Etiket ayrımcılık

Ali topu hâlâ Agop’a atmıyor

’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları BirimiKonuşmaları dahilindeki raporlarına bir yenisi Yard. Doç. Dr. Kenan Çayır tarafından eklendi. Çayır Eğitim, Çatışma ve Toplumsal Barış: Türkiye’den ve Dünyadan Örnekler başlıklı yeni derleme çalışması çerçevesinde, 2005 müfredat reformu sonrası yazılan yeni ders kitaplarını değerlendirdi ve eğitimde çoğulcu bir muhayyile geliştirme konusunda karşılaşılan sorunları tartışmaya açtı. Ders kitaplarında milliyetçilik ve insan hakları ihlallerinin bulunduğuna dikkat çeken Çayır, “Toplum olarak bunları konuşuyoruz ancak hâlâ ders kitaplarına bu yansımadı. Hâlâ Ali topu Agop’a atmıyor.” dedi. Çayır, 2005 yılında ilk defa Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kitapların yenilendiğini ve “öğrenci çalışma kitabı ve öğretmen çalışma kitabı” çıkarıldığını söyledi. Ders kitaplarında erkeklerin daha fazla temsil edildiğini ve kadınlarla aynı haklara sahip değilmiş algısını yaratabilecek metinlerin içerdiğini ifade eden Çayır, “Son dönemde bu durumu dengelemeye çalıştılar” diyerek bir ders kitabından örnek verdi: “1- Merhaba arkadaşlar. Benim adım Atakan. Sekiz yaşındayım. 1,42 boyundayım. Kırk iki kiloyum.2- Merhaba ben Ayşe. Sekiz yaşında, 1,32 boyunda otuz beş kiloyum. Duygusal bir kızım. Kötü bir olay gördüğümde hemen ağlıyorum.” Çayır, Sosyal Bilgiler dördüncü sınıf kitabında ancak bu kadar eşitlendiğini anlatırken, o yaşlardaki kız çocuklarının erkeklerden daha hızlı geliştiklerini ve bu kitapları yazanların insan anatomisi bilgisinden bile uzak olduğunu söyledi. Ermeni olduğunu ve Ermeni okulunda sınıf öğretmenliği yaptığını söyleyen bir dinleyici “Bazen kitaplarda öyle metinler okutmak zorunda kalıyoruz ki, Türklük vurgusu yapılmış metinleri ermeni öğrencilere açıklayabilmek gerçekten çok güç oluyor. Ancak okutmak zorundayız.” şeklinde düşüncelerini söyledi. Katılımcılardan bir lisede Edebiyat Öğretmeni olan Serkan Parlak ise müfredat değişikliğinin daha düzgün kitapların okutulmasını engellediğini dile getirdi: “Önceden alternatif olarak dokuz veya on tane kitap gelirdi önümüze. Zümre ile toplanıp bir tanesini seçerdik. Şimdi ücretsiz dağıtıldığından, Milli Eğitim Bakanlığı hangi kitabı uygun görürse her yerde o okutuluyor.” Eğitim Reformu Girişimi kapsamında 165 öğretmeni ayrımcılıkla ilgili eğitimler verdiğini dile getiren Çayır, Türkiye Dilleri ve Edebiyatı kitabının yazılması […]

Ayrımcılık her yerde

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi yönetiminde, bağımsız araştırmacılar tarafından Belgeleme ve Raporlama Yoluyla Türkiye’de Ayrımcılıkla Mücadele Projesi kapsamında hazırlanan ayrımcılık izleme raporlarının ön sunumu bugün gerçekleştirildi. Taslak raporda Ocak-Haziran 2010 dönemi içerisinde Türkiye’de yaşanan ırk veya etnik köken, din veya inanç, engellilik, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği temellerinde ayrımcı muamelelere yer verildi. Çalışma yürütülen 4 ana başlıkla ilgili istihdam, eğitim, mal ve hizmetlere erişim konusundaki ayrımcı uygulamaların nedenlerinin ve çözüm önerileri sunularak aktarılan raporla Türkiye’de ayrımcılığın varlığı ve yoğunluğu hakkındaki bilginin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Tüm hizmetler Sünnilere Türkiye’de din veya inanç temelinde ayrımcılığım izlenmesi raporu, Ergün Kayabaş ve Özgür Mehmet Kütküt tarafından hazırlandı ve sunuldu. Medya taraması, resmi verilen ve akademik çalışmaların kaynaklık ettiği raporda Aleviler, Ateistler, Bahailer, Bulgar Ortodokslar, Caferi Şiiler, Ermeniler, Gürcü Ortodokslar, Keldani Hıristiyanlar, Museviler, Nesturiler, Protestan mezhepleri, Roman Katolikler, Rum Ortodoks Hıristiyanlar, Sünni Müslümanlar, Süryaniler, Yehova Şahitleri ile Yezidilerle ilgili 15 ilde meydana gelen 20 vakaya yer verildi. Ergün Kayabaş, sağlık ve barınma alanında din veya inanç temelinde hiç bir vaka bulamadıklarını söylerken, istihdam alanında ÖSYM’nin yaptığı KPSS (Kamu Personel Seçme Sınavı) ve KPDS’ye (Kamu Personel Dil Sınavı) girmek isteyen başörtülü adayların başvurularının kabul edilmemesine dikkat çekti. Hükümetin bu konudaki düzenlemelerinin, başörtülü kadınların tereddüt yaşamasını engellemediğini ifade eden Kayabaş, “Sanki hükümet değiştiğinde bu konuda atılan tüm adımlar da kalkacakmış gibi bir kanıya vardık” dedi. Kayabaş, eğitim alanında zorunlu din dersleri ile ders kitaplarında yer alan ayrımcı ifadelere yapılan itirazların sonuçsuz kaldığını dile getirdi. Özgür Mehmet Kütküt, nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin boş bırakılması veya farklı inançların yazılmasıyla ilgili ayrımcı uygulamalardan söz ederken, “Alevi vatandaşlar Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesini talep ediyorlar ancak reddediliyor” dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm hizmetlerinin Hanefi-Sünni inanca mensup yurttaşlar için olduğunu söyleyen Kütküt, “16-22 Nisan 2010 tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı yetiştirme yurtlarından okullara, cezaevlerinden ana sınıflarına, kamu kurumlarından […]

Bu kitapta benden bir şey yok mu öğretmenim?

Tarih Vakfı tarafından yürütülen “Toplumsal Uzlaşma Aracı Olarak Eğitimin Rolü Projesi” kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Bahar Fırat, “Alan Araştırması Raporu”nu Santral Yerleşkesi’nde sundu. Avrupa Birliği Komisyonu ve İstanbul İsveç Başkonsolosluğu’nun mali destek verdiği proje, 2009 yılının Şubat ayında başladı. 18 aylık proje çalışmasıyla toplumsal, kültürel ve siyasal alanda yaşanan çatışmaların çözümünde uzlaşma kültürünün yerleşmesi ve derinleşmesi için eğitimin oynayabileceği rolün Türkiye’de tartışmaya açılması ve bu çerçevede eğitime yeni yaklaşımların geliştirilmesi hedefleniyor. Araştırma; eğitim sürecinin ulusal kimlik ve vatandaş inşasında tarafsız bir araç olmadığını, hatta eğitimle toplumsal gruplar arasındaki eşitsizliklerin ve çatışmaların üretilmesi ya da sürdürülmesi arasında doğrudan veya dolaylı bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Neden özellikle “Kürtler”Bahar Şahin Fırat ve ekibi alan araştırmasını, Temmuz 2009 ile Mart 2010 döneminde, 20 ilde 121 kişi ile yüz yüze yapılan mülakatlar şeklinde tamamladı. İller belirlenirken toplumsal çatışmaların en fazla yüzeye çıktığı yerlerin esas alındığını söyleyen Fırat, “Nüfusun nispeten homojen sayılabileceği illerin yanı sıra, en fazla göç alan ve Türk-Kürt çatışmalarının en çok gözlemlendiği illere öncelik verildi” dedi. Neden özellikle “Kürt sorunu” sorusuna, “Son yıllarda Türk-Kürt çatışmalarının şiddet içerdiğini görüyoruz. Bu eylemlerin çıkışı etnik farklılıklar. Diğer etnik grupların sorunlarını dışlayan bir bakış açısı yok.” şeklinde yanıt verdi. Eğitimin homojenleştirici, ulusu yaratmanın ve yeniden üretmenin ideolojik bir aygıt olduğunu belirten Fırat, “Tek tipleştirme ve asimile etme, eğitimin olmazsa olmaz bir parçası olarak algılanıyor.” dedi. Öğretmenlerin rolüBahar Fırat, araştırmanın ilköğretim 8. sınıf üstü öğrenciler ve farklı branşlardaki öğretmenlerle gerçekleştirildiğini ve görüşmelerde hazır soru setleri kullanılmadığını ifade etti. Türk ve Kürt kökenli kişiler ile konuşulduğunu ve kendi hikâyelerini, deneyimlerini aktarmalarına yardımcı olduklarını dile getiren Fırat, “Araştırmamızda Kürtler, eğitim sisteminde ayrımcılığa maruz kalıyor. Eğitim aracılığıyla bir vizyon veya gelecek sağlanmıyor, Türkleştirmeye çalışılıyor. Vasıfsız, sözleşmeli, kendi branşının dersini vermeyen öğretmenler tarafından eğitiliyor. Anadilde eğitim elbette olmalı ancak Türkçe eğitim ile de bir şeyler öğretilebilirdi.” şeklinde konuştu. Benden […]

Kara Afrika’nın beyaz kurbanları

“Biz”den farklı olana yabancılaşma, dışlama, onu tehlikeli görme hemen hemen her ırkta, her toplumda sıkça rastlanan bir durum. Bize benzemeyenleri tanıyıp, öğrenmek yerine onları uzaklaştırmak hatta bazen yok etmek en kolay seçim gibi görünüyor nedense. Bunun en güncel örneklerinden biri de uzunca bir süredir Afrika’da yaşanıyor. Afrika kıtasında yaşayan halkların çoğunluğunun siyahi olduğu bölgede bembeyaz tenli albinolar da “öteki” olmanın zorluklarını en vahşi şekilde yaşıyor. Büyüler, iksirler, batıl inançlar kıtası Afrika’da albino cinayeti haberlerini çok sık okumamız da bu tezi doğrular nitelikte.Özellikle 2008 yılından beri Afrika ülkelerinde yaşayan albinolara büyük saldırılar yapılıyor. Geçtiğimiz aylarda Doğu Afrika ülkesi Burundi’de 8 yaşında bir albino çocuk öldürüldü. Öldürülen çocuğun 2 kolu ve 1 bacağı kesildi ve katiller tarafından götürüldü. Son 4 ayda 6 albinonun öldürülmesi üzerine ülkedeki tüm albinolar güvenlik amacıyla ülkenin belli yerlerinde toplanmaya başlandı. Bir diğer Afrika ülkesi Tanzanya ise albino ölümlerinin en çok yaşandığı ülke konumunda. Bugüne kadar kayılara geçen 43 albinonun öldürüldüğü ülkede 2009 yılı başından beri de 6, 8 ve 14 yaşlarında üç çocuk sırf albino olduğu için cinayete kurban gitti. Zenginlik iksiri için öldürülen albinolar Peki albinolar neden böyle bir vahşete kurban ediliyorlar? Bunun inanması zor iki nedeni var: Birincisi çoğu Afrika ülkesinde albinolar “uğursuz” ve “lanetli” kabul ediliyor. İkinci nedeni ise Afrikalı büyücülerin, albinoların zenginlik ve bereket getireceğine olan inançları nedeniyle, onların vücutlarını ve kanlarını kullanarak yaptıkları zenginlik iksirleri. Yanlış duymadınız, 2009 yılında zenginlik iksiri için öldürülen insanlardan bahsediyoruz. İlk nedene geri dönersek, albino cinayetlerinin en fazla olduğu ülke olan Tanzanya’da albinolarla ilgili şu inanışlar oldukça yaygın: “Uğursuzluk getirir,görünce yere tükürün. Hastalıklıdır, evlenmeyin. Kesin zina yapmıştır, dışlayın. Çoğalırlar, doğumda öldürün.” Bazı inanışlarda albinolar bu kadar lanetli görülürken, bazı inanışlara göre ise zenginlik ve bereketin kaynağı oldukları söyleniyor. Ancak yaşarken değil, ölüp bir iksire karıştıkları zaman. Bu nedenle zenginlik peşinde olanlar, albinoların öldürülmesi karşılığında 2 bin dolar […]

‘Ölü şeğire oşgeldiniz’

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında, İstanbul sur içinde çoğunlukla Roman vatandaşların oturduğu Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinin yıkımı Hafriyat Karaköy’de açılan “Sulukule’yi Aldılar Darbukamı Kırdılar” sergisine konu oldu. Sergi, dünyanın en eski yerleşik Roman topluluklarından birinin, yüzlerce yıllık yaşam alanından ve sosyal çevrelerinden koparılarak, kent dışındaki (Arnavutköy’e bağlı Taşoluk beldesi) çok katlı binalara gönderilişini fotoğraflarla ve belgelerle anlatıyor. Projenin yürütücüsü Fatih Belediyesi ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları ve videolar da yer alıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi 31 Mayıs’a kadar görülebilir.Haber:Müge Ergül Kamera:Gökhan Tünay

‘Özel hayatın gizliliği’nden sınıfta kalan okul

British International School İstanbul, yabancı uyruklular ve konsolos çocukları ile yabancı ülke vatandaşlığına da sahip Türkiyelilerin çocuklarının öğrencisi olabildiği özel okullardan biri. Avrupa Birliği (AB) Başmüzakerecisi Egemen Bağış’ın da velileri arasında bulunduğu okul kapısından AB’nin sıkı sıkıya savunduğu “özel hayatın korunması” ilkesi giremiyor. 15 yıldan uzun bir zamandır Türkiye’de faaliyet yürüten uluslararası bir okul olan British International School İstanbul’da kütüphaneci olarak çalışan Hülya Osmanağaoğlu, okul yönetimi tarafından elektronik posta yazışmaları yasadışı elde edilerek ve bilgisayarına kayıtlı kimi yazılar gerekçe gösterilerek tazminatsız olarak işten atıldı. Okul idaresinin yasadışı bir şekilde elde ettiği ve tazminatsız işten çıkarmaya gerekçe gösterdiği “kanıtlar” arasında, Osmanağaoğlu’nun bir arkadaşına yazdığı elektronik postada “Patron çok az zam verdi” yakınması, üyesi olduğu feminist bir grubun Novamed’li kadın işçilerle dayanışma için yaptığı basın açıklaması, tacize karşı mor iğne eylemi, toplantı notları ve feminist gruba ait yasal dergide yayımlanmış yazılar yer alıyor. Osmanağaoğlu’nun kişisel verileri ve yazılarının rızası dışında elde edilmesi Türk Ceza Kanunu’nun haberleşmenin gizliliğini ve özel hayatın gizliliğini ihlâl ve kişisel verilerin kaydedilmesi gibi maddeleri uyarınca suç oluşturuyor. British International School yetkilileri ise konu hakkında açıklama yapmayacaklarını söyledi.Sen misin feminist eylemlere katılan? 2007’den bu yana okulun ortaokul ve lise bölümünün kütüphanesinde çalışan Hülya Osmanağaoğlu’nun özel elektonik postalarının yasadışı bir şekilde elde edilip, önce politik görüşlerinden ötürü “polis çağırırız” diye tehdit edilerek istifaya zorlanması ve tazminatsız işten çıkarılmasının ardındaki hikâyeler ibret verici. 8 Mayıs Cuma günü öğle tatilinde okul müdürü Brian Smith’in odasına çağırılan kütüphaneci Osmanağaoğlu, okul yönetimi tarafından elektronik postalarının okunduğunu öğrendi. Smith’in kendisine elektronik postalarının içeriklerinde yer alan politik konular nedeniyle okulda sorun çıkacağını söylediğini belirten Osmanağaoğlu daha sonra yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Müdür Smith, yazışmaların içeriklerinde Kürt sorunu, sol ve feminizm ile ilgili konuların bulunduğunu, kimi feminist eylemleri örgütleyip bu eylemlere katıldığımı tespit ettiklerini sert biçimde söyledi. Sonra da, ‘Sen okulun bilgisayarından siyasi görüşlerinle ilgili nasıl mail gönderebilirsin? […]

Genelkurmay filmi Sarı Gelin tüm okullarda gösterimde

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından bütün ilköğretim okullarında ‘Sarı Gelin-Ermeni Sorununun İç Yüzü Belgeseli’nin izletildiği ortaya çıktıktan sonra Belgeselin MEB emriyle 25 Haziran 2008’den bu yana, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı tüm okullarda izletildiği ortaya çıkmıştı. MEB geçen ay gönderdiği yazıdaysa belgeselin izletilmesiyle ilgili sonuç raporlarının 27 Şubat’a mesai bitimine kadar gönderilmesini istedi. Yazıda, bu belgeselin Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandığı belirtiliyordu. Yapımcı Genelkurmay, izleyiciler çocuk Genelkurmay desteğiyle hazırlanan ve 25 Haziran 2008 tarihinden itibaren Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Kültür Müdürlükleri aracılığıyla, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı bütün ilköğretim okullarına dağıtılan “Sarı Gelin: Ermeni Sorunun İç yüzü” adlı belgesel yeniden bir krize neden oldu. Belgeselin, dağıtılan ilköğretim okullarında öğrencilere izlettirilmesi mecburi tutulmasından sonra bu kez de yine MEB tarafından okullara geçen ay gönderilen bir yazıdaysa belgeselin izletilmesiyle ilgili sonuç raporlarının 27 Şubat’a mesai bitimine kadar bakanlığın ilgili birimine gönderilmesi istendi. Yazıda, Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandığı da belirtilen, Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk tezini savunan ‘Sarıgelin’ belgeselinde Ermeni çetelerin 1915 öncesinde Türk köylerini basarak insanları öldürdüğü, köyler yaktığı, işkence yaptığı iddiaları anlatılıyordu. Ermeni aydınlardan başbakana mektup Bir çok kesimden tepki alan uygulamayla ilgili çok sayıda Ermeni yurttaş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık mektup yazarak, bu belgeselin zaten var olan Ermeni düşmanlığını artıracağı, çocuklarda ayrımcılık ve şiddet söylemlerini körükleyeceği ve nefret duyguları geliştireceği için okullarda izletilmesinin engellenmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca Türk okulunda eğitim gören bir Ermeni’nin, bu belgesel sonucunda psikolojisinin olumsuz etkileneceği, Ermeni okullarında eğitim gören öğrencilerin ise suçluluk ve dışlanmışlık hissedeceği üzerinde durulan mektupta, bu tür belgesellerin çocuklara izlemek zorunda bırakılmasının, hem insan hem de çocuk haklarına aykırı olduğu vurgulanarak, “Bu durum, Ermeni çocukların kendilerini dışlanmış hissetmelerine sebep olacaktır. Belgesel en azından Ermeni okullarında izletilmesin” talebinde de bulunuldu. “Eğitime katkı amaçlı” bir proje! Belgesele farlı kesimlerden gösterilen tepkiler gün geçtikçe artarken, Milli Eitim Bakanlığı’nın olaya son derece olumlu yaklaşması ise dikkat […]

Ders kitapları Sarı Gelin’e rahmet okutuyor

Türkiye’de özellikle azınlıklara karşı milliyetçi söylemlere her gün yenisi ekleniyor. Özellikle son dönemde İsrail’in Gazze saldırısı boyunca ve ardından Erdoğan’ın Davos kriziyle antisemitizmin Türkiye’de sıklıkla konuşulmaya başlandığı bu günlerde azınlıklara karşı düşmanlığın körüklendiği yeni bir olay yaşandı. Ermeni soykırımı iddialarını reddederek Türk tezini savunan “Sarıgelin” adlı belgeselin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından okullarda gösterilmesi ve ardından öğretmenler tarafından rapor hazırlanmasını öngören bir genelgesi gündem yarattı. Belgeselde Ermenilerin 1915 öncesinde Türk köylerini basması, Türklere işkence ve katliam yapması, Türk devlet ve halkına karşı yıkıcı ve bölücü davranışlarda bulundukları anlatılıyor. Ermeni soykırımı iddialarını tamamen reddeden belgesel Ermeni tehcirini de dönemin koşulları içerisinde Ermenilerin Ruslarla işbirliği yaparak ülkeyi bölmeye çalışmasına bağlıyor. “Farklı olanı görmezden gelme, görünmez kılma” MEB’in genelgesi bir çok kesimden eleştiriler almaya devam ederken Tarih, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplarında Ermeniler başta olmak üzere farklı olana yönelik, “ayrımcı ve düşmanca” ifadeler içeren metinler yerli yerinde duruyor. Türk Tarih Vakfı, 2002 yılından beri sürdürdüğü “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda okutulan ders kitaplarında insan haklarına aykırı olabilecek, ırkçılığı, ayrımcılığı konu alan ve bunlara özendiren bilgilerin kitaplardan kaldırılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Geçen Ocak ayında sonuçları açıklanan projenin, “Bulgular ve Tavsiyeler” bölümünde ders kitaplarında geçen, “Farklı olanı görmezden gelme, görünmez kılma” cümlesi örnek alınarak, ülkemizde yaşayan gayrimüslim halklara yönelik ayrımcı ifadelerin ders kitaplarından temizlenmesi, farklı etnik ve dinsel toplulukların yokmuş ya da zararlıymış gibi gösterilmesine son verilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Türk Tarih Vakfı tarafından önümüzdeki günlerde yayınlanacak “Ders Kitaplarında İnsan Hakları 2.Tarama Sonuçları” başlıklı kitapta da ders kitaplarında militarizmden, din dersinin insan hakları merceğinde incelenişine kadar okullarda okutulan kitapların insan haklarıyla çelişen ve değişmesi gereken konular ele alınıyor. Lise tarih kitaplarından ırkçılık fışkırıyor “Sarıgelin” belgeselinin tarih ve dünya meseleleri ile ilgili yeni yeni bilinçlenmeye, olayları yeni yeni sorgulamaya başlayan çocukların beyinlerine ırkçılık tohumları serpeceği kuşkusuz. Ancak büyük tepkilere […]

“Allahaısmarladık Sayın Başbakanım”

Radikal Adalet ve Kalkınma Partisi, 22 Temmuz seçimlerinin ardından Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Alevi kökenli vatandaşların sorunlarının çözümüne dair bir dizi proje öngören açılım başlatmıştı. Projenin mimarları da Çamuroğlu ile yine Alevi kökenli diğer vekil İbrahim Yiğit’ti. Erdoğan, Çamuroğlu’nu, parti genel merkezinde makam odası da verilerek, bu konulardaki danışmanlığına da getirdi. Erdoğan, bazı bakanlar ve parti yöneticileri de Alevi iftarına katılarak Alevilere yönelik mesajlar verdi. Ancak bu süreçte Başbakan Yadımcısı Çiçek ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’ndan Alevileri ve Çamuroğlu’nu kızdıracak açıklamalar geldi. Çiçek bir soru üzerine “Hükümetin gündeminde Alevi açılımı yok” mesajı verirken, Bardakoğlu da, “Cemevlerine yasal statü tanınamaz” görüşünü dile getirdi. Bu çıkışlara Erdoğan’dan yanıt gelmezken, AKP’nin Alevi kökenlileri bir süre bekleme eğilimine girdi. Ancak kapatma davasının açılmasıyla Alevi projesi rafa kalktı, konu da unutulmaya yüz tuttu. Mektuplu istifa Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin’in haberine göre Çamuroğlu’nun görevinden istifa etmesine giden süreç şöyle gelişti: AKP’nin Alevi açılımının mimarı olduğu için Erdoğan’ın, danışmanlığına getirdiği İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu sert bir mektup yazarak bu görevinden istifa etti. Başbakan’ın yakınları, “Ya yapma bunu; ‘enjoy it’ (Keyfine bak)” dese de Çamuroğlu kararından vazgeçmedi. Bunun üzerine mektubu geçen hafta alan Erdoğan harekete geçti. Çamuroğlu’yla görüşen Erdoğan, milletvekili olan danışmanının istifa nedenini sordu. Mektubunda Alevi açılımı konusunda kendisine verilip de yerine getirilmeyen pek çok sözü anımsatan Çamuroğlu, Erdoğan’a “Sayın Başbakanım, Alevilere karşı ayrımcılığın bitirilmesini istedik. Bitti mi? Sorabilir miyim; bürokrasinin üst kademelerinde, valiler arasında kaç Alevi var? Sadece bir vali mi? Bu yeterli mi? Peki emniyet müdürleri arasındaki durum ne? Ya altı yıllık iktidarımız boyunca devletten ihale alan kaç Alevi yatırımcı var? Belki hiç yoktur!” dedi ve cemevlerine hükümetin ilgisiz tutumdan yakındı. “Allahaısmarladık Sayın Başbakanım” Çamuroğlu, Alevi açılımı açıklandığında Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Yok böyle bir şey” dediğinde Başbakan’ın sessizliğini manidar bulmuştu. Başbakan’ın, “Ama, Diyanet’in dedikleri ortada” imasına da içerleyen Çamuroğlu, binlerce ayrım örneği verebileceğini söyledikten […]