Etiket bilgi üniversitesi

Medyada cinsiyet ayrımına son!

Duygu Ertürk Kadınların Medya İzleme Grubu‘nun (MEDİZ) “Medyada Cinsiyetçiliğe Son” kampanyası kapsamında düzenlenen “Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin…” Konferansı 3-4 Mayıs’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Yerleşkesi’nde gerçekleştiriliyor. Konferansta medya yöneticileri, medya çalışanları, medya izleme grupları, feminist medyadan temsilciler, akademisyenler ve kadın gazeteciler medyada cinsiyetçiliği ve cinsiyetçi medyadan arınma yollarını tartışacaklar. Amacı, kadınların cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı; cinsel nesne, anne, namus simgesi ve kurban olarak yansıtılmadığı, yalnızca magazin ve üçüncü sayfa ürünü olarak kullanılıp siyaset ve uluslararası ilişkiler gibi konulardan dışlanmadığı; beceri ve uzmanlık alanlarıyla temsil edildiği, dengeli bir medya ortamı ve cinsiyetçi olmayan bir medya etiği oluşturmaya katkıda bulunmak. Bu amaç doğrultusunda, kampanya boyunca afişler, gazete, dergi ve internet ilanları, televizyon ve radyo spotları ile kamuoyunda da duyarlılık oluşturacak etkinlikler düzenlenecek. MEDİZ tarafından düzenlenen kampanya, Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Girişimi kapsamında Avrupa Komisyonu’nun desteğiyle, Filmmor Kadın Kooperatifi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Konferans programı 3 Mayıs Cumartesi11:00-13:30 Forum I Medyada Temsil ve Cinsiyetçilik Kadın ve erkeklerin temsil biçimleri, cinsiyetçi kalıp yargılar ve iş bölümü, muhafazakarlık, küreselleşme, militarizm, milliyetçilik, homofobiAsa Eldén (Uppsala University- İsveç)Hale Bolak (İstanbul Bilgi Üniversitesi)Hülya Gülbahar (KA-DER)Jennifer Pozner (Women in Media and News, ABD)Kürşad Kahramanoğlu (Birgün Gazetesi)Mine Gencel Bek (Ankara Üniversitesi, KASAUM)Neşe Yaşın (Yazar) Kolaylaştırıcı: Ferai Tınç (Hürriyet Gazetesi) 13:30-14:30 Ara 14:30-17:30 Forum II Medya “Sektör”ünde İşbölümü ve Cinsiyetçilik Yatay ve dikey ayrımcılık, cam tavanlar, karar organlarında kadınların/kadın kotasının yokluğu, cinsel taciz Ayşe Böhürler (Yeni Şafak Gazetesi)Ayşenur Arslan (Kanal D)Fernanda Zanuzzi (Meditereranean Network of Information and Communication of Gender, İspanya)İsmet Berkan (Radikal Gazetesi)Nuran Bayer (TRT)Şirin Payzın (CNN Türk)Temuçin Tüzecan (Hürriyet Gazetesi) Kolaylaştırıcı: Yasemin Arpa (NTVMSNBC)18:00-19:00 Kokteyl 4 Mayıs Pazar 10:30-12:00 Forum III Medyada Cinsiyetçiliğin Teşhis ve Teşhiri: MEDİZ Araştırması Televizyon, yazılı basın, radyo ve internette cinsiyetçi temsiller üzerine yapılan araştırma sonuçlarının paylaşılmasıBarış Kara (Galatasaray Üniversitesi)Ceren Sözeri (Galatasaray Üniversitesi)Ece Vitrinel (Galatasaray Üniversitesi)Hülya Uğur Tanrıöver (Galatasaray Üniversitesi)Melda Sunar (Galatasaray […]

Bilgi’nin gözüpek snowboard şampiyonu

Devran Bekin 1985 doğumlu, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi ve en büyük tutkusu olan snow board’da Türkiye ikinciliğine yükselmiş başarılı bir sporcu. Ama Devran’ı diğer snow board’culardan ayıran önemli bir özelliği daha.var o da Extreme carving stilinde kayması… Bilgi Üniversitesi takımında yer alan Devran gelecek yıl Çin’deki uluslararası şampiyonalara hazırlanıyor bu konuda okulundan destek bekliyor. Snow board’un hayatta en sevdiği şey olduğunu belirten Devran Bekdik, okul bittikten sonra da bu işe Amerika’da profesyonel olarak devam edeceğini söylüyor. “Board bana kendimi çok iyi hissettiriyor, müthiş bir heyecan veriyor. Dağdan döndüğüm zamanlarda yürüyüşüm bile değişiyor” diyen Devran kaydığı stil olan ‘extreme carving’i şöyle anlatıyor; “Ben yarışçıyım, hoplamayı zıplamayı sevmem. Benim kaydığım stil çok zor, bacakları da çok çalıştıran bir stil. Normal bir free style board’un açıları beşe beş, ona on veya ona on beş’tir. Extreme carving yaparken açılar kırk beşe elli şeklinde olmalıdır ve mutlaka hard board kullanılmalıdır, yani kayak ayakkabısı olanlardan. Dizler kırık pozisyonda olmalıdır. Bu stilde Board’un altı hiç kullanılmıyor. Sadece kenarlarındaki çelikler kullanılarak yere paralel şekilde yatarak kayılıyor. O yüzden carving boardları diğerlerinden farklıdır çünkü çok sağlam olmaları gerekir. İki çeşit dönüş var. Biri front side, diğeri back side. Back side’ta sırtınızın üzerinde dönüyorsunuz, o yüzden bir hayli zor. Ben bile çok iyi beceremiyorum.” Çok çalışmak ve tehlikeleri göze almak Extreme carving stilinde kaymayı becerebilmek çok uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor. Devran’a göre en az üç ay boyunca dağa kapanıp sabah dokuz akşam altı bu işle uğraşmak gerekiyor. Burada iki tane önemli unsur var. Birincisi izleme becerisi, ikincisi ise azim. “Bu iş kilometre işidir. Çok kaymak lazım ama yüzlerce kere düşüp kalkmaya da hazırlıklı olmak gerekiyor” diyor Devran ve şöyle devam ediyor; “iyi tekniği olan insanları izlemek gerekiyor. Kimsenin anlatmasıyla, kaymayı öğrenemezsin. Ben izleyerek öğrendim. Bunların hepsinin yanında hocanın da iyi olması lazım. Ne kadar iyi tekniğe sahip bir […]

Sigara yasağı yaklaşıyor…

Kapalı ortamlarda sigara içilmesini tamamen yasaklayan yasa çıktı ama henüz yürürlüğe girmedi. İstanbul Bilgi Üniversitesi yasa yürürlüğe girmese de Şubat ayından beri yasakları tam olarak uyguluyor. Bilgi öğrencilerinin kimi bu yasaktan memnun kimi ise sigara içenler için ayrı bölmeler oluşturulmamasından şikayetçi. Bilgi üniversitesi öğrencileri ve yönetimine sigara yasağıyla ilgili düşüncelerini ve bu konuda yapılacakları sorduk….Beril Tekin Hande Çıkıkçı

Bir atölye de siz ısmarlayın..

Santralistanbul Çocuk Atölyeleri Programı, 10 farklı başlık altında toplam 33 atölye ve iki konferansla 13 Nisan’da başladı. 8 Haziran’a kadar haftasonları gerçekleştirilecek atölyelerde, okul öncesi dönemden başlayarak her yaş grubu çocuklara yönelik çalışmalar yer alıyor. Atölyeler sırasında çocuklar; “Modern ve Ötesi” sergisi içinde sürpriz bir yolculuğa çıkacak, Enerji Müzesi içinde kendi vücutlarını bir makine gibi yönetecek, bir masal perisiyle yola çıkarak sanat eserleriyle ilgili kendi öykülerini oluşturacak, kendi bedenleriyle ışık – gölge oyunları oynayacak, elektronları yakından tanıyarak elektriğin sihirli dünyasına yolculuk edecek, kendi yaşadıkları şehri, İstanbul’u çizerek boyayacaklar. Dilerlerse anne – babaları, büyükanneleri, büyükbabaları ile birlikte “Elektro Şov”a katılabilecekler. Atölyeler, dans, koreografi, fizik, edebiyat, plastik sanatlar gibi pek çok alanda uzman eğitimciler tarafından yürütülüyor. Atölyelere katılım sınırlı olduğundan çocukların kayıt yaptırması gerekiyor. Atölyelere katılım için kayıtlar (0212) 444 0 428 no’lu İletişim Merkezi’nden yapılabiliyor. Askıda atölye Santralistanbul çocuk atölyelerine katılım bedeli ödeme olanağı olmayan çocukların da bu etkinliklere katılabilmesi için bir de “Askıda Atölye programı” yürütülüyor. Ebeveynler çocuklarının kaydını yaparken fazladan bir veya birkaç atölye ücreti ödeyerek Askıda Atölye havuzumuza katılabiliyorlar. Santralistanbul, bu katkılarla, Eyüp bölgesindeki devlet okulları ile kurduğu ilişki çerçevesinde bölge çocuklarının da olası en geniş katılımını sağlamayı amaçlıyor. Askıda Atölye katılımları bilgisi, her hafta sonu santralistanbul Çocuk Atölyelerinde duyuruluyor. Çocuk Atölyeleri Bahar Programı ana sayfası içinhttp://cocuk.bilgi.edu.tr/index.html

İtalya’da Gladio’yu çökerten savcı bu cumartesi Bilgi’de

Ferda Balancar Genç Siviller tarafından düzenlenen “Hukuk, Devlet, Derin Devlet” başlıklı sempozyum 26 Nisan Cumartesi günü İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenecek. Sempozyuma İtalyan “derin devlet”i Gladio’yu çökerten savcı Felice Casson da katılıyor. Casson, sempozyumda “Nasıl Yaptık, Nasıl Yapılır?” başlıklı bir konuşma yapacak. Felice Casson, Türkiye’de ve dünyada “Gladio operasyonu” olarak bilinen soruşturma kapsamında İtalya’da soğuk savaş döneminde kurulan kontrgerilla hareketi Gladio yapılanmasını ortaya çıkaran savcı olarak tanınıyor. Gladio, olası bir Sovyet işgaline ya da komünistlerin iktidara gelmesine karşı ordudan bağımsız fakat paralel olarak mafyayla bağlantılı sivil ve askeri kişiler tarafından oluşturulmuş bir derin devlet yapılanması olarak biliniyor. 21 yıl süren takip Casson tarafından 1993’te açılan Gladio Davası’nın kökleri çok daha eskilere dayanıyor. 1972’de Trieste şehri yakınlarında kimliği belirsiz bir ihbar üzerine şüpheli bir aracı kontrol etmek üzere üç polis görevlendirildi. Araca yaklaşan polislerden birinin aracın kaputunu açması sonucu bubi tuzağı ile hazırlandığı tespit edilen bomba patladı ve üç polis yaşamının yitirdi. Olaydan iki gün sonra yine kimliği belirsiz bir telefonla olayın Kızıl Tugaylar örgütü tarafından gerçekleştirildiği ihbar edildi ve bu ihbar üstüne örgütün 200 üyesi gözaltına alındı. 1984’te Casson, faşist bir silahlı örgüt olan Yeni Dünya’nın üyelerinden Vincenzo Vinciguerra’ya ulaştı. Vinciguerra Trieste’de yaşanan olay da dâhil olmak üzere 1960 – 80 arasındaki pek çok bombalı saldırı ile bağlantısını itiraf etti ve ömür boyu hapse mahkûm oldu. Vinciguerra ifadesinde İtalyan polis teşkilatı, İçişleri Bakanlığı ve tüm sivil askeri gizli servislerin olaylardan haberdar olduğunu ancak siyasi nedenlerden ötürü olayların üstünü örttüklerini belirtti. Dönemin İtalya Başbakanı Andreotti önceleri Gladio’nun 1972’de yaşanan Trieste olayının ardından tasfiye edildiğini savundu ve Gladio’nun varlığını şiddetle reddetti. Gladio’yla gurur duyan cumhurbaşkanı1988’de Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı depoları ortaya çıkarıldı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Casson, 1972’deki bombalı saldırıyı 1989’da tekrar gündeme getirdi ve konuyla ilgili araştırmalarını derinleştirdi. […]

Barroso’ya protestolu karşılama

Yahya Özgür Tavlan- Asım Can Yılmaz İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sosyalist Düşünce Kulübü’ne üye öğrenciler, Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu”na katılan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso’nun gelişini protesto etti. Avrupa Birliği’nin eşitlik, özgürlük ve demokrasi söylemlerinin gerçekçi olmadığını söylenen öğrenciler, “Tam bağımsız Türkiye” sloganları attı.

GePGeNç Festivali 2008 başlıyoooorrr!

Umut Duranuduran@medyakronik.com “Komşuluk; konuşlandırmadan konuşmak, ötekilerle yolculuğa çıkabilmektir” sloganıyla bu yıl ikincisi düzenlenen GePGeNç Festivali, 11 Nisan Cuma günü başlıyor. Konferansları, sanat etkinlikleri, atölyeler ve gençlik forumuyla 10 bine yakın genci biraraya getirecek festivale Türkiye’nin dışında Almanya, Azerbaycan, Filistin, Fas, Mısır, Polonya, Sırbistan, Bulgaristan, İspanya, İtalya, İsveç, Güney Kore, Macaristan, Ukrayna, Slovenya ve Yunanistan da katılıyor. Festivalin düzenleme komitesinde üniversite ve lise kulüpleri dahil 50’yi aşkın sivil toplum kuruluşu yer alıyor. Türkiye’de gençlerle ilgili konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarını biraraya getiren ve Santralistanbul’da yapılacak GePGeNç Festival’inin temel amacı, gençleri buluşturmak ve çeşitli konularda sinerji yaratmak. Çeşitli kampanya ve projelerin tartışılacağı festivalde, birçok konuda da atölyeler gerçekleşecek. İnsan hakları, sivil toplum ve eğitim bunlardan sadece bazıları. 160 gençlik kuruluşunun biraraya geleceği fuar ve forumlar da gençlerin toplumsal hayattaki rollerinin görünür kılınması, gençlerin topluma sağladığı katkıların desteklenmesi, sivil gençlik girişimlerinin ortak çalışmalar yapan ve öneriler geliştiren sivil gençlik ağlarına dönüştürülmesi, gençlik konusunda kamu ve sivil alan arasındaki ilişkinin geliştirilmesi gibi konular ele alınacak. 16 Nisan’a altı gün sürecek etkinlik boyunca gençlik, insan hakları, eğitim gibi konularda yapılacak atölye çalışmalarından biri olan “İyi Örnekler Konferansı”nda da gençlik alanında uygulanmış, iyi sonuçlar üretmiş ve model olabilecek projeler paylaşılacak. Curcuna başlıyor Curcuna başlığıyla düzenlenen etkinliklerde ise gençler özellikle müzik ve eğlence açısından dolu dolu günler geçirecek. Müzik ve dans atölyeleri ile Sulukule Roman Orkestrası, Kreş, Gayda İstanbul, Kırmızı Kart, Gevende, Ayben & Fairuz Derinbulut, Kumm, Babazula, Yeni Türkü, Gripin ve Cümbüş Cemaat gruplarının vereceği konserler festivali gençler açısından oldukça eğlenceli bir hale getirecek. Festivalin teması olan “Komşuluk”la farklı ülkelerden gençlerin biraraya gelmesi ve aralarında evrensel bağlar oluşturması da Santralistanbul için büyük önem taşıyor. Santralistanbul’da bir ilk: Yaşayan Kütüphane Festivalin en ilginç temalarından biri ise kitapları gerçek insanlar olan “Yaşayan Kütüphane”. Gençler öğrenmek istediklerini bu insanlara sorarak sesli olarak kitap okumuş olacaklar. Şimdiden merak konusu olan […]

Güler misin güldürür müsün…

Bilgi Üniversitesi ile Fransız Kültür Merkezi’nin işbirliğiyle düzenlenen Çağdaş Sirk ve Sokak Sanatları Atölyesi’nin ikincisi Santralistanbul’da devam ediyor. Francis Alberio’nun eğitmenlik yaptığı atölye çalışmasının bu seferki konusu palyaçoluk… 24 Mart-8 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen atölyeler ücretsiz katılıma açık.İrem Akın Funda Günaydın

Hadi gel köyümüze geri dönelim

Mine Savaş Atalarımız “Taşı toprağı altın İstanbul” diyerek yola çıkmışlar. İş, aş, eş uğruna yollara düşmüşler ve yedi tepeli İstanbul’un gerdanından öpmüşler. Taşında ve toprağında altın bulunamasa da İstanbul’a göç edenlerin sonu gelmek bilmiyor. Fakat son yıllarda ufak bir değişiklik var. İstanbul, Türkiye’nin en çok göç veren şehirlerinden biri halini aldı. Şaşırtıcı gelebilir ama İstanbul’a göç edenlerin yarısı memleketlerine geri döndü ve İstanbul da “göç veren” şehirlerden biri oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği Kent Çalışmaları Sohbeti’nde “1990 ve 2000 nüfus sayımlarına göre, İstanbul’a göç, İstanbul’dan göç” konusu ele alındı. Göç araştırmaları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Yüksek Lisans Programı’nda ve Fen Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Murat Güvenç ve araştırmacı Eda Yücesoy tarafından yapılıyor. Bir aylık bir araştırma sonrasında çıkan verilere göre, Karadeniz’den göç eden her yüz kişinin 39’u, Malatya’dan göç edenlerin yüzde 34’ü ve Erzincan’dan göçenlerin de yüzde 31’i İstanbul’un yolunu tutuyor. İstanbul’u en az tercih edenler ise Şırnaklılar. Şırnak’tan göçenlerin yalnızca yüzde 9,5’i İstanbul’a geliyor. İstanbul da göç veriyor Prof. Dr. Murat Güvenç, gelişmiş ülkelerde de göç olgusunun yaşandığını, ama bu hareketliliğin büyük nüfus transferlerine sebep olmadığını belirtiyor. Fakat Türkiye’de, özellikle İstanbul’da büyük nüfus transferleri görmek mümkün. 1995 – 2000 arasında gerçekleşen nüfus sayımı ve araştırması devam eden göç çalışmalarına göre, İstanbul göç aldığı kadar göç de veren bir il. Üstelik yüzde 37,5 ile yine en fazla göç aldığı yere, yani Karadeniz Bölgesi’ne göç veriyor. Özetle, Karadeniz ve İstanbul arasında büyük bir sirkülasyon söz konusu. Güvenç’in araştırmasına göre, İstanbul’dan gerçekleşen göçlerin sebeplerine bakıldığında, yüzde 25’inin deprem korkusundan, yüzde 24’ünün ise tayin ve güvenlikten kaynaklandığı görülüyor. İç Ege’ye göç edenlerin ortalama 65 yaş ve üstü olduğu, Ankara’ya göç edenlerin eğitim amaçlı genç yaş grubunu oluşturduğu, Bayburt ve Iğdır bölgesine ise İstanbul’da tutunamayan gençlerin geri döndükleri gözleniyor. Gelişmiş şehirlere eğitimliler göç ediyor Araştırmada, İstanbul’dan Ankara, İzmir, Bursa ve Eskişehir’e […]

Bira, bu kapağın altındadır

Haber: İşvecan Nur Özen Kamera: Erdem Özüer eozuer@medyakronik.comBelki de en çok “Bira bu kapağın altındadır” reklam sloganıyla tanıyoruz. Hatırımızda kalan daha birçok sloganın yaratıcısı Haluk Mesci. Sadece ürettiği işlerle değil, Türkiye’de reklamcılığın sektörünün kurumsallaşması yönündeki çalışmalarıyla anılan, sektörün önemli isimlerinden. Reklamcılar Derneği Onur Üyesi. Farklı üniversitelerde verdiği reklamcılık, reklam yazarlığı ve markalaştırma dersleriyle, uzmanı olduğu alanın eğitmenliğine de üstleniyor. Mesci, Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, profesyonel reklamcılarla birlikte çalıştığı “ R Vitamini” isimli ajansın yöneticilerinden.“Reklamcı olmak istiyorum” diyenler, Haluk Mesci’ye kulak vermeli..Haluk Mesci kimdir?Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans yaptı. Eylül 1973’te Manajans’ta başladığı reklamcılık kariyerinde, Ağustos 2004’e kadar, hep yaratıcı bölüm (yazı) tarafında çalıştı. 1978’den beri, Birleşik Reklamcılar, Markom Leo Burnett, KLAN EURO RSCG gibi muteber ajanslar kurdu, yönetti, sattı. Halen, iki kurucusundan biri olduğu Mahi Mahi Markalaştırma Hizmetleri’nde, markalaştırma sürecinin her aşaması için yaratıcı hizmetler ve danışmanlık sunuyor. Reklamcılık hayatı boyunca yarattığı slogan ve kampanyaların önemlileri: Pril – Prille pırıl pırıl Efes Pilsen – Bira, bu kapağın altındadır Kalebodur – Seramik budur CinCin – Cin gibiler Cincin çiğner Jill – Eskimiş çoraplarınızı atın ! (Atamazsanız paspas yapın.) Elka Kapı – 100 kapı hemen, 1000 kapı yarın Noramin – Bizde Noramin var, sizde ne var? Schweppes – İnsanlar iyi şeylere layıktır Ülker Gofret – 9 Kat tat Ülker Taç Kraker – Atıştırın, açlığınızı yatıştırın Alo – Beyazötesi Rejoice – Yıkıyorum, çıkıyorum McDonalds – McDonald’s gibisi yok UNO – Ekmeğinizi elletmeyin Dışbank – Dışbank reklamlarını gördünüz mü? Reklamcılar Derneği’nin (RD) kuruluş yıllarından itibaren, yönetim kurulunda üye, genel sekreter, başkan yardımcısı, başkan olarak görev yaptı. Başkanlığının ikinci ve son döneminde, Reklamcılık Vakfı’nın kurulmasına önayak oldu. Halen RD Onur Üyesi. Anadolu Üniversitesi, ODTÜ, Bilgi Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde reklamcılık, reklam yazarlığı, markalaştırma dersleri verdi, vermeye devam ediyor. Reklamcılık Vakfı’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle oluşturduğu, lisansüstü eğitim programı AdSchool Istanbul’un danışma […]

Bilgi Üniversitesi’nden dünyada bir ilk: “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi”

Esra Ocak “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi” henüz iki ay önce hayata geçmesine rağmen üye sayısı bini geçti ve Türkiye’nin her yerine ulaşmayı amaçlayan eğitim gönüllüleri sayesinde sesini yurt dışında da duyurmaya başladı. Henüz fikir aşamasındayken IBM Fakülte Ödülleri (IBM Faculty Award) adında saygın bir akademik ödül alan proje, hem bu kapsamda hem de Bilgi Üniversitesi IBM İleri Araştırmalar Merkezi tarafından destekleniyor. Proje lise öğrencilerine bilgisayar eğitimi vermenin ötesinde onlara aynı zamanda çözümleyici düşünme yeteneği kazandırmayı da hedefliyor. Bu fikrin nasıl doğduğunu, bugüne kadar neler yapıldığını ve bundan sonra neler yapılacağını İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü Araştırma Görevlisi Fatih Köksal’la konuştuk.Yürütmekte olduğunuz ‘‘Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitim Projesi’’ tam olarak ne tür bir eğitim sağlıyor? Bu pilot projede ortaokul ve lise öğrencilerinin, bilgisayar programcılığını içeren, aynı zamanda matematik ve geometri alanında zekâlarını kullanabilecekleri ve analitik düşünme yeteneklerini geliştirebilecekleri müfredat dışı bir eğitim süreci geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu eğitim sürecinde ne tür yöntemlerle öğrencilere ulaşıyorsunuz? Ocak ayının son haftasında 11 kişilik bir ekiple İstanbul’dan yola çıktık ve iki ayrı gruba ayrıldık. Birinci grup Ankara, Konya ve Mersin’e, ikinci grup ise Gaziantep ve Diyarbakır’a gitti. Bu şekilde toplam 20 okul gezdik. Eğitimler, iki saatlik seminerin ardından iki saatlik laboratuar çalışmaları şeklinde sürdü. Takımlar oluşturularak öğrenciler arasından birer takım kaptanı seçildi. Öğrencilerin ve öğretmenlerinin iletişim bilgilerini aldık. Tüm seminer ve laboratuar çalışmaları başarıyla tamamlandı. Bu eğitimlere 1026 öğrenci ve 45 öğretmen katıldı. Sözünü ettiğim bu süreç, projenin ilk aşamasıydı. İkinci aşama, yani internet üzerinden eğitim nasıl ilerliyor? İlk aşamaya katılan öğrencileri sisteme ekledik. Kullanıcı adlarını ve şifrelerini girdik. Ama uzaktan eğitim oraya gidip anlatmaktan çok daha zor oluyor. Sadece ödev vermek yeterli olmuyor. Biz gittik videolar çektik. Dördüncü haftadayız ve dört beş tane ders videomuz var şu anda. Normal ders anlatır gibi bölüm başkanımız ve proje yöneticimiz olan Chris Stephenson kameraya ders […]

Çık dışarıya oynayalım!

İşvecan Nur Özen Jonglörlük kafayı takma işi belki de… Türkiye’deki jonglörlerin kimi bunun için okulunu bırakmış, kimi daha küçükken ailesinden gizli gizli portakalları çevirmeye başlamış. Her hareketin, başka bir hareketi öğrettiği bu işte jonglörler, kendilerini kaptırıp büyülü bambaşka dünyalara geçtiklerini anlatıyorlar. Fransız Kültür Merkezi’nin işbirliği ile 23 Ocak–1 Şubat 2008 tarihlerinde Santralistanbul’da düzenlenen eğlenceli atölyenin detaylarını haberimizden izleyebilirsiniz.

‘Sanırım özgürlüğüme biraz düşkünüm’

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com Her gün hayatımıza değen birçok kişiden biri o. “Merhaba”, “iyi günler”den fazlasına imkân vermeyen dar zamanlarda görüyoruz onu daha çok; kapıda kimlik kontrol ederken, bahçede yanımızdan geçerken. Ama kanıksanan varlığıyla azalan tanışma isteğine yenik düşmemeli dedik. Lacivert üniformalı, güler yüzlü Selma Coşkan’ı merak ettik ve gittik tanıdık. Ortaokuldan sonra Polis Koleji’ne kızların giremeyeceğini öğrenince başlıyor hayatla inadı. Sonrası hep bir arayış, pes etme ve yeniden başlama. Ama son durağı İstanbul, artık şehir değiştirmek yok diyor: “Yoksa ev düzeni kurmazdım.” Ünye’nin tek kadın spor hocası Ünye doğumlu, öğretmen bir babanın beş kız çocuğundan biri o. Polis kolejine giriş neden sadece erkeklerle sınırlı tutuluyor, sorusunu çok sormuş zamanında hocalarına, polislere. “Cevabını öğrenemedim, ben de polis olmuyorum dedim.” Bu yüzden de ortaokuldan sonra okumamış. Ama en küçük kız kardeşini inat uğruna polis yapmış. Okuldan sonra boş kalınca, babasının bir tanıdığının konfeksiyon atölyesinde çalışmış 4 yıl. O arada Halk Eğitim Musiki Cemiyeti’ne gitmiş. “Koroda, soloda da vardım. Gündüz çalışıyordum, gece cemiyete gidiyordum. Ama hedefim hep spordu.”Bir gün radyoda, evlerine yakın bir spor merkezinin reklamını duymuş. “Karadeniz Spor Eğitim Merkezi. Bıraktım işi gücü. Annemlere, ‘Ben spor salonuna gidiyorum. Nereye gittiğimi bilin, git veya gitme diye fikrinizi sormuyorum’ dedim.” Tekvandoya, 19 yaşında orada başlamış. Lisanslı sporculuğa kadar gitmiş siyah kuşak sahibi Coşkan ve 15 yıl sürdürmüş tekvandoculuğu. Bir süre tekvando salonu işletmiş, aerobik, step ve Kick Boks hocalığı yapmış ayrıca. Tekvandoda olduğu gibi Kick Boks’ta da madalyaları ve bölge birincilikleri var. Ünye’nin tek kadın hocasıymış o yıllarda, ama yetmemiş Ünye ona. “Pes ettiğim bir noktada Bodrum’a gittim.” Bir tanıdığının çalıştığı otelin spor salonunda çalışmaya başlamış. “Ben aletli spora alışık değildim. Vurmaya, kırmaya alışınca otel biraz farklı geldi. Ne olursa olsun, gözümü kapadım. Gece gündüz çalıştım.”İsyan sonrası dönüş Bodrum’da bir kere bile denize girmeden 4 yılını geçirmiş Selma Coşkan. İsyan ettiği bir gün işini bırakmış […]

Bu sergi bu binaya çok yakıştı

Nihan Ozan İstanbul’un yeni kültür ve eğitim merkezi Santralistanbul, şehre enerji vermeye devam ediyor. Terk edilmiş ama korunan bir tarihi yapıyı tekrar hayata geçirmek hem de eğitim ve kültür-sanat odaklı bir oluşum gerçekleştirmek konusundaki atılımlar hız kesmeden sürüyor. Ulusal rezidans programlarının da buna dahil olduğu santralde, yenilenen lojmanlarla birlikte eylül ayından itibaren Anna Lindh Avrupa-Akdeniz Kültürlerarası Diyalog Vakfı desteğiyle gerçekleştirilen “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” başlıklı proje sürüyor.Programa katılan ve Santralistanbul’da konaklayan sanatçılar, seminerler ve atölye çalışmalarına başladılar. Proje kapsamındaki sergi ise 1 Kasım’da, elektriğin dağıtıldığı eski santral binasında açıldı. Farklı disiplinleri buluşturan ve küratörlüğünü Başak Şenova’nın yaptığı “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” projesinde, sanatçılar ışık ve elektriği somut ve soyut olarak tarif ediyorlar. Farklı ülkelerden katılan özgün sanatçıların eserlerinin yer aldığı sergide, elektriğin geçirdiği evrim çok açık hissediliyor. Böylelikle eskiden elektriği İstanbul’a dağıtan Silahtarağa Elektrik Santralı’nın yerini alan Santralistanbul’da, sadece teknolojinin değil sanatın da zaman içinde evrim geçiren tarafı görülebiliyor. İzleyicilere interaktif bir gezinti sağlayan sergide, hemen hemen her eserin yanında “adım adım deneyin” ibaresi bulunuyor. Sanatı bilim ve teknolojiyle birleştiren sergi, büyük, küçük herkesin ilgisini çekiyor.Sergide yer alan eserlerin, elektriğin işlevsel yönünden hareketle yaratıldığı çok açık. Bu durumun sanatla buluşması da farklı tecrübelerden belki de tesadüflerden ibaret. Işığın yansımalarından oluşan bir görüntü, yağlıboya tablosunu andırabiliyor. Bu görüntüyü izlerken, hemen yanında bulunan metinden ışığın temel birimini, “fiziksel olarak platinin katılaşma temperatüründeki siyah cismin yaydığı ışık şiddetinin 1/60’ının izdüşüm alanı” diye öğrenmek çok keyifli. Bir lambayı “adım adım deneyin” ibaresindeki direktiflere uyarak yakmak, o an bir sanat sergisinde değil de bir bilim fuarındaymışsınız gibi hissetmenizi sağlayabiliyor. Mekânda bulunan, yerleri değiştirilmemiş eski elektrik santraline ait makineler ise çok görkemli duruyor. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin onlar daha çok merak uyandırıyor.Sanatın diğer disiplinlerle de buluşabilip ortak ürünler çıkarabileceğini kanıtlayan “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” sergisi 30 Kasım’a kadar Santralistanbul’da ziyaret edilebilir.Sergiye şu sanatçılar katılıyor: Cynthia […]

Santralistanbul’dan bir İranlı geçti: Shahram Entekhabi

Ali Erişkin Shahram Entekhabi 1963 Boroujerd, İran doğumlu bir sanatçı. Aslında sanatçı olarak kariyeri çok uzun yıllara dayanmıyor. Çalışma hayatının 20 yılını profesyonel bir mimar olarak geçirmiş. Altı yıl önce de kendi deyimiyle “biraz şans, biraz istek, belki biraz da destek sayesinde” sanatçı olmuş.Mimarken çalıştığı firmanın yaşadığı bir takım sıkıntılar, onu önce bir arkadaşıyla beraber bir maymun figüründen yola çıkarak grafik tasarımına, daha sonra da sanatçılığa yönlendirmiş. Yaptığı sıra dışı performanslar, videolar ve enstalasyonlarla adını kısa sürede tüm dünyaya duyuran sanatçı, sanatın satın alınıp evin duvarına asılmasına karşı çıktığını ve başlangıç noktasının aslında bu duruma bir isyan niteliği taşıdığını anlatıyor. Sanatın sahiplenilmesi durumunun onda yarattığı rahatsızlık nedeniyle yarattığı eserlerin birçoğu kamusal alanda sanata işaret ediyor.Bu konuda tüm dünyada farklı şehirlerde yaptığı performanslarda kamusal alanı kullanıp, kamusal alan içerisinde güvenlik bantlarıyla izole bir alan yaratmaya çalıştığı eserlerinde halkın bu konuda tepkisini ölçmeyi hedefliyor ve bunu gizli kameralarla gerçekleştiriyor.Kendisinin icra ettiği sanatı, yaptığı performanslara bakarak “kavramsal anlamda sanat” ile “teatral sanat” arasında bir yere konumlandırmak mümkün görünüyor. Ayrıca Entekhabi, altyapısı nedeniyle olacak ki, şiddetli bir biçimde sanatın siyasi olabileceğini savunmaktan da kaçınmıyor, bunu doğal bir sonuç olarak nitelendiriyor.Shahram Entekhabi ve sanatını daha iyi anlamak ve algılamak için aslında en doğru yol eserlerini incelemek. Çünkü kendisinin belki de biraz çizgi dışı tarzı, herkeste farklı anlamlar yaratabiliyor. Kariyerinin yaşattığı çeşitliliğin açık bir şekilde sanatına yansıdığını görmek mümkün. Eserleri mektepli ve alaylının farkına, bu çeşitliliğin her zaman olması gerektiğine dikkat çekiyor.Londra ve Berlin’de yaşayıp, çalışan sanatçının eserlerini incelemek için kendi web sayfasını ziyaret etmek herkes için değişik bir tecrübe olacaktır:http://www.entekhabi.org/