Yorum Analiz Görüş

Bir şey söylemem lazım

Yazan: HaberVs

Tuğçe Erçalık*

Dün okulda görüp görebileceğim en kötü günü yaşadım…

Ben ve benim gibi İletişim Fakültesi’nde öğrenim gören bütün arkadaşlarım, öğretim görevlileri, kısacası herkes olayı şaşkınlıkla izliyordu. Sabah Ahmet Şık’ın evini basıp didik didik arayan polis, şimdi de okula, hocamızın odası ve birlikte çalıştığımız HaberVesaire’ye gelmişti. Bizler öğrencileri olarak şaşkın, çalışma arkadaşları da en az bizler kadar şaşkın ve üzgün, odanın aranması için refakat etmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Fakültemize mensup birkaç akademisyenin eşliğinde polis arama yaparak, Ahmet Şık hocamızın birtakım eşyalarına el koydu. Bir üniversite’nin kampüsüne giriliyor, bir akademisyenin, bir eğitmenin, gazetecinin odası aranıyordu. Ahmet Şık, öğrencilerine bu mesleği öğretmek için elinden geleni yapan, farklı görüşlere de açık olacak kadar hoşgörülü ve dolayısıyla ileri görüşlü bir gazetecidir. Ne ithamla suçlanıyor bilmiyoruz. Tek bildiğimiz Ergenekon denen, ne olduğu da henüz anlayamadığımız, enteresan bir olayın içerisine çekilerek buradan, öğrencilerinden, ailesinden, sevenlerinden koparıldığı… Hem de henüz basılmamış bir kitap ile suçlandığını düşünürsek, gazetecilik mesleğinin git gide iç karartıcı ve vahim bir hale nasıl gelebileceğini anlayabiliriz.

Bizler Ahmet Şık ve onun gibi kendini bu mesleğe adamış hocaların yetiştirdiği öğrenciler, yarının gazeteci adayları olarak geleceğe umutla bakmak yerine, endişeyle bakıyor, akıbetimizden korkuyoruz. Basın özgürlüğü diye bir şey varsa neden bunlar oluyo? hayır yoksa neden dünyanın en demokratik, en laik ülkesiymişiz gibi gösterilmeye çalışılıyor? Yarın işe başladığımız zaman, kişiliğinden ve düşündüklerini söylemekten taviz vermeyen gazeteciler gibi olup, bizler de mi suçlanacağız? Yoksa diğerleri gibi (ne renk oldukları belli olmayan) “power” denilen şeyin bir uydusu olup, “power” kim ise ona göre mi davranacağız?

Ahmet Şık bu ülkede tutuklanan ilk gazeteci değildi ve biz biliyoruz ki son da olmayacak. Ama yine de artık birilerinin buna bir “dur” demesi, gerçekten demokratik bir ülkede bunların asla olamayacağını herkesin beynine kazıması lazım. Bütün bunlar zihnimizi kurcalarken aklıma seneler önce okuduğum Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’in söyledikleri geliyor, şu an hislerime öyle tercüman oluyor ki bu sözler, tekrarlamadan edemiyorum:

“Naziler önce komünistleri almaya geldiler, bir şey demedim çünkü ben komünist değildim. Sonra Yahudileri almaya geldiler, bir şey demedim çünkü ben Yahudi değildim. Sonra sendikacıları almaya geldiler, bir şey demedim çünkü ben sendikacı değildim. Sonra Katolikleri almaya geldiler, bir şey demedim çünkü ben Katolik değildim ve sonra beni almaya geldiklerinde, çevremde benim için bir sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

*İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 4. sınıf öğrencisi

Yorum yazın