Etiket bilgi üniversitesi

“Kantinci amca, sana cacık yapayım 50 kuruşa”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde akademisyen ve öğrenci tarafından bugün başlatılan yemekhane boykotu, üniversite genelinde beklenen ilgiyi görmemekle birlikte Kuştepe ve Santral yerleşkelerinde bu hizmeti sağlayan So Cafe’de yemek yiyenlerin geçmiş günlere kıyasla seyreldiği görüldü. Boykot, yemeklerin kalitesiz, lezzetsiz, pahalı olduğu ve yemekhanede yeterli hijyenin sağlanmadığı gerekçeleriyle başlamıştı. Bu eylemi Santral yerleşkesinde So Cafe’nin önünde piknik yaparak destekleyen öğrencilerden biri katılımın azlığını, organizasyon eksikliğine bağlıyor. Bir başka öğrenci, fiyatların yüksek olmasının herkeste aynı etkiyi bırakmadığını “Otto’da bir makarnayı 20 YTL’ye yediği için, So Cafe’de bu makarnaya 6 YTL vermek rahatsız etmiyor” sözleriyle dile getiriyor. Boykota katılmayan Bilgi mensupları, örneğin Hilal Özdemir, So Cafe’yi tercih etme nedenini “Okulda başka yerde sulu yemek yeme şansı olmaması ve abur cuburla öğün geçiştirmek istemediğim için” sözleriyle açıklıyor. So Cafe önünde piknik yapan öğrenciler, katılımın gelecek günlerde artacağını umuyor. Ve tepkilerini davul ve ziller eşliğinde seslendiriyor: “Kantinci amca hadi gelsene buraya, sana cacık yapayım 50 kuruşa…”Haber: Erim Hüner Kurgu: Ertan Önsel

Kantinde boykot var!

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğrenci ve akademisyenler, perşembe günü gerçekleştirilecek yemek boykotuna hazırlanıyor.

Doğru tercih hayat kurtarır

İnan Parlak Yoğun ve stresli bir öğrenim yılından sonra üniversite adayları ÖSS’ye girdi ve ardından tercih zamanı geldi. Adaylar şimdi de tercih sürecinde üniversitelerini, bölümlerini ve ilerdeki mesleklerini seçmeye çalışıyorlar. Biz de bu süreçte adayların nelere dikkat etmesi gerektiğini, tercihlerde nelerin değiştiğini, üniversitelerini nasıl seçip neler yapmaları gerektiğini İstanbul Bilgi Üniversitesi Yaşam İçin Tercih Günleri’nde üniversite adaylarına danışmanlık yapan Sait Gürsoy’la konuştuk. Gürsoy, bu yıl kontenjanların yaklaşık 152 bin arttığına, ayrıca lisans programları için barajın 185 puandan 165 ‘e çekildiğine, ön lisans programları için de 165 puandan 145’e düşürüldüğüne dikkat çekerek, bu artış nedeniyle adayların hangi puan türünden tercih yapacaklarsa o puan türünden genel başarı sıralamasıyla tercih etmek istedikleri bölümün son öğrenci sayısını karşılaştırması gerektiğini ifade ediyor. “Başarı sırası 30 bin olan bir aday, tercihlerine 25 binden başlar, 60 bin’e kadar getirebilir.” diyen Gürsoy, adayların bu yelpazeyi geniş tuttukları oranda kazanma şanslarının da artacağını söylüyor. Ayrıca kontenjanların artırılması ve barajların düşürülmesi nedeniyle vakıf üniversitelerine girmek için lisans programlarında 165 ve üstü, ön lisans programlarında da 145 ve üstü yeterli oluyor. 4 yıllık olmazsa, 2 yıllık Meslek lisesi mezunları, liseyi bitirdikten sonra direkt olarak 2 yıllık programlara sınavsız geçiş hakkını kullanarak girebiliyorlar ancak normal liselerden mezun olanlar sınava girip üniversiteyi kazanmak zorunda. Sait Gürsoy, adayların 4 yıllık bir yere girememelerin durumunda 2 yıllık yerleri tavsiye ediyor zira aday, 2 yıllık bir meslek yüksek okulunu bitirdiğinde, dikey geçiş sınavıyla 4 yıllık bölümlere geçebiliyor. Ayrıca tercih yaparken 4 yıllık ya da 2 yıllık bir sınırlama bulunmuyor yani adaylar sıralamalarında hem iki yıllık hem 4 yıllık bölümlere birlikte yer verebiliyorlar. Adaylar için bazı önemli noktalar Üniversite adaylarının tercih yaparken dikkat etmesi gereken bazı noktaları Sait Gürsoy şöyle sıralıyor: – Adaylar tercih sıralarına ve puan durumlarına göre üniversitelere yerleştiriliyorlar. Ama iki adaydan düşük puan alan tercihini birinci sıraya yazarsa, yüksek alan tercihini son sıraya yazsa […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi “Yaşam için Tercih Günleri” başladı

İnan Parlakinanparlak@gmail.com İstanbul Bilgi Üniversitesi “2008 Yaşam için Tercih Günleri” 14 Temmuz’da santralistanbul’da başladı. İletişim ve danışmanlık biriminin organize ettiği Tercih Günleri’nde, üniversite adayları Bilgi Üniversitesi’ni daha yakından tanırken tercihleri hakkında danışmanlık alabiliyor ve düzenlenen seminerlere katılabiliyorlar. “Yaşam için Tercih Günleri” boyunca santralistanbul’a gelen üniversite adayları ve velileri okumak istedikleri bölümler hakkında bilgi alırken tercihleriyle ilgili her türlü sorunun cevabını da alabiliyorlar. Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri ÖSS uzmanı Sait Gürsoy’un katıldığı “Yaşam İçin Tercih Günleri Seminerleri” düzenleniyor. Ayrıca Tercih Günleri’nde, her gün sabah 11:00’den başlayarak akşama kadar düzenlenen seminerlerde puan türlerine göre fakülteler anlatılıyor ve bölümlerin içerikleri, gelecekteki durumları hakkında bizzat akademik kadro tarafından bilgi veriliyor. Tercih Günleri kapsamında 21-23-25-27-29-31 Temmuz ve 1 Ağustos tarihlerinde, adaylara tercihlerinde yardımcı olmak üzere uzman rehberler tarafından bireysel tercih danışmanlığı hizmeti verilecek. santralistanbulKampüsü’ne gelen üniversite adayları Bilgi Üniversitesi’ni ve üniversitenin hem akademik hem de sosyal olanaklarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor. Tanıtımlar 4 Ağustos tarihine kadar devam edecek. Eski Silahtarağa Elektrik Santralı üzerine kurulu santralistanbulKampusü’ne Taksim AKM önünden her gün 10:00-19:00 arası yarım saatte bir karşılıklı servis kalkıyor.

2008 yılı mezunları diplomalarını aldı

Medyakronik Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampusü 3–6 Temmuz tarihleri arasındaki mezuniyet törenlerine ev sahipliği yaptı. İlk kez santralistanbul’da gerçekleştirilen törenler için haliç kıyısında özel bir tören alanı hazırlandı. Törenler 3 Temmuz Perşembe akşamı saat 19.00’da gerçekleştirilen İletişim Fakültesi mezuniyetiyle başladı. Yaklaşık üç saat süren törene 326 öğrenci ve İletişim Fakültesi akademisyenleri katıldı. Velilerle beraber yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı tören, diplomaların verilmesinden sonra kokteylle devam etti. 4 Temmuz Cuma akşamı Fen-Edebiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Fen Bilimleri Enstitüsü mezuniyet törenlerini; 5 Temmuz Cumartesi akşamı İktisadi İdari Bilimler Fakültesi törenleri izledi. Son olarak 6 Temmuz Pazar akşamı da Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa Birliği Enstitüsü ve Meslek Yüksek Okulu mezuniyet törenleriyle toplam bin 583 öğrenci diplomalarını aldı.. Törenlerin Fotoğraf ve video çekiminin yanı sıra müzik organizasyonuyla da VCD bölümü çalışan öğrencileri ilgilendi.

Cezaevinde hukuk kliniği

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencileri, Bakırköy Kadın Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’ndaki tutuklu ve hükümlülere 8 hafta boyunca hukuk eğitimi verdi. Hukuk Kliniği adı altında gerçekleştirilen projede tutuklu ve hükümlülere anayasa ve temel haklar gibi temel kavramların yanı sıra, aile hukuku, iş hukuku, kira hukuku, kadına karşı şiddet gibi gündelik hayatta karşılaşabilecekleri konularda da hukuki bilgiler verildi. Tutuklu ve hükümlüleri hukuki açıdan güçlendirmeyi amaçlayan proje, aynı zamanda öğrencilerin sosyal sorumluluk ve toplum önünde konuşabilme gibi becerilerine de katkı sağladı. Kurum yetkilileri projenin tutuklu ve hükümlüler için son derece verimli geçtiğini ve projenin devam etmesini istediklerini belirttiler. İstanbul Bilgi Üniversitesi, Hukuk Fakültesi tarafından Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen projenin sonunda katılımcılara sertifika verildi.Haber: Cem Hakverdi Kamera: Haldun Ülkü

Roisin Murphy, Shantel, Gogol Bordello ve santral…

Yazın ilk festivali Efes Pilsen One Love Festival 7, Santralistanbul’da festivalcilerin ayaklarını yerden kesti. 21-22 Haziran tarihlerinde gerçekleşen şenlikte eğlence gün boyu devam etti. İlk gün Bedük, Long Blondes, Hot Chip ve Roisin Murphy katılımcıları dansa doyururken; ikinci gün Baba Zula, Miss Platnum, Shantel& Bucovina Club Orcestar ve Gogol Bordello gypsy ruhu ve müziği ile Santralistanbul’u inletti. Bu büyük eğlenceden görüntüler haberimizde…İşvecan Özen Kamera:Erdem Özüer

Bilgi’den 2010 projeleri

Nihan Ozannozan@medyakronik.com 2010’da Avrupa Kültür Başkentliği yapacak olan İstanbul’da telaş sürüyor. Hazırlıkları devam eden projelerden istenen kriterler arasında; İstanbul odaklı, Avrupa ile ilgili, sürdürebilir ve sanatsal olması ayrıca sosyal sorumluluk içermesi yer alıyor. Bütün bu özelliklere sahip olan projeler değerlendiriliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi de bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü öğrencileri ise “Cultural Managment” dersinde final notlarını, hazırladıkları projelerden alıyorlar. İşte bu öğrenci projelerinden bazıları: Engelsiz Dans Günleri Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan engelli profesyonel ya da amatör dans gruplarının performanslarını sergileyecekleri bir organizasyon. Toplam 12 grup, seçici kuruldaki dans eğitmenleri tarafından seçilerek 2010 yılının engelliler haftasında üç gün gösteri yapacak. Projenin amaçları arasında; sanatta engelli – engelsiz ayrımının kalkmasına destek olmak, sanata aktif olarak ya da izleyici olarak katılmakta zorluk çeken engelliler için yeni düzenlemeler yapılmasını sağlamak. Organizasyon Taksim Meydanı’nda düzenlenecek. Genel olarak bir sosyal sorumluluk projesi olan “Engelsiz Dans Günleri”nin hedef kitlesi sosyal sorumluluk sahibi olan tüm bireyler. Proje sürdürülebilir olacak. Her yıl İstanbul’un farklı bir semtinde düzenlen organizasyonda “en iyi grup” seçilecek. Ve bu grup bir sonraki yılın birincisine tacı devredecek. Toplu Taşımalarda Kitap 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentliği yapacak olan İstanbul’daki toplu taşıma araçlarında halkı ‘kültür başkentliği’ kavramı konusunda bilgilendirmeyi hedefleyen projenin sahipleri bu organizasyonu şöyle tanımlıyor: “İstanbul’da yaşayan fakat kendisini kültüre entegre edememiş bölgelerdeki insanlara 2010’u ve İstanbul’u anlatmak tanıtmak ve öğretmek. 2010 yılında da İstanbul’un kültür başkenti seçilmesi, neden kültür başkenti seçildiği ve bu süre içinde İstanbul’da ne gibi aktiviteler yapılacağını anlatan bir kitapçık hazırlamak.” Hazırlanacak olan kitapçık toplu taşıma araçlarında (metro ve metrobüs ağları) yer alacak ve kentte yaşayan ya da bu şehre turistik amaçla gelen insanlara 2010’u tanıtacak. Aynı zamanda bu kitapçık İstanbul odaklı olmakla kalmayıp, 2010 yılında kültür başkenti seçilmiş diğer kentlerden de (Essen ve Peç) bahsedecek. Etnik Müzik Festivali Türkiye’de yaşayan etnik grupların müziklerinden […]

Reklam sektörüne R vitamini takviyesi

İşvecan Nur Özen İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan R Vitamini Reklam Ajansı, yıl sonu sergisini Teşvikiye’deki Touchdown’da gerçekleştirdi. Koordinatör Haluk Mesci ise çalışmalardan memnun. Öğrenciler de bir yandan mezun olmanın heyecanını yaşarken, bir yandan da iş bulma telaşındalar. Sektörün önde gelen reklamcıları, R Vitamini’nin çalışmalarını gördükten sonra “Bu kaynağı kesinlikle değerlendirmek lazım” diyorlar. İşte size cin fikirli çalışmalar ve o çalışmaları yaratan öğrenciler…

“Cumhuriyet umarız kendi çocuklarını yemeyi bırakır”

İstanbul Seminerleri’nin üçüncü gününde, Santralistanbul kampusu AB sürecinde Türkiye, İslam, kozmopolitanizm ve kadın konuları çerçevesinde iki yuvarlak masa toplantısı ve bir paneli ağırladı. Seminerler çerçevesinde ağırlıklı olarak Türkiyeli konuşmacılardan oluşan tek gün olması 4 Haziran’ı, Türkiyelilerin Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma dair görüşlerini beyan etmesi için en uygun gün haline getirdi. Nilüfer Göle bu tartışmalara “How the Encounter with Islam is Shaping and Transforming Europe itself” başlıklı makalesiyle katıldı. Avrupa’daki göçmen Müslümanların değişen konumundan bahseden Göle, öncesinde yalnız, erkek, işçi, Müslüman göçmen görmeye alışkın olan Avrupa’nın başörtülü, eğitim amaçlı göç etmiş olan kadın göçmen profili ve göçün “feminenleşmesi” karşısında ne yapacağını şaşırır hale geldiğini vurguladı. Avrupa’da yaşanan sorunun, mekânın kültürel oryantasyonundan, cinselliğin farklı biçimlerde disipline edilmesinin yarattığı şaşkınlıktan ve kolektif hafızadan kaynaklandığını belirten Göle, Avrupa’nın Osmanlıyı Bosna’daki Mostar köprüsüyle değil Ermeni soykırımıyla hatırladığını söyleyerek Mostar köprüsünün mekâna daha heterojen bir bakış geliştirmemizde yardımcı olabileceği önerisiyle konuşmasını noktaladı. Nilüfer Göle’yle kamusal alan, İslam ve kadın konularına da değindiğimiz bol kahkahalı bir söyleşi yaptık. Toplantıda kaldığımız yerden devam edersek “İslami bir Gandi”nin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? İslami düşünürlerin bugünkü şiddet karşısında nasıl pozisyon alacakları sorununu önemsiyorum. İslami düşünürler arasında şiddete karşı tavır takınanlar da olmasına karşın Gandi’nin felsefesi gibi dünyaya mal olmuş bir görüş maalesef yok. Anti – şiddet tavrı bu kadar belirginlik kazanmadı. Bugün İslam’ın gündemindeki konulardan belki de en önemlisi şiddet ve İslami düşünce arasındaki sınırı ayrıştırabilmek. Şiddetin politikayla ilişkisini nasıl göreceğiz? Şiddet politikanın bittiği yerde mi başlıyor yoksa onun devamı olarak mı ilerliyor? Şiddet yoluyla aslında belirli alanlarda yasaklar koyuyorsunuz, hatırlatmalar yapıyorsunuz. Bir sinagogun önünde bomba patlaması, Yahudi vatandaşların kendi dinlerini özgürce kamusal alanda yaşamaları konusunda rahatsızlık verip tedirgin edici bir tavır getiriyor. Bu yüzden burada bir politika var. Bu politikaya karşı Tayip Erdoğan’ın Hahambaşı’yla görüşmesi çok büyük bir adımdı. Yani ‘Biz bunu kabul etmiyoruz, sizin özgürlüğünüzü tanıyoruz’ demenin bir […]

Avrupa sinema ve medyasına farklı bir bakış

Özge Özyılmaz İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Nezih Erdoğan’ın Miyase Christensen ile birlikte editörlüğünü yaptığı “Shifting Landscapes of Film and Media in European Context” kitabı Cambridge Scholar Press tarafından yayımlandı. Kitabın genel çerçevesini Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin geçtiğimiz iki yıl içerisinde İsveç Karlstad Üniversitesi Medya ve İletişim Çalışmaları bölümü ortaklığı ile düzenlediği film ve medya çalışmaları alanlarını kapsayan uluslararası konferans dizisinin ilkini oluşturuyor. Bu konferanslarda, değişen dünya içinde sinemanın yerini ve sinemada bu değişimin yansımalarını tartışmak gibi hayli cesur bir işe girişilmişti. Erdoğan ve Christensen, 2006 sonbaharında yapılan ilk konferansta tartışmaya açılan başlıklardan oluşan bölümlerle, bazı konferans bildirileri ve yeni makaleleri Cambridge Scholar Press tarafından basılan İngilizce bir derlemede toplayarak kitap haline dönüştürdüler. Bu kitapta, küreselleşen dünyada değişmekte olan ilişkiler ve güç dengeleri içerisinde, AB’nin politik – ekonomik ve kültürel bir blok olma arayışlarına paralel gelişen yeni siyasi oluşumlar ve özellikle küreselleşmeye bağlı olarak yeni görünümler sunan göç ve göçmenlik olgusu; kültürel alanın kazandığı küresel karaktere koşut olarak gözlenen yerelleşme eğilimi gibi makro dengelerin ortasında Avrupa film ve medyası; film üretim – dağıtım – tüketim sürecinin bütünü, neredeyse tüm sosyal hayat tecrübelerini ve bununla birlikte seyircilerin algısını değiştirme potansiyeline sahip olan dijital teknolojilerdeki muazzam gelişmelere ilişkin argümanlar, okuyucuların ilgisine sunuluyor. “Çifte işgal” Kitabın “Kimlikler, Sınırlar, Endüstriler” başlıklı ilk bölümünün açılış makalesi, ilk kez bu konferans sebebiyle Türkiye’ye gelen, sinema çalışmalarının akademide yer bulmasında önemli bir role sahip Thomas Elsaesser’e ait. Çokkültürlü ve çok sesli bir harmoni söylemine sahip olsa da, AB’nin kendi vatandaşları üzerindeki ötekileştirici ve dışlayıcı süreçleri “çifte işgal” gibi bir kavramsallaştırmayla ele alan Elsaesser, farklı alt kimliklerin ve aidiyetlerin sinemadaki izdüşümlerini ele alıyor. “Göç, Mekan, Ulusötesilik” başlıklı, Avrupa’daki diaspora medya ve iletişim pratiklerinin Avrupa kültürel alanlarının stabilitesini nasıl zorladığından; çeşitli filmlerde Avrupa şehirlerinin nasıl temsil edildiğini ele alan farklı makalelere yer verilen ikinci […]

Din, kamusal alan, göç, diyalog ve siyaset

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İtalya’dan Reset Dialogues on Civilization’ın (ResetDoc) düzenlediği “İstanbul Seminerleri”nde “Doğu” ve “Batı”dan akademisyenler, filozoflar ve siyasetçiler, dinin siyaset ve kamusal alandaki rolünü tartışmak üzere bir araya geldi.2 Haziran Pazartesi günü İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Aydın Uğur ve ResetDoc Vakfı Başkanı G.H. Thyssen Bornemisza’nın yaptıkları açılış konuşmalarının ardından, Yale Üniversitesi’nden siyaset bilimci Seyla Benhabib, siyasi teolojinin küreselleşme koşullarındaki geri dönüşünü ele alan bir konuşma yaptı.İkinci gün ise (3 Haziran 2008) University of Pennsylvania’dan Benjamin Barber’ın İslam ile demokrasi arasındaki ilişkiyi incelediği konuşması ve ünlü Alman sosyolog ve filozof Jürgen Habermas’ın “’Post-Seküler’ Toplumdan Neyi Anlıyoruz?” başlıklı tebliği büyük ilgi gördü. Habermas’ın tebliğinin ardından yapılan “Avrupa’da İslam: Göç, Entegrasyon ve Demokrasi” başlıklı yuvarlak masa toplantısına İtalyan politikacı Giuliano Amato, Prof. Dr. Murat Belge, Yazar ve Akademisyen Ian Buruma, Profesör Abdou Filali-Ansary ve Jürgen Habermas katıldı.“Doğu”nun ve “Batı”nın farklı jeopolitik ve kültürel bölgelerinden gelen demokrat aydınlar ve fikir önderleri arasında karşılıklı anlayış ve etkileşim sağlamak amacıyla; kültürel, entelektüel ve akademik ilişkileri teşvik etmek ve geliştirmek için her yıl düzenlenmesi planlanan bu buluşma, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sütlüce’deki yeni yerleşkesi santralistanbul’da yapılıyor.Yönetim kurulunda Seyla Benhabib, Giancarlo Bosetti, Alessandro Ferrara, Abdou Filali-Ansary, Nina zu Fürstenberg, Ferda Keskin ve Nadia Urbinati’nin yer aldığı “İstanbul Seminerleri”, Cuma akşamına kadar devam edecek.Etkinliğin programına adresinden ulaşabilirsiniz.

Kağızman’ın hızlı topçuları

Mine Savaş Büyük yatırımlar genellikle büyük şehirlere yapılıyor. Her şeyin en “kalitelisi” sanki büyük şehirlerdeymiş gibi. En iyi şirketler, okullar, hatta en iyi iş adamları, sporcular hep büyük şehirlerde bulunuyor. Doğu illerine karşı genel bir korku var. Genellikle yatırımcılar yatırım yapmaktan çekiniyor, tayini çıkanlar bazen gitmekten bile vazgeçiyor. Ama aslında korkup kaçılan, yatırım yapmaya çekinilen doğuda, gizli kalmış birçok hazine var, tabii görmeyi bilene… İstanbul Bilgi Üniversitesi ve mezunlarının önderliğinde 2003’ün temmuz ayında Kars’ın Kağızman ilçesinde yeni umutlara yelken açıldı. Kağızman Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) restore edildi ve umutsuz ilköğretim öğrencilerine umut aşılandı. Kullanılmayan depolar kütüphane, bilgisayar ve televizyon odası olarak öğrencilerin kullanımına açıldı. Öyle ki, çalışmalara başladıktan tam bir sene sonra YİBO öğrencileri, folklor kurslarına gitmeye, kendi aralarında kısa filmler çekmeye başladı. Öğrenciler daha da ilerleme kaydetti ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) – Danone iş birliği ile 82 ilde düzenlenen futbol müsabakalarında, Kars il birinciliğini elde ettiler. Bu başarının ardından YİBO öğrencileri, “MEB – Danone Küçükler Futbol Samsun Grup Birinciliği” maçlarında 16 ille yarışarak dört birinciden biri olmayı başardılar. Son olarak da İstanbul’da gerçekleşen “2007–2008 MEB – Danone Küçükler Futbol Türkiye Birinciliği”nde yarışmaya hak kazandılar. 32 takımın katılımıyla gerçekleşecek olan turnuva, 18 – 21 Mayıs’ta İstanbul’da Beyoğlu Kasımpaşa Stadı’nda yapılacak. Mehmet Karataş, Zülküf Aydın, Cevdet Aydın, Fırat Tunç, Mehmet Tunç, Alperen Alp, Süreyya Altun, Selçuk Altun, Yunus Arslan, Bayram Taş, Muhammet Taşçı ve İbrahim Tosun’dan oluşan YİBO futbol takımı ise gerçekleşecek maç için oldukça iddialı. YİBO’nun beden eğitimi öğretmeni Gökhan Turan, şenlik ve panayır havasında bir hafta geçireceklerini, takımının çok heyecanlı olduğunu söylüyor. Kağızman’da çim saha olmadığından çim üzerinde çalışma imkanı bulamayan çocuklar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul kampusünün bahçesinde antrenman yaptılar. 10 – 12 yaş grubundaki toplam 12 kişiden oluşan YİBO futbol takımının İstanbul’a ilk gelişi. Öğrencilerinin daha önce hiç uçağa binmediğini, hatta deniz ve orman bile görmediğini […]

Öğrenci gözüyle AB ve Türk – Yunan ilişkileri

Umut Duran Bu yıl beşincisi düzenlenen toplantı, Avrupa’nın geleceği, Avrupalı kimliği ve medyanın rolü üzerineydi. Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci ve güncel gelişmeler de seminerde tartışılan konular arasında yer aldı. Akademik kadronun yanı sıra gazetecilerin de katıldığı seminer, özellikle öğrencilerin karşılıklı fikirlerini beyan etmeleri ve çözüm yollarını tartışmaları açısından oldukça faydalı oldu. Toplantıya İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin yanı sıra Atina’nın köklü üniversitelerinden Panteios ve Aegean Üniversiteleri de katıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aslı Tunç, Yard. Doç. Okan Tanşu, Öğretim Görevlileri Ariana Ferentinou, Esra Ercan Bilgiç ve Gülen Kurt’un katıldığı toplantıya öğrenciler de sunumlarıyla katkıda bulundular. Crete Üniversitesi’nden Dimitris Chrysochoou, Makedonya Üniversitesi’nden Spyros Litas, Panteios Üniversitesi’nden Byron Matatangas ve Atina Haber Ajansı’nın müdürü Andreas Christodoulides’in de katıldığı seminer oldukça sıcak bir hava içerisinde geçerken, öğrencilerin birbirleriyle olan yakın diyalogları da ilgi çekiciydi. Oturumlarda, özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği hakkında yaşanan tartışmalarda sık sık 301. madde ve insan hakları ihlallerine vurgu yapılırken, Türk öğrencilerin bu konuda oldukça rahat, Yunan öğrencilerin ise oldukça ılımlı olması toplantıya katılan akademisyen ve gazetecilerin dikkatinden kaçmadı. Akademik düzeydeki tartışmaların yanı sıra öğrenciler aynı zamanda sosyal anlamda da yararlı bir gezi yapmış oldular. İkinci gün yapılan Delfi Arkeoloji Müzesi gezisi ve Aziz Lukas kilisesine yapılan ziyaret, özellikle Türkiye’den katılan öğrencilerin ilgisini çekti. Üçüncü gün dünyaca ünlü Atina Akropolisi’ne yapılan gezi, sıcak hava ve kalabalığa rağmen büyük heyecan yarattı. Burada mitoloji tarihinden eserleri görme şansı yakalayan öğrenciler, bol bol fotoğraf çekerek bu anı ölümsüzleştirdiler. Daha sonra toplu olarak Panteios Üniversitesi’ne geçen grup, burada okulun rektör yardımcısı ile toplantıya katıldı. 75 yıllık köklü bir tarihe sahip olan Panteios Üniversitesi hakkında bilgi alan öğrenciler önümüzdeki senelerde de buna benzer toplantılarda bir araya gelmek istediklerini vurguladılar. 9 Mayıs akşamı sona eren gezi öğrenciler ve akademisyenler için faydalı geçerken, bir sonraki toplantının İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde farklı bir başlık altında düzenleneceği açıklandı.

Yok aslında birbirimizden farkımız, hepimiz Bizans’ın evladıyız!

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Geçmişimizi konuşmak ve geleceğimizi kurgulamaya çalışmak üzere, geçen hafta, Türkiyeli ve Yunanistanlı üniversite öğrencileri olarak, hocalarımızla beraber Delphi’de bir araya geldik. İki ülkenin genç insanlarının uzun yıllardır bir diyalog zemini kuramamış olması içimi biraz burksa da, “zararın neresinden dönsek kârdır” deyip, toplantının yolunu tuttum.İstanbul’dan Atina’ya uçarken, daha havada, denizin koyu mavi tonu, gri kayalar ve zeytin yeşili makiler yolculuğun başka bir memlekete değil de bilakis sanki aynı mahalle içinde kapı komşusuna yapıldığı hissini verdi bana. Yanılmamışım. İlk günden itibaren kendimi evimde gibi hissettim.Hele daha Atina “El Venizelos” havaalanından yeni çıkmış, otobüsle Delphi’ye doğru giderken, Meltem’in (Ürüt) bir eliyle çocuğu işaret edip, bir eliyle sırtımı dürtükleyerek “Aaaa bak bu da Karaburunluymuş!“ demesi, beni benden aldı.Hemşerim Yannis hiç görmemiş İzmir’i, Karaburun’u… Haritada yerlerini biliyor sadece… Bir de çok güzel “İzmirni”, “Karaburuni” diyor. Şöyle en içteninden… Hemhâl olduk hemen. Kederlendik de biraz. Bu buluşmanın önemini de kavramış olduk böylece ilk günden.Zamanla aramızdaki yakınlığın yalnızca coğrafyadan kaynaklanmadığını da somut örneklerle öğrendik. Mesela Türkçe ve Yunanca arasında beş binden fazla ortak sözcüğün olduğunu biliyorduk ama “cacıki,” “karpuzi,” “spanaki” deyince birbirimize, bu teorik bilgi yeni bir boyut kazandı. Ve hatta bazen kimin hangi ülkeden geldiği bile birbirine karıştı. Mesela onlar benim baklava yemiyor olmama hayret ederken, ben onların kahvaltıda zeytin ve zeytinyağı tüketmemelerine akıl sır erdiremiyordum. “Sokaktaki adam”ın ruh hali Ayıptır söylemesi eli boş gitmedik Yunanistan’a. Yanımızda bir de 20 dakikalık “sokak röportajları” götürdük. Katılımcılar da sağ olsunlar teveccüh gösterdi, mutlu olduk.Meltem (Ürüt) ve İlknur (Aydoğan) ile beraber yaptığımız bu röportajlarda en çok dikkatimi çeken Türkiyelilerin AB konusunda yaşadığı derin hayal kırıklığı oldu. Bu meselenin psikolojik boyutunun bu denli önemli olabileceğini daha önce düşünmemiştim doğusu. Kameraya yansıyan genel yaklaşım “Madem onlar bizi istemiyor, biz onları iki kere istemiyoruz!” şeklinde idi. “Onlar bizi bölmek istiyorlar,” “Avrupa ülkeleri bize düşman,” “Biz geleneklerimizi, günlük alışkanlıklarımızı değiştiremeyiz” ve […]

Bilgi’de dans festivali

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dans Festivali’ne bu yıl Latin dansları damgasını vuracak. Bir çok üniversitenin dans gruplarıyla katılacağı festivale çeşitli dereceler almış profesyonel dansçılar da performanslarıyla konuk olacak.Ceyla Büyükuzun Deniz Yurtkuran

Bilgi’de seçim var!

Hakan Cönbez İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin tüm yerleşkelerinde şu sıralar hummalı bir seçim kampanyası devam ediyor. Üniversite kurulduğundan bu yana yapılan Öğrenci Birliği seçimleri için bu yıl bir kez daha sandık başına gidilecek. Oy verme işlemi 7 Mayıs sabahı başlayıp 9 Mayıs akşamı bitecek. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kuştepe, Dolapdere ve Silahtarağa yerleşkelerindeki sandıklarda sadece öğrenciler oy kullanabilecek. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliği seçimlerine bir gün kala yarışta Bilgim ve Armada adlı gruplar vaatleri ve yaptıkları seçim çalışmalarıyla öne çıkıyor. Random ise anarşist tavrını sürdürmekten yana, bu iki grubun tersine büyük vaatlerden uzak, aykırı bir grup görüntüsü çiziyor. “Bu yıl da biz kazanacağız” İki sene önce Bilgi Üniversitesi öğrencisi Volkan Çakıroğlu tarafından kurulan Bilgim o günden bu yana katıldığı tüm seçimlerden zaferle çıkıyor. Bilgim Grubu’nun şimdiki Başkanı Sertaç Özmansur, bu yılki seçimin de kendileri adına zaferle sonuçlanacağına inanıyor. “Kontrollü çalışıyoruz. Sanki hep kaybediyormuşuz gibi motive olmaya çalışıyoruz. Bu ruh hali de motivasyonumuzu arttırıyor. Son iki yıl başarılı olduk, bu sene de böyle olacak.” “Bilgim’in egemenliğine son vereceğiz” Bilgi Üniversitesi 3. sınıf öğrencisi aynı zamanda Armada kulübü kurucu başkanı Onur Tekindağ ise iki senedir süregelen Bilgim egemenliğine bu yıl son vereceklerini söylüyor. “Seçimlere üç aydır çok yoğun bir şekilde hazırlanıyoruz. Öğrencilerin sorunlarını dinledik, ihtiyaçlarının farkındayız ve bunları karşılamak için bu göreve talibiz.” Tekindağ, seçim propagandaları sırasında geliştirdikleri bir projeden de söz etmeden geçemiyor. Armada’cılar eğer seçimi kazanırlarsa bir kulüp havuzu oluşturup yaptıkları organizasyonlardan elde ettikleri gelirin yüzde 70’ini o havuza aktararak öğrenciler için kullanacak. “Amacımız seçimi kazanmak değil farkındalık yaratmak” Random üyesi aynı zamanda Bilgi Üniversitesi Sinema Kulübü Başkanı Tuğçe Çotuk ise yarın başlayacak oy verme işleminden önce şunları söylüyor: “İnsanlar köfte partileriyle ya da büyük organizasyonlarla kandırılabilir. Zaten tarihteki seçimler böyle kandırmacalarla dolu. Random’ın amacı seçimi kazanmak değil, öğrencilerin hakkını arayan gerektiğinde okul yönetimiyle kendi hakları için kavga edebilen kulüp olmak. Geçen […]

Medyada “erkek sorunu” yaşanıyor

Duygu Ertürk Kadınların Medya İzleme Grubu MEDİZ’in İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Yerleşkesi’nde düzenlediği “Medyada Cinsiyetçiliğe Son!” Kampanyası kapsamında düzenlenen konferansta medya sektöründe işbölümü ve cinsiyetçilik, yatay ve dikey ayrımcılık, cam tavanlar, karar organlarında kadınların/kadın kotasının yokluğu, cinsel taciz konuları tartışıldı. Konuşmacılar arasında yer alan Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Temuçin Tüzecan dünyaya hakim olan “erkek sorunu” var oldukça, medya sektöründe çalışan kadın sayısının artmasının kaliteyi yükseltmeyeceğini söyledi. Uzun bir süre Kanal7 ve Yeni Şafak gibi islami yayın organlarında çalışan AKP Kadın Kolları üyesi Ayşe Böhürler, “medya sektöründe çalışmak kadınlar için özveri meselesi” derken Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan “Bu özelliklerimle kadın olsaydım da aynı başarıyı gösterirdim” iddiasında bulundu. Künyeye bir kaç kadın eklemekle sorun çözülmez Temuçin TüzecanMedyadaki cinsiyetçilik kotayla değil, kültürel ve tarihsel nedenlere dayanan “erkek sorunu”yla açıklanabilir. Bu sorun tüm dünyada kadını sosyal hayattan dışlayan bir bakış açısıyla açıklanabilir. Erkek sorunu var oldukça, medyada çalışan kadınların oranı yüzde 80 de olsa mesele çözülmez. Sonuçta kadınlar o kültürel ortamda çalışacak. İslamcı gazeteler künyelerine üç, beş kadın daha koyunca sorun çözülecek mi yani? Konuya sadece şehirli, profesyonel kadın bağlamında bakmamak lazım. Türkiye’nin genel toplumsal yapısı medya sektörüne yansıyor. Kadınlar toplumun genelinde sosyalleşemiyor. Sadece güzel kadınlar yükselebiliyor Ayşe BöhürlerTürkiye’deki bütün genel yayın yönetmenleri erkek. Bu durum Türkiye’deki medya profilini ortaya koyuyor. Gazetecilik gibi sert bir işte çok az kadın başarılı olabiliyor. Hele işin fikri yönetim kısmında bulunmak bir kadına kolay bahşedilen bir şey değil. Çünkü erkekler bu “hak”kı kadınlara bahşediyor. Ülkemizde muhabir kadınlar güzel, şık olmak zorunda. Çirkin kadınlar görünmeyecek yerlere itiliyor. Erkekler için böyle bir problem yok. Erkeklerin rahatlıkla çalıştıkları medya sektöründe bulunmak kadınlar için özveri meselesi.” Kadın olsam da aynı başarıyı gösterirdim İsmet BerkanBizim gazetemizde kimseye bir şey bahşedilmiyor. Daha ziyade biz bunu bir yükün altına girmek ve o yükü başarıyla taşıyabilmek olarak tanımlıyoruz. Ben bu özelliklerimle ve deneyimimle […]

Sosyoloji Öğrencileri Kongresi Santral’deydi

Mustafa Kuleli Değişik üniversitelerden sosyoloji öğrencilerini 14’üncü kez biraraya getiren Sosyoloji Öğrencileri Kongresi, geçen hafta sonu, santralistanbul’da yapıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Kulübü, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Öğrencileri Topluluğu ve Mimar Sinan Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar Kulübü’nün ortaklaşa düzenlediği Kongre, 23 üniversiteden bin 345 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Hacettepe, Anadolu ve Akdeniz Üniversiteleri’nden öğrenciler, üç gün boyunca; iktidar, toplumsal hareketler, militarizm, Avrupa Birliği, ulus devlet, Kürt sorunu, kemalizm, milliyetçilik, kadın sorunları, toplumsal cinsiyet, küreselleşme, kamusal alan, kentsel dönüşüm, medya, din, sanat gibi pek çok başlık altında sunumlar yaptı. Şehir dışından gelen 500’e yakın katılımcı, kongrenin yapıldığı santralistanbul yerleşkesine kurulan çadırlarda yattı. Ancak soğuyan hava nedeniyle bazı öğrenciler çadır alanı yerine E2 ve E3 binalarında konaklamak durumunda kaldı. Pek çok oturumda, sunumlar bittikten sonra uzun süre tartışmalara devam edildiği gözlendi. Kürt sorunu, kadın sorunları ve gökkuşağı atölyeleri geniş bir katılımcı grubuyla gün boyu devam etti. Cuma ve Cumartesi geceleri sabaha kadar film gösterimleri yapıldı. Özellikle Cuma akşamı gösterilen Devrimci Gençlik Köprüsü belgeseli, büyük beğeni topladı. Karl Marx, Emile Durkheim, Max Weber, Theodor Adorno adlı salonlardaki tüm oturumlar tamamlandıktan sonra, Pazar günü kapanış oturumu yapıldı ve bu oturumda 15. Kongre için Ege ve Van Yüzüncü Yıl Üniversiteleri yarıştı. Her üniversitenin bir oy hakkıyla katıldığı oylamada Ege Üniversitesi 13, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 10 oy aldı. Bir sonraki kongre, 2009 yılının Mayıs ayında Ege Üniversitesi’nin İzmir – Bornova’daki yerleşkesinde düzenlenecek.