Beş milyonluk hurda

Akman Yengin – Gökhan Tan Hizmete girdiği 2002’den beri, konumlandırma hatası ve altyapı eksikleriyle tartışılan Atatürk Olimpiyat Stadyumu bu kez Galatasaray Sportif A.Ş. tarafından yaptırılan rüzgâr panallerinin yıkılmasıyla gündemde. Halkalı’daki stadyum İstanbul’un aday olduğu 2012 Olimpiyat Oyunları için yapılmış ancak, kentin seçilmemesi üzerine futbol karşılaşmalarına açılmıştı. Sahanın kuzey yönünden esen rüzgârlara açık olması, karşılaşmalar sırasında büyük güçlük yarattı. Bu durum, 120 milyon dolara malolan stadyumun konumlandırmasının yanlış olduğu tartışmalarını da beraberinde getirdi. Galatasaray futbol takımı, Ali Sami Yen Stadyumu’nun yıkılacağı gerekçesiyle 2005-2006 sezonu maçlarını bu stadyumda oynadı. Galatasaray Sportif A.Ş., rüzgâr sorununu çözebilmek için stadyumun kuzey cephesine dev paneller inşa ettirdi. Üç milyon avroya (yaklaşık beş milyon TL) mal olan paneller, aynı sezonda yine rüzgâr nedeniyle yıkıldı. Galatasaray Sportif A.Ş, müteahhit Fransız Bio Structures şirketine zararın tazmini için dava açtı. Dava sürüyor; kulüp de, kendi malı olan ve işlevini yitiren direkleri hurda fiyatına satmak için çaba harcıyor. Gelen haberler ciddi bir alıcı bulunamadığı yönünde. Atatürk Olimpiyat Stadyumu yetkilileri, uzman Fransız mimarlarca büyük bir özenle tasarlanan stadyumun konumlandırılmasının yanlış olmadığını savunuyor. Aynı yetkililer, Galatasaray Sportif A.Ş.’nin spordan sorumlu devlet bakanlığı ile doğrudan ilişkiye geçerek rüzgâr panellerini yaptırdığını, oysa stadyumdan faydalanan diğer futbol kulüplerinin bir şikayeti olmadığını belirtiyor. Stadyumunun amacının, öncelikle atletizm organizasyonlarına ev sahipliği yapmak olduğunu, ama yine de Süper Lig maçlarının burada oynanmasının gurur verici olduğunu söylüyorlar. Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nun altyapı olarak Avrupa’nın beş yıldızlı 20 stadyumundan biri olduğunun ve 2006 UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yaptığının altını çiziyorlar.

Engellileri engellemek

Tekerlekli sandalyede bir adam. Koşuşturan insan kalabalığının arasında kimi zaman durarak, kimi zaman yön değiştirerek zorlukla ilerleyebiliyor. Kısa yolculuk ancak kaldırımın ucuna kadar sürüyor. Kaldırımın yüksekliğine söylenip önce bir inmeye yelteniyor. Olmayacağını anlayınca, yardım isteyen gözleriyle sağına soluna bakınıyor. Çok sürmüyor beklemesi, çevredekilerden iki kişi tekerlekli sandalyeyi önden ve arkadan tutarak aşağı indiriyor ve karşıya geçtikten sonra da tekrar taşıyarak kaldırıma çıkmasına yardımcı oluyor. Kısa süre sonra yeniden karşısına çıkacak bir sonraki engele kadar yeniden yola koyuluyor. Eve kapanmak yerine sokağa çıkmaya cesaret edebilen ve şehir şartlarındaki yanlışlara karşı, “ben de varım” demeye çalışan bir bedensel engellinin başından geçen “küçücük” bir olay bu. Ama Türkiye’de bu küçük olaya maruz kalanların sayısının yaklaşık 8 milyon olduğu düşünülünce sorunun büyüklüğü de ortaya çıkmış oluyor.8 milyon kişi var ama yokTürkiye’deki bedensel engelliler nüfusun yüzde 12.29’unu oluşturuyor ama kimse bu kadar insanın nerede olduğunu sormuyor. Bedensel engellilerin hayata katılımını arttırmak kimilerince sık dile getirilse de, bunun karşılığını ne şehir ne de bina mimarisinde görmek mümkün. Hâlâ tekerlekli sandalyeler için ne boş bir alan, ne de bir rampa bulunduran çoğu işyeri ve merkezin kapıları bedensel engellilere kapalı. Omurilik Felçlileri Derneği Başkan Yardımcısı Süleyman Akbulut, “Hal böyle olunca da sayıları 8 milyonu bulan sakat insanı sokakta görmek mümkün. Bu duruma şu tesbiti yapabiliriz: Türkiye’de engelli sorunu yoktur. Çünkü Türkiye engellileri eve kapatarak bu sorunu çözmüştür” diyor. Süs hayvanları gibiyiz“Günümüzün neredeyse tamamı evlerimizde geçer. Tek başına sokağa çıkmak ne mümkün? Yollara bakın, herhangi biri dahi yürümekte zorlanıyor. Sağlıklı insanlar dahi kaldırımlara çıkarken zorlanıyor. Tekerlekli sandalye kullananlar düşünülmeden yapılmış binaların merdivenlerini nasıl çıkacağız? Böyle olunca da, deyim yerindeyse, akvaryumdaki süs balıklarının mecburi hapislik ortamına benzeyen hayatımızdaki tek değişiklik, evin penceresinden dışarıyı izlemek oluyor. Ayda bir ya da iki kez arabası olan eş dost tarafından süs hayvanları ya da çocuk gibi bir yerlere götürülüp gezdiriliriz. Sonra dönüp geleceğimiz yer […]

Bodrum kardeşini buldu

Teknelerini aynı koyda yan yana demirleyen iki denizcinin tanışması, iki kentin, Bodrum ile Portimao’nun kardeş şehir olmasını sağladı. Portimao’lu işadamı Joze İlidio Barroso Pereira ve Bodrum gönüllüsü M. A. Alpaslan Sunguroğlu, önemli bir bölümünü turizmden kazanan iki sahil kentinin başka pek çok konuda da benzerlik gösterdiğini görünce, zaman içinde bu fikri geliştirerek kendi belediyeleriyle temasa geçti. Kardeş şehir olma fikrine iki belediye de olumlu yaklaştı. 2006’da ortaya çıkan bu fikir, Bodrum Belediye Meclisi’nin aldığı karar ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği onayla protokole dönüştürüldü. Protokol, en geç Mayıs 2008’de Bodrum’da gerçekleştirilecek seremonide iki kentin belediye başkanı tarafından imzalanacak. Bodrum Belediyesi 2006’da süreci başlatmak için Bodrum Kaymakamlığı’na, kaymakamlık da nihai onayı verecek Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurdu. Onay yazısı 8 Haziran 2007’de Bodrum Belediyesi’ne ulaştı. Bodrum’dan gelecek haberi bekleyen Portimao Belediye Meclisi, 10 gün içerisinde kardeş şehir olma kararını çıkardı. Bunun üzerine protokolle ilgili görüş alışverişinde bulunuldu ve son haline getirildi. İki kentin dernek ve kuruluşları arasında dayanışmayı sağlamak amacıyla marinalar, sportif amaçlı kulüpler, vb. kuruluşlar karşılıklı görüş alışverişinde bulundu. Bu süreçte Portimao Belediyesi idari meclis üyeliğine atanan Joze İlidio Barroso Pereira, “Bir balıkçılık kenti olan Portimao, tıpkı o tarihlerde bir süngerci kasabası olan Bodrum gibi turizme 60’larda başladı. İki kentin gerek geleneksel yapısı, insanları, yemekleri, bitki örtüsü, gerekse geçmişe uzanan ortak benzerlikleri bulunuyor. Kentlerin bir arada hareket edebilmesi için bu kardeşliğin büyük önemi var’’ diyor. Ülkelerinde yıllarca Müslüman nüfus ile uyum ve düzen içinde yaşadıklarını belirten Pereira, sağlanacak düzenli ve yapıcı ilişkilerin iki ülkenin yakınlaşmasına katkıda bulanacağına inanıyor. Bodrum’u bir dünya kenti olarak niteleyen Belediye Başkanı Mazlum Ağan, ilçenin ilk resmi kardeşi olacak Portimao ile karşılıklı ilişkilerin başlatılmasının, gerek her iki kültürün yakınlaşmasına, gerekse karşılıklı bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasına katkıda bulanacağını belirtiyor. Ağan, bu işbirliğinin uzun soluklu projelerle canlı tutulması ve geliştirilmesi gerektiğini de vurguluyor. Yaklaşık 50 bin kişinin […]

“Salam diye sattıklarını köpeğe bile yedirmem”

Lazari Kozmaoğlu İstanbul’un son domuz kasabı. 63 yaşındaki Kozmaoğlu, 1977’den beri Dolapdere’deki şarküterisinde domuz ürünleri satıyor. Soyadını taşıyan markayla sunduğu şarküteri ürünleri, İstanbul’daki yabancılar ve gayrimüslimler tarafından talep görüyor. Müşterileri arasında Müslümanlar da var. Kozmaoğlu ile mesleğini, İstanbul’u ve Türkiye’de azınlık olmayı konuştuk. Yaklaşık iki yüzyıl önce İstanbul’a göçen Karamanlı bir ailenin İstanbul’daki son üyelerinden Lazari Kozmaoğlu. Kasaplığa 1967’de tesadüfen başlamış. O tarihte patronu bir salam fabrikasına ortak olmuş ve bir yıl sonra işleri bozulup ülkeyi terk edince, tüm borçlarıyla fabrikayı devralmış. 1977’de Dolapdere’de, daha önce at mezbahası (kendi deyimiyle beygirci) olarak kullanılan bir yeri satın alarak şarküteriye çevirmiş. Kozmaoğlu 30 yıldır bu mekânda salam, sosis, jambon, hatta mortadella gibi nispeten daha az bilinen domuz eti ürünleri satıyor. Etlerini, Mersin ve Antalya’daki domuz çiftliklerinden temizlenmiş sağlıyor. Ayrıca, dana etinden yaptığı sucuklar, eski lezzetleri özleyenlerin favorisi. Kozmaoğlu Türkiye’de domuz ürünleri satış ruhsatına sahip tek işletmenin kendisini olduğunu söylüyor. “Tek damgalı eşek biziz” diyor gülerek. Birçok işletmenin kaçak satış yaptığını belirtiyor. Kasaplığa başladığı günlerde 45’e yakın ürün satarken, bugün bulundurduğu çeşit sayısı yedi, sekize düşmüş. O tarihlerde İstanbul’da 70’e yakın domuz çiftliği ve satış yapan beş, altı işletme olduğunu söylüyor. “Eskiden ürünün ismiyle yapardık satışı, şimdi salama benzeyen her şey kabul edilir oldu” diye anlatıyor sıkıntısını: “Adam hayatında yememiş ki, bilmiyor; nasıl doğru şeyi üretsin. Bugün salam diye satılan pek çok ürünü ben köpeğe bile vermem. Etin maliyeti ile ürünün fiyatını karşılaştırırsanız, içeriğini tahmin edebilirsiniz.” Ona göre şarküteri ürünleriyle ile ilgili denetim çok zayıf. Bu ürünlerle yeni tanışan tüketicinin aldanma olasılığının çok yüksek olduğunu söylüyor: “Ben isterim ki, buraya her gün kontrole gelsinler, sevinirim. Müşteri isterse içeri de sokarım, ‘bak’ derim, başka kimsenin iş yerine giremezsin ki!” Dolapdere’deki bu küçük şarküteri giderek küçülen gayrimüslim cemaat için de bir buluşma noktası. Çocuğunu evlendirmek isteyen, canı sıkılan, sohbet ihtiyacı duyan burada alıyor soluğu. Yunanistan’dan […]

Gençlerin de kalbi var!

Yaygın ama yanlış bir inanışla hep ileri yaşla beraber anılan kalp hastalıkları “modern ve sanayileşen toplumun çözülemeyen” sorunu olan yanlış beslenme ve yoğun stres altında çalışma nedeniyle, kalp hastalıklarını hızla erken yaşlara çekiverdi. Daha çok gelişmiş ülkelerde ortayaşlılarda görülen kalp krizine bağlı ölümlere, son yıllarda Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de hem çocuklarda hem de ortayaş grubundaki insanlarda sıklıkla rastlanıyor.. Kalp krizinin, gençlerde daha tehlikeli sonuçlar doğurduğunu belirten uzmanlar, yaşlılarda ana damar tıkanınca yan damarların devreye girdiğini ve kalbin kansız kalmadığını hatırlatıyor. Bu yan damarlar ancak 50`li yaşlarda gelişiyor. Gençlerde bu damarlar henüz tamamlanmamış olduğu için çoğu zaman ölümle sonuçlanan kalp krizi riski daha büyük. Türkiye Avrupa birincisiDünyada her yıl 35 milyon insan bulaşıcı olmayan hastalıklardan hayatını kaybediyor ve bunların yaklaşık 6 milyonunun sorumlusu kalp hastalıkları. Kalp krizi geçirenlerin ortalama yaşının 35 – 65 arası olduğu Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarına sahip nüfus 3 – 3,5 milyon olarak tahmin ediliyor. Fakat daha çarpıcı gerçek, 50 yaş altı kalp krizine bağlı ölümlerde Türkiye’nin Avrupa birincisi olması. Kalp hastalıklarından her yıl ölenlerin sayısı ise 300 – 350 bin civarında ve bunların büyük bir kısmını da genç ve ortayaşlılar oluşturuyor. Kalp 7 gün 24 saat çalışan ve günde 10 bin kez kasılıp gevşeyen bir kas ve ihtiyacı olan oksijeni de damarlar yoluyla kandan alıyor. Eğer damarlarda bir tıkanıklık veya daralma söz konusu olursa kalp yeteri kadar oksijen alamıyor, beslenemiyor. Beslenemeyen kalp dokusu ölüyor, işlevini yitiriyor ve kanı pompalayamaz hale geliyor. Böylece, tıpta atoroskloroz veya enfarktüs olarak adlandırılan kalp krizi ortaya çıkıyor.Türkiye’de neden bu kadar yaygın?Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Deniz Şener, nadir de olsa hiçbir nedene bağlı olmadan da kalp hastası olunabileceğini, ama genetik özellikler, çevre faktörleri, kötü beslenme ve yaşam tarzının bu hastalığın başlıca nedenleri olduğunu söylüyor. Kalp krizlerinden ölümlerin ve kalp rahatsızlıklarının Türkiye’de sık görülmesinin temel nedeninin […]

Tekel’e 1.5 milyar doları veren Philsa’yı sollayacak!

Akman Yengin Tekel’in sigara bölümünün özelleştirilmesiyle ilgili 26-28 Eylül tarihleri arasında Londra’da düzenlenen “roadshow“un ardından üçüncü kez görücüye çıkarılan Tekel ihalesinde şartname satışı başladı. Son teklif verme tarihi olan 25 Ocak’a kadar şartname satışının süreceği, firmaların bu tarihe kadar son tekliflerini vermeleri gerektiği açıklandı. Tekel’in sigara bölümünün özelleştirmesinin bütçeye 1.5-2 milyar dolarlık kaynak yaratacağı tahmin ediliyor. Tekel’in İstanbul, Tokat, Samsun, Bitlis, Adana ve Malatya’daki altı fabrikası da Tekel’le birlikte blok olarak satılacak. Güçlü adaylarİhaleyle ilgilenen firmaların başında JTI (Japan Tobacco International), BAT (British American Tobacco) ve KT&G (Korea Tobacco and Ginseng Corporation) var. Bir başka dünya devi sigara üreticisi IT’nin (Imperial Tobacco) ise İspanya’da girdiği ihaleye yoğunlaşması nedeniyle Tekel’e talip olacağı düşünülmüyordu. Ancak, kısa bir süre önce IT Türkiye Genel Müdürü Axel Peters, konuyu halen incelediklerini, yatırım kriterlerine uyması durumunda ihaleye girebileceklerini açıkladı. Philip Morris Sabancı ise Türkiye pazarında halihazırda yüzde 43’lük bir paya sahip olduğundan rekabet yasası gereği ihale dışında kaldı. JTI, Türkiye pazarında yüzde 10’luk bir dilime sahip, JTI’ı yüzde 8 pazar payıyla BAT izliyor. KT&G’nin Türkiye’de henüz satışı olmamasına rağmen Türkiye pazarına ilgisi sürüyor. Firma 3 sene önce İzmir’de fabrika yatırımı kararı almış, ancak yatırım kararını ertelemişti.Bunun yanında ihaleye bazı yabancı fonlarla birlikte yerli yatırımcıların girmesi de gündemde. Bu çerçevede ihalenin kıran kırana geçmesi bekleniyor. Ancak gelişmekte olan piyasalardaki büyüme hedefleri çerçevesinde ihalede en güçlü alıcıların JTI ve BAT olduğu konuşuluyor. Sürpriz yerli alıcılarİhaleyle ilgilenen yerli firmaların başında ise, Tekel’le ilgilendiklerini resmi olarak açıklayarak sürpriz yapan Doğan grubu geliyor Ayrıca Bakkallar ve Bayiler Fedarasyonu’nun yanı sıra Limak’ın da ihaleyle ilgili olabileceğine dikkat çekiliyor. Tekel’in sigara bölümünün özelleştirilmesi durumunda, Tekel 2000, Tekel 2001, Samsun, Maltepe gibi sigara markalarının üretimini ihaleyi alan özel firma üstlenecek. Tekel’in en güçlü markası olan Tekel 2001’in pazar payı tek başına yüzde 14.5, Tekel’in toplam pazar payı ise yüzde 34. İhaleye oldukça sıkı hazırlandığı […]

Ekonomik ve ekolojik sorunların çözümü için organik tarım

Hakan Çönbez Organik tarımla ilgili satırbaşları 1-Konvansiyonel tarım yöntemiyle yüz kişinin istihdam edildiği bir alanda organik tarım uygulandığında 180 kişi istihdam edilebilir, buna karşılık katma değerde önemli artışlar sağlanır. 2- Organik tarım yaygınlaştıkça, çığ gibi büyüyen çevre sorunlarına da çare oluşturur. Ayrıca yerli tüketicinin de vasıflı ürün tüketmesi sağlanabilir. . 3-Türkiye elindeki olanakları iyi değerlendirerek bir tür organik ürün ambarı haline gelebilir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 1985’te sadece sekiz üründe yapılan organik tarım 2005’te yüz yetmiş dokuz ürüne yükselmiş durumda.4- Türkiye’deki organik tarım üretiminin neredeyse tamamı AB’ye ihraç ediliyor. Ancak ülkenin bundan kazancı çok az. 25 milyar dolarlık pazarda Türkiye’nin payı 37 milyon dolar. Organik ürünlerin yıllık iç pazar payı ise sadece 3 milyon dolar civarında.

Pilot medya derslerinin sonuçları olumlu

Umut Duran Medya ve iletişim araçlarının, çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için müfredata dahil edileceği söylenen “Medya Okur Yazarlığı” dersi pilot okullarda başlatıldı. Derslerde öğrencilere doğru program seçmek, reklamları anlamak gibi konularda eğitim veriliyor. Ders için Türkiye genelinde seçilen pilot okullardan biri de, İstanbul- Yeşilköy Şehit Pilot Muzaffer Erdönmez İlköğretim Okulu… Medya okur yazarlığı dersinin haftada bir saat olmak üzere sadece 7’nci sınıflarda okutulduğunu söyleyen sosyal bilgiler dersi öğretmeni Gaye İnan, dersin kendi branşındaki öğretmenler tarafından verildiğini, çok ayrıntılı olmasa da altıncı sınıfta verilen hayat bilgisi dersinde de, basın, basının önemi vb konuların da işlendiğini belirtiyor.. Aynı dersi veren Birsen Özaktaş ise bu dersin İletişim fakültesi mezunları tarafından verilmesinin daha doğru olduğunu belirterek, “Çok geç kalınmış bir uygulama” ifadesini kullanıyor. Medyada çocukları etkileyen pek çok olumsuz uyarıcının bulunduğuna dikkat çeken Özaktaş, Süleyman Çakır (TV dizisi karakteri) için yas tutan erkek çocuklar ile birbirini sihir ile yok etmeye çalışan kız çocukların hızla çoğaldığını, medyadaki şiddet ve cinselliğin, özellikle 10-13 yaş grubu tarafından yanlış yönde algılandığını söylüyor. 2007-2008 öğrenim yılında Türkiye geneline yayılması amaçlanan uygulama okullara seçmeli dersler belirlendikten sonra bildirildiği için gelecek yıla kalmış durumda… ‘’Çocuklar eleştirel bakış açısı kazanıyor’’Medyanın da sorgulanabileceğini ve sanal bir yanının da olduğunu fark ettirmeye çalışıyoruz’’ diyen öğretmenler, eleştirel bir tavır kazandırmanın ve bu aşamada akıl süzgeçlerini kullanmalarını sağlamanın önemini vurguluyorlar. . Bu dersi alan 7’nci sınıf öğrencilerinden İrem de günde 2-3 saat televizyon izlediğini ve günde bir gazete okuduğunu söyleyerek başladığı sözlerine sadece magazin, burç veya benzeri programları izlemediğini vurgulayarak devam ediyor: Akıllı işaretleri öğrendiğinden bunlara göre program seçen İrem’e göre reklamlar kazanç amacı içeriyor ve bu yüzden yanlış algılamalara neden olabiliyor. İrem, aldığı ders sayesinde “Medya”nın salt televizyon olmadığını öğrenmiş, daha fazla gazete ve dergi okumaya başlamış. Ayrıca televizyonda rahatsız olduğu bir durumu RTÜK’e şikayet etme hakkı bulunduğunun da farkında. 5N +K kuralı…Medya okur […]

Tuareg’in kardeşi Tiguan

Derleyen: Uğur OrakçıVW’nin ikinci SUV (Sport Utility Vehicle) konsepti “Tiguan” 2008’de geliyor. Tuareg’e kıyasla daha küçük, Golf Plus’tan daha büyük olan yeni SUV, Eylül ayında düzenlenen Frankfurt Auto Show’da tanıtıldı ve beklenenin üzerinde ilgi gördü. Son hazırlıkları da tamamlanan Tiguan, Şubat 2008 itibariyle başta Avrupa olmak üzere ülkemizde de satışa sunulacak. Kentin karmaşasını, doğanın özgürlüğünü bir arada yaşatabilen bir araç olarak tasarlanan yeni SUV, işlevsellik ve sportifliği de bir arada sunuyor. Araçta eğlenceye de yer ayrılmış. 30 GB’lık hard disk ve iPod, MP3 çalar girişleri bu donanımların en fazla öne çıkanları olacak. Özellikle genç kullanıcıların ve kadınların yakından ilgileneceği bir arazi taşıtı, evin ikinci arabası için güzel bir seçenek. Kompakt bir arazi aracı olan Tiguan’da ilk etapta ikisi benzinli ve üçü dizel olmak üzere toplam 5 motor seçeneği sunulacak. Volkswagen’in en son teknoloji ürünü “Haldex” kavramayla gücü dört tekerleğe aktarılacak olan motorlardan benzinli motorlar 150, 170 ve 200 HP üretecekler. Turbo dizeller ise 140 ve 170 HP gücündeki seçeneklere sahip olacak. TDI motorlar Euro-5 egzoz emisyon normlarını karşılarken çevreci ve sessiz bir Dizel seçeneği sunacak. Otomobil 443 cm’lik uzunluğuyla şehriçi kullanımda diğer büyük SUV’ların dezavantajlarını ortadan kaldıracak gibi. Rakipleri Freelander, Toyota Rav4 ve BMW X3 ün yanında meraklıları için yeni bir seçenek!

Süreyya Ayhan Haziran’da pistlere dönüyor

Uzun zamandan beri medyada milli atlet Süreyya Ayhan’ın federasyonla ilişkisinin sona ediğine ve bir daha koşamayacağına ilişkin haberler çıkıyor. Ancak gerek doktoru, Tamer Çavuş, gerekse Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi’nin verdiği bilgiler Süreyya Ayhan’ın önümüzdeki yıl tekrar pistlere dönme ihtimalinin oldukça güçlü olduğunu gösteriyor.Süreyya Ayhan’ın doktoru Tamer Çavuş çok net olarak ‘’Süreyya işsiz değil ve son sürat antrenmanlarına devam ediyor’’ derken, Ayhan’ın federasyondan aldığı spor eğitimi uzmanı sıfatını kaybettiğini, ama bir daha koşmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirtti. Halen ABD’de yaşayan Ayhan’ın herhangi bir sağlık sorunu da olmadığını ifade eden Çavuş, milli atletin oldukça formda olduğunu da söyledi.. Şu an kış döneminde kapalı salon koşusu yapmayan Ayhan’ın Haziran da şampiyonalar için baraj koşusu yapacağını belirten Dr Çavuş, Ayhan’ın durumunun yaygın medyada çok yanlış gösterilmesinden yakınarak yazılanların aksine Ayhan’a sponsor desteğinin de sürdüğünü söyledi. Adı henüz açıklanmayan Türk-Amerikan ortaklı bir şirketin Süreyya Ayhan’ın sponsoru olduğunu ifade eden Dr. Tamer Çavuş, Ayhan ve Federasyon arasındaki sorunu ise şöyle anlattı:“Federasyon Süreyya’nın da diğer sporcular gibi masa başı işi yapmasında ısrar etti, ancak Süreyya bunu reddederek kendi imkanlarıyla kamp yapmak istedi. Bu noktada Federasyon’un izni olmamasına rağmen Süreyya kamp için ABD’ye gidince faal spor uzmanlığı görevi Federasyon tarafından sona erdirildi. Ancak, lisans iptali veya bir daha koşamamak gibi bir durum söz konusu değil.” Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi ise çıkan bu lisans haberlerinin çok abartılı gösterildiğini ve milli bir atlet için bunun bir sorun teşkil etmeyeceğini söyledi. Ayrıca Süreyya ile aralarında kesinlikle bir sorun olmadığını belirten Terzi, 4,5 yıldır koşturmak istedikleri milli sporcuyla oluşan sorunların federasyonla bir ilgisi olmadığının da altını çizdi. Her türlü olanağın Süreyya’ya sağlandığını da dile getiren Başkan Terzi, Temmuz 2008’de Süreyya’nın baraj koşularına katılacağını da doğruladı. Sonuç olarak Süreyya Ayhan’ın iki senedir lisansını vize ettirmediği ve bu nedenle uluslararası yarışlara katılamama tehlikesi yaşadığına dair çıkan haberlerin aksine, milli […]