Roboski, sorumlularının peşinde

Roboski katliamının sorumlularının hâlâ ortaya çıkartılamaması Taksim'de protesto edildi

Roboski katliamının sorumlularının hâlâ ortaya çıkartılamaması Taksim'de protesto edildi
Habervs Wikileaks’in yayınladığı ABD Ankara Büyükelçiliği belgelerinden en çarpıcı olanı 2005 tarihli hükümetteki bakanların tek tek değerlendirildiği telgraf. Edelman dönemindeki büyükelçilik görevlisi John Kunstadter imzalı “Kabine Değişikliği” başlıklı telgrafta, kabine değişikliğiyle Başbakan Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün kabinedeki etkisini azalttığı yorumu yapılıyor.Telgrafa göre dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler, büyükelçilik kaynaklarına “Kabine değişikliği Başbakan Erdoğan’ın Gül ve çevresinin kendi politikalarına ne kadar zarar verdiğinin farkına varması” demiş. Başbakan’ın yakın bir gelecekte o dönem Devlet Bakanı olan Beşir Atalay ve Adalet Bakanı olan Cemil Çiçek’i de görevden almak istediği iddia edilen raporda Atalay için “Gül’e çok yakın”, Cemil Çiçek için ise “Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı hırslarını gizlemeyen ve Erdoğan’a saygısız” ifadeleri kullanılmış. Telgrafta daha sonra tek tek görevden alınan ve atanan bakanlar değerlendirilmiş: Abdülkadir Aksu (Eski İçişleri Başkanı): Kürt kayırmacılığı, eroin ticaretiyle ilgisi olduğu iddiaları, küçük genç kızlara düşkünlüğü, oğlunun mafyayla ilişkisi nedeniyle kabinenin en zayıf halkasıydı. Başbakan tüm bunları devletin istediği zaman farkındaydı. AKP’nin kalbine yönelmiş bir yolsuzluk soruşturması yapan Gülenci bir polis şefi olan Hanefi Avcı’yı görevden alarak Erdoğan’ın amaçlarına hizmet etti. Ama Erdoğan’la hep problem yaşadı. Ama bir grup milletvekiliyle AKP’den ayrılacağı söylentileri çıktı. Kürşat Tüzmen (Eski Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı): Ultra milliyetçi MHP’li. Etkili olduğu Irak’a petrol karşılığı gıda takası ticaretindeki pek çok bağlantı tarafından “her türlü avantaya açık” olarak tanımlanıyor.Nimet Çubukçu( Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığına getirildi): Heybeliada’da yazlıkları olan bir ailede iyi koşullarda yetişti. MUSİAD’ın avukatlığını yaptı. Çubukçu aylardır hırslı bir şekilde bakan olmaya odaklanmıştı. AKP’li Şaban Dişli’nin 7 Haziran’da bize anlattığına göre seçilmesinden Emine Erdoğan’a yakınlığı etkili oldu. Mehdi Eker (Tarım Bakanlığına getirildi): Pasif, Erdoğan’a yakın. İngilizce biliyor ama seviyesini test etmedik. AKP’li bir isim ve konsoloslukla uzun zamandır diyalogu olan, AKP ile derin ilişkiye sahip iki kişi Mehdi Eker’i iyi, pasif ve Erdoğan’a yakın bir adam olarak tanıttı. Bu isimler ve Enerji Bakanı, Eker’in önceki tarım bakanı […]
Habervs Wikileaks belgelerinde en ağır iddiaların bir çoğunda, ABD’nin 2004-2005 yıllarında Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Eric Edelman’ın adı geçiyor. ABD Büyükelçisi Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli “İktidarda iki yılın ardından Erdoğan ve AKP. Kendileri, Türkiye ve Avrupa üzerinde bir tutanak arıyorlar” başlıklı yazısında, “Parti içinde Erdoğan’ın güce duyduğu açlık kendini keskin bir otoriterlik ve başkalarına güven duymama olarak gösteriyor. Eski ruhani danışmanı ve eşi Emine ‘Tayyip Allah’a inanır ama ona güvenmez’ diyor. Erdoğan ve yakın çevresinin, Abdullah Gül de dahil olmak üzere yeteri kadar analitik derinlikleri yok” iddialarında bulunuyor. Belgelerde Edelman, Erdoğan’ı “aşırı gururlu, Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanıyor, otoriter eğilimli, maço, kadınlara güvenmiyor” sözleriyle tanımlıyor. O dönemde çevresinde bulunan bürokrat ve danışman kadrolarının, yetersiz ve cemaatçilik esasına göre seçilmiş olduğunu öne sürülüyor. Daha sonraki belgelerde o kadrolar için, “Çoğu Ankara dışında siyasetin nasıl işlediğini bilmiyor” deniliyor. Bülent Arınç’ın, “Erdoğan’ın potansiyel rakibi ve sorun kaynağı” olarak gösterildiği James Jeffrey imzalı belgede ise, Arınç’ı Erdoğan’ın “kötü polisi” anlamına gelen “his attack dog” olarak tanımlanıyor. Mükemmeliyetçi, işkolik, adil, merhametli Bazı belgelerde Başbakanlık’tan üst düzey bir yetkilinin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında bilgi aktararak, Erdoğan’ın “mükemmelliyetçi, işkolik, adil ve merhametli bir kalbe sahip olduğunu” belirttiği kaydediliyor. 26 Temmuz 2007 tarihli, belgede, “İçerdekine göre patronu Erdoğan, çok demokratik, ancak genel tanımlaması daha çok, nüfuzundakileri katı otokratik kurallara göre yöneten cömert ve baskın bir figür olduğu yönünde” deniliyor. Belgede bu görüşlerin tek bir kişinin izlenimleri olduğu belirtildi ve bu kişinin Başbakan Erdoğan ile yakın bir mesai içinde olduğuna dikkat çekildi. Üst düzey yetkilinin Başbakan Erdoğan’ın kişisel tarzına ilişkin görüşlerini aktardığı ifade edilerek, Erdoğan’ın gerek kendisinden gerekse çevresindekilerden mükemmel iş beklediği, hatta mükemmel işleri bile daha da geliştirmek için yollar yarattığı belirtiliyor.İşkolik olarak tanımlanan Erdoğan için 3 günlük tatil süresinin bile uzun olduğu, çevresindeki personelin aynı tempoda çalıştığı aktarılıyor. Yine […]
Habervs Wikileaks’ın açıkladığı ABD’ye ait gizli belgelerde, AKP’nin kapatılması davasının da ABD belgelerine yansıdığı görülüyor. “AKP’nin Kapatılmasının Sonuçları ve Bizim Duruşumuz” başlığı ve ‘Hizmete özel” koduyla yazılan 11 Nisan 2008 tarihli belgenin giriş cümlesinde, “AKP’nin kapatılması davası bu ülkenin geleceğine bir darbedir” ifadeleriyle başlıyor. Büyükelçi Ross Wilson tarafından kaleme alınan belgede davanın “Türkiye’nin, devletin, ülke demokrasisinin büyümesi ve dinin toplumdaki rolü gibi konuların doğasına ilişkin çözümlenmemiş ihtilafları yansıttığı” görüşüne yer verildi. Mevcut durumun bir nedeninin de, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Temmuz 2007’de yeniden iktidar geldikten sonra geçen 9 aylık dönemde sergilediği başarısız liderlik” olduğu ileri sürülen rapor şöyle:Dava, Türkiye’nin hükümetinin yapısına, popüler demokrasinin erişim alanına ve dinin toplum üzerindeki rolüne yönelik çözümlenmemiş tartışmaları yansıtıyor. Bu durum, aynı zamanda geçen Temmuz ayında yeniden göreve gelen Başbakan Erdoğan’ın geçen dokuz aylık süreçte sergilediği başarısız liderlikten kaynaklanıyor. Sonucun ne olacağı belirsiz olsa da burada yaşanan kriz, kusursuz ve darmadağın olmasa da kendine özgün bir işleyiş tarzı olan Türk demokrasisi çerçevesinde değerlendirilmeli. Başbakan Erdoğan kötü tökezledi ABD öncelikleri, ortak çıkarlarımız üzerine bu ülkeyle birlikte çalışabilmemizi ve bu ülkenin demokratik sürecini geniş çapta desteklememizi gerektiriyor. Yine de Türkiye politikaları üzerine fikir beyan etmekten kaçınmalıyız. Bu yaklaşımla, şu anda Türkiye’de ülkenin geleceğine yönelik yapılan ve demokrasinin olgunlaşması için hayati önem taşıyan şiddetli ve tarihi tartışmalara saygı duyarız.AKP’nin kapatma davasına yönelik farklı bakış açıları var. Bunlardan ilkinde, niyetlenilmiş anayasal bir darbe olarak bakılabileceği söylendi. Dava ilk olarak siyasi bir araç olarak kabul edildi. Partiyi ve 70’in üzerindeki liderleri siyasetten uzaklaştırmak için gazetelerde daha önce yayımlanan haberler kaynak gösterildi. En cesur iddialar arasında, AKP’nin laikliği bitirme niyetinde olduğu vardı ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ülkenin “ılımlı Müslüman” hükümetini ve AKP’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya desteğini öven sözleri basın sık sık yer aldı.Kapatma davasına yönelik diğer bir bakış açısıysa, davanın Türk demokrasi tarzıyla ne kadar uyuştuğunu sorguladı. Anayasa […]
Habervs WikiLeaks’in yayımladığı belgelerde, 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak yapılan 47 gözaltının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümete güveni arttırırken Türk Silahlı Kuvvetlere duyulan güveni azalttığı yazılıyor. 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak 22 Şubat’ta polisin 47 emekli ve muazzaf subayı gözaltına almasından bahsedilirken olayla ilgili TSK ya da hükümetin bir açıklama yapmadığı kaydediliyor. Belgelerde bu tip darbe planlarının ortaya çıkmasının TSK için kötü olduğu ancak AKP’nin işine yaradığı, TSK’nın sessiz kalmasının da ya dönemin komutanlarının gerçek bir demokrasi istedikleri ya da AKP’nin ilk adımı atması için bekledikleri yolunda yorumlanıyor. Yorumlar bölümünde ise darbe planlarıyla ilgili “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü verilerek kimi askerlerin geçmişte bu tür planlar yapabileceği açıklanmış. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın gelecek seçimlerin farkında olduğu ve tavrını da bu seçimlere göre sergilediği yapılan yorumlar arasında. Ordunun Gülen cemaatinin subaylar arasında sızmasından endişe ettiğine de değiniliyor ve bir Türk gazetecinin Amerikalı diplomatlara aktardığı bilgilere yer veriliyor. İsmi açıklanmayan Türk gazeteci Amerikalı diplomatlara, ordunun İslamcıları belirlemek için uyguladığı taktikleri şöyle anlatmış: Subayların çöplerini kontrol eden askeri müfettişler var. İçinde içki şişesi olmayan çöpleri tespit ediyorlar. Bazen da askeri liderler eşleriyle birlikte, ordu tesislerinde havuz başında düzenlenen partilere davet ediliyor. Bu partilere katılanların mayo giymesi bekleniyor. Dindar oldukları için gitmeyi reddeden kadınlar, kocalarının kariyerini tehlikeye atıyor.İddianamelerde komplo 29 Ocak 2010 tarihli Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen notta ise Ergenekon soruşturmalarında komplolar olduğunu da anlatıyordu: “Başbakan Erdoğan’ın İslamcı eğilimli hükümetine karşı darbe planları haberleri 2007’den bu yana Türk medyasının gıdası oldu. Türkiye’nin en üst düzey subaylarının iddialara bir temel bulunmadığı yolundaki protestolarına karşın halkın giderek artan bir bölümü en azından ordu içindeki bazı unsurların AKP hükümetini düşürmek ya da zayıflatmak için komplo içinde olduğuna inanıyor. Darbe iddiaları, Ergenekon kovuşturmasını yapan ekip için yem olarak kullanıldı ve resmi iddianameler üst düzey emekli askerlere karşı komploları da içerdi. Bu iddiaların […]
Habervs ABD’li diplomatlar tarafından 8 Aralık 2005’te yazılan 05ANKARA7215 kodlu bir başka raporda AKP içinde bölünme söz konusu olmadığı belirtilen raporda yer alanlar şöyle:Erdoğan’ın başında olduğu AKP’nin 357 milletvekili arasında bölünmeler olduğuna dair basında yer alan haberler ve muhalefette dolaşan dedikodulara rağmen, parti şimdilik bütünlüğünü koruyor. AKP içinde belirgin dindarlar, pragmatik ve milliyetçi akımlar mevcut. Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde yakın dönemde yaşanan olaylar, AKP’nin Kürt kökenli üyeleriyle diğer partinin geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltiyor. Gelecek yıl içinde AKP içinde yavaşça kopmalar yaşanabilir ancak büyük bir bölünme Erdoğan iktidarda kaldığı ve gücünü koruduğu sürece yaşanması düşük bir olasılık.Son bir yıl içinde Türk basını AKP içinde bölünmeler olacağına dair defalarca imalarda bulundu. AKP içinde ideolojik ve kişisel zeminde fay hatları bulunsa da, Erdoğan iktidarda kaldığı sürece büyük bölünmeler olması beklenmiyor. Hatta, partisinin önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Ankara milletvekili Yarbay Ersönmez, bölünme dedikodularının muhalefet tarafından erken seçim sağlamak için öne atıldığını belirtti. AKP’lilerin profili AKP, görüş açıları birbirinden çok farklı politikacılardan oluşuyor. Parti içinde üç büyük ideolojik akım var. Bunlar, dindar, milliyetçi ve pragmatik. Bu akımlardan hiçbiri belirgin bir çoğunluk oluşturmuyor ve özellikle dindar üyelerin kişisel sadakati ideolojiye baskın geliyor.Dindarlar: Neredeyse tüm AKP’li milletvekilleri bir dereceye kadar dini itaatkarlık gösteriyor. Örnek olarak birçoğu Ramazan’da oruç tutuyor. Öte yandan, daha büyük ve daha dindar üyelerden oluşan bir grup söz konusu. Bu gruptakiler geçmişte kapatılan Fazilet Partisi, Ulusal İslami Görüş gençlik grubu eski üyesi ve yasaklanan Müslüman Kardeşler grubu üyeleri. AKP’nin en üst düzey lider kadrosu bu gruba giriyor: Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, yardımcısı ve Saadet Partisi başkanı Necmettin Erbakan’ın eski sağ kolu İsmail Alptekin.Çok sayıda İslamcı Avrupa Birliği’ne (AB) karşı gelse de, AKP üyeleri partilerinin çizgisini takip ederek AB üyeliğini destekliyor. Tipik Türk İslamcısı olarak, Türk ordusunu sevmiyor, orduyla zorunlu […]
Habervs Wikileaks’in açıkladığı belgeler arasında Türkiye ekonomisine yönelik çeşitli iddialar da yer aldı. Bunların en ilginç olanı ise muhatabı tarafından yalanlanan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Doğan Grubu’na yönelik olanıydı. İddiaya göre, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da buluştuğu uluslararası alanda faaliyet gösteren yatırımcılara Doğan Grubu hisselerini satmalarını söylediği ifade edildi. Belgede Şimşek’in hangi etkinlik sırasında yatırımcılarla biraraya geldiği bilgisi ise yer almadı. Şimşek’in “Doğan hisselerini satın” sözlerine gerekçe olarak ise, yakın zamanda Doğan Grubu’nun varlığını sürdürmeyeceğini söylediği de iddia olarak belgelerde yer aldı. Yayım tarihinin 15 Eylül 2008 olarak verildiği belgelerde, bu iddianın bir kaç hafta önce söylendiği de kaydedildi. 15 Eylül 2008 tarihinin ise ilginç bir yönü vardı. O da bu tarihin ABD’li finans devi Lehman Brothers’ın iflası ile aynı güne denk gelmesiydi. Amerika merkezli Lehman Brothers’ın batışı aynı zamanda küresel ekonomik krizin de başlangıcı anlamını taşımasıydı. Erdoğan’ın saldırısının başlamasından bu yana o tarihlerden Doğan Grubu hisselerinin yüzde 8 değer kaybettiği belirtiliyor. Hürriyet’in hükümet açısından kritik önemde bir gazete olduğundan bahsedilerek, XXX olarak belirtilen kişiden alınan bilgiler aktarılıyor. Erdoğan’ın Doğan’ın Ceyhan rafinerisi ihalesine girmesini engellediğinden, ihaleye davet edilmediğinden bahsediliyor. Ardından da Erdoğan’ın AKP’nin bir parti kongresinde zehir zemberek açıklamalar yaptığı ifade ediliyor. XXX’in ifadesine göre; tüm bunlar Doğan’ın bazı konularda Erdoğan’ı desteklemesine rağmen yaşanıyor. Erdoğan’ın Aydın Doğan’la arasının açılması olayı ise Deniz Feneri haberleriyle başlamıştı. Erdoğan da kendine yakın medya organlarıyla Doğan’ı hedef almıştı. İddialara yönelik yazılı bir açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, yurt dışında yabancı yatırımcılarla bu kapsamda herhangi bir görüşmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını ifade etti.Türkiye’nin Rupert Murdoch’u Wikileaks internet sitesinin iddiasında ‘ Türkiye’nin Rupert Murdoch’u ‘ olarak lanse edilen bölümde, Doğan Medya Grubu’nun birçok günlük gazeteyi ve üç önemli medya kanalını bünyesinde bulundurduğundan bahsedildi. Belgede, böyle bir gücün iktidarlar açısından her zaman tehdit olarak algılandığı da vurgu olarak yapıldı. Aydın Doğan’ın ismi verilerek devam […]

Açıklanan belgeler sadece yüzde 1 Daha önce ABD’nin Irak savaşı ile ilgili olarak yayınladığı gizli belgelerle dünyanın gündemine oturan ve son 2 gün içinde elindeki 250 bin belgenin, sadece yüzde birini açıklayan Wikileaks kurucusu Julian Paul Assange, ilkin gazeteciliği değiştirdi şimdi görünen o ki yeni bir dünyanın şekillenmesine de hayli katkı sunacak. ABD’nin şiddetle yayımlamamasını istediği ve yayımından önce de bir çok ülke dışişleri bakanlıklarından peşinen özür dilediği belgeler, 2004-210 yılı martına kadar yapılan 250 bin adet gizlilik niteliği taşıyan diplomatik yazışmalardan oluşuyor. WikiLeaks internet sitesinde yayımlanarak dünyanın gündemine oturan belgerin kaynağı olarak adı ilk öne çıkan isim, 23 yaşındaki Bradley Manning oldu. Manning “2007 yılından itibaren gizli bilgilere dışarı sızdırmak” suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. Manning’in WikiLeaks’e sızdırdığı belirtilen son belgeler yüzünden 52 seneye varan hapis cezası alabileceği söyleniyor.Tümü ABD’li diplomatların kendi görüşlerinden ve kendi elde ettikleri bilgilerden oluşan belge ve yazışmalar kanıt niteliği taşımasa da iddia olarak değer taşıyor. Yayınlanan belgelerde israil’den Fransa’ya, Japonya’dan Brezilya’ya kadar 274 ülkenin İçişleri, Dışişleri, Bakanları ve Başbakanları hakkında izlenimler ve “diplomatik dedikodular” bulunuyor. Wikileaks’in yayınladıkları arasında Washington’dan sonra en çok Ankara kaynaklı belgeler bulunuyor. Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı 8 bin 17 belgeye kaynaklık ederken, Ankara 7 bin 918 belgeye kaynaklık ediyor. Birçok belgeye kaynaklık eden diğer bazı başkentler ise Bağdat 6 bin 677, Amman 4 bin 312, Tel Aviv 3 bin 194, Kabil 2 bin 961 ve Beyrut 2 bin 368 oldu.250 bin belgenin ayıklanıp, önemli ve ilginç olanlarının kamuoyuna sunulması zahmetli ve bir o kadar da karmaşık bir uğraş. Zaten onca çok bilgi arasından hangisinin öne çıkarılacağını belirlemek de bir o kadar güç. O yüzden Türkiye ile ilgili iddiaların neler olduğunu bir arada bulabileceğiniz bir rehber haber olsun istedik.Erdoğan’ın İsviçre hesapları WikiLeaks’in yayınladığı belgeler arasında Türkiye ile ilgili en dikkat çekici olanı kuşkusuz ki ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın AKP hükümetindeki yolsuzluk […]

Taraf Gazetesinin kamuoyunun gündemine taşıdığı “Balyoz Darbe Planı” ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da bugün (22 şubat 2010) yapılan operasyonlarda aralarında eski kuvvet komutanlarının da bulunduğu emekli ve muvazzaf 49 asker gözaltına alındı. Ergenekon soruşturmasına kılavuzluk eden Darbe Günlükleri’nin yazarı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, aynı dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanlarından Orgeneral Çetin Doğan ve Ergun Saygun ile emekli Korgeneral Engin Alan, eski Güney Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral Lütfi Sancar, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli de 4’ü muvazzaf 21 general, 27 subay, 1 astsubay olmak üzere gözaltına alınan 49 kişinin arasında bulunuyor. Camilere saldırıları da içeren planlar Geçen aylarda Taraf Gazetesi’nde yayımlanan ve altında emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası olan Balyoz Eylem Planı ile ilgili haberler üzerine başlatılan soruşturmada belgelerde adı geçen askerlerden birçoğu gözaltına alındı. Taraf Gazatesi’ne bir bavul içerisinde götürülen yaklaşık 5 bin sayfalık belge, CD ve DVD’lerden oluştuğu öne sürülen Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda, 2002 sonunda başlayan ve 2003 Mart ayına kadar süren çalışmaların yer aldığı iddia edilmişti. Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camiilerinde bombalı saldırı düzenleneceği öne sürülmüştü. Bu belgeler arasında, “ıslak” yazışmalar, power point sunumlar ve orijinal antetli askeri CD’ler, dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ve dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in imzasını taşıyan harekat planlarının bulunduğu iddia edilmişti. Birinci Ordu Harekat Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeli’nin de darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplantının kesintisiz ses kayıtları ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da yer aldığı kaydedilmişti. Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda 133 subay ve 29 generalin adının geçtiği iddia edilmişti. Planda imzası bulunduğu iddia edilen Orgeneral Doğan, “TSK’da her […]

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in, İsmailağa ve Fetullah Gülen cemaatlerine yönelik yürüttüğü soruşturma nedeniyle önce hakkında dava açıldıktan sonra Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanması Ankara’yı karıştırdı. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başsavcı Cihaner’i Ergenekon zanlısı olarak gözaltına aldırıp tutuklatan Erzurum Özel Yetkili Başsavcısı Osman Şanal’ın yetkilerini kaldırdı. Cihaner’in tutuklanmasını “resmi gündem” yaparak bugün toplanan HSYK, “CMK’nın 250/3. maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek görev ve yetki aşımında bulunduğunu” tespit ederek, Şanal’la birlikte Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, Özel yetkili Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı’nın da CMK’nin 250. maddesi kapsamındaki yetkilerini kaldırdı. Kurul, ayrıca 4 savcı ile arama ve gözaltı sırasında görev yapan polisler hakkında da suç duyurusunda bulundu. Dün Osman Şanal’ın öncülüğünde bir grup polis ve savcı nezaretinde adliyedeki ofisi ile evinde yapılan aramalardan sonra gözaltına alınarak Erzurum’a götürülen Cihaner, gece boyunca yapılan sorgusunun ardından bu sabah saatlerinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı. Bakanlık Erzurum’a sahip çıktı Hakim ve Savcılar Kanunu’nun 9. Maddesi uyarınca hakkında yürütülecek hukuki işlemleri ve yargılamasını sadece Yargıtay’ın yapabileceği Başsavcı Cihaner’in hem gözaltına alınması hem de tutuklanması ise hukuk çevrelerince skandal olarak nitelendirildi. Adalet Bakanlığı’ndan yapılan ve Osman Şanal’ın uygulamasını eleştiren yorumlara tepki gösterilen açıklamada, Cihaner’in görev değil şahsi suçları nedeniyle soruşturulduğu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 250. Maddesinin de özel yetkili savcılara bu hakkı verdiği belirtildi. HSYK savcıların yetkilerini kaldırdı Ancak bugün, Erzincan’da yaşanan olalyarı gündemine alarak toplanan HSYK bakanlığın bu açıklamasına itibar etmedi. HSYK Başkanı Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in mazeret bildirirek katılmadığı tohlantı Bakanlık Müsteşarı Ahmet Kahraman ile bakanın yerine yedek üye Çoşkun Öztürk’ün katılımıyla gerçekleştirildi. HSYK, Cihaner’e yönelik soruşturmada CMK’nın 250/3 maddesine göre, “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’da yargılanacak kişilere ilişkin soruşturmalarda özel yetkili savcıların görevli olmadığına” ilişkin hükmün Erzurum’daki savcılarca dikkate alınmadığı konusunda görüş birliğine vardı. Toplantıda Müsteşar Kahraman’ın karşı oyuna rağmen, 6 […]

Bugünlerde, Ergenekon soruşturması nedeniyle adı sıkça tartışılan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, 1999’da Şırnak İdil’de görev yaparken başlattığı soruşturma neticesinde JİTEM’le (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) ilgili ilk kez dava açılmasını da sağlamıştı. Kamuoyunda ilk JİTEM davası olarak bilinen ve Ergenekon’un asker kökenli ünlü isimlerinin de geçtiği soruşturmayı yürüten isim olan Cihaner, bu karanlık örgütü paçasından yakalamış ve belli bir noktaya kadar da götürmüştü. JİTEM görevlisi itirafçı İbrahim Babat’ın Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun hazırladığı Susurluk Raporu’nda yer verilen, 16 Eylül 1989’da kaçırılarak infaz edilen Sevim, Hasan Utanç ve Hasan Caner adlı üç köylünün öldürülmeleriyle ilgili anlatımları üzerine savcı Cihaner aralarında Arif Doğan’ın da bulunduğu bazı şüphelilerle ilgili yeni bir soruşturma açmıştı. Doğan’a eşlik eden diğer zanlılar ise JİTEM’le çalışan itirafçılar İbrahim Babat, Adil Timurtaş, Mehmet Zahir Karadeniz, Lokman Gündüz, Abdülkadir Aygan, Faysal Şanlı, Recep Tiril, Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki ve Hayrettin Toka ile askerler JİTEM’İn kurucularından Binbaşı Cem Ersever, Jandarma Yüzbaşı Sinan Yaşar, Jandarma Kıdemli Başçavuş Şaban Bayram, Faysal Şanlı idi. Cihaner’in tayininin çıkmasından sonra da o günlerin puslu havasında soruşturma ağır aksak ilerleyebildi ve gelinen noktada sadece yukarıda adları anılan 11 itirafçı JİTEM’ci sanık olabildi. Çünkü Genelkurmay asker zanlılarla ilgili soruşturma izni vermemişti.JİTEM: Bir varmış bir yokmuş İşte Cihaner’in başlattığı bu soruşturma sonunda Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve sadece itirafçıların yargılandığı davada bugün (29 Aralık 2009) ilginç bir gelişme yaşandı. Genelkurmay Başkanlığı mahkemeye gönderdiği yazıda, JİTEM’in olmadığı iddia edildi. 2 Ekim 2009’daki son duruşmada mahkeme heyetinin Genelkurmay ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan, “JİTEM adlı bir birimin olup olmadığının, var ise hangi tarihte kurulduğunun, faaliyetine devam edip etmediğinin, iddianamede belirtilen kişilerin kuruluşa üye olup olmadıklarının” sorulmasına karar vermişti. İşte Genelkurmay’ın adeta “herkesin bildiği bir sır” haline dönen JİTEM’in varlığını inkar etmesine neden buydu. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan ve Genelkurmay Başkanı namına Ceza Hukuk İşleri Şube Müdürü Hakim Albay Orhan Önder […]

Dün (7 Ocak 2008), 6 ayrı ilde eş zamanlı gerçekleştirilen “10. Dalga” Ergenekon operasyonlarında hepimizin bildiği gibi üst düzey isimlerin de aralarında olduğu 40’a yakın kişi gözaltına alındı. 28 Şubat postmodern darbesinin önemli isimleri eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel, MGK eski Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, Eski Harp Akademileri Komutanı emekli orgeneral Kemal Yavuz ve YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ile “Sabetay avcısı” Yalçın Küçük, Susurluk çetesinin baş aktörlerinden eski Özel Hareket Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ile yeğeni Erdal Şahin, Bedrettin Dalan’ın oğlu Barış Dalan’ın da aralarında bulunduğu zanlılar arasında bir yarbay, 4 albay, bir yüzbaşı, 2 binbaşı, bir üsteğmen olmak üzere 9 muvazzaf subay da yer alıyor. Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinde ise sadece arama yapıldı. Yurtdışında bulunan Bedrettin Dalan ise arananlar arasında. Son operasyonla, şu ana kadar Ergenekon soruşturması çerçevesinde toplam altı emekli paşa gözaltına alınmış oldu. Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz de Ergenekon soruşturmasının firari sanığı olarak aranıyor. Gazeteci kılığındaki çeteci Ergenekon ismi ilk kez NATO’nun kontrgerilla örgütlenmesi olarak bilinen Gladio’nun Türkiye’deki yapılanması şeklinde gündeme geldi. Özel Harp Dairesi olarak da bilinen yapılanmanın, siyasetçilerden bilim adamlarına, medya mensuplarından hukukçulara kadar uzandığı iddiaları sürekli gündemde kaldı. Bu örgütlü yapının soruşturulmasına dayanak oluşturan bilgiler, 2001’de kendisini gazeteci olarak tanıtan ve JİTEM adını kullanarak dolandırıcılık yapan Tuncay Güney’in ofisine yapılan baskınla ele geçirildi. Şimdi Ergenekon’un sanıkları arasında yer alan eski polis müdürü Adil Serdar Saçan tarafından bizzat sorgulanan Güney, sözkonusu çete oluşumuyla ilgili çok önemli bilgiler verdi, ama soruşturma kapatıldı. Güney’in ifadesine göre, örgütün ‘manifestosu’ İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in yönlendirmesiyle yazılmıştı. Güney, Veli Küçük hakkında da bilgi vermişti. Bu ilk işaretin ardından çeteye ilişkin ilk ipuçları Danıştay’a düzenlenen saldırıda ortaya çıktı. Ergenekon operasyonunun ipuçları, ilk olarak Danıştay 2.Daire’ye yönelik silahlı saldırının ardından belirdi. Daire üyesi Mustafa Yücal Özbilgin’i öldüren avukat Alparslan Arslan ve saldırı […]

Türkiye’nin, karanlık geçmişiyle yüzleşmesini sağlayacak her olayda olduğu gibi yine unutulmaya yüz tutmuşken yeni bir gözaltı dalgasıyla yeniden manşetlere yerleşti Ergenekon. “Unutulmaya yüz tutmuş” ifadesi fazla iddialı gelebilir ama Susurluk, Şemdinli, Yüksekova gibi örnekleri düşününce, maalesef öyle. Asrın davası diye nitelenen, olur olmaz her olayda Ergenekon parmağı aranan bir olay, şu son gözaltı dalgasına dek hak ettiği ilgiyi görüyor muydu acaba haberciler nezdinde? Haklarında iddianame düzenlenen ilk 86 sanığın devam eden yargılamalarında mahkeme salonunda yaşananlar bile magazinleştirilerek sunulmuyor muydu okurlara, izleyicilere? Bunun yanıtı ortada. Gelelim konumuza. Dün (7 Ocak 2008), 6 ayrı ilde eş zamanlı gerçekleştirilen “10. Dalga” Ergenekon operasyonlarında hepimizin bildiği gibi üst düzey isimlerin de aralarında olduğu 40’a yakın kişi gözaltına alındı. Darbe soruşturuluyorsa eski komutanlar nerede? 28 Şubat postmodern darbesinin önemli isimleri eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel, MGK eski Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, Eski Harp Akademileri Komutanı emekli orgeneral Kemal Yavuz ve YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ile “Sabetay avcısı” Yalçın Küçük, Susurluk çetesinin baş aktörlerinden eski Özel Hareket Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ile yeğeni Erdal Şahin, Bedrettin Dalan’ın oğlu Barış Dalan’ın da aralarında bulunduğu zanlılar arasında bir yarbay, 4 albay, bir yüzbaşı, 2 binbaşı, bir üsteğmen olmak üzere 9 muvazzaf subay da yer alıyor. Bir diğer önemli ayrıntı ise Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinde arama yapılmasıydı. Kanadoğlu’nun evinde yapılan aramalar sırasında soruşturmanın sadece ev aramasıyla sınırlı tutulacağı açıklamasının yapılması da ilginçti. Zanlı ise neden gözaltına alınmadı ya da değilse evi neden aranıyor diye soruyor insan kendi kendine. Olayın başlangıcından bu yana “darbe soruşturması” yapılıyor havası yayılmasına karşın bugüne dek sadece bir kaç muvazzaf teğmenin gözaltına alınması, “Darbeyi yapacak ordu nerede?” sorusunu doğuruyordu. Darbe girişiminin günlükleri de vardı Son operasyonda dikkat çeken nokta ise bir binbaşı ile bir yüzbaşının da gözaltına alınan muvazzaf subaylar kervanına katılmasıydı. Öncekilerde ve son operasyonlarda […]

Geçen hafta Tarafgazetesinin birinci sayfasından “batıyoruz” çığlığı yükseldi. Birinci yılını geride bırakan gazete reklam alamadığı için varolma savaşı veriyor. Kimi ses getiren haberlerini bir yana bırakırsak, iktidar partisine olan yakın duruşu nedeniyle eleştiriyi hak etse de, gazetenin, kendisinden az satanlara göre neredeyse hiç reklam alamaması çok manidardı. Benzer bir süreci kapatılan Noktadergisinin başına gelenler sırasında da görmüştük. Ya da yıllardır yayın yapmasına karşın, bizce sadece muhalif kimliğe sahip olmasından ötürü bir türlü büyük sermaye gruplarının reklamlarını göremediğimiz Evrenselve Birgüngazeteleri ile Kürtlerin çıkardığı yayınların reklam alamaması da benzer örneklerden. Uzun lafın kısası sistemin “tu kaka” dediğine büyük sermaye grupları hiçbir şekilde reklam vermiyordu. İster istemez aklımıza, “Burjuvazi bu ülkede görevini yapıyor mu?” sorusu takılıverdi. Avrupa’da kiliseyi zayıflatan, kralları deviren, özgürlükleri genişleten, devlet yönetimini sivilleştiren, aydınlanmayı gerçekleştiren burjuvazinin aksine; Türkiye’deki sermaye sınıfı pek bir kendi dalgasında ama hükümet ve asker arkasında göründü bize. Bu günlerde hem orduyu hem hükümeti eleştiren Tarafgazetesinin sınırlı sayıdaki reklamlarının da kesilmesi, başka bir ifadeyle sermaye sınıfının Taraf’a reklam vermekten imtina etmesi de bu durumu kanıtlar nitelikte. Buradan hareketle işçi sınıfı ve burjuvazinin tarihsel misyonlarını, Türkiye’deki durumu, orduyu, medyayı, patronları, ekonomiyi ve bunların birbirleriyle ilişkisini kimi yazılarında sıkça eleştiri konusu yapması nedeniyle Prof. Dr. Mehmet Altan’la konuştuk. Batı’da sınıflar nasıl gelişti?Avrupa’da sermaye birikimiyle ortaya çıkan burjuvazi ve tarımdan kovulmuş, emeğinden başka satacak hiçbir şeyi kalmamış proletarya doğdu. Biz ise sınıfların doğamadığı bir yapıdan geliyoruz. Bunun sebebi de feodalite ile Osmanlı toprak düzeni arasındaki fark. Bu düzen sermaye birikimini ve dolayısıyla sınıfların doğmasını engelledi. Feodal düzende ise büyük toprak sahipleri sermaye birikimi yapabildi. Bu nedenle bizde Marksizm ve liberalizm algılanamamıştır ve gelişememiştir. İki modern sınıf olarak burjuvazi ve işçi sınıfının misyonu neydi?Dönemlere göre oynadıkları roller değişti elbette. Burjuvazi başlangıçta çok devrimci bir sınıftı. Hem kiliseye hem krallığa karşı dövüştü. Sistemi modernleştirmesi, özgürlükleri genişletmesi, yığınları arkasına alarak mevcut yapıyı dönüştürmesi, […]

Genelkurmay Başkanlığı, kimi gazete ve gazetecilere akreditasyon vermediği için sıklıkla eleştirilen kurumların başında geliyor. Akreditasyon yasağı en çok İslami tandanslı ya da muhalif kimliğe sahip gazete ve televizyon kanalları ile bu kurumlarda çalışan gazeteci ve köşe yazarlarına uygulanıyor. Kapatılan Nokta Dergisi’nde yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait medya andıcında, akreditasyon uygulamasının toplumun gözünde “itibarsızlaştırma” uygulaması çerçevesinde yürütüldüğü de yer alıyordu. TSK’nin eleştirilen bu uygulamasının benzerini birkaç gün önce “sivil” Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı da hayata geçirdi. Başbakanlık Basın Merkezi’nin yıllardır farklı başbakanları takip etmiş yedi deneyimli gazetecinin akreditasyonunu yenilemedi. Akreditasyonları yenilenmeyen gazetecilerin ortak özelliği ise Başbakan Tayyip Erdoğan ya da partisi hakkında “olumsuz” haberler yapmalarıydı.Hem basın meslek örgütlerinden hem de gazetecilerden tepki alan bu yasaklama hakkında 2 gündür tepkilerini çeşitli kanallardan ifade eden gazeteciler bir yandan da akreditasyon uygulamasını tartışıyor. Yaşanan olayın Başbakanlık Basın Danışmanı Arif Beki’nin keyfi kararlarından biri olduğunu düşünenler de var, bu hareketin hükümetin basını hizaya sokma yönünde bir çabası olduğunu düşünenler de. Bu tartışmalar sırasında en çok dikkat çeken ise Genelkurmay akreditasyonları olmadığı için “yaygara” koparan basın kuruluşları ve bu kurumlarda çalışan kimi kalemlerin sessizliği oldu. Genelkurmay’ın ardından, Başbakanlık tarafından da hayata geçirilen “cezalandırma” uygulamasına verilen tepkiler şöyle: Hakkı Devrim: “Gazeteciler öğrenci değil, şayet gerekliyse öğretendir”Gazeteler ve gazeteciler konusunda saygısızlığın, terbiyesizliğin, haddini bilmezliğin görülmemiş bir örneğini de, Radikal’e sataşıldığı gün Başbakanlık Basın Merkezi ortaya koydu. Hürriyet, Milliyet, Vatan, Akşam ve Evrensel gazeteleri ile Star TV’nin Başbakanlık muhabirleri olan yedi gazetecinin Başbakan’ın toplantılarına ve Başbakanlık Basın Merkezi’ne girmeleri yasaklandı. Yeni deyişle «akreditasyonları iptal edildi.» (Turan Yılmaz, Hasan Tüfekçi, Abdullah Karakuş, Ali Ekber Ertürk, Veli Toprak, Sultan Özer ve Fatma Çözen.) Başbakana danışmadan alınacak ve açıklanacak bir karar olamaz bu. Bence basına, haber alma ve gerçekleri öğrenme özgürlüğüne karşı işlenmiş ağır bir suçtur, ki faili de yazık ki Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan. Fikret Bila: “Başbakanlık’ın […]

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara, İstanbul, Antalya ve Trabzon’da aralarında emekli paşalar, gazeteciler ve işadamlarının da bulunduğu 23 kişi gözaltına alındı. Son gözaltı operasyonunun en dikkat çekici isimleri ise eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, Cumhuriyet mitinglerinin düzenlenmesin de etkin rol oynayan eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, emekli Tümamiral İlker Özgüven, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, gazetenin yazarlarından Erol Mütercimler, Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ile Ankara Ticaret Odası Başkanı (ATO) Sinan Aygün.Prof. Dr. Ercüment Ovalı Trabzon’da gözaltına alınırken, 23 kişilik zanlılar arasında başkanlığını Şener Eruygur’un yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) üyeleri ve çalışanları da bulunuyor. Gözaltına alınan zanlıların ev ve iş yerlerinde aramalar yapan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri bazı belgelerle bilgisayarlara eke koydu. Soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı bulunan AKP’den ihraç edilen eski Balıkesir milletvekili Turhan Çömez, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve iki kişi daha aranıyor. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun aranan iki kişiden biri olduğu öne sürüldü.”Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olmak ya da bu örgüte üye olmak” iddiasıyla gözaltına alınanlar sağlık kontrolünden geçirildi. Ankara, Antalya ve Trabzon’daki zanlılar akşam saatlerinde soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul’a getirildi.Ergenekon soruşturması kapsamında daha önce de Cumhuriyet başyazarı İlhan Selçuk, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile gazeteci Ferit İlsever’in de aralarında bulunduğu 12 kişi gözaltına alınmış, Selçuk ve Alemadroğlu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. 12 Haziran 2007’de Ümraniye Çakmak Mahallesi’nde bir gecekonduda 27 el bombası, TNT kalıpları ve fünyeler ele geçirilmesiyle başlatılan soruşturma daha sonra Ergenekon soruşturmasına dönüştürülmüştü. Operasyon kapsamında şu ana kadar aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu 49 kişi tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada, aradan geçen bir yıla rağmen iddianame hâlâ tamamlanamadı. Paşalara askeri lojmandan gözaltı Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün talimatıyla bu sabah (1 Temmuz Salı), Emniyet Terörle Mücadele Şubesi polisleri […]