İnsanlığın uzaya yönelik ilgisi artık yalnızca keşif ve araştırma faaliyetleriyle sınırlı değil. Ay’da kalıcı üsler kurulması, Mars’a insanlı görevlerin planlanması ve özel şirketlerin uzay turizmi alanındaki yatırımları, gelecekte insanların Dünya dışında yaşam sürme ihtimalini giderek daha gerçekçi hale getiriyor. Bu gelişmeler beraberinde yeni soruları da gündeme getiriyor: Uzayda hamile kalmak mümkün mü? Uzayda doğan bir bebek sağlıklı şekilde gelişebilir mi? Ve belki de en dikkat çekici soru; uzayda doğan bir çocuk hangi ülkenin vatandaşı olacak?
Son yıllarda bu sorular yalnızca bilim kurgu eserlerinin konusu olmaktan çıkıp bilim insanlarının, hukukçuların ve sağlık uzmanlarının araştırma alanına dönüşmüş durumda. Türkiye Gazetesi’nde yayımlanan “Uzayda Doğan Bebekler Hangi Ülkenin Vatandaşı Olacak?” başlıklı haberde, Elon Musk ve Jeff Bezos gibi isimlerin öncülük ettiği yeni uzay yarışının, uzayda insan yaşamına ilişkin tartışmaları hızlandırdığı belirtiliyor. Haberde, Kyoto Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmalarda fare sperm ve yumurta hücrelerinin uzay ortamında canlılığını koruyarak sağlıklı yavrular oluşturabildiğinin gösterildiği, ayrıca SpaceBorn United isimli şirketin yörüngeye tüp bebek laboratuvarı gönderme girişiminin uzayda insan üremesi ihtimalini daha somut hale getirdiği ifade ediliyor.
Uzayda hamilelik gerçekten mümkün mü?

Op. Dr. Tamer Sözen
Araştırmalara göre embriyo gelişimi belirli ölçüde gerçekleşebilse de doğum süreci, yenidoğan bakımı ve bebeğin gelişimi Dünya’daki koşullardan oldukça farklı ilerleyebilir. Özellikle mikro yerçekimi koşullarının hamilelik sürecini ve doğumu önemli ölçüde zorlaştırabileceği vurgulanıyor. Konuya ilişkin görüşlerini aldığımız Kadın Doğum Uzmanı Tamer Sözen de mevcut koşullarda doğal yollarla uzayda hamile kalmanın oldukça zor olduğunu belirtiyor. Sözen, yerçekiminin olmadığı ortamda kadın üreme sisteminin nasıl çalışacağına ilişkin yeterli bilimsel veri bulunmadığını ifade ederek, “Uzay ortamında bir kadının sağlıklı şekilde hamile kalması tıbben şu anki imkanlarla doğal yollarla oldukça zor. Yerçekiminin olmadığı bir ortamda kadının üreme sisteminin nasıl işleyeceği henüz belirsiz. Ancak yapay yerçekimi oluşturulabilen özel yaşam alanları geliştirilirse bu durum değişebilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
Sözen’e göre üreme, canlılığın temel biyolojik özelliklerinden biri olduğu için insanlığın uzaya yerleşmesi durumunda bu konuda teknolojik çözümler geliştirilmesi kaçınılmaz olacak.
En büyük tehlike, kozmik radyasyon
Uzayda gebeliğe ilişkin en önemli risklerin başında radyasyon geliyor. Leeds Üniversitesi Hesaplamalı Biyoloji Emekli Profesörü Arun Vivian Holden’ın değerlendirmelerine yer verilen çalışmada, Dünya’nın atmosferi ve manyetik alanının insanları yüksek enerjili kozmik ışınlardan koruduğu, ancak uzayda bu doğal kalkanın ortadan kalktığı belirtiliyor.
Araştırmaya göre kozmik ışınlar DNA üzerinde hasar oluşturabiliyor, embriyo gelişimini olumsuz etkileyebiliyor ve özellikle hamileliğin ilk haftalarında düşük riskini artırabiliyor. Embriyonik hücrelerin hızlı bölündüğü erken dönemlerde meydana gelebilecek radyasyon etkileri, fark edilmeyen gebelik kayıplarına neden olabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Ancak Tamer Sözen, radyasyon konusuna daha temkinli yaklaşılması gerektiğini düşünüyor. Sözen, günlük yaşamda maruz kalınan radyasyon miktarlarıyla uzaydaki radyasyonun farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Uzaydaki radyasyonun seviyesini bulunduğunuz ortama göre hesaplamak gerekir. Bir uzay aracında alınan radyasyon ile başka bir gezegendeki radyasyon aynı olmayacaktır. Bu nedenle kesin konuşmak zor. Ancak benim öngörüme göre gerekli önlemler alındığında radyasyonun bebeğin sağlığını tehdit etmeyecek seviyelerde tutulabilmesi mümkündür” ifadelerini kullanıyor.

Sıfır yerçekiminde doğum nasıl gerçekleşebilir?
Uzayda doğum denildiğinde akla gelen ilk sorunlardan biri, sıfır yerçekimi koşullarında sıvıların ve nesnelerin sabit durmaması nedeniyle doğumun teknik olarak nasıl gerçekleştirileceği. Doğum sırasında annenin pozisyon alması, bebeğin tutulması ve ilk bakım işlemlerinin gerçekleştirilmesi Dünya’daki standartlardan oldukça farklı yöntemler gerektirebilir.
Buna karşın Tamer Sözen, teknolojik çözümler sayesinde bu güçlüklerin aşılabileceğini düşünüyor. Sözen, “Kadın doğum sırasında sabitlenebilir, uygun doğum masaları geliştirilebilir. Doktorların da benzer şekilde sabitlenmesi sağlanabilir. Bu nedenle sıfır yerçekiminde doğum yapmanın tekniklerinin geliştirilebileceğini düşünüyorum” diyor.
Bu görüş, Independent Türkçe’de yayımlanan ve uzayda doğum ihtimalinin tartışıldığı haberde görüşlerine yer verilen bazı uzmanların değerlendirmeleriyle de benzerlik gösteriyor. Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Eralp Başer ve İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Refika Koyuncu, gerekli teknik ve tıbbi koşulların sağlanması halinde uzayda doğumun teorik olarak mümkün olabileceğini savunuyor.
Uzayda doğan bir bebeğin gelişimi nasıl olur?
Bilim insanlarının üzerinde en çok durduğu konulardan biri, uzayda doğan bir bebeğin fiziksel ve nörolojik gelişimi. Mikro yerçekimi ortamında büyüyen bir bebeğin koordinasyon, denge ve motor becerileri Dünya’daki akranlarından farklı şekillenebilir. Çünkü başını kaldırma, oturma, emekleme ve yürüme gibi temel gelişim basamakları büyük ölçüde yerçekiminin etkisi altında kazanılıyor.
Bu konuda kesin bilimsel verilerin bulunmadığını vurgulayan Tamer Sözen ise, “Bilimsel kanıtlar olmadan kesin yargılara ulaşmak mümkün değil. Ancak Dünya atmosferine benzer koşulların oluşturulabildiği bir ortamda bebeğin kas ve beyin gelişiminde ciddi sorunlar yaşanmayabileceğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulunuyor.
Uzay hukukunun karşı karşıya olduğu yeni sorular
Uzayda doğum konusunun yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki boyutları da bulunuyor. Özellikle vatandaşlık, yönetişim ve hukuk kuralları açısından mevcut uluslararası sistem birçok belirsizlik içeriyor.

Dr. Öğr. Üyesi Tuğrul Çakır
Bu konuda yararlandığımız akademik kaynaklar, uzay hukuku alanında çalışmalar yürüten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Tuğrul Çakır’ın önerileri doğrultusunda incelendi. Springer Proceedings in Physics kapsamında yayımlanan “Legal Challenges in Establishing Human Settlements in Space” başlıklı çalışmada, mevcut uzay hukukunun kalıcı uzay yerleşimlerini düzenlemek için yeterli olmadığı vurgulanıyor. Araştırmada, 1967 tarihli Dış Uzay Antlaşması’nın uzay faaliyetleri için temel ilkeleri belirlediği ancak mülkiyet hakları, yönetişim, vatandaşlık ve uzay yerleşimlerinin idaresi gibi konularda önemli boşluklar içerdiği belirtiliyor.
Türkiye Gazetesi’nin aktardığı uzman görüşlerine göre uzayda doğan bir çocuğun hangi ülkenin vatandaşı olacağı halen netlik kazanmış değil. Çünkü uzay, herhangi bir devletin egemenliği altında bulunmuyor. Bu durum gelecekte uzayda doğan bireylerin vatansız kalması ihtimalini gündeme getiriyor. Aynı akademik çalışmada, insanlığın Ay ve Mars gibi gök cisimlerinde kalıcı yerleşimler kurması halinde mevcut hukuk sistemlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiği, uluslararası iş birliğine dayanan yeni hukuki mekanizmaların geliştirilmesinin zorunlu olduğu ifade ediliyor.
Uzayda insan üremesi için yeni politikalar gerekiyor
Uluslararası rapora göre uzayda insan üremesi artık tamamen teorik bir konu olmaktan çıkmış durumda. Reproductive Biomedicine Online dergisinde yayımlanan rapor, uzay turizmi ve uzun süreli uzay görevlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte doğurganlık, gebelik ve üreme sağlığı konularının uluslararası politikaların öncelikli başlıklarından biri haline gelmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Raporda mikro yerçekimi, kozmik radyasyon, basınç değişimleri ve biyolojik ritim bozukluklarının insan üreme sistemi üzerindeki etkilerinin henüz tam olarak bilinmediği belirtilirken, özellikle uzun süreli görevlerde elde edilecek bilimsel verilerin gelecekteki uzay kolonilerinin planlanmasında kritik rol oynayacağı ifade ediliyor.
İnsanlık uzayda yeni bir hayatın eşiğinde mi?
Bugün için uzayda doğmuş bir insan bulunmuyor. Ancak bilimsel çalışmalar, özel uzay şirketlerinin projeleri ve devlet destekli uzay programları dikkate alındığında, bu senaryonun yalnızca bilim kurgu filmlerine ait olmadığı görülüyor. Önümüzdeki yıllarda uzayda yaşamın sürdürülebilir hale gelmesi halinde insan üremesi konusu da kaçınılmaz olarak gündeme gelecek.
Kadın Doğum Uzmanı Tamer Sözen’in de belirttiği gibi, insan türünün en önemli özelliklerinden biri bulunduğu ortama uyum sağlayabilmesi. Sözen, “Memelilerin ve birçok canlının en büyük özelliği bulunduğu ortama adaptasyon gücüdür. Bu nedenle gelecekte uzayda da gebeliklerin ve doğumların gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum. Ancak hangi ortamda olursa olsun kadın doğum uzmanlarına ihtiyaç duyulmaya devam edecek. Çünkü hiçbir gebelik ve hiçbir doğum tamamen risksiz değildir” sözleriyle değerlendirmesini tamamlıyor.
Bilim insanları için bugün hâlâ cevaplanması gereken çok sayıda soru bulunuyor. Ancak görünen o ki, insanlığın uzaydaki geleceği yalnızca mühendislik ve teknolojiyle değil; tıp, biyoloji, etik ve hukuk alanlarında verilecek cevaplarla da şekillenecek.

Yorum yazın