Genel

AKP’deki çekişme belgelerde ortaya çıktı

Yazan: HaberVs

Habervs

Wikileaks belgelerinde en ağır iddiaların bir çoğunda, ABD’nin 2004-2005 yıllarında Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Eric Edelman’ın adı geçiyor. ABD Büyükelçisi Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli “İktidarda iki yılın ardından Erdoğan ve AKP. Kendileri, Türkiye ve Avrupa üzerinde bir tutanak arıyorlar” başlıklı yazısında, “Parti içinde Erdoğan’ın güce duyduğu açlık kendini keskin bir otoriterlik ve başkalarına güven duymama olarak gösteriyor. Eski ruhani danışmanı ve eşi Emine ‘Tayyip Allah’a inanır ama ona güvenmez’ diyor. Erdoğan ve yakın çevresinin, Abdullah Gül de dahil olmak üzere yeteri kadar analitik derinlikleri yok” iddialarında bulunuyor. Belgelerde Edelman, Erdoğan’ı “aşırı gururlu, Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanıyor, otoriter eğilimli, maço, kadınlara güvenmiyor” sözleriyle tanımlıyor. O dönemde çevresinde bulunan bürokrat ve danışman kadrolarının, yetersiz ve cemaatçilik esasına göre seçilmiş olduğunu öne sürülüyor. Daha sonraki belgelerde o kadrolar için, “Çoğu Ankara dışında siyasetin nasıl işlediğini bilmiyor” deniliyor. Bülent Arınç’ın, “Erdoğan’ın potansiyel rakibi ve sorun kaynağı” olarak gösterildiği James Jeffrey imzalı belgede ise, Arınç’ı Erdoğan’ın “kötü polisi” anlamına gelen “his attack dog” olarak tanımlanıyor.

Mükemmeliyetçi, işkolik, adil, merhametli

Bazı belgelerde Başbakanlık’tan üst düzey bir yetkilinin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında bilgi aktararak, Erdoğan’ın “mükemmelliyetçi, işkolik, adil ve merhametli bir kalbe sahip olduğunu” belirttiği kaydediliyor. 26 Temmuz 2007 tarihli, belgede, “İçerdekine göre patronu Erdoğan, çok demokratik, ancak genel tanımlaması daha çok, nüfuzundakileri katı otokratik kurallara göre yöneten cömert ve baskın bir figür olduğu yönünde” deniliyor. Belgede bu görüşlerin tek bir kişinin izlenimleri olduğu belirtildi ve bu kişinin Başbakan Erdoğan ile yakın bir mesai içinde olduğuna dikkat çekildi. Üst düzey yetkilinin Başbakan Erdoğan’ın kişisel tarzına ilişkin görüşlerini aktardığı ifade edilerek, Erdoğan’ın gerek kendisinden gerekse çevresindekilerden mükemmel iş beklediği, hatta mükemmel işleri bile daha da geliştirmek için yollar yarattığı belirtiliyor.İşkolik olarak tanımlanan Erdoğan için 3 günlük tatil süresinin bile uzun olduğu, çevresindeki personelin aynı tempoda çalıştığı aktarılıyor. Yine üzerinde durulan bir diğer konu da, aynı yetkili “Erdoğan’ın merhametli bir kalbi” olduğunu vurgularken, buna örnek olarak zırhlı arabasında kilitli kaldığı zaman camı kırarak onu kurtaran koruması Halit’i “bu hatalı davranışına rağmen görevde tuttuğunu” anlatıyor.

Aynı zamanda pragmatik

20 Ocak 2004 tarihinde ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen 04ANKARA348 numaralı belgenin konusu, “Türkiye Başbakanı Erdoğan Washington’a gidiyor: Zorluklar karşısında ne kadar güçlü?” başlığını taşıyor. Raporun amacı ise Erdoğan’ın 28-29 Aralık tarihlerinde gerçekleşen ABD ziyareti öncesi genel bir tablo çizmek. Raporun girişinde görüşmelerin resmi gündemiyle ilgili beklentilerin yanı sıra Erdoğan ve partisi AKP’nin karşı karşıya kalması muhtemel sorunlardan bahsediliyor. “Erdoğan bu sorunların üstesinden gelemezse, bu durum hükümette geçirdiği süreyi, Türkiye’nin demokratik gelişimi ve ABD-Türkiye ilişkilerini etkiler” deniyor. Raporun içinde çok çarpıcı bir “Kiminle uğraşıyoruz?” başlığı var. “Karizmatik, sokaktaki insanın izini taşıyan ve ülke genelindeki yüzlerce üyenin simaları ve görevleri konusunda inanılmaz bir hafızası olan Erdoğan’ın çok güçlü bir pragmatik yanı var. Bu pragmatizm kendisinin geçmişindeki radikal İslamcı çevresinden uzaklaşmasına neden oldu. Bu konu bize kendisinin eski dini lideri Kemal Hoca tarafından üzüntüyle aktarıldı” denilen raporda aynı şekilde Erdoğan’ın pragmatizmi dolayısıyla ajandasındaki türban gibi İslamcı konuların peşinden gitmekten kaçınmasına neden olduğu belirtiliyor. Erdoğan’a “doğal bir politikacı” yakıştırması yapılıyor ve yolsuzlukla mücadeleye hevesli, muhafazakar değerleri korumaya kararlı “Anadolu Kürsüsü” imajını ortaya koyduğu belirtiliyor. Türkiye’deki elitlerin Erdoğan’a karşı attığı her adımın Başbakan’ın şehirlerdeki ve Anadolu’daki popülerliğine katkıda bulunduğu da ifade edilen raporda, Erdoğan’ın karşısında güvenilir bir siyasi rakip ya da parti olmadığı belirtiliyor. Erdoğan’ın hükümetinin AKP taraftarları dışında ve AB’de de destek bulduğunu bildiği ifade edilen raporda, partiyle ilgili tereddütleri olanların bile elitlerin partinin reformlarına karşı muhalefetinin faydadan çok zarar getirdiğini bildiği ifade edildi. Başbakan’ın AB ülkelerinin liderleriyle yaptığı olumlu görüşmelere de değinilerek “Kendisini bu noktada Müslüman dünyasının en önemli liderlerinden biri belki de en önemli lideri olarak görüyor” deniyor.

“Tanrı’nın kendisini Türkiye’yi yönetmek için seçtiğini düşünüyor”

“Erdoğan’ın önündeki daha derin engeller” başlığı altında ise Erdoğan’ın karakteri, rakip güç odakları, teknokratik derinlik yoksunluğu gibi noktalara değiniliyor. “Ne kadar güçlü bir lider” başlıklı notta Erdoğan’la ilgili ifadeler şöyle yer alıyor: “Erdoğan’ın karakteri: 1- Küstah bir gurur.
2- Tanrı’nın kendisini Türkiye’yi yönetmek için seçtiğini düşünmesinden kaynaklanan azgın bir hırsı var.
3- Üçüncüsü otoriter ve tek başına bir yol çizmesi çevresinde akıllı ve yetenekleri danışmanlar olmasını ve dolayısıyla bilgi akışının artmasını, hükümet, parti ve parlamento grupları arasında etkin ilişkilerin sağlanmasını engelliyor. Bu yol onu çok duyarlı hale getiriyor.
4- İhtiraslı bir iktidarda kalma arzusu var, bu da onu maço imajına rağmen korku dolu ve hızlı, kesin kararlar alması gereken zamanlarda bekleme politikasına itiyor.
5- Kadınlara güvenmemesi yalnızca dönem dönem yaptığı sert kamuoyu açıklamalarında değil AKP’nin yönetiminde karar verici rollere kadınları getirmeyi istememesinde de kendini gösteriyor.
Erdoğan Türkiye’de reform ve daha fazla refah arzularını taşıyor, geleneksel olarak güç ve zenginliği elinde bulunduran kesimi rahatsız ediyor. Gerçek yönü ve başarısı henüz bilinmese de ülkeyi ABD’nin başarılı, demokratik Türkiye vizyonuna taşıyabilecek tek ortak.”

Cemaat çıkarlarının peşinde

“Teknokratik derinlik yoksunluğu” alt başlığında AKP’nin bazı atamalarının işi öğrenmeye uygun olduğu, ancak büyük bir kısmının yetkin olmadığı veya cemaat çıkarlarının peşinde koştuğu söyleniyor.
“Halkla ilişkilerin zayıflığı ve gizli ajandaları olduğu imajı” başlığında Erdoğan’ın kendisine haber verme ya da olabilecekleri önleme konusunda danışman yokluğu yaşadığından bahsediliyor. AKP’nin bu imajının elitler tarafından sömürüldüğü ifade ediliyor.
“Yolsuzluklar” başlığında Erdoğan’ın servetini belediye başkanlığı döneminde rüşvetle elde ettiği iddialarının kanıtlanamadığı ancak Başbakan’ın bazı danışmanlarının son zamanlarda ihaleleri etkilemesiyle ilgili daha fazla şey duydukları belirtiliyor.
Son olarak “İslamcı kompleksler ve önyargılar” başlığında bazı atamaların elitleri, orduyu, cumhurbaşkanlığını ve yargıyı rahatsız ettiği, Erdoğan’ın siyasi anlayışında cemaatçilikten izler olduğu da raporda söyleniyor.
Alman Der Spiegel’de yayımlanan diğer belgelerde Amerikalı diplomatların, AKP’nin önde gelen figürlerinin birçoğunun bir cemaate üye olduğunu ve Erdoğan’ın İslami bankacıları etkili pozisyonlara getirdiğini yazdı. Belgelerde neredeyse sadece İslamcılarla bağlantılı gazetelerden bilgi aldığı da belirtilen Erdoğan’ın etrafını “şakşakçı, kibirli danışmanlarla çevirdiği” ve kendisini “Anadolu halkının koruyucusu” olarak sunduğu vurgulanıyor.

Yalaka danışman grubuyla AB

30 Aralık 2004 tarihinde ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen 04ANKARA7211 numaralı notun konusu, “İktidardaki iki yılın ardından Erdoğan ve AK Parti: Kendilerine, Türkiye’ye ve Avrupa’ya hakim olmaya çalışıyor” diye yazılmış. “Şu anda yaşayabilir bir alternatif olmaması ve siyaset sahnesine hakim olan hantallık nedeniyle Başbakan Erdoğan ve partisi AKP iktidara güçlü bir şekilde hakim olmuş görünüyor. Yine de açık bir toplumun temel ilkelerini başarılı bir şekilde kucaklamak, AB uyumunu devam ettirmek ve ABD’nin temel çıkarlarıyla uyumlu dış politika uygulamak istiyorlarsa Erdoğan ve partisinin önünde devasa zorluklar bulunuyor” şeklinde özeti yapılan belgede yazılanlar şöyle:
Erdoğan, yarı profesyonel bir futbol oyuncusu çalımıyla ve yalaka danışman grubuyla 16-17 Aralık’ta AB’nin iktidar koridorlarında yürürken, Avrupa’da yılın lideri olmaya güçlü bir aday gibi görünüyordu. Önümüzdeki 10 yıl içinde hesaba katılması gereken bölgesel bir lider, Türkiye’nin AB ile katılım müzakerelerini sağlayan, Türkiye’nin 30 yıldır donmuş durumda olan Kıbrıs politikasını kıran, parlamentodan insan hakları alanında önemli reformların geçmesini sağlayan isim. Bir yandan oldukça güçlü bir hitabete sahipken, diğer yandan da halk arasında oldukça tutulan kurban rolünü oynayabiliyor. Özetle, Erdoğan yenilemez görülüyor. Peki öyle mi? ABD ile ilişkilerde Türk tarafından gelmesi gereken liderliği ve ivmeyi vermek istiyor mu?
E rdoğan, Parlamento’nun üçte ikisine sahip. Siyaset sahnesinde güçlü bir hitabeti olan ve ülkenin çoğunluğunun yaşadığı orta bölgelerdeki sosyal sorunlara parmak basan Erdoğan’a ciddi bir alternatif bulunmuyor. Bu etkenler öngörülebilir bir zaman içerisinde de devam edecek gibi görünüyor. Yine de Erdoğan ve AKP, üç alanda önemli siyasi zorluklarla karşı karşıya: dış politika (AB, Irak, Kıbrıs); kaliteli ve sürdürülebilir liderlik ve yönetim; ve dünyayla daha geniş bir şekilde entegre olmuş açık ve refah düzeyi yüksek bir toplumun oluşturulması konusundaki temel soruların çözülmesi (dinin yeri, kimlik ve tarih, hukukun üstünlüğü).

AB ordu ve laikleri dışlamanın yolu

AB: Erdoğan siyasi olarak ayakta kalabilmesini AB’den müzakere tarihi almaya bağladı. Ancak AB’den tarih almanın yarattığı heyecanın 48 saat içinde sönmesiyle Erdoğan’ın siyaseten hayatta kalma mücadelesi ve önündeki görevlerin de zorluğu iyice ortaya çıktı.
Bizim için asıl önemli olan birçok kontağımızın bize Türkiye’de AB’nin kabul etmeyeceğine yönelik kuşkular nedeniyle AB’ye katılımla ilgili kendine güven eksikliği bulunduğunu söylemesi.
AKP içindeki hava da daha parlak değil. Dışişleri Bakanı Gül’ün danışmanlarından birisi İngiliz bir diplomata 17 Aralık’a giden süreçte AB’nin tutarsızlığının Türkiye’nin duygularını ne kadar incittiğini aktarmış. Gül, Zirve öncesi süreçte kamuoyu önünde Erdoğan’a göre daha sert bir tutum takındı.
Akşam’ın Ankara büro şefi Nuray Başaran’a göre, Brüksel’de Erdoğan ile Gül arasında gözle görülür bir gerilim vardı. Başaran ayrıca, 17 Aralık’ta görüşmeler tıkanmaya doğru gittiği sırada Erdoğan’ın danışmanlarına Putin’in danışmanlarından telefon geldiğini ve Türkiye’nin masadan kalkmasını önerdiklerini söyledi. Başaran’a göre, bazı danışmanları da Erdoğan’a benzer tavsiyelerde bulundu.
AKP’nin parti içinde tutarlılığının ve şeffaflığının olmaması, AB üyeliğini isteme konusunda da muğlak ve karışık bir tavrın ortaya çıkmasına neden oluyor. Bazıları, bu süreci Türk ordusunu ve kuru Kemalizm’in “laiklik” artıklarını dışlamanın bir yolu olarak görüyor. Türk İslam sentezinin savunucuları arasında çok nadir olarak açıkça konuşulan ancak genel olarak inanılan bir olgudan bahsedildiğini de gördük. AKP’nin ana düşünce kuruluşunun toplantısındaki bir katılımcı, Türkiye’nin rolünün İslam’ı Avrupa’ya yaymak, “Endülüs’ü geri almak ve 1683 Viyana kuşatmasındaki yenilginin intikamını almak” olduğunu söyledi. Bu düşünce tarzı, Dışişleri Bakanı Gül ve çalışma arkadaşı Başbakan’ın dış politika baş danışmanı Ahmet Davutoğlu’nun politikalarının arkasındaki mantıkla paralellik taşıyor. AKP’nin daha dindar olan kanadı ise AB’yi bir Hıristiyan Kulübü olarak görüyor. AKP’nin önde gelen isimlerinden Sadullah Ergin’in kısa bir süre önce bize itiraf ettiği gibi, “Eğer AB evet derse kısa bir ümit doğurur. Ancak AKP için esas zor süreç ondan sonra başlar. Eğer AB hayır derse o zaman işin başında zorluk olur ama uzun vadede her şey bizim için daha kolay olur.”
Diğer yandan hükümetin AB uyum sürecinde bakanlıklara İngilizce veya diğer AB dillerini bilen elemanlar aldığı bildiriliyor. Eğer hükümet, AKP’nin kamuya eleman alımında hakim olan “bizden birisi” yani Sünni cemaatlerden ve yakın çevreden gelenleri alırsa yeterlilik konusunda sorun çıkabilir. Eğer yeterlilik kıstasına göre eleman alımı yaparsa o zaman yeni işe girenler AKP’nin daha önce işe aldığı kişilere karşı tepki duyabilirler.

Erdoğan’a dalkavuk ve kibirli danışman izolasyonu

AKP liderliği ve yönetimi hakkındaki sorunlar: Erdoğan’ın ve AKP’nin adil ve uzun süreli reformlar gerçekleştirmesini veya ABD için önem taşıyan konularda zamanında ve olumlu karar alabilmesini olumsuz etkileyen bazı etkenler varlığını sürdürüyor. Bunlardan ilki Erdoğan’ın karakteri. Anadolu’da yaptığımız temaslarda, Erdoğan’ın mutlak güç ve gücün maddi çıkarlarına duyduğu açlığın halk arasındaki popülaritesini etkilemeye başladığını gördük.
Parti içinde ise Erdoğan’ın güce duyduğu iştah, sert bir otoriter tarz ve diğerlerine karşı derin bir güvensizlik olarak kendini gösteriyor. Erdoğan ve eşi Emine’nin eski bir dini danışmanı, “Tayyip Bey Allah’a inanır ama güvenmez” dedi.
Kendisini dalkavuk (ama kibirli) danışmanlardan oluşan demir bir halkayla çeviren Erdoğan, kendisini izole ettiği için güvenilir bilgi alamıyor ve ABD’nin Tel Afer, Felluce ve diğer yerlerdeki operasyonlarının bağlamını ve hakikatlerini göremiyor. Erdoğan üzerinde İslamcı görüşün etkisini anlatmak için muhafazakar Savunma Bakanı Gönül, kısa bir süre önce bize Gül’ün yakın çalışma arkadaşı Davutoğlu’nu “aşırı tehlikeli” olarak tanımladı.
Bakanlardan milletvekillerine ve partinin entelektüel isimlerine kadar AKP içindeki bütün kontaklarımız Erdoğan’ın diğer dış politika danışmanlarını (Cüneyd Zapsu, Egemen Bağış, Ömer Çelik, Mücahit Arslan ve özel kalem müdürü Hikmet Bulduk) yetersiz, bilgisiz ve yolsuzluğa karışmış olarak nitelendiriyor.
Erdoğan’ın pragmatik yaklaşımı kendisinin işine yarasa da vizyon eksikliği var. Kendisi ve Gül ile diğer üst düzey AKP yöneticileri de dahil olmak üzere AKP’deki danışmanları analitik derinlikten yoksun. Düşük kalitedeki istihbaratlara ve basındaki dezenformasyonlara güveniyor.
Dar dünya görüşü ve Sünni kardeşlik ile cemaat geçmişinden gelen temkinli yaklaşımı nedeniyle halkla ilişkiler sorumluluklarını tam olarak yerine getiremiyor. Erdoğan (ve Gül de dahil olmak üzere etrafındakiler), hem içeride hem de dışarıda uyumlu ve uygulanabilir politikalar uygulamalarını engelleyen Sünni önyargılara ve duygusal tepkilere sahip.
2002 seçimlerinin kampanya döneminde AKP’ye en önemli mali desteği sağlayan İslami çevrelerde etkili işadamlarını kapsayan MÜSİAD’ın, Erdoğan’a yaklaşılamamasından rahatsızlık duyduğunu anlıyoruz.
Etkili İslami cemaat Fethullah Gülen içinden bize bilgi aktaran yayımcı Abdurrahman Çelik gibi söylediklerine bakarsak, AKP içinde (Adalet Bakanı Çiçek, Kültür Bakanı Mumcu ve yaklaşık 368 milletvekilinin 60-80’inin bağlı olduğu) temsilcisi bulunan cemaatin, Erdoğan ve AKP’ye yönelik ilk başta sürdürdüğü kararsız tutuma geri döndüğünü görüyoruz.

Erdoğan ve Gül çekişmesi

İkinci mesele AKP’nin koalisyon yapısı, Erdoğan’ın güvendiği bakan sayısının sınırlı olması ve başta Gül ve zaman zaman da Çiçek olmak üzere Erdoğan’ı zayıflatmak için bazı bakanların çaba göstermesi. AKP’de hiç kimse Erdoğan’ın halk arasındaki popülaritesine yaklaşamıyor.
Ancak, Gül’ün AKP içinde ve hatta yabancı konuklara (örneğin İsrail Başbakan Yardımcısı Olmert) karşı Erdoğan’ın görüşlerini eleştirmeye hazır olması ve ABD’nin Irak politikasını ya da AB’nin Kıbrıs politikasını sert bir şekilde eleştirerek Erdoğan’ın manevra alanını daraltması, Erdoğan’ın sürekli olarak bir gözünün arkada kalmasına ve ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyi olmasına muhalif görüşler dile getirerek kendini ispatlamaya çalışmasına neden oluyor.
Son olarak da Erdoğan’ın ve AKP’nin bürokraside, partide ve partinin belediye başkanı adayları için belirlediği isimlerin düşük kaliteli olması. Savunma Bakanı Gönül, Gümrük Müsteşarı Nevzat Saygılıoğlu ve Orman eski Genel Müdürü Abdurrahman Sağkaya gibi üst düzey kariyerli görevliler, Ömer Çelik gibi yetersiz, önyargılı ve cahil isimlerin üst düzey görevlere getirilmesinden dolayı duydukları şaşkınlığı ve memnuniyetsizliği bize ilettiler.

Türkiye İslamı ikiyüzlü ve hoşgörüsüz

Türkiye’de yaşandığı biçimiyle İslam, zayıflamış, iki yüzlülükle delik deşik olmuş, diğer dinlerin Türkiye varlığına karşı bilgisiz ve hoşgörüsüz olmasının yanı sıra dini Batı karşıtı bir biçimde siyasileştirmek isteyenleri dışarıda bırakma yetisinden yoksun. Bu sorun, Gül gibi siyasilerin İslam’ı siyasileştirmeye çalışma niyetleriyle birleşiyor. Türkiye, İslam’ın insancıl bir türünün buraya yerleşmesini sağlayana kadar, Türkiye’de İslam sorunlu bir savunma gücü, aşırı derecede ikiyüzlü ve açık toplumun zorluklarıyla mücadele etmeye niyeti olmayan bir olgu olarak kalacak.
İkinci sorun ise Türkiye’nin ve vatandaşlarının hem bu toprakların hem de bireylerin kendi tarihini aktarımıyla ilgili. Keskin tabulara, inkara, korkulara ve zorunlu büyük çarpıtmalara tabi olan tarih çalışmaları ve tarihle ilgili uygulamalar, eski bir Sovyet akademik şakasına benziyor: Üst düzey bir parti yetkilisi ideolojik konuşmasında tehditler savurduktan sonra, “Gelecek belirsiz. Değişen tek şey ise geçmiştir” der.
AKP içinden bazı isimler, sayıları yalnızca bir avuç olan dışarıdakilere tarihle ilgili tartışmalarda katılıyor ve bunlar ilham verici adımlar. Ancak ilerleyen süreçte eğitim sisteminin kapsamlı bir şekilde elden geçirilmesi, hukukun üstünlüğünün kabul edilmesi ve birey ile devlet arasındaki ilişkinin en temelden yeniden tanımlanması gerekiyor. Anadolulu büyük Alevi ozan Aşık Veysel’in dediği gibi bu, “uzun ince bir yol.”

AKP’de güç mücadelesi

25 Mart 2005 tarihini taşıyan ve dönemin ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Robert Deutsch imzalı bir yazıda Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan arasındaki ilişkiler ele alınıyor. Robert Deutsch’a göre, AKP’de liderlikle ilgili yapısal sorunlar var. Bu yapısal sorunlar nedeniyle Türkiye’de milliyetçiler güçleniyor. Deutsch’a göre o dönemde Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında bir güç mücadelesi var: “AKP’nin içinde daha ideolojik olan Abdullah Gül perde arkasında manevralara devam ediyor, Gül Erdoğan’ı altta bırakarak partide daha çok kontrolü ele geçirmeye çalışıyormuş gibi gözüküyor. Nispeten iyi İngilizcesiyle ‘ılımlı’ ya da ‘modern’ bir imaj çizmeye çalışıyor, ancak yakınları Erdoğan’dan daha ideolojik bir batı karşıtı dünya görüşü olduğunu söylüyor. AKP’deki karmaşa içeri de yansıdı. X kişi partideki iki kaynağımıza partinin sınır tanımayan yolsuzluklarından iğrendiği için istifa etmek üzere olduğunu söyledi. Erdoğan’ın çok eski arkadaşı olan ve şimdi de birlikte çalışan bir yakını hükümetin geleceğini göremediğini, daha esnek bir lidere ihtiyaç olduğunu, Gülencilerin de Erdoğan’ın bu işi beceremediğini düşündüğünü söyledi. AKP’nin zayıflamasının en rahatsız edici yanlarından biri milliyetçiliğin yükselmesi. İmamlar geçtiğimiz günlerde tüm Türkiye’de misyonerlere karşı vaaz verdi, ülkenin en çok satan kitapları milliyetçi romanlar.”

Bakanına güvenmeyen Başbakan

Başbakan Erdoğan’ın Haziran 2005’te yaptığı kabine değişikliğini yorumlayan Amerikalı diplomatlar merkeze gönderdikleri bilgi notunda bunun Abdullah Gül’ü etkisiz hale getirmeye yönelik olduğunu söyledi. 6 Haziran 2005 tarihli notta Erdoğan’ın o güne kadar 22 bakandan yalnızca dördüne güvenebildiği, değişiklik yapmaya çekindiği belirtiliyor. Belgede, adı “xxxxx” olarak verilen Erdoğan’ın danışmanlarından birinin, AKP’ye ilişkin içeriden oldukça zengin içerikli bilgiyi kendilerine aktardığı ifade ediliyor. Belgeye göre köstebek, Erdoğan’ın öngördüğü kabine reformunun muhtemel unsurlarını, daha yapılmadan Amerikalı diplomatlara aktarmış. Belgede, bakanlık görevinden uzaklaştırılması muhtemel isimler arasında Abdülkadir Aksu, Murat Başesgioğlu, Ali Coşkun ve Kürşad Tüzmen sayılıyor. Bu dört ismin hepsi, şu ya da bu nedenle, geçen zaman içinde bakanlık koltuğunu kaybetmişti. İsmi geçen diğer iki isim Beşir Atalay ve Cemil Çiçek’se görevini koruyor.
25 Mart 2005 tarihli bilgi notunda Erdoğan’ın Türkiye’nin iç ve dış politikasının iktidardaki AKP’de yaşanan liderlikle ilgili ve yapısal sorunlar nedeniyle sürüklendiği, oluşan vakumda milliyetçilerin güçlendiği belirtiliyor. Robert Deutsch imzalı memonun bazı bölümleri şöyle: Kaynaklarımızın hemen hepsi Erdoğan’ın çok az ve genellikle yalnızca İslami eğilimli gazeteleri okuduğunu söylüyor. Erdoğan bunlar yerine karizmasına, hislerine ve internetteki komplo teorilerinden bilgi filtreleyen ya da Neo-Osmanlıcı islamcı fanteziler arasında kaybolan danışmanlarından (örnek: İslamcı dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu) gelen bilgilere sırtını yaslıyor.

Gürültücü elitistler partisi CHP

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından 30 Aralık 2005’te “gizli” ibaresiyle gönderilen “İki yıllık iktidarın ardından Erdoğan ve AK Parti” başlıklı belgede AKP iktidarının 2 yılı değerlendirilirken CHP hakkında kullanılan ifadeler dikkat çekiyor. Belgede CHP’den “bir avuç gürültücü elitist” olarak söz ediliyor. Belgede şu ifadeler yer alıyor: “Erdoğan, parlamentonun üçte iki çoğunluğunu elinde bulunduruyor. Merkez soldaki Anamuhalefet CHP, bir avuç gürültücü elitistten fazlasını oluşturmuyor. Şu anda Erdoğan’ın belagattaki baskınlığı ve merkez sağ çoğunluğun kalplerindeki sosyal sorunlar hakkındaki tartışmaları kontrolü; diğer parti liderlerinin siyasi iflasları ile siyasi partiler ve seçim yasalarının namuslu ve yeni adayların siyasete girmesi üzerindeki boğucu etkisi yüzünden geniş çaplı bir siyasi alternatif bulunmuyor.”
CHP için belgede İngilizce “a bunch of elitist ankle-biters” ifadesi kullanılıyor. Bu ifade İngilizcede “çaylak okul çocukları, paçadan düşmeyen küçük köpek sürüsü, yeteneksiz ama hırçın futbolcu” anlamlarında da kullanılabiliyor. Belgede ayrıca, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Başbakan Erdoğan’a yönelttiği eleştirilerden “alışılagelmiş sızlanmalar” olarak söz ediliyor. Belgede, “CHP Genel Başkanı Baykal, eski büyükelçi Gündüz Aktan ve siyaset bilimci Hasan Ünal gibi üst düzey muhalifler Erdoğan’ı sert bir şekilde eleştirmeyi sürdürüyorlar. Ancak bunlar, onların alışılagelmiş sızlanmaları” ifadeleri yer alıyor.

 

Yorum yazın