Kemal Sunal reklam filminde oynamalı mı?

Sanatçı hayatta değilken eser üretirse ne olur? Kemal Sunal'ın ölümünden sonra "çektiği" reklam filmi etik ve hukuki birçok cephede tartışmaları da beraberinde getirdi.

Sanatçı hayatta değilken eser üretirse ne olur? Kemal Sunal'ın ölümünden sonra "çektiği" reklam filmi etik ve hukuki birçok cephede tartışmaları da beraberinde getirdi.

Son yıllarda düşen tirajlar ve reklam gelirleri dergicilik sektörünün devamlılığı üzerine düşündürüyor.

Akkuyu Nükleer Santrali'nin Çanakkale'deki reklamları “çocuk masumiyetinin ve doğanın saflığının nükleeri sempatik göstermek için malzeme edildiği” gerekçesiyle belediye tarafından kaldırıldı.

AKP’nin 2007 ve 2011 seçimlerindeki farklılığa saygı, gelecek için umut ve birleştiriciliği vurgulayan reklamlarının yerini korku aşılayanlar aldı

Facebook Türkiye’deki müşterileriyle buluştu. Yeni uygulamaların tanıtıldığı toplantıyı, firmanın Avrupa merkezinde görev yapan Türkler sundu.

Değişen reklam anlayışını kabullenen ve kullanmaya başlayan yüzlerce büyük ölçekli şirket bulunuyor. Ünlü giyim mağazaları, süpermarket zincirleri, eğitim programları, turizm acenteleri , çeşitli toptan internet satış mağazaları da Facebook reklam sistemini düzenli olarak kullanıyorlar. İndirim fırsatlarını, hediye kuponlarını, son gelişmelerini akıllı reklamlarla tüketicilerine ulaştırıyorlar. Tabii sosyal medya için harcanan reklam bütçelerinden en büyük payı en büyük kullanıcı sayısına sahip olan Facebook alıyor. Facebook’un yüzde 53’lük payını yüzde 17’yle MsSpace izliyor. Reklam uygulamasına yeni giren Twitter’ın payı ise şimdilik yüzde 3 düzeyinde. Facebook’un takipçisi Twitter Facebook gibi reklam kullanımını bütün kullanıcılarına bu yılın başında açan Twitter’ın reklam uygulaması Facebook’a göre birkaç farklılık içeriyor. Twitter’da yayınlanacak olan reklamlarımız en az 1 ay boyunca yayınlanacak şekilde belirleniyor. İnternet sitesinde kendi reklamını yapmak isteyen kullanıcının veya şirketin girmiş olduğu twitler ana sayfada düzenli olarak gösteriliyor (“sponsor bağlantı” şeklinde). Böylelikle kullanıcı veya şirket “takipçi” sayısını rasyonel bir şekilde arttırma şansına erişiyor. Ayrıca Twitter’da “trend topic”lerde gözükebilmek gibi bir ayrıcalık da sağlanmış. Ancak maliyet Facebook’a göre çok tuzlu; bütçenizin en az 7 bin 500 TL olması gerekiyor. Bu gelişmeyi Twitter’ın Facebook’u taklit etme çabası gibi görenler de bulunuyor ancak bloglara düşen yazılara göre Twitter’ın reklam kullanımında yaratacağı farklılıklar nedeniyle, yeni reklam sistemi Facebook reklamlarından kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Sosyal ağların insanların yaşayış şekillerindeki doğrudan etkisini fazla çaba göstermeden fark edebiliriz. İnternet kullanıcılarının kişisel gelişimlerinde bile interneti etkin olarak kullanması, sıkıştıkları her konuda anında internet aracılığıyla yardım alabilmesi, sahip olduklarını yine internet aracılığıyla bütün dünyayla aynı anda paylaşabilmesi, internetin hâkimiyet alanını geliştirmesinde etkili oluyor. Artık “sanal dünya” ile“reel dünya” etkileşim içine girmeye başlıyor ve internette küçük, büyük bir yere sahip olabilmek önem arz ediyor. Facebook’un hareket kazandırdığı ve Twitter’ın yeni yıl planında önemli bir yer edinen yeni reklam sistemlerinin önümüzdeki günlerde, Türkiye’de de yaygınlaşacağını ve reklam bütçeleri içinde önemli yer edineceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Facebook’ta […]


Haluk Bilginer, üç yıl önce oynadığı İş Bankası reklamında Atatürk’ü canlandırmıştı. Bilginer bu en kısa süreli Atatürk rolüyle belki de en çok konuşulan ve beğenilen oyuncu oldu. Bu görüşü, Atatürk’ü canlandıran diğer oyuncular da paylaşıyor. Gelgelelim “en iyi Atatürk”, Atatürk olmak konusunda en az duygusal isim; Mustafa Kemal’i sadece bugüne kadar canlandırdığı –Tanrı dahil- karakterlerden biri olarak görüyor. Oysa üç yıl önce bu rolü üstlendiğinde “Kendisi de eminiz çok gururlanmıştır” yorumları yapılmıştı. Bilginer’e göre Atatürk’ün tabulaştırılması bir hata. Ve bu hata eğitim sistemindeki aksaklıkların da iyi bir göstergesi. Atatürk olmak, ulu önderin kılığına bürünmek size neler hissettirdi?Burnumda kaşıntı, kolumda kasıntı. Bir gece o yapay burun ile yattım. Nasıl sıkıcı bir şey olduğunu anlatamam. “Ah Atatürk’ü oynadım, çok gurur verdi.” Bunları söyleyenlerin yalancı ve sahtekar inanmayın. Ben Tanrı’yı da oynadım. Bunun için sekiz gün Tanrı’yla mı yaşamam lazım? Neden seri katili oynayan oyunculara ne hissettiklerini sormuyorlar da, Atatürk’ü canlandıran oyunculara bu kadar ilgi gösteriyorlar. Ayrıca neden ulu önder diyoruz? Neden ululaştırıyoruz ulu manitu gibi. Babanıza, annenize ulu diyor musunuz? Aslında Atatürk hakkında bildiğimiz her şey yalan. Ali Rıza Efendi’nin resmi diye bir şey yok. Bize gösterilen resim sahte. Ulu Önder derken çok ayıp etmiş oluyoruz. O da bir insan. Eminim Atatürk yaşasaydı kendine “ulu” denmesini istemezdi. Aslına bakarsanız ülkemizde işleyen dershane sistemi de lüzumsuz bence. Neden liselerde verilmiyor o eğitim de çocuklarımızı ayrıca dershaneye gidiyorlar. Ayrıca başka hangi ülkede kendi dilinden başka yabancı dilde eğitim veriliyor? İşte Atatürk hakkında verilen eğitim de böyle. Aynı Atatürk’ü anlatıp duruyorlar. “1881’de doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Bey…” Can Dündar bunların hepsini Mustafa filminde anlattı. Biz neden Atatürk filmleri bu kadar çoğaldı bunu sorgulamalıyız. Bu konudaki filmlerin artması da Mustafa’dan sonra oldu. Sorgulanması gereken aslında Atatürk’ü oynarken ne hissettiğimiz değil. Sorgulanması gereken eğitim sistemi. Ben kendi çocuğumu bu eğitim sisteminden uzak tutacağım. Atatürk’ü […]

Basında En İyiler Reklam Ödülleri ya da kısa ismiyle Kırmızı ödülleri, sahiplerine ulaştı. Sadece basın reklamlarına yönelik Türkiye’nin bu ilk yarışmasının yedinci yılında ödül alanlar önceki akşam Hilton Convention Center’da sahneye çıktı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklam Bölümü öğrencileri o sahnede önemli bir yer tuttu: Genç Kırmızı ödülünü Ayça Girgin ve Ece Özmen kazanırken, yine aynı bölümden Aksel Boyacıgil (Hakan Ergun’la birlikte) Hürriyet Özel Ödülü’ne uzandı. Yarışmaya 74 ajans 750 çalışmayla katıldı. Bu çalışmalar, reklamverenin faal olduğu sektörden reklamın hedef kitlesine, reklamın içeriği ve teknik yeterliliğinden, kullanıldığı mecraya kadar 32 farklı kategoride Kırmızı ödülü için mücadele etti. Ama katılım, ajanslardan gelen işlerle sınırlı değildi. Genç Kırmızı için yarışan üniversitelilerin ve Kırmızı Kalem Eğitimleri’nde yer alan öğrencilerin işleriyle toplam başvuru 1000’e yaklaşıyordu. Juri, 32 kategorinin 2’sinde ikişer çalışmaya birden Kırmızı ödülü verirken, 3 kategoride ise bu ödülü verecek çalışma saptamadı. Böylece, tüm birinciler arasından seçilen Kıpkırmızı’yla birlikte 32 Kırmızı verilmiş oldu.Ölüm teması ve masal Bilgi Üniversitesi öğrencileri Ayça Girgin ve Ece Özmen Genç Kırmızı ödülü için sektörün profesyonelleriyle değil, kendileri gibi reklamcılık eğitimi almakta olan öğrencilerle yarıştı. “Online” basın ilanı olarak belirlenen bu dala 183 çalışma başvuruda bulunmuştu. Bu çalışmalar, üniversite eğitmenleri ve danışmanlardan oluşan bir ön jüri tarafından değerlendirilmiş ve finale kalan 6 reklam Kırmızı jürisine iletilmişti. Girgin ve Özmen’in “real life real solutions” (gerçek hayat gerçek çözümler) dersinde ürettiği “Bir varmış bir yokmuş. İletişim kurmak için geç kalmayın” sloganlı basın ilanı ipi göğüsledi. Kuşaklar arasındaki iletişim sorununa ve bu nedenle kaybedilen zamanın geri gelmeyeceğine dikkat çekmek isteyen Girgin ve Özmen, ilanlarında, bir gencin yaşça kendisinden büyük birinin mezarı başındaki görüntüsünü kullandı. Ölüm temasını, yakınını kaybetmiş her insan üzerinde etkili olacağı ve kendi deyimleriyle “damara basacağı” için kullanmak istemiş ikili. Başta “genç ölüm” fikri üzerinde durmuş ancak bu kurgunun duyguları fazlaca istismar edeceğini düşünerek vazgeçmiş. İlanın sarsıcı mesajını “Bir varmış bir […]
Etrafımızda ne kadar çok kamera var, farkettiniz mi? Yol kenarında, trafik ışıklarında, otoyol gişelerinde, cep telefonunda, fotoğraf makinesinde, bilgisayarda, girdiğimiz çoğu banka ve işyerlerinde karşılaştığımız kameralar neredeyse hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Karşılaştığımız her birine el sallamaya kalksak elimizin yorulacağı günümüzde, kameralı hayata yenileri de eklenmeye devam ediyor. Ve geçen her gün, Truman’ın neler hissettiğini daha iyi anlamamızı sağlıyor. EDS’li, MOBESE’li hayat Dünya tarafından adeta “Orwell’in ütopyasını gerçeğe çevirelim” kampanyası yürütülüyormuş hissi veren kameralı hayat, beraberinde psikolojik sorunlu bireyler, ve o bireylerin oluşturduğu paranoyak toplumlar yaratma yolunda. Sıradan bir gününüzü düşünün: Sabah işlerinizi halletmek için evden çıkıyorsunuz. Arabanıza binip yola koyuluyorsunuz. Aman emniyet şeridine dikkat! EDS var. Kırmızı ışık yanıyor, duruyorsunuz. Zaten orada da EDS var. Ardından bir bankaya giriyorsunuz. Güvenlik kameraları sizi karşılıyor. Bu arada yolda yürürken etrafınızın MOBESE kameralarıyla çevrili olduğunu da unutmayın. Alışveriş yapmak için markete giriyorsunuz. Orada da güvenlik, kameralarla sağlanıyor. Derken size doğru yöneltilmiş bir cep telefonu görüyorsunuz. Acaba beni mi çekiyor? kuşkusunu duyduktan sonra evinize yöneliyorsunuz. EDS’li MOBESE’li yolunuzu geçtikten sonra yaptıklarınızın neredeyse tamamı kayda alınmış olarak evinize dönüyorsunuz. Reklam panolarından müşteri profili Ama size bir kamera müjdemiz daha var. Artık reklam panolarının içine de kamera yerleştiriliyor. Yeni başlatılan sistemle, reklam panolarına bakan kişi, yüz tanıma teknolojisi sayesinde takip edilerek, potansiyel müşteri profili bilgisi olarak reklamverene sunuluyor. Panonun içindeki ana yazılım, kameradan gelen bilgileri toplayarak reklamlara bakan kişilerin cinsiyetinden ten rengine kadar, hangi panoya kaç saniye baktığından hangi reklama ilgi gösterdiğine kadar her tür bilgiyi sunuyor. Ne kadar hoş değil mi? Yolda yürürken kim bilir kaç kere daha kayda alınacağız, kaç kişinin eline geçecek görüntülerimiz ve ten rengimiz? “Big Brother is watching you” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Veliler okulda çocuklarını gözetliyor Kameralı hayatın özellikle çocukları ilgilendiren bir örneği ise geçtiğimiz güne kadar anaokullarında yaşanıyordu. Sınıflara yerleştirilen kameralarla veliler, çocuklarını tüm gün takip edebiliyordu. […]
HaberVS Tüm dünyayı sarsan ekonomik kriz, Türkiye’deki televizyon kanallarında da etkisini göstermeye başladı. Firmaların reklam yatırımlarını azaltmaya gitmesi, kanalların da bazı tedbirler almasına neden oldu. Kanallar, bir yandan reytinglerini yüksek tutarak reklamverenin ilgisini çekmeye çalışırken, diğer yandan ise personel sayısını azaltma, büyük bütçeli yapımları yayından kaldırma gibi çeşitli yöntemlerle de maliyetlerini düşürmeye çalışıyorlar. Yılın ilk iki haftasında, sekiz genel içerikli yayın yapan TV kanalını mercek altına alan Medya Takip Merkezi’nin (MTM) verilerine göre reklam spotu sayısında, Aralık ayının ilk iki haftasına oranla yüzde 20,7 düşüş tespit edildi. Firmaların reklam harcamalarını günden güne azalttığı 1-14 Ocak tarihleri arasında, toplam 50 bin 673 spot yayınlandı. Aynı araştırmaya göre, yılın ilk iki haftasında reklam yatırımı en çok düşüş gösteren sektör, otomotiv oldu. Otomotiv sektörü reklamları, Aralık ayının ilk iki haftasına oranla yüzde 94 oranında geriledi. Reklam yatırımlarını en çok azaltan bir diğer sektör ise, yüzde 72’lik düşüşle, finans sektörüydü. En çok reklam veren sektörler arasında üst sıralarda yer alıp, kriz sürecinde reklam harcamaları dikkat çekici azalmalar gösteren diğer sektörler ise sırasıyla, mobilya (yüzde 63), yayıncılık (yüzde 48,8), dayanıklı tüketim malları (yüzde 33,8), GSM operatörleri (yüzde 31,6), gıda (yüzde 26) ve kişisel bakım (yüzde 24) sektörleri oldu. Diğer yandan, bazı sektörler de reklam harcamalarını önemli ölçüde artırdı. Ocak ayının ilk iki haftasında reklam sayısında en çok artış tespit edilen sektör, yüzde 97’yle bilgi teknolojileri oldu. Reklam sayısını artıran diğer sektörler ise sırasıyla tekstil, kozmetik, ev temizlik ürünleri ve ısıtma sektörleri oldu. Kriz en çok yerli dizileri vurdu Ekonomik kriz en büyük etkisini, yüksek bütçelerle hazırlanan yerli dizilerde hissettirdi. Kanallar, yüksek maliyetli yerli dizileri ya yayından kaldırdı ya da yapımcılarla anlaşıp fiyat indirimine gitti. Kanalların başvurduğu son çözümlerden biri ise dizilerin yeni bölümlerini iki haftada bir yayınlamak oldu. Hal böyle olunca da kanallar, dizilerin tekrar bölümleriyle dolup taştı. Reklamverenin bütçe kısıtlamasına gitmesi, TV kanallarının maliyet […]
İşvecan Nur Özen İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan R Vitamini Reklam Ajansı, yıl sonu sergisini Teşvikiye’deki Touchdown’da gerçekleştirdi. Koordinatör Haluk Mesci ise çalışmalardan memnun. Öğrenciler de bir yandan mezun olmanın heyecanını yaşarken, bir yandan da iş bulma telaşındalar. Sektörün önde gelen reklamcıları, R Vitamini’nin çalışmalarını gördükten sonra “Bu kaynağı kesinlikle değerlendirmek lazım” diyorlar. İşte size cin fikirli çalışmalar ve o çalışmaları yaratan öğrenciler…

Volkan Ağır Bir ölüm kalım maçı oynandı dün gece Basel St. Jakob Park Stadı’nda. Kazanan taraf şampiyonaya devam etme umudunu son maça taşıyacaktı. “Kendisini hatırlatmaya” gelen ve bunun için de sahaya gerçek kimliğini koyması gerektiğini hatırlayan milli takımımız kazanandı. Bu galibiyetle de bizi 2006 Dünya Kupası’nın dışına iten İsviçre’yi, kendi evindeki “parti”den kapı dışarı etmiş olduk. Avrupa Şampiyonası’na ilk kez katıldığımız 1996’dan beri sahip olduğumuz geleneği bozmamış ve ilk maçımızda Portekiz karşısından puansız ve golsüz ayrılmıştık. Bu mağlubiyetin endişe veren tarafı gol atıp ve puan toplayamamamız değil, futbolumuzu bile hatırlayamamızdı. Milli takım rakipten çok koşsa da bir türlü bir icraat geliştirememişti Portekiz karşısında. En güzel yorum Fenerbahçe’nin eski yıldızı Van Hooijdonk’tan geldi. “Evet Türk Milli Takımı çok koştu. Aurelio kimi tutacağını ararken, Tuncay’da geriye gelip top almak için çok koştu.” Artık istatistiklere nitelik olarak değil de nicelik olarak bakılmasının zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Açılış maçında Çeklere yenilen İsviçre ile oynanan maç, final havasına bürünmüştü bu nedenle. Neden kaybettik, nasıl kazandık? Portekiz maçını kaybettik çünkü hazırlık süreci boyunca “4-3-3 oynayacağız” diyen Fatih Terim, takımı 4-1-3-1-1 dizilişinde sahaya sürdü. Kanatları çok kullanan ve en önemli gücü kanat futbolcuları olan Portekiz’e sökmeyecek tek diziliş bu idi. Çünkü orta üçlünün sağındaki ve solundaki oyuncular defansa dönük “vefasız” oyunlarıyla bilinen isimlerdi. Bu, defanstaki kanat savunucularını zor durumda bıraktı. Tek forvet oynamaması gerektiği vurgulanan Nihat Kahveci ortada oynatıldı ve varlık gösteremedi. İsviçre maçını kazandık çünkü Fatih Terim, bu sefer doğru oyuncuları seçti. Doğru taktikle maça başlandı. Yağmurla birlikte saha şartları bozulana kadar da, sahadaki kadronun yanlış olduğunu gösteren bir durum yaşanmadı. Nihat, daha doğrusu Nihat’ın yine tek forvet oynatılması dışında. Terim bu yanlıştan da ikinci yarıda döndü. Mehmet Aurelio’nun yanına bir kesici oyuncu daha ekleyerek orta sahanın ortasını sağlama aldı. Arda ve Tuncay’ı kanatlara gönderdi. Semih’i oyuna alarak Nihat’ı. kaybolduğu santrfor bölgesinden Semih’in arkasına, serbest bölgeye […]
Müge Doğrular sitesi. Bu kampanyada da Ülker’in “Aklımızda futbol, kalbimizde Türkiye” sloganından çok, reklam filminde kullanılan parçanın öne çıktığını görüyoruz. Daha önce ülkemizde de bir konser vermiş olan Helldorado grubuna ait “A Drinking Song” şarkısının Türkçeleştirilmiş melodisi akılda kalırken, çeşitli ana haber bültenlerinde parça uyarlama olduğu halde çalıntı olduğu epeyce tartışıldı. Son olarak, Milli Takım’ın 6 senedir resmi sponsoru olan Efes Pilsen ve rakıda pazar birincisi olan Yeni Rakı, her maç için özel, çok daha yumuşak bir tonda yayınladığı gazete ilanlarıyla iletişimini devam ettiriyor.

Alper Görmüş Genellikle militan, mücadeleci bir ruh haliyle kaleme alınmış, adeta “ben doğru değilim” diye bağıran haberlerle ilgili bir soru, zihnimi yıllarca meşgul etti:Bu haberleri kaleme alan gazeteciler ve onları yayımlayan gazeteler okurlarının nezdinde prestij kaybına uğramaktan, tekzip yemekten korkmuyorlar mıydı? Tekziple ilgili zihnimde ilave bir soru daha vardı ki, bu, meseleyi benim için zaman zaman bir “havuz problemi” kıvamına getiriyordu. O da şuydu: Tekzip yemesi mukadder görünen bazı haberlerin gene de yayımlanmasını anlayamıyordum. Öyle ya, birkaç gün içinde haber yalanlanacak, bunu gazete de kabul edecek olduktan sonra ne “faydası” olacaktı haberin? Zaman içinde, bu türden haberlerin de kendi içinde bir “tutarlılığının” olduğunu, işin kişisel ahlak boyutunun bir kez “aşılmasından” sonra, okurlar ve tekziple ilgili kısmının açıklanabilir olduğunu keşfettim. Okurlarla ilgili kısım: Eğer okurlarda bir “düşman” algısı varsa, gazetelerinin o “düşman”la ilgili “objektif, doğru” haberler vermesini istemiyordu okurlar. Doğru olmadığını hissettiği bir haber eğer “düşman”ı vuruyorsa, okur bunu tolere edebiliyor, gazetesine kızmıyor, tam tersine onaylıyordu bu davranışı. Tekziple ilgili kısım: Gazeteler ve gazeteciler, sonradan yalanlanacak da olsa, “haberin ilk etkisi”nin öneminin künhüne varmışlardı. Araştırmalar da bunu ortaya koyuyordu: Bir haber sonradan yalanlansa dahi okurlar bunu pek “duymuyordu.” İşte Aktüel’in haberi bu nokta üzerinde, yani okurların yalan haberi “duyup”, yalanlamayı “duymaması” (duymak istememesi) üzerinde odaklanıyordu. “Çılgın Türkler” katkısı mı?Birol Biçer imzalı haberde, cevabı aranan soru şöyle formüle ediliyor: “İçki şişede durduğu gibi durmuyor, hele şişede değil gazetelerin manşetindeyse fevkalade bir toplumsal huzur kaçırma aletine dönüşebiliyor. Hürriyetbir süredir yaptığı ve çoğu yalanlanan ‘içki yasağı’ haberleriyle ne amaçlıyor olabilir? Dedikleri gibi ‘yaşam biçimlerini’ korumaya mı yoksa laikliğin önemli sembollerinden biri haline gelmiş içki meselesi üzerinden iktidara ve dindar vatandaşlara karşı uygulanan psikolojik harekâta bir ‘çılgın Türkler’ katkısı mı yapmaya çalışıyorlar?” Aktüeldergisi, konuyu iletişim uzmanlarına ve akşamcı vatandaşlara sormuş. Bence burada asıl önemli olan “akşamcı vatandaşlar”ın cevapları. Oradan anlıyoruz ki, “Bir kadeh rakının artık […]

Duygu Ertürk Televizyon izleyicilerinin dikkatini çekmiştir; reklam kuşağı girdiğinde televizyonun sesi bir anda yükselir; ekran başındakiler neye uğradığını şaşırır, rahatsız olur. İngiltere’de reklam yayınlarını kontrol eden Reklamcılık Yayın Komisyonu (BCAP) da televizyon reklamlarının bu rahatsız edici ses seviyesinin düşürülmesi yönünde yeni düzenlemelere başladı. Yayın komisyonuna göre, reklamlarda kullanılan ‘işitsel sıkıştırma’ yöntemi reklamların ses seviyesini azaltacağı ve programdaki maksimum sesten daha yüksek olmasını engelleyeceği için, ses, izleyicileri ve komşuları rahatsız etmeyecek. Yapılacak yeni düzenleme sayesinde yayıncılar, programlar arası ses düzeyindeki dengesizliği en aza indirmek zorunda kalacak. Böylelikle izleyici, program arasında ses ayarı yapmak zorunda kalmayacak.Ses kontrolünü sağlamak için en güvenilir yolun, subjektif ses seviyesini ölçen, ‘gürültü düzey metresi’ adı verilen cihazı kullanmak olduğunu belirten komisyon, bu metreyi kullanmayan yayıncıların, reklam aralarında kanalın ses seviyesini değiştirmek ve programla uyumlu hale getirmek zorunda kalacağını söylüyor.Peki ya yayıncılar uygulamaya kulak asmazsa ve gürültülü reklam kuşakları yayınlamaya tam gaz devam ederlerse?… O zaman suçlu bulunan yayıncılar, İngiliz medya düzenleme kurumu Ofcom’a iletilecek ve cezalandırılmaları sağlanacak. Buna benzer bir uygulama daha önce ABD’de yürürlüğe girdi. Federal İletişim Komisyonu( FCC), reklamların ses seviyesini uygun bir desibelde tutuyor. Buna rağmen Amerikalı izleyiciler, reklamların programlardan daha yüksek seste olmasından yakınmaya devam ediyorlar.Tüm bu düzenlemeler bir yana, yayına reklam girdiğinde, Türkiye gibi izleyicilerin kulak sağlığını düşünmeyen ülkelerde, kanal değiştirmek veya televizyonun mute (sessiz) tuşuna basmak da naçizane çözüm önerileri tabii… Kaynak. The New York Times
Haber: İşvecan Nur Özen Kamera: Erdem Özüer eozuer@medyakronik.comBelki de en çok “Bira bu kapağın altındadır” reklam sloganıyla tanıyoruz. Hatırımızda kalan daha birçok sloganın yaratıcısı Haluk Mesci. Sadece ürettiği işlerle değil, Türkiye’de reklamcılığın sektörünün kurumsallaşması yönündeki çalışmalarıyla anılan, sektörün önemli isimlerinden. Reklamcılar Derneği Onur Üyesi. Farklı üniversitelerde verdiği reklamcılık, reklam yazarlığı ve markalaştırma dersleriyle, uzmanı olduğu alanın eğitmenliğine de üstleniyor. Mesci, Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, profesyonel reklamcılarla birlikte çalıştığı “ R Vitamini” isimli ajansın yöneticilerinden.“Reklamcı olmak istiyorum” diyenler, Haluk Mesci’ye kulak vermeli..Haluk Mesci kimdir?Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans yaptı. Eylül 1973’te Manajans’ta başladığı reklamcılık kariyerinde, Ağustos 2004’e kadar, hep yaratıcı bölüm (yazı) tarafında çalıştı. 1978’den beri, Birleşik Reklamcılar, Markom Leo Burnett, KLAN EURO RSCG gibi muteber ajanslar kurdu, yönetti, sattı. Halen, iki kurucusundan biri olduğu Mahi Mahi Markalaştırma Hizmetleri’nde, markalaştırma sürecinin her aşaması için yaratıcı hizmetler ve danışmanlık sunuyor. Reklamcılık hayatı boyunca yarattığı slogan ve kampanyaların önemlileri: Pril – Prille pırıl pırıl Efes Pilsen – Bira, bu kapağın altındadır Kalebodur – Seramik budur CinCin – Cin gibiler Cincin çiğner Jill – Eskimiş çoraplarınızı atın ! (Atamazsanız paspas yapın.) Elka Kapı – 100 kapı hemen, 1000 kapı yarın Noramin – Bizde Noramin var, sizde ne var? Schweppes – İnsanlar iyi şeylere layıktır Ülker Gofret – 9 Kat tat Ülker Taç Kraker – Atıştırın, açlığınızı yatıştırın Alo – Beyazötesi Rejoice – Yıkıyorum, çıkıyorum McDonalds – McDonald’s gibisi yok UNO – Ekmeğinizi elletmeyin Dışbank – Dışbank reklamlarını gördünüz mü? Reklamcılar Derneği’nin (RD) kuruluş yıllarından itibaren, yönetim kurulunda üye, genel sekreter, başkan yardımcısı, başkan olarak görev yaptı. Başkanlığının ikinci ve son döneminde, Reklamcılık Vakfı’nın kurulmasına önayak oldu. Halen RD Onur Üyesi. Anadolu Üniversitesi, ODTÜ, Bilgi Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde reklamcılık, reklam yazarlığı, markalaştırma dersleri verdi, vermeye devam ediyor. Reklamcılık Vakfı’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle oluşturduğu, lisansüstü eğitim programı AdSchool Istanbul’un danışma […]

Güventürk Görgülü Yeni yılla birlikte Türkiye’deki internet dünyası yeni bir reklam mecrası ile tanıştı. Linkz Medya şirketinin www.Linkz.net adresinde faaliyete geçirdiği yeni içeriksel reklam mecrası, önümüzdeki günlerde Adwords reklamları kadar popüler olmaya aday görünüyor. LinkZ’in reklam sistemi, dünyada da geçmişi çok geriye gitmeyen “akıllı metin” programlamasına dayanıyor. “IntelliTXT” denilen ve Vibrant Media tarafından geliştirilen bu sistem, bir internet sayfasında okunan metinlerde geçen bazı kelimelere yapılan tıklamalar için reklamveren tarafından ödeme yapılması prensibiyle çalışıyor. Yazılımı 2 yıllık bir çalışmayla tamamen Türkiye’de geliştirilen LinkZ, reklamverenler için tıklama başına maliyete dayalı ekonomik bir reklam çözümü sunarken, site sahipleri ve blogcular için de sitelerini banner reklamlarla meşgul etmeden ve ağırlaştırmadan alternatif bir gelir yöntemi oluşturuyor. LinkZ, Adwords ve Adclick gibi reklam yöntemlerinden iki yönüyle ayrılıyor. Bunlardan bir tanesi gösterilmek istenen reklamın, internet kullanıcısının asıl ilgilendiği alanın dışında; yani sağında altında üstünde değil, içinde olması. Diğeri ise yalnızca kısa bir başlık ve altında 4-5 kelimelik bir metinle yetinmeyip metin ve video reklamı alternatifi sunması. Sisteme dahil olmak isteyen internet yayıncılarının sitelerinde bir kez kurulum yapılıyor ve sistem çalışmaya başlıyor. Reklam vermek isteyen firma ise LinkZ’te tıklama almak istediği anahtar kelimeleri ve görünmek istediği site kategorilerini seçerek sisteme giriyor. Diyelim ki bir otomobil firması haber sitelerinde görünmek istiyor. Bunun için de hedef kitlesini gözeterek çok sayıda anahtar kelime seçerek sisteme dahil oldu. LinkZ reklamlarını gösteren haber sitesinin açılan her sayfasında kullanıcıyı rahatsız etmemek için en fazla üç anahtar kelime seçiliyor ve bu kelimeler metinden farklılaştırılıyor. (LinkZ’in deyimiyle parlatılıyor) Kullanıcı faresiyle bu kelimelerin üzerine geldiğinde, farenin üzerinde beliren kutuda, reklamverenin tercihine göre metin+resim’den oluşan metin reklam veya video reklam ortaya çıkıyor. Fare kelimenin üzerinden ayrıldığında kutu da kendiliğinden kayboluyor. Eğer kullanıcı reklamda tanıtılan ürünle ilgilendiyse kelimenin üzerine tıklayarak reklamverenin sitesine gidiyor ve bu aşamada reklam maliyeti reklamverenin hesabına yazılmış oluyor. Sistemin reklamverenler ve yayınlayanlar açısından verimli olabilmesi […]