruya halkın taleplerine, milli iradeye açıkça tavır almaktır, objektif hukuk kurallarını sabote etmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel hukuk kaynağı Anayasadır. Her kurum, kişi veya kurul, Anayasa zemininde ve anayasadan aldığı meşruiyet çerçevesinde faaliyette bulunabilir. Anayasaya dayanmayan hiç bir karar anlam taşımayacağı gibi, anayasanın vermediği yetki de kullanılamaz. 148. maddeye göre mahkeme sadece yetki bakımından inceler ve denetler. Türkiye’nin erkler arası çatışmaya tahammülü yoktur.Yanlış milletten döner Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hukukun üstünlüğünü, anayasanın mutlak bağlayıcılığını, anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummasın. Türkiye’yi derhal, […]

Dış basında türban kararı

Medyakronikinfo@medyakronik.comFinancial Times:“Türkiye’nin laik sistem dün sosyal olarak muhafazakar hükümete karşı önemli bir muharebe kazandı” diye yazdı. Kararın “Felç edici siyasi krizi uzatacağını savunan gazete, “Karar, geniş ve belirsiz etkileri nedeniyle finansal piyasalarda daha çok karmaşa yaratabilir” değerlendirmesini yaptı.New York Times: Kararla, Anayasa Mahkemesinin AKP’ye “incitici bir tokat” attığı belirtildi. Türkiye’nin siyasi sisteminin kuşaklardır darbelerle ve yargı kararlarıyla seçilmiş hükümetlerin işine karışan laik bir elit tarafından kontrol edildiğini kaydedilen haberde AKP’nin Türkiye tarihinde bu gücü kırmak için en ileriye gidebilen bir siyasi parti olduğu belirtildi. Washington Post: Haberde, “Türk mahkemesi üniversitelerde başörtüsünün laikliği çiğnediğine hükmetti. Karar, ülkenin İslami hükümeti ile laik kurumları arasındaki ayrılığı derinleştirdi” denildi.Die Zeit:Haberi, “Türk Anayasa Mahkemesi türban yasağını yeniden yürürlüğe soktu. Böylece iktidar partisi AKP’nin de kaderini tayin etti” şeklinde okurlarına duyurdu. The Guardian: Anayasa Mahkemesinin “siyasi olarak tartışmalı bir yasayı iptal ettiğine, AKP konusunda korkuların olduğuna dikkat çekerek, “Karar Türkiye’nin geleceği için önemli etkileri var” dedi. Gazete, kararın AKP için “terslik” oluşturduğunu da yazdı. BBC: “Bazılarınca, türban yasağı İslam’ı devlet etkinliklerinin haricinde tutmanın bir sembolü olarak laik devletin en temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Ordu, mahkemeler ve üniversitelerden oluşan laik kuruluşlar yasağın reforma uğramasına muhalefet ediyorlar” dedi. El Cezire:Kararın AKP hükümeti için “yenilgi” olduğu belirtilerek, “Bireysel haklarda sıkı bir düzenlemeye yol açan 1980 askeri darbesinden bu yana çoğunluğu Müslüman olan ama laik bir yapıya sahip Türkiye’de türban yasağını kaldırmak dini konularda yapılan en önemli hamlelerden biri” yorumu yapıldı. The Times: Mahkemenin kararını AKP için “tehdit” olarak yorumlarken, “AK Parti Türkiye’nin saygın kurucusu Mustafa Kemal Atatürk laik prensiplerine bağlı kaldığı konusundaki protestolara rağmen, gizli bir İslami gündeme sahip olduğu konusunda yönetici elit ve dine ihtiyatlı yaklaşan kentli halkın korkularını yatıştıramadı” dedi. Le Monde:Anayasa Mahkemesi’nin kararı için “Adalet ve Kalkınma Partisi için ciddi bir tersliktir” dedi. Gazete, “Anayasa Mahkemesi kararı, AKP için en kötü senaryo” ifadesini de kullandı. […]

Artık AKP’yi kapatmaya gerek yok

Alper Görmüş Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortaklaşa hazırlayıp TBMM’de kabul ettikleri anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Anayasa Mahkemesi’nde açtığı iptal davasında mahkemeden “iptal” kararı çıktı. Bu sonuç, bilelim ki gönlünden “iptal” geçen çevrelerin bile beklemediği bir sonuçtu. Peki, beklenen neydi? Beklenenle ortaya çıkan arasındaki farkı ve bunun ne anlama geldiğini daha iyi anlayabilmek için, karardan önce mahkemenin önünde bulunan seçeneklere bir göz atalım. Birinci seçenek: Mahkeme, anayasanın ilgili maddesinde açıkça belirtildiği gibi (148. madde: “Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler”) konuyu esastan karara bağlama yetkisi olmadığı gerekçesiyle “iptal talebinin reddine” karar verir. (Hatırlayın, raportörün tavsiyesi de bu doğrultudaydı.) İkinci seçenek: Önüne gelen anayasa değişikliği ile anayasanın “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeleri arasında ilişki kurar ve 148. maddeye aldırmaksızın anayasa değişikliklerini CHP’nin talebi doğrultusunda iptal eder; ki kararla bu seçenek gerçekleşmiş oldu. Üçüncü seçenek: Mahkeme, anayasa değişikliklerini iptal etmez, fakat “yorumlu ret”le bu değişikliklerin hiçbir sonuç doğurmayacağını hükme bağlar, sonuçta başörtüsünün üniversitelerdeki varlığına ilişkin eski uygulama devam eder. “İptal” demek, savaş ilanı demek!Üniversitelerde başörtüsü yasağının devamını isteyenler “gerçekçi”; yasağın kaldırılmasını isteyenler de “kötümser” bir bakışla en güçlü ihtimalin üçüncü ihtimal olduğunda birleşiyorlardı. Bu durumda mahkeme, daha önce aldığı ve “içtihad” haline gelen bir kararına dayanmış olacak, hukuken çok da fazla yıpranmayacaktı.Mahkemenin “iptal” kararı almasının hukuk çerçevesinde savunulması ise imkânsız gibiydi. Özellikle 148. maddenin varlığı bunu mümkün kılmıyordu. Öte yandan, değişiklikleri “Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddelerini işaret ederek iptal etmenin türban kararını çok aşan başka bir anlamı vardı. Bu anlam, doğrudan doğruya “egemenliğin kullanımı” ile ilgiliydi. Başta, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Serap Yazıcı olmak üzere bu yolda görüş beyan edenler, bu görüşlerini (mealen) şöyle temellendiriyorlardı:“Anayasanın sözü edilen maddelerinde devletin temel kuralları sıralanırken sadece ‘laiklik’ sayılmıyor, ‘demokratik, sosyal ve hukuk devleti’ niteliklerine de işaret ediliyor. Bu […]

“Meclis’in yasa değiştirme yetkisi ortadan kalktı”

Medyakronikinfo@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde başörtüsü serbestisi getirecek anayasa değişikliğini iptal etmesi, siyasi ve hukuki açıdan tartışma yarattı. Bu karar uyarınca, TBMM’nin anayasa değişikliği yapma yetkisinin kalktığı yorumu yapıldı. Profesör Ergün Özbudun: “Anayasal ilkeler aşıldı” Çok tartışılacak bu iptal kararı Anayasa Mahkemesi üzerindeki tartışmalara yeni boyutlar katacaktır. Anayasa Mahkemesi, yasama organının değil kurucu organın yerine geçen bir karar aldı ve anayasal ilkelerini aştı. Onun kapsamadığı bir inceleme yaptı ve esas incelemesi yaptı. Şekil incelemesi değil apaçık bir esas incelemesidir. Anayasa Mahkemesi, anayasanın kendisine yasakladığı bir yetkiyi kullanmıştır, ancak yetki gaspı olarak ifade edebilirim. Anayasa Mahkemesi iptal kararıyla yasama organının yerine geçmiştir. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi onayı olmadan hiçbir anayasa değişikliği yapılamaz. 2. maddede sayılan cumhuriyetin nitelikleri yoruma açık ve o kadar geniş ki bunlarla ilişkisi kurulamayacak bir anayasa değişikliği tasavvur etmek güç. Her değişikliği bunlardan biriyle ilişki kurabilirsiniz. Bundan sonra TBMM’nin anayasayı değiştirme iktidarı yoktur, bu iktidar anayasa mahkemesine tevdi edilmiştir. Batı da bunun örneği var mı bilmiyorum, bilen varsa bize de göstersin memnun oluruz. Bugün bu kararı alanlar AKP hakkındaki kapatma davasında da karar verecek kişilerdir. Böylece nasıl bir fikri yapıya sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Bu karardan sonra parti kapatma yönünde karar çıkarsa bu beni şaşırtmaz. Doçent Doktor Serap Yazıcı: “Yetki aşıldı” Anayasa Mahkemesi yetkisi olmayan bir alanda karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi ya iptal karar verebilir ya da iptalin reddi kararını verebilir. Ancak bugün kendi yetkisini aşarak başka bir karar vermiştir. Profesör Ersin Kalaycıoğlu: “Mahkeme siyasetin içinde” Anayasa Mahkemesi siyasetin içindedir. Anayasa Mahkemesi türbanı laiklikle kolay kolay ayrışmayacak bir hale getirmiştir. Siyasette çok derinlere inecek bir süreç başlamıştır. AİHM konuyla ilgili karar vermiştir. Ancak bu olay hukuken sona gelinmiş midir, bu konuda bir şey diyemem. Türbanın çözümü hukuki değildir. Bulunabilirse siyasi bir çözümdür. Ancak bugün gelinen noktada nasıl çözüm bulunacaktır bilinmez. Hukuki anlamdaki gelinen durum siyasi anlamda nasıl cereyan edecektir […]

“Velev ki”nin altı ayı

NTV Başbakan Tayyip Erdoğan, Ocak ayında gittiği İspanya’da, yabancı işadamı ve basın mensuplarının sorusu üzerine “Türban velev ki siyasi simge olsun, dünyanın hangi yerinde siyasi simge yasaklanmıştır” dedi. Türkiye’de geniş yankı uyandıran bu sözlere, MHP’nin anında “Yeni anayasa ile çözümü destekleriz” cevabı vermesiyle dönüşü olmayan bir yola girildi. MHP’nin sürpriz desteğini İspanya’da öğrenen Başbakan, Türkiye’ye dönerken şaşkınlığını “damdan düşerek bu alana geldikleri” ifadesiyle açık etti; ama “Yeni anayasayı beklemeye de gerek yok. Bir cümleyle çözeriz” iddiasıyla karşılık verdi. AKP ve MHP kurmayları, müzakereler sonunda “Konu, yükseköğretimde kanayan bir yaradır. İki parti tarafından da hak ve özgürlükler açısından değerlendirilmektedir” açıklamasıyla anlaşmayı kamuoyuna duyurdular.Başsavcıdan bildiriyle ‘kapatma’ uyarısı AKP ve MHP’li 348 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunulan teklif, Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 ve “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddelerinde değişiklik öngörüyordu. Ayrıca YÖK Kanunu’nun Ek 17. maddesine “Hiç kimse başının örtülü olması sebebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkan verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir” ifadesi eklenecekti.İki partinin anlaşmasına ilk tepki Yargıtay Başsavcısı’ndan geldi. Bir bildiri yayınlayan Başsavcı, türban düzenlemesi Meclis’ten geçerse, AKP’ye kapatma davası açacağının da işaretini verdi. Ardından Danıştay Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak “Simgeleri yasaklamak üniversitelerin hakkı” diyerek, rektörlere yol gösterdi.Çene altı bağlama: Fiyonk mu, iğne mi? Anayasa’daki türban serbestisinin, üniversitelerle sınırlı kalmayacağı, kamu görevlilerine de türban hakkı doğacağı tartışmalarıyla birlikte, “çene altı bağlama” modelleri tartışılma açıldı. Çene altında fiyonk mu yapılacak, yoksa iğneyle mi tutturulacak, önden mi yoksa arkadan mı bağlanacak soruları, modacılardan yasal tarife uygun model gösterileri başladı. Türban serbestisi konusunda bölünen hukukçular ve rektörler, çene aldı bağlama formülüne karşı ise “Üniversitelerin kapısında bir görevli duracak ve örtülerin nasıl bağlandığını mı kontrol edecek” diyerek birleştiler. Erdoğan’dan Meydan Larousse’a göre savunma AKP formülü “Anneanne modeli” olarak tanımlıyordu; muhalifler […]

“Cüppeli darbe”

Medyakronik/AA Anayasa Mahkemesi’nin, türban özgürlüğünü bir kez daha sona erdiren kararı Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi cephesinde sert tepkiye yol açarken, düzenlemenin iptali için başvuru yapan Cumhuriyet Halk Partisi ve Demekratik Sol Parti de ise memnuniyet gizlenmedi. Hükümet milletvekilleri “cüppeli darbe” yorumunu yaparken, MHP lideri Devlet Bahçeli “Milli vicdanı yaralayan siyasi bir karar” yorumunu yaptı. CHP ve DSP ise “gereksiz yere kutuplaşma yaratıldı” değerlendirmelerin de bulundu. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını Japonya’da öğrenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Bu hukuki bir süreçtir, buna bir şey ilave etmek istemiyorum” dedi. AKP’liler hem temkinli hem öfkeli Anayasa Mahkemesi’nin kararını TBMM Kulisinde gazetecilerden öğrenen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Değerlendirme yapmak için gerekçeli kararı görmemiz lazım” dedi. Gerekçeyi görmeden bir değerlendirme yapmak hukuken doğru olmayacağını belirten Çiçek, “Bu önemli bir karar. Hangi gerekçeyle bu sonuca varıldığını görmek lazım. Hukuken ve siyaseten değerlendirme yapmak için bu gereklidir” dedi.AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ise karara sert tepki göstererek, “Bu kadar siyasidir, Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırı bir karar vermiştir. Milli iradeye, milli egemenlik ilkelerine de aykırıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kararı takdir hakkına ve yasama yetkisine müdahaledir” dedi. TBMM İdare Amiri ve AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu ise “Hakim oligarşisi” diye değerlendirdiği iptal kararıyla ilgili, “Yok hükmünde bir karar. Anayasa Mahkemesi kararları bundan sonra halkoyuna sunulmalıdır” dedi. AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt da kararı. “Cübbeli darbe” diye niteledi. MHP: “Karar siyasi” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararı “Milli vicdanı yaralayan siyasi bir karardır” diye nitelendirerek inanç temelinde bölünmeyi hızlandıracağını söyledi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal ise karara herkesin saygı duymak zorunda olduğunu belirterek, “Anayasa’nın 2’nci maddesi, Cumhuriyetin temel nitelikleri ile ilgili bir madde. Oysa değiştirilen anayasanın 10’ncu maddesi vatandaşların devlet hizmetlerinden yararlanmasıyla ilgili eşitliğe ve ayrımcılık yapılmamasına vurgu yapan bir düzenleme. Bu düzenlemenin cumhuriyetin temel nitelikleri ile ilgisi yok. 42’nci madde de […]

Türban değişikliğine Anayasa Mahkemesi’nden iptal

Medyakronik/AA Anayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. 11 üyeli Anayasa Mahkemesi’nin türbana ilişkin iptal kararında Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ve üye Sacit Adalı dışındaki 9 üye iptal yönünde oy kullandı. Üniversitelerde türbanı serbest bırakan anayasa değişikliğinden sonra CHP ve DSP, 5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un birinci ve ikinci maddelerinin iptali veya yok hükmünde olduklarına karar verilmesi ve dava sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması” istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açmıştı. İptal edilen düzenleme Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 6 aydır tartışılan konuyu bugün (5 Haziran) karara bağladı. Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 6 saat süren toplantı sonrasında yazılı olarak duyurduğu kararında üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğini iptal edip, uygulamanın yürürlüğünü durdurdu. Mahkemeden yapılan yazılı açıklamada, “5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun birinci ve ikinci maddeleri, Anayasa’nın 2, 4, ve 148’inci maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur” denildi.Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği değişiklikle Anayasa’nın, “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinin son fıkrasına, “… ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmişti. Bu değişiklikle madde, “Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” haline gelmişti. Anayasa’nın, “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesine ise “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir” şeklinde yeni bir fıkra eklenmişti. Türbanın yolu yine kapandı Anayasa Mahkemesi’nin yazılı açıklamasında iptal kararının kaç üyenin oyuyla alındığına yer verilmese de kararın Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ve üye Sacit Adalı dışındaki 9 üyenin iptal yönünde oy kullanmasıyla alındığı öğrenildi. Anayasa’nın 149. maddesinin birinci fıkrası anayasa değişikliklerinin iptaline karar verilebilmesi için beşte üç oy çokluğu aranacağını öngörüyor. Bu da en az 7 üyenin iptal yönünde oy kullanmasını […]

Türban kutuplaşması karar haberlerine de yansıdı

Anayasa Mahkemesi’nin Üniversitelere türban veya başörtüsü serbestliği getiren düzenlemesini iptal etti. İptal kararıyla birlikte kendini “türban yanlısı” ve “türban karşıtı” olarak konumlandıran gazetelerin internet sitelerine de başlık, haber ve yorumlar büyük bir hızla geldi. Türban tartışmalarında bir kutup oluşturan Hürriyet, Radikal, Vatan ve Milliyet gelişmeyi soğukkanlı ve yorumsuz olarak duyurmakla yetindiler. Bu gazeteler izleyen haberlerinde de dış basının yorumlarını “AKP’ye büyük darbe” türü başlıklarla duyurdular. Karşıt kutupta yer alan Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star ve Sabah gazeteleri içinde ise yalnızca Sabah olayı yorumsuz olarak okuyucularına duyurdu. “Türban muhalifi” gruba yakın bir tavırla olayı aktaran Sabah Gazetesi’ne karşılık bu gruptaki en radikal başlık Yeni Şafak Gazetesi’nin eski yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu’nun başında bulunduğu Star Gazetesi’nden geldi. “Anayasa Mahkemesi harakiri yaptı” başlığını atan Star’ın yanında Yeni Şafak ve Vakit de attıkları “Meclis iradesi yok sayıldı” başlıklarıyla dikkat çektiler. Türban konusunda basında şu ana kadar yaşanan kutuplaşmanın Anayasa Mahkemesi kararıyla sona ermediğini, bundan sonra da derinleşerek süreceğini tahmin etmek de pek zor değil. Tabii gerekçeli karar üzerine fırtına kopacağını tahmin etmek de… HürriyetTürban iptalAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. Karar 9 üyenin iptal 2 üyenin ise iptal edilmesin yönünde görüş bildirmesiyle alındı. RadikalAnayasa Mahkemesi: Türban düzenlemesi laikliğe aykırıAnayasa Mahkemesi, türban düzenlemesini esastan inceleyerek kararı açıkladı: Anayasa değişikliği yok hükmünde MilliyetAnayasa Mahkemesi türban düzenlemesini iptal ettiAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. VatanTürbana iptalAnayasa Mahkemesi üniversitede türbanı düzenlemesini iptal ettiAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. VakitHukukçular ŞoktaMeclis iradesi yok sayılmıştırKarar hukukçuları şok ettiAnayasa Mahkemesi’nin yasaktan yana kararı ve TBMM iradesini yok sayması hukuk çevrelerinde de şok etkisine neden oldu. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan hukukçular, “TBMM iradesi yok sayılmıştır” hükmüne vardı. ZamanCHP istedi, Mahkeme ‘Meclis iradesini’ iptal ettiAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde […]

Üçüncü ve dördüncü kuvvetler fena halde paralize!

Alper Görmüş Yıllar önce, bir ekonomi haberi vesilesiyle kaleme aldığım “Bağlantılara işaret etmek de bir gazetecilik görevidir” başlıklı bir yazımda şöyle demiştim: “Öyle haberler vardır ki, gazeteci sadece ‘sıcak’ gelişmeyi aktararak görevini yapmış sayılmaz… O ‘sıcak’ gelişmeyle bağlantısı çok kuvvetli olan bir başka bilginin okurlardan esirgendiği haberlerdir bunlar. Gazetecinin, yazdığı habere sözünü ettiğimiz ‘background’ bilgiyi de yerleştirmesi asla o habere ‘yorum kattığı’ anlamına gelmez. Tam tersine, o bilgi de haberin bir parçasıdır ve onu okura hatırlatmak gazetecinin görevidir. ‘Görevini yerine getirmeyen’ gazetecinin pozisyonu şu iki durumdan birine dahil edilebilir: Ya unutmuştur, yeterince emek harcamamıştır, ki bu durumda en fazla bir görev ihmalinden söz edebiliriz… Ya da o bilgiyi okura, şu ya da bu nedenle bilerek aktarmamaktadır; bunun adı basbayağı haber gizlemedir.” Danıştay’a saldırının (17 mayıs 2006) ikinci yıldönümü törenlerinde yapılacak konuşmaları basının nasıl aktardığını bu kritere vurarak ele almanın ilginç olacağını düşündüm. Nedeni açık: 17 Mayıs 2006’da Danıştay’a “türban kararı nedeniyle saldırdığını” söyleyen Alparslan Arslan’ın Ergenekon çetesiyle ilişkisi geçtiğimiz yıl gizlenemez bir şekilde ortaya çıkmış, “laikliğe saldırı” analizi çökmüştü. Anma töreninde yargıdan hangi seslerin çıkacağını az çok tahmin ediyorduk: Ergenekon bağlantılarını tümüyle görmezden gelerek “laikliğe saldırı”da ısrar. Sürpriz olmadı, aynen öyle oldu. İkinci yaralı: Ergenekon’a soğuk basın! Peki basın? Acaba basın, özellikle de “Ergenekon’a soğuk” gazeteler ikinci yıldönümü haberlerini verirken artık iyice açığa çıkmış Ergenekon bağlantılarını hatırlatacak mıydı, yoksa yargı gibi mi davranacaktı? Hemen söyleyelim: Sonuç, olumsuz. Ergenekon haberlerini zaten veren gazeteler bu bağlantıyı özellikle vurgulayarak duyurdular ikinci yıldönümünü törenlerini ve törenlerdeki konuşmaları. Ergenekon’a soğuk gazeteler Hürriyet, Milliyet, Akşamve Cumhuriyet’te, mesela Radikal’deki silik vurgu dahi yoktu. Radikal’in konuya ilişkin haberinin giriş bölümü şöyleydi: “Danıştay Saldırganı Alparslan Arslan’ın Ergenekon ile bağlantılı olduğu tartışmaları sürerken, saldırının yıldönümünde açıklama yapan Yargıtay başkanı Hasan Gerçeker, iki yıl önce gerçekleşen saldırının hedefinin Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve laiklik olduğunu söyledi.” Görüyorsunuz, bu kadarına bile razıyız ama, […]

Türban’da başa dönüldü

AA/Medyakronik Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın rektörlüklere gönderdiği, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını sağlayan yazıyı “genelge” kabul ederek oybirliğiyle yürütmenin durdurulması kararı verdi. Danıştay’ın kararından sonra türban yasağında yine başa dönülmüş oldu. Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerinde yapılan değişikliklerden sonra YÖK Başkanı Özcan 24 Şubat’ta rektörlüklere, ”Başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığına” ilişkin bir yazı göndererek üniversitelere türban ve başörtüsüyle girebilmenin önünü açmıştı. Ama söz konusu yasa değişikliği farklı yorumlandığı için kimi üniversiteler yasağı uygulamaya devam ederken, kimi de türbanlı öğrencilerin öğrenimlerine devam edebilmelerini sağlamıştı. Bazı öğretim üyesi dernekleri de YÖK Başkanı Özcan’ın gönderdiği yazının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştı. Avukat Fikret İlkiz, Danıştay kararının hukuka uygun olduğunu belirterek, “Zaten Anayasa’da yapılan değişiklikler türban yasağını kaldırmıyordu. Danıştay’ın verdiği bu karar TBMM’nin bir kanun çıkarması gerektiğine işaret ediyor. Bu yapılmazsa yasak sürer” dedi. “YÖK Başkanının yazısı kanunsuz” Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Özcan’ın rektörlüklere gönderdiği yazılı bildirimi yetki unsuru yönünden kanuna uygun bulmadığını belirterek, “YÖK Başkanı’nın tek başına işlem tesis etmek suretiyle düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığına hükmetti”. Daire, YÖK Başkanı imzasıyla gönderilen genelgenin, ”başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığı” yönünde rektörlüklere yapılan bir bildirim olduğunu vurguladı.Genelgede, bazı kız öğrencilerin başlarını örtmekte kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıkları belirtilerek, “Söz konusu Anayasa değişikliği gözönünde bulundurulmak suretiyle uygulama yapılmasının kamu görevi ifa eden yükseköğretim kurumlarının yöneticilerinin görev, yetki ve sorumluluğundadır. Genelge bu haliyle yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine ilişkindir. Yükseköğretimin planlanması, düzenlenmesi ve yönetilmesine dair bir düzenlemeyi içermektedir” dendi. Oybirliğiyle dudurma Kararda genelgenin Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 2547 sayılı Yasa uyarınca belirlenen görev alanı içinde yer aldığı belirtilerek, “Yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyetinin gerçekleştirilmesi ve yükseköğretimin planlanması, […]

Başörtüsü tartışmaları: Dört bildirinin tam metni

“ÜNİVERSİTEDE ÖZGÜRLÜKLER” KAMUOYUNA DUYURU1 Şubat 2008 “Öğretim üyeleri olarak bizler kılık-kıyafet konusunda yıllardır uygulanan politikaları ve son günlerde yapılan tartışmaları yakından ve kaygıyla takip ediyoruz. Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç özgürlükleri ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerimizin çağdaş, uygar toplumlara yaraşır biçimde, özgürlüklerle ve bilim üretimiyle anılmasını istiyoruz. İstisnasız her demokratik ülkede olduğu gibi üniversitelerimizde de kılık-kıyafet serbestliğinin; hiçbir din, inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere tanınması gereğine inanıyor; aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara bir an önce son verilmesini talep ediyoruz.Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” Şaban Çalışİhsan Dağı Gericiliğe izin vermeyelim!4 Şubat 2008 Gerici ve liberallerin “türbana özgürlük” ittifakı Türkiye üniversitelerinin yüz karasıdır!Türbanın neyi örttüğünü görmemekte ısrar eden, türbanı özgürlükler zemininde ele almakta direnenlere aydınlanmacı, kamucu ve yurtsever akademisyenler olarak sesleniyoruz: Türban bugünün Türkiyesi’nde “bireysel özgürlük” konusu değildir. Türban AKP’nin gericiliğini-piyasacılığını örtüyor, türban ABD emperyalizmini, ABD’nin AKP eliyle Türkiye’yi İslam cumhuriyetine dönüştürme sürecini örtüyor. Üniversitede türbana izin vermeyeceğiz; biliyoruz ki türban aklın ve kadının esaretidir, gericiliğin hakim kılındığı yerde bilim yapılamaz. Ülkemizi ve üniversitemizi gericiliğe teslim etmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Hem özgürlük hem laiklik8 Şubat 2008 Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!Üniversitelerde öğrencilerin kılık kıyafetlerinden dolayı ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmadan eğitimlerini sürdürme hakkını savunuyoruz. Bununla beraber, bu sorunun tek başına ve hukuku zorlayan yöntemlerle gündeme getirilmesinin, ülkemizde giderek yükselmekte olan muhafazakarlaşma eğilimini ve kutuplaşmayı pekiştirmesinden kaygı duyuyoruz.Kılık kıyafet özgürlüğünü sağlayacak düzenleme, toplumun farklı kesimlerinin özgürlük taleplerini kapsayan bir genel demokratikleşme programı içinde ele alınmalıdır. Bu programın, öncelikle şu unsurları içermesi gerektiğini düşünüyoruz: “Ötekilerin” fiilen baskı ve ayrımcılığa maruz bırakılmalarına karşı açık yasal yaptırımlar getirilmesi, 301. maddenin derhal kaldırılması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, akademik özgürlüklerin güvence altına alınması, Kürt, Alevi ve gayrimüslim yurttaşların eşit hak istemlerinin karşılanması, emekçilerin sendikal […]

MHP’de neler oluyor?

MHP’deki halkçı dönüşüm M. Naci Bostancı, Zaman, 30/01/2008 Bizde milliyetçi çizginin bir siyaset olarak ortaya çıkışında Osmanlı’nın son dönem şartlarının ne kadar önemli rol oynadığını biliyoruz. Tasfiye sürecinde olan imparatorlukta, toplumu bir arada tutacak çeşitli eksenler tartışılmış, Osmanlıcılık, İslamcılık telaffuz edilmiş, nihayet yıkıntıdan kalanı kurtarmak için milliyetçilik baskın bir şekilde öne çıkmıştı. Bunlar iç gelişmeler. Uluslararası alanda ise 19. yüzyılda genel olarak milliyetçi fikirler yükseliş halindeydi. Avrupa’da milli devletler egemen siyasi yapılar haline geliyor, imparatorluklar için tehlike çanları çalıyordu. Nitekim aynı trendler Osmanlı ile birlikte Avusturya-Macaristan ve Rusya imparatorluklarının da sonunu getirmişti. 19. yüzyılda henüz “halk” kavramının siyasette temel belirleyen olduğu söylenemez. Halkın bir gerçeklik olarak varlığından ziyade romantik bir halk fikri mevcuttur. Rusya’da 19. yüzyılın ikinci yarısında parlayan Narodnik hareket (Halkın Dostları), halka gitmeyi, halk gibi yaşamayı bir ideal olarak sunmuş, ancak bu işi gerçekleştirecek aydınların onlara mihmandarlık etmelerini de ihmal etmemişti. Narodnik hareketin içinde Alexandre Herzen, Lev Tolstoy, Lenin’in teröre başvuran ağabeyi -ki sonradan idam edilmiştir- gibi esasen aynı siyasal safta toparlanamayacak insanlar vardı. Zaten “halka gitme” meselesi, halkın bir siyasal fail olarak öne çıkmasına paralel çeşitli isim ve kılıklar altında gittikçe belirgin hale gelecek, farklı siyasal eğilimler bu işi önemseyecekti. Osmanlı’nın son döneminde, özellikle I. ve II. Meşrutiyetlerin “seçim”i esas alması, padişahın yetkilerinin Meclis, yani halkın temsilcileri lehine kısıtlanması fikirlerini de halkın siyasetteki yükselişi olarak görmek mümkündür. Aynı tarihlerde, 1909-1914 yılları arasında İstanbul matbuatından Tanin gazetesinin Ahmet Şerif vasıtasıyla Anadolu’nun görünümünü okuyucularına sunması bir tesadüf değildir. Cumhuriyet döneminde halka çok önemli bir vurgu vardır. Kurulan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir, bütün halk onun doğal üyesi addedilir, 1924 Anayasası’nda hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtildikten sonra bu hâkimiyetin TBMM aracılığı ile kullanılacağı belirtilir. 1946’daki çok partili hayata kadar halkın bu sistemin omurgası olduğu söylenemez. Halka yönelik tüm bu vurgular, sistemin meşruiyetini sağlamak kadar geleceğe yönelik bir niyet […]

En tuhaf “türban” yazısı

Sevgili arkadaşlar, siz çok ciddi bir kavram kargaşası yaşıyorsunuz.Yasayla anayasayı karıştırıyorsunuz. 411 adet elin kanla yazılmış bir temel metni; bir felsefeyi “sorunsuz” değiştirebileceğini varsayıyorsunuz. Felsefeci İoanna Kuçuradi’nin anayasa kavramına getirdiği tanıma bir bakalım mı önce? “Bir grup, bir başka gruptan siyasi bağımsızlığını kazandığında, yani yeni bir devlet kurulduğunda, günümüzde insanların yaptığı ilk iş, bir anayasa hazırlamaktır. Siyasal bir birim olarak devletin iç yapısı ya da anayasası, başka bir deyişle belirli bir devlette devletin nasıl kurulduğu, çeşitli devlet tipleri arasındaki farkı oluşturur. Bu rejim farkından daha temel bir farktır ve aynı rejimin farklı ülkelerdeki işleyişini de etkiler.” Anlamadınız mı? Peki bir de şöyle anlatayım… Sevgili bir üstadım toparlamış… ABD Anayasası: 1775-1783 arası kolonyal İngiliz güçlerine karşı verilen uzun ve kanlı bir savaştan sonra kabul edilmiştir. En önemli değişikliklerin başında gelen köleliğin kaldırılması ise ( 13th amendment) iç savaş ile gerçekleştirilebilmiştir. İngiliz Anayasası: Hemen İngiliz Anayasası diye bir şey yok ki demeyin. Evet, İngiliz Anayasası’nın kökenleri Magna Carta (1215)’ ya dayanır ve onun üzerine kuruludur. Şekil yönüyle de Yahudilerin Talmud’unu çağrıştırır. Yazılı olmayan, geleneğe ve tarihe bağlı kurallar sistemi. Ancak biraz tarih bilenler de bilir ki, bugünkü İngiliz yasaları, Cromwell’in I. Charles’a karşı ayaklanması (1642-1650 arası; ilk burjuva devrimi olarak da kabul edilir) sonucunda, daha sonra II. Charles’a kabul ettirdikleri Habeas Corpus (1679)’a dayanır. Bunlar da kapı gibi yazılı kurallardır. Yani İngiliz Anayasası vardır ama diğerlerine benzemez. Bu savaş da epey kanlı olmuştur. Fransız Anayasası: Söylemeye gerek yok herhalde: 1789 Fransız devrimi. Kan mı dediniz? Japon Anayasası: (1947) General Mc Arthur neredeyse kendi elleriyle yazmıştır bu anayasayı. Hiroşima ve Nagazaki epey ikna edici olmustur sanırım. Alman Anayasası: (1949) Müttefikler dikte ettirmişlerdir. İtalyan Anayasası: (1949) Müttefikler dikte ettirmişlerdir. Rus Anayasası: (1993) Yeltsin’in tankların üstündeki görüntüleri hâlâ gözlerimizin önündedir sanırım. Diğer yandan onu önlemeye çalışanlar da hapsi boylamıştır. Kelleleri uçmadıysa, bunu Kızıl Ordu’nun saf […]

‘Laik’iyle, ‘İslami’siyle basını açık pozisyonda bırakan bildiri…

SÖZ KONUSU ÖZGÜRLÜKSE HİÇBİR ŞEY TEFERRUAT DEĞİLDİRBİZ HENÜZ ÖZGÜR OLMADIK…Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki; üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız. Ta ki:Kürtlerin ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan,Acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan,301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan,Azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan,Alevilerin ibadetini kültürel aktivite, ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar etmekten vazgeçilmeden,Üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden,Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden,Üniversitelerin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan…Kısacası;12 Eylül darbe anayasasını esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırıp yeni, sivil bir anayasaya yapılmadan mutlu olamayacağız.Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiç bir özgürlük tam özgürlük değildir.Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.Unutulmamalı ki;“Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” (Hz. Muhammed)

Türban uzantılı tartışmalar

Türban uzantılı “ortaçağ karanlığı” tartışmaları… Yeni Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in “Türkiye’nin Ortaçağ’a döndürülmek istendiği” yolundaki sözleri bazı yorumcuların itirazına yol açtı. İki yönlü bir itirazdı bu. Birincisi: Ortaçağ’ı “karanlık” saysak da, üniversitelerde başörtüsü ülkeyi oraya döndürmez. İkincisi: Ortaçağ karanlık değildir. Bu yazılardan iki örnek seçtik: Yoksa en iyisi Orta Çağ’a dönmek mi?Haşmet Babaoğlu, Vatan, 11 Şubat 2008 Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in şu sözü bazı gazetelere manşet oldu: “Orta Çağ’a dönülemez!” Malum, ilköğretim kültürümüzden devletin tepelerine kadar pek sevilen, tutulan, kullanılan bir kalıptır “Orta Çağ karanlığı!..” Ne kastedilir peki? Teolojik devlet ve toplum kastedilir; alttan alta İslam toplumları tarihine atıfta bulunulur ve “karanlık” çağrışımlar uyandırılır. Tabii Batı tarihçilerinin kendi tarihlerini bölümlemekte kullandıkları modelin bizde aynen taklit edilip kullanılması da tuhaf ve ironik. Çünkü Batı “Orta Çağ”ını yaşarken İslam toplumları tarihinin en parlak dönemi yaşanmıştır. Öyle bir çağ ki, o dönemde İslam toplumlarındaki bilimsel-felsefi gelişmenin etkisinin hem Protestan reformasyonuna hem de Rönesans’a kaynaklık ettiği bilinmektedir.(…)Çocuksu ezberlere bağlı kalınmak isteniyorsa, karışmam. Ama eğer gerçeklerin peşinde koşuluyorsa (ki bundan kuşkuluyum) Türk aydınının bu Orta Çağ meselesinde öğrenmesi, bilmesi, hesaba katması gereken başka bir şey daha var. Diyelim ki derdimiz bilimden, özgür düşünceden, haktan hukuktan uzak “karanlık bir çağa” dönülmesine karşı çıkmak!.. Diyelim ki bunun için Batı modelini kullanacağız… Tamam! Ama acaba Batı Orta Çağı’nı böyle suçlamak ne kadar doğru, ne kadar meşru? Yoksa yanıltıcı bir kolaycılık, daha da doğrusu, cehalet mi? Gerçek şu! Okumuyor, öğrenmiyoruz. Okusak da, hangi kesimden olursak olalım, ezberimizi tazelemek için okuyoruz. Zihni açık, bütün gelişmelerden haberdar akademisyenlerimizin çalışmaları ve düşünceleri popüler kültüre pek yansımıyor. Hâlâ en kolayından klişeleri gündelik siyasete tahvil etmekte çok becerikli Bekir Coşkun, İlhan Selçuk, Hasan Karakaya gibi gazete makalecilerini “fikir adamı” sayıyoruz. O yüzden de Batı’nın saygın tarihçileri ve düşünürleri için artık pek tartışmalı olarak görülen bir tezi; yani Orta Çağ’ın insanlığın karanlık dönemi olduğu iddiasını […]