Medya

Son ayıcı Cemal Gülas

Yazan: Gökhan Tan

Bir insanın bir ayıyla yaşamasının, gazeteciye haber konusu olması doğal. Ancak gazeteci o insanın, ayıyı doğal ortamından ve dolayısıyla ayılığından uzaklaştıran, onu ölüme götürebilecek cahilliğini göremiyorsa durum vahim bir hal alıyor.

Fotoğrafçı Cemal Gülas kendisinden alınıp, Bursa’daki ayı barınağına götürülen yavru ayıdan sevgilisi gibi bahsediyor. Cemal, ayıya sevgisini ölümsüz kılabilmek için, değme yapımlara taş çıkartan fotoğraflar çektiriyor: Ayıyla el ele tutuşuyor, sarılıp koklaşıyor, onunla dereye giriyor. Tam bir doğa ve hayvan dostu!

Doğa sevgisinden biraz olsun nasiplenmemiş hangi kalpsiz bu fotoğrafları gördükten sonra Cemal’i biricik ayısından ayırabilir ki?

Gazeteci Ayşe Arman da, belki bu ruh halinin etkisiyle olsa gerek, Hürriyet gazetesinin pazar ekinde Cemal Gülas’la bir röportaj yaptı (Cemal Gülas ayısını geri istiyor: Yoksa gidip kaçıracak!)

Röportajı okuyan pek çok insan, yavru ayıyı Rize’den ve babasından (Ayşe Arman öyle diyor) ayıran Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, hayvanı doğal ortamından uzaklaştırdığı için ona kötülük ettiğini, gaddar davrandığını düşünmüştür. Bu da doğaldır; çünkü röportajın veriliş tarzında Doğa Koruma ve Milli Parklar yetkililerinin ve ayının şu anda yaşadığı barınağın yöneticilerinin doğru kararı verdiği yönünde en ufak bir şey yok. Haklı olan Cemal Gülas.

Böyle düşünenlere şu soruyu sormak isterim: Yavru ayının doğal ortamı Cemal Gülas’ın kolları mı?

Bakanlığın isteğiyle, ayının Bursa’ya götürülmesine refakat eden Karacabey Ayı Barınağı bilimsel sorumlusu Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, 25 Kasım 2007’de Doğan Haber Ajansı’na şu açıklamayı yapmış:

“Ayıyı doğadan koparmak amaçlanmıyor. Ama emin olun ki bir iki yıl içinde o, fazla alıştığı insandan kopamayacak ve yiyecek bulmak için sürekli olarak köylere gidecektir. Bu şekilde köylere gittiklerinde çok olumsuz sonuçlarla karşılaşılıyor.”

Nilüfer Aytuğ’dan öğrendiğime göre, bu olumsuz sonuçların bir bölümü, ayı henüz 14 aylıkken bile yaşanmaya başlamış. Aytuğ, yavru ayının köyde arabaların tamponlarını parçaladığı, saçakları koparttığı gerekçesiyle hem jandarmaya hem de orman müdürlüğüne onlarca şikayet geldiğini söylüyor.

Cemal Gülas ayının doğal ortamında yaşamak dururken, onlarca ayıyla birlikte barınağa “hapsedilmesi”ni kabullenemiyor. Ona göre en doğrusu ayının, evinin arkasındaki 30 bin dönümlük arazide yaşaması.

Doğaya dönmesi mümkün değil

Oysa Cemal Gülas, ayıyı teslim ettiği tarihte, hayvanın doğaya dönmesinin mümkün olmadığını kendi ağzıyla söylüyor: “Bu benim süs hayvanım değildi… İnsana olan yakınlığını bir türlü engelleyemedik. Türkiye’nin birçok yerinde de vahşi hayvanlar insanlar tarafından besleniyor, büyütülüyor. Böyle olunca hayvan bir daha doğaya dönemiyor, insanlarla da yaşayamıyor. Çoğu katlediliyor”

Vahşi hayvanlar konusunda uzmanlığının neye dayandığını bir türlü öğrenemediğim Cemal Gülas, hiç olmazsa ayının olası akıbeti konusunda gerçekçi olabiliyor demek ki. Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ’nun üstü kapalı bir şekilde söylediğini açıkça dile getiriyor: “Katlediliyor.”

Nilüfer Aytuğ, hayvanın Çamlıhemşin’de kalması durumunda, er ya da geç, bahçesine girdiği ya da zarar verdiği bir köylü tarafından öldürülmesinin çok yüksek bir olasılık olduğunu doğruluyor.

Cemal Gülas insan değil mi?

Cemal Gülas’ın ayıyla kurduğu ilişkinin samimiyetten uzak, yapay olduğu da yine kendi sözlerinden anlaşılıyor. Cemal, “İnsanlarla olan yakınlığını bir türlü engelleyemedik” diyor. Nasıl engelleyecekti? Ayıyla alt alta, üste üste pozlar verirken mi? Ayı, arkasından ona sarılmış vaziyetteyken, gözlerini kapamış o anın huzurunu çıkarırken mi? Yoksa Cemal Gülas insan değil mi?

Maalesef, Türkiye’de vahşi hayvanlar konusunda uzmanlaşmış veteriner ve biyolog bulunmuyor. Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı olan Nilüfer Aytuğ, son 15 yıldır vahşi hayvanlar üzerine çalışmasına rağmen, kendisinin bile vahşi hayvanların doğaya dönmesi için rehabilite edilmesi konusunda uzman olmadığını söylüyor.

Gelgelelim Cemal Gülas, bu işi herkesten iyi biliyor. Ayşe Arman’a şunları söylüyor:

“Bir gün ben yüzerken o da suya atladı ve istemeden bana çarptı. Ben bayılmış gibi yaptım ve kendimi akıntıya bıraktım. Attığı çığlıkları duymalısınız. Sonra gülüp kalkınca bana küstü.

“Biberonunu parçalıyordu, Sen misin ısıran, ‘Git vermiyorum süt’ deyip sütü geri aldım. Bu önce çocuk gibi ağladı, ilgilenmedim; kapıyı yumrukladı, ilgilenmedim… iki gün eve gelmedi. İki gün sonra odun kesiyordum, bu gelmiş, sessizce arkamda bekliyormuş… Tekrar barıştık ve bir daha biberonunu ısırmadı.”

“Ayıyı dövüyordu”

Nilüfer Aytuğ’a, Cemal’in aktardığı bu sözlerin doğru olup olamayacağını sordum. Şu cevabı aldım:

“Elimizde video kayıtları var. Hayvana ‘Datvi dur’ deyince, hayvan o anda yere yapışıyordu. Bu pozitif eğitimle gerçekleşmesi mümkün bir durum değil. Hayvanı aldığımızda arkamızdan koşan köylüler ‘Onu kurtardınız çünkü dövüyordu’ dediler.”

Nilüfer Aytuğ’a göre ayı, bir insanı “takip reaksiyonu”yla izliyor: “Kim eline yiyecek alırsa onu izliyor. Datvi için muz sever dediler. Bizim bakıcımız da eline muz aldı, ayı onu da takip etmeye başladı.”

Cemal Gülas, Ayşe Arman’ın “Onu hiç ziyaret ettiniz mi?” sorusunu da söyle cevaplamış: “Hayır. Datvi için ben özgürlük umuduyum. Gider de onu almadan dönersem yıkılır. O yüzden gitmedim.”

Cemal, ayının kendisini görür görmez yine kollarına koşacağı umudunu taşıyabilir. Ama ayının onu tanıması mümkün değil. Nilüfer Aytuğ, bunun sadece kendi tespiti olmadığını, Uluslararası Ayı Komisyonu Avrupa temsilcisi ve Köln Hayvanat Bahçesi yetkilisinin de onayladığını söylüyor.

Bilim adamlarını suçluyor

Hürriyet’teki röportajın en tüyler ürperten bölümü, Cemal Gülas’ın Karacabey Ayı Barınağı’ndaki ayıların ilaç deneylerinde kullanıldığını iddia ettiği bölüm: “Ben orada o hayvanlara bir dizi testler yapıldığını düşünüyorum. Çünkü ayılarla insanların sindirim sistemleri aynı, bir sürü ilaç deniyor olabilirler” diyor.

Bir ayıyı eğitme, dahası onunla yaşama cesaretini gösterebilen Türkiye’nin tek vahşi hayvan uzmanının (!), bu iddiasına karşılık Ayşe Arman’a sunduğu gerekçe de şu: “Çünkü ayılarla insanların sindirim sistemleri aynı.” Cemal Gülas, üstün deneyim ve bilgisi sayesinde “ayıların sindirim sisteminin insanlarla aynı olduğunu” fark etmiş. Ve bu nedenle, onların ilaç deneylerinde kullanıldığı sonucuna varmış!

Bakın deney hayvanlarıyla yapılan araştırmalar konusunda ülkenin en önemli isimleri arasındaki, İstanbul Bilim Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tuncay Altuğ bu konuda ne diyor:

“Bu iddia bir palavra. Dünyada doğrudan ayılar üzerinde bu şekilde yapılmış bir bilimsel yayın yok. Çünkü ayıdan çok daha kolay çalışılabilecek, fizyonomisi insana daha yakın birçok memeli tür var. Kaldı ki bu havyanlar üzerinde deney yapabilmek için de çok katı kanunlar ve iyi denetlenen bir sistem var. Bir kere, Cemal Gülas’ın bahsettiği deneylerin yapılabilmesi için aynı yaşta ve cinste 20-30 denek ayıya ihtiyaç var. Bu ayıların seçilebilmesi için de en az 200-300 ayının Karacabey’de olması gerekir.”

Oysa Karacabey’de, bir bölümü avcı kurşunlarıyla yaralanmış 50 kadar ayı var.

Prof. Dr. Altuğ, bir fare üzerinde deney yapmak için bile Hayvan Deneyleri Etik Kurulu’na başvurmak gerektiğini, çalışmak için sertifikalı araştırmacı olmanız gerektiğini ve hayvanların ancak deney hayvanı yetiştiren ruhsatlı merkezlerden sağlanabildiğini söylüyor. Deney için kurbağa toplamak bile, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yazılı iznine bağlı.

Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, Cemal Gülas ve arkadaşlarının bu iddiayla kendisini daha önce geldiğini söylüyor. Aytuğ iddia sahiplerine şu cevabı vermiş:

“O ayı alanının içine girip de kimse bir ayının peşinde koşup uyutamaz. Ama arzu ediyorsanız yasal yollara başvurun, biz sizin için ayıyı uyuturuz. Aldığımız kan örneğini size veririz. Bu kan örneğini Amerika’da arzu ettiğiniz yere gönderip, istediğiniz sedatife (sakinleştirici) baktırırsınız.” Bu cevap sonrasında iddia sahipleri herhangi bir girişimde bulunmamış.

Neden yapıyor?

Cemal Gülas’ın neden hâlâ bu ayının peşinden koştuğunu anlamak mümkün değil. Ben anlayamadım. Bir insanla bir ayının birlikte yaşaması, gazeteler için güzel bir malzeme. Hürriyet gibi Türkiye’nin en büyük gazetesinde tam sayfa röportajınızın yayınlanması, belki de sorunun cevabıdır. Görüldüğü gibi bir ayı, bir insanı manşet yapabiliyor çünkü.

Cemal, masallarıyla gazetecileri ve okurları kandırıyor. Yavru ayı, Karacabey’de zaman hiçbir onun söylediği gibi parmaklıklar arkasına hapsedilmedi. Aksine, Cemal’in neden olduğu davranış bozukluklarını gidermek için, bilim adamları yoğun mesai harcadı. Yavru ayı, ancak aylar sonra diğer ayılara yaklaşıp sosyalleşmeye başladı. Tedavi süreci devam ediyor. Ancak yavru ayının, uluslararası bir uzman ekibinin de söylediği gibi doğaya dönmesi mümkün olmayacak.

Cemal, Ayşe Arman röportajında, Karacabey Ayı Barınağı’ndaki ayılardan sık sık “dansçı ayılar” diye bahsediyor. Bahsettiği ayılar, bir zamanlar sokaklarda dolaştırıp parayla dans ettirilen hayvanlar. Ancak ayıların bu merkezde toplanmasıyla bu “endüstri” sona erdi.

Ama görünen o ki ortalıkta hâlâ onları oynatmak isteyenler var.

1 Yorum

  • zaten siz bilim adamları herşeyi çok iyi biliyosunuz o yüzden süper gelişmiş bir ülkeyiz. O ayı bile sizden akıllı. İşiniz gücünüz birbirinizi yemek, iki tane makale yayınlayıp koftiden prof olmak. Ben elektronik mühendisiyim, cebimden 10 tane prof çıkartırım. Uygulama yapmadan kitap üstünden konuşmak koay. Malesef türkiyede böyle bir hastalık var, her kitap okuyan iki makale yazan dr doçent prof oluyor ve bişey bildiğini sanıyor. Bence ayı kadar insan olun ve rahat bırakın ayıyı ve cemali.

Yorum yazın