Sahiden yaşayan kütüphane

adresinden öğrenebilirsiniz.

adresinden öğrenebilirsiniz.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kampuslerinde bugünlerde taze bir rüzgar esiyor. Koridorlarda, kantinlerde sınıflarda yeşil bir şeyler gözünüze çarpıyor. Gözünüze çarpanlar hem renk olarak yeşil, hem de küresel ısınmaya karşı bir mesaj veriyor:“Bilgi’de bir ilk; yeşil elektrik!” Bilgi Üniversitesi’nin kampuslerinde artık “yeşil elektrik” kullanılıyor. Peki, bu elektrik nerede ve nasıl üretiliyor? Üniversite kampuslerine nasıl geliyor? Bu soruların yanıtlarını enerji alanında uzman bir isim olan ve Bilgi’deki enerjiyle ilgili projelerin bizzat sahibi olan Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Halil Güven’den aldık. Prof. Güven ayrıca Türkiye’nin ilk enerji santrali olan Santralistanbul’da gerçekleştirilmesi düşünülen enerji projesi, kampus içinde inşâ edilmesi planlanan “Yaşil Ev” projesi ve Bilgi Üniversitesi’nde kurulması planlanan enerji sistemleri bölümüyle ilgili açıklamalar yaptı. Yeşil Elektrik nedir?Şimdi yeşil elektrik konusu Avrupa’da çok yaygın olan bir sistem. Konuya “Yeşil elektrik nedir?” diyerek girersek; üretilirken sıfır karbon salımı yapan her şey yeşil elektrik olarak adlandırılabilir. Örneğin siz buraya bir güneş filtresi (solar cell) koyarsanız ya da çatıya güneşten elektrik elde eden bir cihaz koyarsanız burada sıfır karbon salgısıyla elektrik üretmiş olursunuz. Aynı şey rüzgâr türbinleri için de geçerli. Veya barajlara (hidroelektrik santrallere) bakalım, siz orada yüklü miktarda su tutuyorsunuz sonra su hızla aşağı doğru aktığında bu suyun önüne bir pervane koyduğunuz takdirde bunu jeneratöre bağlandığında aynı işlem gerçekleşmiş oluyor, buna da yeşil elektrik diyoruz. Çünkü bunların bacaları yok ve çevreye karbon salgılamıyor. Avrupa’da kurum ya da birey olarak başvuru yaptığınızda evinizde ya da herhangi bir yerde yeşil elektrik tüketimi yapabiliyorsunuz. Böylelikle evinizde kullandığınız elektriği de sıfır karbon üreten bir üreticiden almış oluyorsunuz. Elektrik ya devlet tarafından ya da özel ve bağımsız üreticiler tarafından üretiliyor. Bu bağımsız üreticiler termik santraller de kurabilir, kojenerasyon da (kojenerasyon kısaca, enerjinin hem elektrik hem de ısı formlarında aynı sistemden beraberce üretilmesidir) kurabilir veya rüzgâr panelleri de kurabilir. Rüzgâr panelleri kurması durumunda üretici, elektriği isterse direkt bir antlaşma imzalayıp satabilir. Örneğin siz […]

Basında En İyiler Reklam Ödülleri ya da kısa ismiyle Kırmızı ödülleri, sahiplerine ulaştı. Sadece basın reklamlarına yönelik Türkiye’nin bu ilk yarışmasının yedinci yılında ödül alanlar önceki akşam Hilton Convention Center’da sahneye çıktı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklam Bölümü öğrencileri o sahnede önemli bir yer tuttu: Genç Kırmızı ödülünü Ayça Girgin ve Ece Özmen kazanırken, yine aynı bölümden Aksel Boyacıgil (Hakan Ergun’la birlikte) Hürriyet Özel Ödülü’ne uzandı. Yarışmaya 74 ajans 750 çalışmayla katıldı. Bu çalışmalar, reklamverenin faal olduğu sektörden reklamın hedef kitlesine, reklamın içeriği ve teknik yeterliliğinden, kullanıldığı mecraya kadar 32 farklı kategoride Kırmızı ödülü için mücadele etti. Ama katılım, ajanslardan gelen işlerle sınırlı değildi. Genç Kırmızı için yarışan üniversitelilerin ve Kırmızı Kalem Eğitimleri’nde yer alan öğrencilerin işleriyle toplam başvuru 1000’e yaklaşıyordu. Juri, 32 kategorinin 2’sinde ikişer çalışmaya birden Kırmızı ödülü verirken, 3 kategoride ise bu ödülü verecek çalışma saptamadı. Böylece, tüm birinciler arasından seçilen Kıpkırmızı’yla birlikte 32 Kırmızı verilmiş oldu.Ölüm teması ve masal Bilgi Üniversitesi öğrencileri Ayça Girgin ve Ece Özmen Genç Kırmızı ödülü için sektörün profesyonelleriyle değil, kendileri gibi reklamcılık eğitimi almakta olan öğrencilerle yarıştı. “Online” basın ilanı olarak belirlenen bu dala 183 çalışma başvuruda bulunmuştu. Bu çalışmalar, üniversite eğitmenleri ve danışmanlardan oluşan bir ön jüri tarafından değerlendirilmiş ve finale kalan 6 reklam Kırmızı jürisine iletilmişti. Girgin ve Özmen’in “real life real solutions” (gerçek hayat gerçek çözümler) dersinde ürettiği “Bir varmış bir yokmuş. İletişim kurmak için geç kalmayın” sloganlı basın ilanı ipi göğüsledi. Kuşaklar arasındaki iletişim sorununa ve bu nedenle kaybedilen zamanın geri gelmeyeceğine dikkat çekmek isteyen Girgin ve Özmen, ilanlarında, bir gencin yaşça kendisinden büyük birinin mezarı başındaki görüntüsünü kullandı. Ölüm temasını, yakınını kaybetmiş her insan üzerinde etkili olacağı ve kendi deyimleriyle “damara basacağı” için kullanmak istemiş ikili. Başta “genç ölüm” fikri üzerinde durmuş ancak bu kurgunun duyguları fazlaca istismar edeceğini düşünerek vazgeçmiş. İlanın sarsıcı mesajını “Bir varmış bir […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tek başına girerek kazandığı ihaleyle birlikte Avrupa Parlamentosu’na (AP) danışmanlık hizmeti verecek. 5 yıl süreyle AP tarafından istenen ve belirlenen konularla ilgili çalışmalar ve sunumlar yapacak. IRIS adlı Fransız düşünce kuruluşunun lideri olduğu konsorsiyumda da yer alan Bilgi Üniversitesi, yine aynı kurum tarafından AP’ye danışmanlık yapması için seçildi. Üniversite, hazırladığı tüm raporları IRIS’e gönderecek ve çalışmalar oradan AP’ye iletilecek. Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile de daha önce çalışmalarda bulunan Bilgi Üniversitesi’nin, bu kurum tarafından IRIS’e tavsiye edildiği belirtiliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Senem Aydın Düzgit, danışmanlık hizmetinin verilmesinde önemli katkısı olan isimlerden biri. Üniversitenin AB ilişkileri bölümü program koordinatörlüğü görevini de sürdüren ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olan Düzgit, aynı zamanda Avrupa Araştırmaları Merkezinde (CEPS) araştırmalar yapıyor. Senem Aydın Düzgit, üniversite olarak daha önce Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile çalıştıklarını ve onlar tarafından IRIS’e tavsiye edildiklerini söylüyor. Düzgit, kendilerinden şu anada kadar sadece Türkiye’nin ilerleme raporu ve ticari ilişkilerle ilgili bir çalışma istendiğini belirtiyor:“Biz AP’den gelen talepler üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve bu çalışmalarda iyisi ve kötüsüyle kendimizi değerlendiriyor ve önerilerimizi sunuyoruz.” İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin vermiş olduğu bu hizmetin AP’nin karar alma mekanizmasında içerden bir katkı sağladığını söyleyen Düzgit, politik olarak değil aynı zamanda akademik görüşlerin de Türkiye- AB ilişkilerini içinde olumlu yönde etkileyeceğinin altını çiziyor. Bilgi Üniversitesi danışmanlık çalışmalarını sadece uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde çalışmakta olan akademisyenlerle değil okulda görev alan tüm akademisyenlerle sürdürecek. Örneğin medya ile ilgili bir rapor istendiğinde, bunun medya bölümünde çalışan akademisyenlere danışılarak hazırlanacak. Ekonomi, kültür veya istenen herhangi bir konu için de aynı yönteme başvurulacak. Ayrıca Bilgi Üniversitesi’nin danışmanlık adı altında yapmış gerçekleştirdiği çalışmalar yayın niteliği de taşıyacak. Tüm raporlar sunumlar çalışmalar AB’nin kendi web sitesinde de yayınlanacak.

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Harastzi’yi ağırladı. Avrupa AGİT bağlamında basın özgürlüğünün tartışıldığı “Medya Özgürlüğü” başlıklı konferans Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin girişimiyle 13 Ocak Çarşamba günü Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinde medya özgürlüklerinin hala çok kırılgan olduğunu belirten Harastzi, pek çok ülkede televizyon kanallarının hükümetlere yakın grupların elinde bulunduğunu, yazılı basında çalışan gazetelerin ve gazetecilerin de yine hükümetler tarafından taciz edildiğini söylüyor. Harastzi, batı Avrupa’da da medyada tekelleşme sorunu yaşandığına değinerek medyada çoğulculuğun sağlanmasının önemli olduğunu belirtiyor. Dünyanın en geniş kapsamlı güvenlik örgütü AGİT’e katılırken imzaladıkları geniş kapsamlı bazı taahhütlere medya özgürlüğü ile ün salmış ülkelerin bile uymadığını dile getiren Harastzi, Türkiye’nin son 20 yılda önemli yol aldığını düşünüyor. Türk Ceza Yasası’nın 301’inci maddesi gibi bazı yasa maddelerinin ve bunların uygulamalarının medya üzerinde bir tehdit oluşturduğunu ve otosansüre yol açtığını belirten Harastzi, hükümetin de medya ortamının özgürleştirilmesi konusunda çok istekli olmadığını düşünüyor. Harastzi’nin ardından konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlilerinden Yaman Akdeniz de internet erişime engel konulmasını çağ dışı bulduğunu belirterek 5651 numaralı kanunda AGİT standeartlarına uygun bir düzenleme yapılması çağrısında bulundu. Harastzi ise hükümetlerin ulusal ölçekte internete kısıtlama getirme isteklerinin yanlış olduğunu belirterek medya ve ifade özgürlüğünün en önemli güvencesinin toplumdaki çoğulculuk olduğunu söyledi.

Seçim bölgesi Eyüp olan Devlet Bakanı Egemen Bağış, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ısantralistanbul’da ağırladı. Bağış, mikrofonu bulmuşken, AB politikasını övmeden edemedi. Taner Yıldız’ın santralistanbul’daki konuşmasının öncesinde ve sonrasında mikrofon Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’taydı. Bağış “Değişen Dünya Düzeninde Türkiye’nin Enerji Politikaları” konferansının açılış konuşması yaptı. Aynı kabinede ve arkadaş olmaktan gurur duyduğu Taner Yıldız’ı seçim bölgesi Eyüp ve santralistanbul’a getirmekten çok mutlu olduğunu söyledi. Başından beri Türkiye’nin enerji konusunda bir merkez olabiliceğini savunduğunu söyleyen Bağış, “Türkiye’de kaynak yok ki” diyenlere şu örneği verdiğini dile getirdi: “Yemen’e gidene kadar bizde kahve de yoktu. Ama oradan aldığımız kahve artık dünyanın dört bir tarafında Türk kahvesi olarak kabullenildi.” Konu enerjiydi ama davetliler de politikacıydı. Böylece Taner Yıldız’ın erken ayrılmasıyla birlikte masada yalnız kalan Bağış, Türkiye’nin AB politikasıyla ilgili konuşma fırsatı buldu. Bağış, Türkiye’nin üyeliğini reddeden ülkelerin bile proje bazında Türkiye ile çalışmak için fırsat kolladığını savundu. Bunun nedenini “Türkiye’nin bir çözüm ülkesi olması”na bağlayan Bağış, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 70’nin Türkiye’nin doğu, güney ve kuzey komşularında bulunduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin coğrafi konumunun AB’ye üyeliğine katkıda bulunacağını söyledi. “Taç giyen Roumpuy akıllandı” Avrupa’da yapılan AB toplantılarında karşı görüşlerin var olmasının Türkiye açısından hiçbir önem taşımadığını AKP’nin seçim sloganı olan “durmak yok, yola devam” sözleriyle destekleyen Bağış, Anayasa değişikliği, demokratik açılım gibi yeniliklerin esas olarak AB için değil vatandaşlar için yapıldığını söyledi. Türkiye’nin üyeliğine güçlü ifadelerle karşı çıkan Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy’un AB başkanlığına gelmesinden endişe duyup duymadığıyla ilgili soruyu “Rompuy, daha önce alınmış kararlara sadık kalacağını ve istese de bireysel olarak bir engelleme yapamayacağını belirtti” şeklinde cevapladı. Bağış, Roumpuy’un açıklamasını “taç giyen başa akıl gelir” sözüne bağladı. 2002 ve 2004 yılları arasında TBMM Genel Kurulu’nda alınana karalar ve uluslararası politikalar sayesinde Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’nin AB’ye karşı saygınlığı ve söz hakkının arttığını iddia eden Bağış, İsmail Cem’in başlattığı Türk-Yunan ilişkileri konusundaki […]

İstanbul Bilgi Ünversitesi’nde 5 yıl önce kurulan Toplum Gönüllüleri (Tog) Kulübü Türkiye’deki kitap okuma oranın düşüklüğüne dikkat çekmek için “kitap okuma eylemi” gerçekleştirdi. Türkiye’nin farklı bölgelerinde örgütlenmeleri olan Toplum Gönüllüleri Vakfı, daha önce Taksim Meydanı, İzmir-Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde gerçekleştirdikleri eylemi bu sefer İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul Kampüsü’nde tekrarladı. Öğlen başlayan eylemde protestocular bahçede kitap okumayı planlarken yağmur nedeniyle 2 saatlik okuma eylemini okulun kantininde başlattılar. Öğrenciler, merdivende oturup kitap okuyan Toplum Gönüllüleri Kulübü üyelerini şaşkın bakışlarla izledi. Toplum Gönüllüleri Kulübü üyesi Özge Babacan, bu projeyi okuma oranın bu kadar düşük olduğu bir ülkede okuma konusuna dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak için gerçekleştirdiklerini belirterek, “İnsanların bizi burada 2 saat boyunca kitap okurken görmelerini ve bunun üzerinde düşünmelerini istiyoruz, kısaca onları teşvik etmeye çalışıyoruz.” diyor. Japonya’da bir kişi yılda ortalama 25 kitap, Fransa’da 7 kitap bitirirken bu oran Türkiye’de 6 kişiye yılda ortalama 1 kitap düşüyor. Araştırmalara göre Türkiye’de televizyon izleme oranı yüzde 94’e ulaşırken yüzde 4,5 düzeyinde kalıyor. Eylemi izleyen Bilgi Üniversitesi öğrencisi Arda Sarıgül, eylemi görünce şaşırdığını ve çok dikkat çekici bulduğunu söylüyor. Bu tür sosyal sorumluluk projelerinin insanları daha duyarlı hale getirebileceğini ifade eden Sarıgül, kendisinin de eyleme katılmayı düşündüğünü belirtiyor. Toplum Gönüllüleri Vakfı üyeleri daha önce de Taksim İstiklal caddesinde sırt sırta vererek 2 saat kitap okumuşlardı.

Traces in Grains, İstanbul Bilgi Ünivesitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü tarafından, bu alana ilişkin varlığı koruma, farkındalığı arttırma ve ulaşılabilir bir görsel-işitsel miras bırakabilme amacına yönelik bir etkinlik olarak göze çarpıyor. Bu yılın seminerleri 23-24-25 Kasım tarihlerinde Santralistanbul’da gerçekleştirildi. Bu yılki etkinliğe katılanlardan biri de uzmanlık alanları eski sinema, Hollywood ve Japon sineması ve beşeri bilimler olan Tom Gunning’ti. Halen Chicago Üniversitesi’nde sanat tarihi ve medya çalışmaları hakkında ders veren Gunning, Türkiye’deki öğrencilerle ilk kez biraraya geldi ve “What is moving with the moving image” adlı konferansında sinemanın esin kaynağı olan flipbook’un tarihini anlattı. Arka arkaya sayfalara çizilen şekillerin, sayfalar hızla çevrilince hareket ediyor gibi görünmesi prensibiyle çalışan flipbook, 1868’den başlayıp geçirdiği dönüşüm sonunda Lumiere kardeşlerin 1895’te ilk film sayılan eseri ortaya çıkarmasında büyük bir esin kaynağı olmuştu. Elif Rongen Kaynakçı ve Simona Monizza’nın sunduğu interaktif olarak gerçekleştirilen restorasyon konulu örnek olay incelemesinde de 3 eski filmin Glorious Lady, Az Utolso Hagnal ve Eva restorasyon çalışmaları ele alındı. Hollanda Film Müzesi’nde çalışan Kaymakçı ve Monizza, filmlerin nasıl arşivlerden çıkarıldığı, restorasyon çeşitleri ve restorasyon için yapılan çalışmaları izleyicilerle paylaştı. Bu arada izleyiciler, bir Macar filmi olan Az Utolso Hagnal’ın aslında Casablanca’yı da çeken ünlü yönetmen Michael Curtiz’in Amerika’ya yerleşip bu ismi almadan önceki bir işi olması gibi sinema tarihi açısından bazı ilgi cekici detayları da öğrenme fırsatı buldular. Arşivden bir film buldukları zaman nerdeyse dünyadaki bütün film müzeleri ile irtibata geçtiklerini, en küçük bir ipucunun bile kendileri için önemli olduğunu anlatan Röngen ve Monizza, film restorasyonunun en az resim ve tarihi eser restorasyonu kadar önemli bir iş olduğunu, unutulmuş, parçalanmış bir filmi tekrar seyirci tarafından izlenebilir hale getirilmenin kendileri için en büyük motivasyon olduğunu söylüyorlar.

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Dolapdere yerleşkesindeki servis durağı sorununu, durağın yerini değiştirerek çözdü.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 13-14 Kasım 2009 tarihinde gerçekleşen Kent ve İnsan Hakları Sempozyumu’nun ilk oturumu Dolapdere kampüsündeki mahkeme salonunda gerçekleşti. Moderatörlüğünü Turgut Tarhanlı’nın yaptığı oturuma Gazi Üniveristesi Mimarlık Bölümünde öğretim görevlisi olan Hüseyin Sadri, Doğuş Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim görevlisi Senem Zeybekoğlu Sadri ve İstanbul Mahalle Dernekleri Platformunu temsilen Erdoğan Yıldız katıldı. Konferansın konusu kentsel dönüşüm projesi kapsamında gerçekleştirilen projelerdi. Bu kapsamda projelerin mimari açıdan doğruluğu ve projeler kapsamında evlerini terk etmek zorunda kalan insanların durumu tartışıldı. Konuşmacılardan Senem Zeybekoğlu Sadri, neo-liberal uygulamalar nedeniyle kentlerin birer yatırım ve rant alanına dönüştüğünü vurguladı. İstanbul mahalle derneklerinin beraber çalışma konusunda sıkıntı çektiğine, daha organize çalışmaları gerektiğine dikkat çeken isim de bu platformu temsilen sempozyuma katılan Erdoğan Yıldız oldu. Bu arada Sınır Tanımayan Otonom Plancılar grubu tarafından hazırlanan, alternatif Sulukule projesinin TOKİ’ye sunulduğu. Bu projenin de bölgeden sorumlu yenileme kurulunun onayını beklediği belirtiliyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere yerleşkesinde bir “kapı sorunu” var: Eğitim binalarıyla servis durağı arasındaki kapı iki aydır kapalı.

Geçtiğimiz çarşamba gecesi, yani 11 Kasım’a 12 Kasım’a bağlayan saatlerde ekranlara gelen Abbas Güçlü ile Genç Bakış programı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden canlı yayınlandı. Sayısız konuğu ve programı misafir eden Dolapdere Kampüsü’ndeki meşhur BS1 salonunda, her zamanki enerjinin aksine farklı bir görüntü vardı. Gündeme oturan birçok etkinliğe ev sahipliği yapmış ve birçok konuya farklı bakış açıları getiren öğrenci kitlesiyle yer bulan BS1 salonu Çarşamba gecesindeki performansı ile izleyicilerini şaşırttı. “Genç Bakış” yıllardır farklı üniversitelerden canlı yayınlar yapıyor ve öğrencilerden ilgi görüyor. Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker’ in konuk olduğu programda GDO’lu ürünler tartışıldı ve gündeme dair sorular, cevaplarını buldu. Yayının perde arkası ise kendisinden daha ilginçti. Neden daha önce gelmedi? Genç Bakış, sanırız, sekizinci yılını doldurdu. Bu süre zarfında Türkiye’nin birçok üniversitesini dolaştı, yayınlar yaptı. Ancak program, gerek İstanbul’un merkezinde yer alması ve yayına olanak veren salonlarıyla ülkemizdeki pek çok üniversiteye göre daha avantajlı konumdaki Bilgi Üniversitesi’ne uğramadı. Dahası biz, üniversitemiz içinde yaşanan ve başka kaynaklardan öğrenme şansımız olamayan gelişmeleri bile Güçlü’nün Milliyet gazetesindeki yazılarından öğrenmiştik. Aynı yazılarda Güçlü’nün üniversitemizin eski yönetimine eleştirel ve mesafeli tavrını da gözlemliyorduk. Acaba yıllardır Bilgi’ye gelmemesinin nedeni, üniversite hakkındaki bu olumsuz kanaati miydi? Gerçeğin, bizim düşündüğümüz gibi olmadığını Güçlü salona ayak basar bazmaz anladık. Deneyimli gazeteci, neredeyse salonun yarısının boş olduğunu görerek “Salon boş, ondan sonra bize diyorlar ki niye Bilgi Üniversitesi’ne gelmiyorsunuz. İşte, bu yüzden gelmiyoruz, çünkü salonlar dolmuyor” deyiverdi. Yani herkesin sandığı gibi Abbas Güçlü’nün Bilgi’nin yönetimi veya üniversitenin duruşuyla ilgili bir sorunu yoktu. Güçlü, Bilgi Üniversitesi’ne yıllardır “Salonu dolduramayız” korkusuyla gelmiyordu. Daha sonra kişi sayısının önemli olmadığını, önemli olanın fazla sayıda olmak değil, güzel tartışmalar yapmak olduğunu dile getiren Abbas Güçlü, Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin konuyla ilgili farklı açılımlar getireceğinden emin olduğunu söyledi. Sevimli tavırları ile programa başlamadan öğrencilerin ilgisini ve beğenisini toplamaya çalışan Güçlü katılımcılara “Okulunuzdan memnun musunuz?” , “Kantindeki […]

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarik El Haşimi, ABD askerlerinin çekilmesinden sonra Irak’ın güvenlik açısından komşu ülkelerden destek alabileceğini, bu çerçevede Türkiye’den Irak güvenlik güçlerini eğitmesi için talepte bulunabileceklerini söyledi. Irak’taki asker ve polisi Türkiye’deki güvenlik güçlerinin ciddiyetine ulaştırmak istediklerini söyleyen Haşimi, Türkiye’nin sadece güvenlik güçlerinin eğitimi için değil, ekonomik ve siyasi sorunların çözülmesi için de önemli olduğunu vurguladı:“Bugün Türkiye komşu ülkelerle iyi ilişkiler içinde ve bunu geliştiriyor. Belki bu ilişkilerle bölgesel bir birlik oluşabilir. Bu ülkelerde yaşayan insanları bir araya getirebilir ve müşterek sorunları çözebiliriz bu sayede. Biz Türkiye ile 44 anlaşma imzaladık. Tüm alanlarda ilişkilerimizi daha geliştirmek için çalışıyoruz.” ABD’nin 2003 Irak işgalinden sonra ülkede meydana gelen mezhepsel ve etnik bölünmüşlük yerine, birlik içindeki bir Irak vizyonu taşıyan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi bugün “Toplum ve Demokrasi Derneği” tarafından İstanbul Bilgi Universitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirilen konferansa katıldı. Konferansta 2003’teki işgal sonrası durumu, Irak’taki askeri gücün ülkeyi terk ettikten sonra beklenen olası senaryoları ve tüm bu süreçte Türkiye Irak ilişkilerini ve Türkiye’den beklentilerini dile getiren Tarık El Haşimi’nin 2010 yılında yapılacak seçimlerde cumhurbaşkanı olması bekleniyor. Bilgi Üniversitesi’ne ikinci ziyareti olan bu konferansın, cumhurbaşkanı yardımcısı olarak yurtdışında verdiği ilk konferans olduğu için kendisi için çok önemli olduğunu ve gençlerin Irakla ilgili düşüncelerini merak ettiğini söyleyerek söze başlayan Tarık El Haşimi, daha sonra işgal sonrası ülkenin geldiği durumu değerlendirdi. Saddam yönetiminin yaptığı hataların ve baskılarının Irak’a göz diken ülkelere işgal için fırsat verdiğini dile getiren Haşimi, ABD Askerlerinin çekilmesi sonrasında Irak’ta gerçekleşebilecek üç olasılık olduğu görüşünde. Birinci senaryo bugünkü zayıf güvenlik durumunun devam etmesi. İkinci senaryo durumun daha da kötü olması ve Irak güçlerinin sorumluluğu taşıyamaması. İyimser senaryo ise Irak’ın siyasi ekonomik ve güvenlik açısından gelişmesi. Haşimi, Bu üç senaryoyu değerlendirip 2011 sonuna kadar bir yol haritası çizeceklerini bu yol haritasının içinde de şu noktalara ağırlık vereceklerini söylüyor:“İlk olarak güvenlik güçleri asker […]

Prof. Dr. Talât Sait Halman geçtiğimiz hafta Kültür Yönetimi Programı’nın davetiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul yerleşkesindeydi. Halman, ülkemizin kültürel değerlerini örneklerle anlattığı konuşmasını “Türkiye: Dünya Kültür Ülkesi başlığı altında yaptı. Konuşmasına güncel bir konudan, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinden başlayan Halman, İstanbul’un bu unvanı Almanya’nın Essen ve Macaristan’nın Pecs şehirleriyle aynı anda almasından duyduğu mutsuzluğu dile getirerek başladı: “Bu kadar önemsiz ve zayıf kentlerin İstanbul gibi bir kent ile aynı ünvanı kullanmasını hazmedemiyorum. Kızıyorum adeta. Daha önce de bu tür kentler, İspanya’nın Santiago de Compostela şehri örneğin, kültür başkenti seçildi. İlginç bir şehir elbette. Ya da Yunanistan’ın Patras kenti. Ama hangisi her çağa ilişkin tarihi, kültürel, entelektüel birikim taşıyan İstanbul ile mukayese edilebilir?” “Üstelik sadece İstanbul değil, tüm Türkiye, dünyanın kültür başkentidir” diyen Halman bu iddiasını şu örneklerle destekledi: “Türkiye’de Yunanistan’dan daha fazla Yunan amfi tiyatrosu var. Roma eserlerinin çeşitliliği İtalya’dan fazladır. Hem Asya’yız, hem Avrupa’yız. Hem Balkanlar’ız, hem Ortadoğu’yuz. Hangisiyiz önemli değil, ama bunların ortasında pırıltılı bir senteziz. “Anadolu doğudan batıya uzanan tek büyük yarımadadır. Bu bizim kaderimizdir adeta. 3 bin tane antik kentimiz, 25 bin tarihi anıtımız var. Karun’un efsanevi hazinesi bu ülkedeydi. İskender buradan geçti, kördüğümü Gordion’da çözdü. Sezar ‘Geldim, gördüm, yendim’ (veni, vidi, vici) sözünü bu topraklarda sarf etti. Tarihin babası Herodot, coğrafyanın öncüsü Strabon, modern tıbbın kurucusu Galenus, matematik dehası Tales bizdendi. Japonya ile eser becayişi Halman’ın konuşmasında getirdiği belki de en ilginç öneri, taşınabilir kültür varlıklarının yabancı eserlerle değiş tokuş edilmesiydi: “Bizde fazlasıyla bulunan eserleri, bizde olmayanları almak için satabiliriz. Becayiş edebiliriz. Afyon Arkeoloji Müzesi benim bakanlığım sırasında (1971) açılmıştı. O zaman depoda aynı tipte 3 bin kadar heykelcik vardı. Bu kadar çok eserin teşhire çıkma, sergilenme şansı yok. Bu eserleri örneğin Japonlara satsak, onlar da bize kendi mazilerinden eserler verse. Eserlerimizi sadece sahip olmak açısından düşünüyoruz. Oysa önemli olan bunları paylaşıma sunmak. […]

HaberVs*“Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Geleceği” paneli için bugün İstanbul’a gelen Avrupa Birliği üyesi altı ülkenin gazetecileri HaberVs’ye konuştu. Bu gazeteciler, Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda bağlı bulundukları gazete ya da haber ajansı adına çalışan yada AB haberlerini yakından takip eden isimlerdi. İçlerinde sadece Die Zeit gazetesi muhabiri Michael Thumann daha önce Türkiye’de görev yapmıştı. Muhabirlerimiz gazetecilere, panelde değinmedikleri iki konuda soru yöneltti. Bu sorulardan ilki, kendi ülkelerinde Türkiye’nin AB’ye girmesi konusunda kamuoyu desteği olup olmadığıydı. İkinci soru ise, 2004’te referandum sonrasında Kıbrıs sorunu hakkında görüşlerinin ne olduğuydu.*Özge Erel-Erim Hüner-Berk Doğan-Mert Oynargül-Niso Esim-Berk Doğan

Mine Savaş Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci yıllardır, fakat belirli dönemlerde daha yoğun olarak karşımıza çıkıyor. Sorun gündemde değilken kimileri tarafından unutuluyor, ancak gündeme geldiği anda da ciddi tartışmalara sebep oluyor. Türkiye’nin son dönemde biraz da uykuya yatırdığı AB süreci, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampusu’nda gerçekleşen 17’nci AB – Türkiye Gazeteciler Konferansı ile yine gündeme taşındı. 17 yıldır gerçekleşen bu konferans, aslında Türkiye’nin uzun zamandır, uzun bir yolda ilerlediğini de gösteriyor. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin en erken 2013’te gerçekleşmesi bekleniyor. Fakat üye olmak isteyişimizin gerçek öyküsü, 12 Eylül 1963’te İsmet İnönü’nün başbakanlık döneminde gerçekleşen Ankara Anlaşması’yla başlıyor. Böylece, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasındaki ilk bağ kurulmuş ya da kurulamamış oluyor. Anlaşma tam bir sene sonra yürürlüğe giriyor, fakat anlaşmanın tam da yıl dönümünde gerçekleşen 12 Eylül Darbesi ile işler değişiyor ve AET ile Türkiye arasındaki bu anlaşma donduruluyor. Anlaşmayla darbe arasında geçen 17 senede ne olup bittiği pek bilinmiyor, zira demokrasideki ciddi aksaklıklar sadece kâğıt üzerinde imzalanan süreci donduruyor. Türkiye 1983’te çok partili döneme geçiş yapıyor. Böylece, Türkiye’nin AB ile arasındaki buzlar az da olsa eriyor, ama buzların erimesi üyeliği beraberinde getirmiyor. 14 Nisan 1987’de Turgut Özal hükümeti, tam üyelik başvurusunda bulunuyor. Beklenen tam üyelik gerçekleşmiyor, fakat 1 Ocak 1996’da Türkiye, AB ile Gümrük Birliği’ne giriyor. Bu gelişme, üç yıl sonra Bülent Ecevit hükümetini heveslendiriyor ve 1999’da ikinci başvuru gerçekleşiyor. 17 Aralık 2004’te gerçekleştirilen toplantıda Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’nin AB’ye katılma müzakerelerinin, 3 Ekim 2005’te başlatılmasına karar veriyor. Halen katılma müzakereleri devam ediyor ve uzun bir süre de devam edeceğe benziyor. Mehmet Ali Birand, bugüne kadar düzenlenen hemen tüm AB – Türkiye Gazeteciler Konferanslarına katılan tek gazeteci. Birand bugünkü toplantıda da kürsüdeydi ve toplantı çıkışında HaberVs muhabirine şunları söyledi: “Türkiye 45 yıldır AB’nin kapısını aşındırıyor gibi gözüküyor, ama durum hiç de öyle değil. İlk başvuru 1987’de Özal döneminde, ikinci başvuru […]

Avrupalı ve Türk gazeteciler bugün, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkilerini değerlendirmek üzere İstanbul’daydı. Gazeteciler bu işi, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun organizasyonuyla 17 yapıyor; “AB – Türkiye Gazeteciler Konferansı”nda bir araya geliyor. İşte 17 yıldır süren bu geleneğin bu seneki ev sahibi İstanbul Bilgi Üniversitesi, Santralİstanbulyerleşkesiydi. “Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Geleceği” başlığıyla gerçekleşen panelde Avrupa’dan yedi, Türkiye’den dört gazeteci kürsüdeydi. İzleyicler arasında en ön sırada, Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Marc Pierini vardı. Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, yarısı dışarda bırakılmış bir Kıbrıs ve verdiği sözleri tutmayan bir AB nedeniyle Türkiye’de Avrupa Birliği’ni savunmanın çok zor olduğunu söyledi . Ayrıca Bilgi Üniversitesinin AB çalışmalarına hız verdiğini ve bu kapsamda lisans ve yüksek lisans programları açtığına değindi. Rektör Güven’den sonra kürsüye çıkan Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış “Avrupa gerçekten küresel olmak istiyorsa Türkiye’ye ihtiyacı var. İstanbul’suz bir Avrupa’yı düşünemiyorum. Türkiye çok önemli bir ülke çünkü AB hariç Avrupa’nın bütün kurumlarına tam üyedir. Ayrıca G20 ve NATO üyesi olan Türkiye çok güçlü bir ekonomiye sahip, dünyada 15., Avrupa’da alıncı en güçlü ekonomi. Türkiye doğunun en batısında, batının da en doğusunda yer alıyor. Bu nedenle önemli bir köprü, İsrail ve Suriye, Afganistan ve Pakistan, Rusya ve Gürcistan, İran ve Amerika arasında global sorunların çözülmesine etkili bir ülkeyiz. Kilise, sinegog ve cami yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yer alıyor. Ermeni , Müslüman, Alevi, Hıristiyan, Yahudi inanan, inanmayan hepsi birlikte yaşıyor. Bu bizim AB’ye katacağımız en önemli şey. Türkiye medeniyetler çatışmasının çözümüdür” sözleriyle mikrofonu panelist gazetecilere bıraktı . Gazeteciler, panel yöneteticisi, Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın sorularını cevapladılar. Şunları söylediler: “AB’ye süpheyle bakmayı biz başlattık” John Peet (The Economist, Britanya)Bana sorarsanız ben Türkiye’yi, Almanya ve Rusya ile aynı gruba koyarım çünkü konum olarak […]

IMF Başkanına atılan ayakkabıyla birlikte gözler İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde bulunan BS1 salonuna çevrildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi kurulduğu günden beri BS1 salonu pek çok önemli konuğu ağırladı. Üniversite tarafından veya değişik sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen organizasyonlarda ev sahipliği yapan BS1 salonu basında devlet başkanlarından işadamlarına kadar konuk konuşmacıları ve olaylarıyla her zaman geniş yer aldı. BS1’in dikkatleri üzerine çekmesi ilk defa 24-25 Eylül 2005 tarihinde Boğaziçi, Sabancı ve Bilgi üniveristelerinin ortaklaşa düzenlediği (daha önce 4.İl İdare mahkemesi kararıyla durdurulan) Ermeni Konferansı’yla oldu. Protesto gösterilerine sahne olan konferansta katılımcılardan bazılarının üzerine yumurta ve domates atıldı. İkinci gün toplantılarında da Bilgi Üniversitesi’nin tabelası üzerine yumurta ve domatesler fırlatıldı. Konferans nedeniyle Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere Kampüsü’nde yoğun güvenlik önlemleri alındı.Yine aynı salonda çekimi yapılan 32. Gün programına Şubat 2008’de konuk konuşmacı olarak katılan Abdurrahman Dilipak ile TKP’li öğrenciler arasından yapılan türban tartışması basında geniş yer bulan olaylar arasındaydı. Bugüne kadar Dolapdere BS’in konuk ettiği isimlerin listesine bakınca bu mekanın özellikle politik tartışmalar açısından ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu da hemen anlaşılıyor. Bu salonun IMF Başkanı Dominique-Strauss Kahn’dan önceki konukları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı René van der Linden, “Günümüzde Hâlâ Anti-Kapitalist Olmak Mümkün Mü?” başlıklı konferansıyla Slavoj Zizek, AB ve Küresel Kriz hakkında konuşan Belçika Eski Başbakanı Yves Leterme, 30’uncu yılında İran İslam Devrimi’ni anlatan İran Dışişleri Bakanı Başdanışmanı Muhammedi Manuşehr, demokraside çeşitlilik üzerine konuşan Yunanistan eski başbakanı Kostas Simitis gibi isimler yer alıyor. Dünya çapında tanınan önemli akademisyen ve konuşmacıların katıldığı konferanslara; tartışmalara ve çeşitli protestolara ev sahipliği yapan BS1’in hareketliliği, hemen bitişiğindeki BS2 salonuna pek de yansımadı. Ancak yine Dolapdere Kampüsü içinde yer alan Hukuk Fakültesi Mahkeme salonu, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in katılımıyla gerçekleşen, “Ülkemizde ve dünyada 2007” konulu konferansta sahne olduğu protestolarla BS1’in popülerliğini yakalamaya çalışsa da aynı performansı göstermekten uzak kaldı. Çoğu zaman olayların geçtiği mekanların bir […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde gerçekleşen IMF Başkanı Dominique-Strauss Kahn konferansında meydana gelen “ayakkabı protestosunda” dikkatleri çeken bir nokta da protestocuya yapılan güvenlik müdahalesiydi. Eylemci Selçuk Özbek bu tür protestolarda alışılageldiği üzere, aşırı şiddet uygulanmadan ve çok çabuk bir zaman dilimi içerisinde salon dışına çıkarıldı. Olay esnasında protestocuyu engellemeye çalışan güvenlik görevlileri arasında Strauss’un özel korumaları, sivil polisler ve Bilgi Üniversitesi güvenlik görevlileri ve Güvenlik Müdürü bulunuyordu. Kısa süren bu arbede sırasında çekilen video görüntülerinde Strauss Kahn’ın yakın korumalarından birinin Selçuk Özbek’e müdahale etmek için elini pantolonunun arka kısmındaki silahına götürdüğü ancak başka görevli tarafından engellendiği görülüyordu. Bu görevli Özbek’e sarılarak salondakiler kadar eylemcinin de güvenliğini sağlıyordu. Bu müdahaleyi yapan görevli, 4 yıldır Bilgi Üniversitesi Güvenlik Müdürü olarak çalışan Yunus Sefer’den başkası değil. Sefer, emniyet teşkilatında geçirdiği uzun süre içinde Narkotik Şube müdür yardımcılığı ve İstanbul Valiliği yakın koruma amirliği gibi görevlerde bulunmuş deneyimli bir profesyonel. Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen olaylı Ermeni Konferansı ve yine protestolara sahne olan Süleyman Demirel konferansı gibi Bilgi Üniversitesi’nin evsahipliğinde gerçekleştirilen pek çok organizasyonun güvenliğini sağlayan Sefer, olayda kimsenin bir zarara uğramamasından memnun olduğunu söylüyor. Yunus Sefer, protesto sırasında gerçekleştirdiği müdahalenin yılların deneyimiyle, refleks olarak bir anda meydana geldiğini ve o ana dair çok şey hatırlamadığını belirtiyor. “Protestocu o an linç girişimine ya da sert davranışlara maruz kalabilirdi” diyen Sefer, protestocu dahil salondaki herkesin güvenliğinin birinci derecede öncelikli olduğunu vurgulayarak yaptığı işe bakışını “Ben de bir babayım ve bu üniversitenin içindeki herkes benim evladımdan farksızdır” sözleriyle ifade ediyor. Konferanstan bir gün önce konferans salonunu gerekli güvenlik önlemlerini almak için kendisinin eşliğinde Strauss’un özel korumaları ve polislerin gezdiğini belirten Sefer, Strauss’un platform arkasındaki kapıdan girmesini önerdiğini ancak IMF başkanının korumalarının, böyle bir tedbire ihtiyaç duymadığını ve başkanın da ön kapıdan girmek istediğini anlatıyor. Protestocuyu öğrenci sandığını fakat daha sonra “BirGün” gazetesi politika editörü Selçuk Özbek olduğunu öğrendiğini […]
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn, Bilgi Üniversitesi’ndeki konferansında ayakkabı fırlatılarak protesto edildi.