Genel

“Manşette durduğu gibi durmuyor”

Yazan: agormus@medyakronik.com

Alper Görmüş

Genellikle militan, mücadeleci bir ruh haliyle kaleme alınmış, adeta “ben doğru değilim” diye bağıran haberlerle ilgili bir soru, zihnimi yıllarca meşgul etti:
Bu haberleri kaleme alan gazeteciler ve onları yayımlayan gazeteler okurlarının nezdinde prestij kaybına uğramaktan, tekzip yemekten korkmuyorlar mıydı? Tekziple ilgili zihnimde ilave bir soru daha vardı ki, bu, meseleyi benim için zaman zaman bir “havuz problemi” kıvamına getiriyordu. O da şuydu:

Tekzip yemesi mukadder görünen bazı haberlerin gene de yayımlanmasını anlayamıyordum. Öyle ya, birkaç gün içinde haber yalanlanacak, bunu gazete de kabul edecek olduktan sonra ne “faydası” olacaktı haberin?

Zaman içinde, bu türden haberlerin de kendi içinde bir “tutarlılığının” olduğunu, işin kişisel ahlak boyutunun bir kez “aşılmasından” sonra, okurlar ve tekziple ilgili kısmının açıklanabilir olduğunu keşfettim.

Okurlarla ilgili kısım: Eğer okurlarda bir “düşman” algısı varsa, gazetelerinin o “düşman”la ilgili “objektif, doğru” haberler vermesini istemiyordu okurlar. Doğru olmadığını hissettiği bir haber eğer “düşman”ı vuruyorsa, okur bunu tolere edebiliyor, gazetesine kızmıyor, tam tersine onaylıyordu bu davranışı.

Tekziple ilgili kısım: Gazeteler ve gazeteciler, sonradan yalanlanacak da olsa, “haberin ilk etkisi”nin öneminin künhüne varmışlardı. Araştırmalar da bunu ortaya koyuyordu: Bir haber sonradan yalanlansa dahi okurlar bunu pek “duymuyordu.”

İşte Aktüel’in haberi bu nokta üzerinde, yani okurların yalan haberi “duyup”, yalanlamayı “duymaması” (duymak istememesi) üzerinde odaklanıyordu.

“Çılgın Türkler” katkısı mı?

Birol Biçer imzalı haberde, cevabı aranan soru şöyle formüle ediliyor:

İçki şişede durduğu gibi durmuyor, hele şişede değil gazetelerin manşetindeyse fevkalade bir toplumsal huzur kaçırma aletine dönüşebiliyor. Hürriyetbir süredir yaptığı ve çoğu yalanlanan ‘içki yasağı’ haberleriyle ne amaçlıyor olabilir? Dedikleri gibi ‘yaşam biçimlerini’ korumaya mı yoksa laikliğin önemli sembollerinden biri haline gelmiş içki meselesi üzerinden iktidara ve dindar vatandaşlara karşı uygulanan psikolojik harekâta bir ‘çılgın Türkler’ katkısı mı yapmaya çalışıyorlar?”

Aktüeldergisi, konuyu iletişim uzmanlarına ve akşamcı vatandaşlara sormuş. Bence burada asıl önemli olan “akşamcı vatandaşlar”ın cevapları. Oradan anlıyoruz ki, “Bir kadeh rakının artık yasak” olduğunu hepsi duymuş ve infial içindeler. İnfialleri, haberin doğru çıkmamasından haberdar olmadıklarını gösteriyor.

Gündemin akışı içerisinde unutulmaya bırakılsa da, kuyuya atılan yüzlerce taştan sadece birinin bile suyu ne kadar bulandırdığını anlamak üzere sokağa da çıktık ve her kesimden insanla konuştuk. Onlara, ‘açıkta içki satılamayacağına dair kanun’la ilgili Hürriyethaberini öğrendikten sonra neler düşündüklerini sorduk. Görüşlerini aldıklarımızın büyük kısmı bu haberin oluşturduğu atmosfer üzerinden yorum yaparlarken, sonradan ortaya çıkan gerçeğe yabancıydılar. Ayrıca aldığımız cevaplar ‘bir kadeh rakı’nın düşündüğümüzden de etkili olduğunu gösteriyordu.”

10 kat çaba…

Aktüel’ciler, başta da değindiğim gibi, konuyu, işleri “algı yönetmek” olan insanlara da sormuşlar.

Reklamcı İbrahim Yeşilırmak, yanlış bir haberin etkisinin giderilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu savunuyor:

Haberin yanlış olduğunun ortaya çıkması halinde, oluşturulmuş algının düzelmesi, normal hale dönmesi için10 kat çaba sarf edilmesi lazım. Çünkü bir kere gaz vermişsiniz. Tek haberle pekiştirilmiş bir yargıyı ya da tahrik edilmiş bir korkuyu telafi edebilmek için belki 20-30 haber gerekecektir.”

Yönlendirilmiş algının kolay kolay düzeltilemeyeceğini biliyoruz… Hele bir de bu yönde samimi bir çaba yoksa, tersine, “Ne güzel işte, istediğimiz algıyı oluşturduk” diye düşünülüyorsa hiç şansımız yok demektir.

Bizim basının “algı yönlendirme” haberlerinin başından sonuna böyle bir karakter taşıdığı apaçık. Siz, doğru olmadığı ortaya çıkmış bir haberi düzeltmek için 20-30 ilave haber veren bir gazete gördünüz mü?

Yorum yazın