Etiket balık

Balık sipariş hattı

Kırmızı telefon (0 212 377 03 50) İstanbul’un bazı meydanlarında hizmete sokuldu. Balık seven ve sofralarından balık eksik etmek istemeyen vatandaşlar, doğrudan Tarım Bakanlığı’nı arayarak siparişte bulunabilecek! tan takip edebilirsiniz Greenpeace’in bu amaçlarla başlattığı kampanyaya 254 bin kişi bizzat imza vermiş ve ilgili düzenlemenin yapılabilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na ayrıca 4000 SMS göndermişti. Örgüt, bu konuda hazırladığı raporu ve önerileri, toplanan imzalarla birlikte Bakan Mehdi Eker’e iletmişti. Ancak yavru balık avını engellemek için nasıl ve ne zaman bir çalışma yapılacağına dair net bir cevap alamamıştı. Kırmızı telefonKırımızı telefon, yavru balık kampanyasına destek veren herkesin ev veya cep telefonundan erişebileceği bir numara. 0 212 377 03 50 numaralı telefonu arayanlar, Greenpeace tarafından Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın santraline yönlendiriliyor. Telefonla görüşme yapan ve yorumlarını paylaşmak isteyenler http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/defending-our-mediterranean/kirmizitelefon yorum bölümüne yazabiliyor. “Kırmızı telefon” (0 212 377 03 50) bu amaçla hizmete sokuldu. Vatandaşlar, 1 Şubat’ta Galatasaray Meydanı’na yerleştirilen kırmızı sembolik telefon kulübesinden Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın santraline bağlandı ve “çalışmalara ne zaman başlayacaksınız” diye sordu. Altını çizmekte fayda var: Kulübe sembolik olsa da (0 212 377 03 50) telefon numarası gerçek. Telefon bakanlığa ait değil. Ancak Greenpeace bu telefonu doğrudan bakanlığın santraline aktarıyor. Sembolik kulübe dün Beşiktaş Meydanı’ndaydı. Bugün ve yarın da Kadıköy’deki Beşiktaş iskelesi önünde olacak. Ancak elbette, meydanlarda görünmediği zamanlarda da kullanıma açık olacak. Greenpeace’e göre henüz bir kez bile yumurtlamamış boydaki balıkların avlanmasının önüne geçmek için ilk adım, yasal avlanma boylarını, bilimsel olarak bilinen ilk üreme boylarına uygun olarak düzenlenmek. Örgüt bununla birlikte aşırı avlanma, yasadışı avlanma gibi stokları tehlikeye atan tehditlerin önüne geçilmesi için Bakanlığın acil eylem planları yapmasını zorunlu buluyor. Dört yılda bir hazırlanan su ürünleri tebliğinin 2012/2016 dönemi için Haziran’da yapılacak danışma kurulu toplantısında, bu konuların ele alınması ve çözülebilmesi için bilim insanları ve kooperatif birliklerinin katılımları ile hemen şimdi çalışmalara başlanması gerek. Greenpeace Akdeniz Denizler […]

Tarım Bakanlığı: “Köpekbalığını bulamadık”

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, avı ve satışı yasak olmasına rağmen Çanakkale’de yakalanan “güneşlenen köpekbalığı”yla (Cetorhinus maximus) ilgili “herhangi bir ihbar ya da şikâyet” olmadığını, balığın bulunamaması nedeniyle türünün tespit edilemediğini ve bu nedenle balıkçılar hakkında yasal işlem yapılamadığını” söylüyor. Bakanlığın bu cevabı, bugün yayınladığımız “Köpekbalığına ne oldu?” başlıklı haberimiz üzerine Sualtı Dergisi haber grubuna Mehmet Erhan Öztürk tarafından gönderildi. Öztürk, bilgi edinme hakkını kullanarak 1 ve 2 Ocak 2009 tarihlerinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na başvurmuş ve “Küçükkuyu beldesi açıklarında yakalanan avlanması yasak köpekbalığı türü ile ilgili” bilgi talebinde bulunmuştu. Bakanlığın cevabı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, 22 Ocak 2009 tarihli yazısında Öztürk’e şu cevabı verdi: “Bakanlığımızın merkez ve mahalli teşkilatına, olaya anında müdahale edilmesi açısından herhangi bir ihbar ya da şikâyet ulaşmamıştır. Konu medyadan ve Bakanlığımızın bilgi edinme birimine sonradan yapılan ihbarlardan öğrenilmiş, bunu müteakip Çanakkale İl Müdürlüğü’müze konunun araştırılması ve mevzuatla öngörülen işlemlerin yapılması gerekli talimat verilmiştir. “Yapılan araştırma sonucunda balığın 1 Ocak 2009 tarihinde balık ağlarına kendiliğinden takılıp öldüğü, iki balıkçı teknesi tarafından karaya çekildiğine dair bilgi edinilmiştir. “Basın tarafından çekilen fotoğraflarda söz konusu balığın Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen 2/1 Numaralı Tebliğ’in ‘Avlanması yasak türler’ başlıklı 16. maddesi ile avcılığı tamamen yasaklanan güneşlenen köpekbalığı (Cetorhinus maximus) türüyle benzer özellik gösterdiği, ancak İl Müdürlüğümüzce yapılan araştırma esnasında balığın bulunamamış olması nedeniyle bilimsel olarak tür tespiti yapılamadığından, aykırılığa konu olan balık ve bunu karaya çıkaran balıkçılar hakkında yasal işlem yapılması mümkün olamamıştır. “Yakalanan balığın gerek yurt içi gerek yurt dışına satışı konusunda İl Müdürlüğümüze ya da Bakanlığımıza yapılan herhangi bir başvuru ya da verilmiş izin bulunmamaktadır.” Fotoğraf var, kanıt yok! Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü Erhan Öztürk’e gönderildiği cevapta özetle “o balığın, avı ve satışı yasak Cetorhinus maximus olduğuna dair kanıt yok” diyor. Oysa bakanlığa, “o balığın” avı ve satışı yasak Cetorhinus maximus olduğuna dair uyarılar geldiğini biliyoruz. Örneğin, HaberVesaire’nin […]

Köpekbalığına ne oldu?

Yılın ilk günü dünyanın en büyük ve nadir balıklarından biri Edremit Körfezi’nde balıkçıların ağına takıldı. Haberler, 8 metre boyunda ve iki ton ağırlığındaki bu dev canlının bir balina köpekbalığı olduğunu ve yurt dışına ihraç edileceğini bildiriyordu. Oysa yakalanan tür Türkçe’de “büyük camgöz” ya da “güneşlenen köpekbalığı” isimlendirilen “basking shark”tı (Cetorhinus maximus). Türkiye’nin taraf olduğu Barcelona ve Bern sözleşmelerine göre koruma altındaydı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2/1 No’lu Su Ürünleri Tebliği’ne göre de her ne şekilde olursa olsun avlanması yasaktı. Üstelik -kendi içinde tutarlı olmamakla birlikte- ajans haberleri, balığın Yunanistan’a ya da Rusya’ya ihraç edileceğini iddia ediyordu. Köpekbalığının gerçek türünü, avının ve ihracının yasak olduğunu ortaya koyan haberimizi 2 Ocak akşamı yayınladık. Haberin HaberVesaire’de yayınladığı saatlerde hemen tüm ana haber bültenlerinde hâlâ “balina köpekbalığının yurt dışına ihraç edileceği”ne dair haberler veriliyordu. Doğru haber ulusal medyada sadece Atlas dergisinin internet sitesinde ve Milliyet‘in 4 Ocak tarihli nüshasında yayınlandı. Devlet tatildeydiKüçükkuyu Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Mustafa Tosun, köpekbalığının üç boyunca Edremit Körfezi’nde dolandığını ve en sonunda balıkçıların ağlarına takıldığını söylüyor. (Ağa takıldığı söylenen sekiz metrelik balığın karaya getirilmek için, birden fazla tekneyle dört beş saat uğraşılmış olması ayrıca merak konusu.) “Kazara” yakalanan bu dev balık ne yapılmalıydı? Ne yapıldı? Bırakın hayatlarında ilk kez bu dev canlıyla karşılaşan balıkçıları, su ürünlerinin avının ve satışının denetimini sağlamakla sorumlu Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri bile köpekbalığının ne olduğu hakkında bilgi sahibi değil. Üstelik olayın gerçekleştiği 1 Ocak resmi tatil olduğu için, resmi yetkililerin hiçbiri Küçükkuyu’da meraklı kalabalık ve gazeteciler önünde karaya alınan bu balığı görememiş, müdahale edememişti. Bakanlıktan aldığım bilgiye göre –belki de bu nedenlerle -balıkçılar için cezai bir işlem uygulanmadı, uyarıyla yetinildi. Balıkçılar cezalandırılmadı. Peki balık gerçekten de söylendiği gibi yurt dışına mı gönderildi? Konuştuğum Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü yetkilileri, koruma altındaki bir tür olduğu için büyük camgözün ticaretine hiçbir şekilde izin verilmediğini dile […]

Şanssız köpekbalığını Ege’de Türk yakalar

Yılın ilk “balığı” dün Çanakkale’de ağlara takıldı. Ajans haberlerine göre bu 8 metre boyunda ve 2 ton ağırlığında balina türü bir köpekbalığıydı. Oysa Küçükkuyulu balıkçı Turan Özen’in istemeden yakaladığı bu nadir dev, dünyanın en büyük balığı olan “balina köpekbalığı” değil ismi Türkçe’de “güneşlenen köpekbalığı” ya da “büyük camgöz” olarak geçen bir “basking shark” (Bilimsel ismi Cetorhinus maximus). Ama birçok televizyon ve internet sitesinde kullanılan bu haberdeki en vahim hata bu değil. Yoksa Türk basınında doğa hele de nadir türlerle ilgili konularda neredeyse doğru haber çıkmamasına alışığız. Çok büyük olasılıkla hayatlarında hiç görmedikleri bu tür hakkında basına bilgi veren “yetkililer”in, morfolojisi ona hiç benzemeyen balina köpekbalığıyla karıştırmaları “standart sapma” içinde değerlendirilebilir. (Nitekim güneşlenen köpekbalığı, balina köpekbalığından sonra yerkürenin en büyük ikinci köpekbalığı.) Haberde “Dev köpekbalığının bir süre balıkçı tezgâhında sergilendikten sonra Yunanistan’a ihraç edileceği” bilgisi veriliyor. İşte en vahim yer de burası. Çünkü tükenme tehlikesi yaşayan bu türün avlanması ve satışı mevcut yasalara göre suç sayılıyor. Yani bırakın ihraç edilmesini, hayvanının denizden çıkarılması bile suç. Ama bu yazıyı yayına koyduğumuz şu saatlerde bile televizyonlarda “Balina köpekbalığının Yunanistan’a ihraç edileceği” haberi dönüyor. Televizyoncuların ısrarla tekrarladığı şey “Bu dev canavarın gerçekte ağzında diş bile bulunmadığı, sadece planktonlarla beslendiği ve insana zararlı olmadığı.” (Öyle ki, kendi haber merkezi tarafından hazırlanan haberleri sunmak ve illaki her haber sonunda bir yorum yapmak zorunda olan eski gazeteci yeni “anchorman” Uğur Dündar, Star‘da da ekrana gelen haber sonrasında köpekbalığı için “masum canavar” benzetmesini yapıyor.) Adnan Menderes Üniversitesi Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Bilecenoğlu, yürürlükteki Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2/1 No’lu Su Ürünleri Tebliği’ne göre güneşlenen köpekbalığının yıl boyunca her türlü avcılığı yasak olduğuna dikkat çekiyor. Bilecenoğlu Cetorhinus maximus’un Türkiye’nin de taraf olduğu Barcelona ve Bern sözleşmelerine göre koruma altına alındığını ve Dünya Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından tüm dünyadaki popülasyonlarının “hassas” olarak tanımladığını söylüyor. Böylesine […]

Olta başında 70 yıl

“Denizlerde tutmadığım hiçbir balık kalmadı inan bana” diye giriyor söze… İlkokul ikinci sınıfta (1934 yılından bahsediyor) Ermeni bir arkadaşının verdiği bir toplu iğne ve bir makara dikiş ipi ile başlamış balık avlamaya. Sirkeci vapur iskelesinde oltasına takılan ilk balığı bugün bile hatırlıyor: “Hey babam hey diye sevinç çığlıkları atarken birdenbire karşımda babamı gördüm. Beni takip ediyormuş. Hayatımdaki en kötü dayağımı o gün yedim.” İrfan Reis, hep takım elbiseli ve rugan ayakkabılı hatırladığı babasını anlatırken “Şef garsondu, Atatürk İstanbul’a her geldiğinde hizmet için onu çağırırlardı. Otoriter bir adamdı, benim balıkçı olmamı hiç istemedi” diyor. Fakat deniz aşkı, evdeki otoriteye baskın çıkmış; İrfan Yürür ortaokulu terk ederek kendini teknelere atmış. Ve meslek hayatı boyunca sadece olta ile avlanmış. Bugüne kadar sahip olduğu 16 teknenin ilkini de Ayvansaray’daki ustalara yaptırmış. Bu kürekli ilk sandalıyla yakaladığı orkinosun hikâyesini de hatırlıyor: “Tam 106 kiloluk bir balıktı. Kendim taşıyamadım tabii ki, hamal tutmak zorunda kaldım. Balığı balıkhaneye indirdikten sonra, uzunca bir süre ayağa kalkamadı hamal” diyerek gülüyor. At kuyruğundan misina Kalın ip ve çelik telden oluşan Orkinos misinası dışında hazır malzemenin bulunmadığı 1940’larda, bütün oltalarının iğne ve misinalarını balıkçılar kendi hazırlardı. Olta iğnelerini demircilerde büktürür, misinalarını ise “at kılı”ndan yapardı. “Atların kuyruk kıllarını koparır, büker misina yapardık. 50 metre misina için on beş yirmi beygirden kıl koparırdık” diye anlatıyor İrfan Reis. Arabacılardan çok dayak yemişler: “Kıl koparırken hayvan bir huysuzlandı mı, adamın kavun karpuzu dökülür, yarılırdı. En sonunda at sahipleri çözümü, atlarının kuyruklarını topuz yapmakta buldu.” Büyük emeklerle yaptıkları bu olta takımlarının kopması ise büyük bir felaketmiş. “Birçok balıkçı nazar boncuğu takardı oltasına” diyor. Ancak deniz yine de cömertmiş o yıllarda: “Bugün olta ile balıkçılık yapmaya çalışırsan aç kalırsın, o zamanlar ne naylon misina var ne de başka bir şey! Ama o kadar boldu ki balık, emeğimizin karşılığını verirdi bize.” Sarayburnu’ndaki foklar “Neler çıkardı en çok” […]

Çiftlik çipuralarını tatlı su öldürdü

Simge Sunguroğlu Muğla’nın Milas ilçesi kıyılarında son iki hafta içerisinde yaklaşık iki milyon çipuranın ölmesi, yıllardır tartışılan balık çiftlikleri konusunu tekrar gündeme getirdi. Toplu ölüm, çiftliklerin yarattığı kirliliğe ve sudaki okijen miktarının azalmasına bağlanırken konuyla ilgili bilimsel ilk araştırmanın sonuçları 18 Ocak 2007’de, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi tarafından duyuruldu. Beş bilim adamının Güllük Körfezi’nde gerçekleştirdiği bu araştırmaya göre, körfeze bol miktarda tatlı su girişinin yarattığı termal şok ve ozmotik stres (balıkların vücut sıvısı ile dış sıvı arasındaki dengesizlik), çupiraların ölmesine yol açtı. Suçlu Sarıçay!Falkültenin hazırladığı rapora göre ölümler, yaklaşık bir hafta süren şiddetli yağmurlar sonrasında meydana geldi. Körfeze akan Sarıçay’ın debisinin yağmurla birlikte artması bölgede tatlı su yüzdesini arttırdı. Bu artış, tuzluluk oranını ve su sıcaklığını düşürdü. Çiftliklerin sığ ve sirkülasyona kapalı bir alanda faaliyet göstermesi, balıkların değişimden doğrudan etkilenmesine ve ölümlere neden oldu. Fakültenin dekanı Ahmet Kocataş’a ifadesine göre, tuz oranı ve sıcaklıktaki ani azalma, levreklerden daha duyarlı oldukları için sadece çipuraları etkiledi. Hastalık kaynaklı ölüm yokRaporu hazırlayan bilim adamları, Güllük’te Kıyıkışlacık Köyü sahili, Gazalıkuyu bölgesi ve körfezin ortasındaki Ziraat Adası çevresinden balık, su, dip çamuru ve yem örneklerini inceledi. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr Serap Birincioğlu’nun da katılımıyla yapılan laboratuvar çalışmalarında, birkaç parazite ve insan sağlığını etkilemeyen bazı bakterilere rastlandı. Ancak bu paratiz ve bakteriler, balıkların toplu ölümünü açıklamaya yeterli bulunmadı. Bu yönde araştırmalar devam ediyor. Ölümlerin hastalık kaynaklı olamayacağını belirten Dekan Kocataş, balık hastalıklarının aniden ortaya çıkamayacağını, etkilerinin uzun sürede ortaya çıkacağını söylüyor. Yemler, karaciğerlerinde yağlanmaya neden oluyorYem örneklerinde yapılan incelemelerde ölümlere neden olacak herhangi bir bulguya rastlanmazken, balıkların karaciğerinde beslenme bozuklukların neden olduğu şiddetli yağlanma tesbit edildi. Araştırma, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Erol Tokşen, Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldırım Korkut, Araş, Araştırma Görevlisi Okan Kamacı, Araş. Gör. Egemen Nemli ve Adnan Menderes Üniversitesi’nden Prof. Dr Serap Birincioğlu […]

Bizim köpekbalıklarımız

Sait Özgür Gedikoğlu Her yıl en az bir kere aynı nedenle bültenlerde yer alan Balıkçı Kenan, geçtiğimiz haftalarda İstanbul Gürpınar açıklarında kendi teknesinin ağlarına takılan 4,5 metrelik büyük camgözü yine dükkânında sergiledi. Dev köpekbalığı ilgiyle karşılandı. Öyle ki hayvanı balıkçı barınağından yükleyen vincin D 100 Karayolu’ndaki yolculuğu bile birkaç haber ajansı tarafından takip edildi ve görüntüleri bültenlerde yer aldı. Bundan bir hafta öncesinde de, 3 Aralık 2007’de Sakarya’nın Karasu ilçesi açıklarında barbun avına çıkan üç trol teknesi, limana 107 köpekbalığıyla döndü. Aslında bu tür haberlere alışığız. Örneğin Balıkçı Kenan –hepsini sergilemese de- her yıl ona yakın büyük köpekbalığı yakaladıklarını söylüyor. Balıkçı, bu tür köpekbalıklarının normal şartlarda okyanuslarda yaşadığını söylese de Türkiye kıyıları, köpekbalıkları için önemli bir yaşam ve üreme alanı. Yani denizlerimiz, büyük köpekbalıklarına uygun o “normal şartları” sağlıyor. İhtiyoloji (balıkbilimi) Araştırmaları Topluluğu’nun kurucusu, Su Ürünleri Mühendisi Hakan Kabasakal’a göre ülkemiz sularında 36 tür köpekbalığı görülebiliyor. Kum köpekbalıklarının (Carcharinus plumbeus) Akdeniz’de bilinen tek üreme alanı, bugün koruma altına alınan, Gökova Körfezi’ndeki Boncuk Koyu. Aynı şekilde Marmara Denizi ve Kuzey Ege suları, düşük tuz yoğunluğu ve ısısı nedeniyle büyük beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias) için tüm Akdeniz havzasındaki en uygun yaşam alanlarından. 100 metreden daha derinde yaşayan ve boyu altı metreye ulaşabilen boz camgözler de Marmara açıklarında trol teknelerinin ağlarına sık sık takılıyor. Antalya Körfezi, dünyanın en büyük ikinci balığı büyük camgözün (Cetorhinus maximus) bahar aylarında sıklıkla görüldüğü bir yer. Körfezin açıkları dik burunlu harharyas (Lamna nasus), mavi köpekbalığı (Prionace glauca) gibi türlere de ev sahipliği yapıyor. İskenderun Körfezi ise, özellikle Kızıldeniz ve Güney Akdeniz kökenli köpekbalıklarının yoğunluğu ile ön plana çıkıyor. Marmara’dan Karadeniz’e takip Türkiye denizlerinde köpekbalıklarının dağılımı, güneyden kuzeye ilerledikçe azalıyor. Örneğin, Ege’de 27 tür görülebilirken, Karadeniz’de yediye iniyor. Rastlanan türler de, çoğunlukla boyu 1,5 metreyi geçmeyen, ekonomik değeri yüksek adi köpekbalığı (Mustelus mustelus) ve mahmuzlu camgözler (Squalus acanthias). Karadeniz’de […]