Etiket fenerbahçe

‘Türkiyeli’ Alex De Souza

Hayır, henüz Türk vatandaşı olmadı. Alex De Souza’nın bu konuda bir başvurusu bile yok… Ama Türkiye’yi anlamaya, öğrenmeye ve saygı göstermeye çalışan bir Brezilyalı gibi yaşıyor. ) Oysa aynı gün Hürriyet’in Ankara temsilcisi Metehan Demir, futbolcunun İçişleri Bakanlığı’na vatandaşlık için başvurusunun bulunmadığını söylüyordu. (Zaten “vatandaşlık başvurusu kabul edildi” diyen haberlerde herhangi bir kaynak belirtilmemişti.) HaberVs’nin edindiği son bilgiler, Alex’in Türk vatandaşlığına geçmek için başvurmadığını doğruluyor. Buna göre Alex, başvuru yapmak için ülkesindeki hukuksal durumu öğrenmek istiyor. Ancak vatandaşlık konusu bir yana Türkiye Alex’i, Alex de Türkiye’yi fazlasıyla benimsedi. Tatiller dahil yılın tümünü burada geçirmesi, çocuklarının İstanbul’da doğmasını istemesi, dilimizi öğrenmesi, kısacası Türkiyeli bir “vatandaş” gibi yaşaması onu diğer yabancı futbolculardan farklı kılıyor. HaberVs muhabiri Savaş Yücepur, Fenerbahçe muhabirleriyle görüştü ve “Türkiyeli Alex”i derledi. Düzenli bir aile yaşamı olan Alex, eşi Daianneve üç çocuğu ile birlikte Beykoz Konakları’nda oturuyor. Bir insanın anne ya da baba olduğu zaman çok olgunlaştığını düşünen Alex, çocuklarına çok düşkün. Geçtiğimiz sezon, Fenerbahçe’nin diğer Brezilyalılarının karıştığı iddia edilen magazin haberlerinde isminin hiç anılmaması, onlara “mesafeli” durması belki de bu yüzden. Kendini ülkede “misafir” bir futbolcudan ziyade, Türkiye’de yaşamayı bilinçli tercih eden bir profesyonel olarak görüyor. “Memleket özlemiyle” yanıp tutuşan, her küçük tatil fırsatını bu yönde değerlendiren Güney Amerikalı futbolcuların aksine burada kalıcı bir düzen kurmaya çaba harcıyor. Daianne ve Alex’in büyük kızı Maria, Alex Fenerbahçe’ye geldiğinde yeni doğmuştu. Çift diğer iki çocuğunu (küçük kızı Antonia oğlu Felipe) ise Türkiye’de doğurdu. Bilsen Koleji’nde eğitim gören Maria’nın Türkçesi kusursuz. Fenerbahçe’nin 6-0 kazandığı Ankaragücü maçı sonrası kameralar karşısında Türkçe konuşan Maria, izleyenleri şaşırtmıştı. Bunun nedeni Maria’nın yabancı öğrencilerle değil, Türk öğrencilerle birlikte eğitim görmesi. Türkçe konuşuyor, yazıyor Aslında Alex de Türkçe konuşuyor ve günlük hayatta tercümanı olmadan dolaşıyor. Dost sohbetlerinde akıcı bir Türkçe ile konuşan De Souza, gittiği restoranlarda siparişlerini Türkçe konuşarak verdiğinde büyük bir şaşkınlıkla karşılanıyor. Buna rağmen Türkçe’de […]

Fotofinişle Şampiyon!

Takipçisiyle kafa kafaya girdiği son haftadan başı dik ayrılanlar, şampiyonluk turuna hazırlanırken eve boş dönenler… Süper Lig tarihinde kupa sevincinin fotofinişle belirlendiği birçok sezon yaşandı. Türkiye futbol liginde şampiyonun son haftada belli olması futbolseverler için yeni bir durum değil. Özellikle, son beş sezonda iki kupayı ligin son dakikalarında yitiren Fenerbahçetaraftarları, takımlarının Sivasspor’la 22 Mayıs Pazar günü oynayacağı son karşılaşma öncesinde şampiyonluk için temkinli konuşuyor. Rakibinin hem mutlak hem de ikili averajda gerisinde bulunan Trabzonsporlular da aynı şekilde şampiyonluğun “dakikalara bağlı” olduğunun bilincinde. Benzer heyecan ligin 52 yıllık tarihinde defalarca yaşandı. HaberVs son haftaya kalan şampiyonluk mücadelelerini derledi. 1958/59: Grup finaliProfesyonel Futbol Ligi’nin başlangıcı kabul edilen 1958/59 sezonunda lig, iki gruba ayrılmıştı. Beyaz Grup lideri Fenerbahçe, Kırmızı Grup lideri Galatasaray’la iki aşamalı finalde karşılaştı. Galatasaray ilk maçı 1-0 kazandı ancak rövanşta 4-0 yenildi. Kupaya sarı lacivertliler uzandı.1960/61: 2 puanlı sistemLigin son haftasına 3 puan farkla giren Fenerbahçe, son maçta en yakın takipçisi Galatasaray’la karşılaştı. Galatasaray’a 2-1 yenilmesine rağmen o dönemki 2 puanlık sistemle yine 1 puanlık farkı koruyarak Fenerbahçe şampiyonluğa ulaştı. 1970/71: ‘Anons skandalı’nın öncüsüGalatasaray, ligin son haftasına 1 puan önde girmişti. Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı yenip, Galatasaray’ın puan kaybetmesi durumunda şampiyonluk Fenerbahçe’nin olacaktı. Ve geçen sezon yaşadığımız anons skandalının ilki 6 Haziran’daki Fenerbahçe-Beşiktaş maçında gerçekleşti. Beşiktaş’ı 1-0’la geçen Fenerbahçe, Galatasaray’ın mağlup olduğu anonsundan sonra şampiyonluk kutlamasına başlamıştı. Fakat Ankara’da PTT’yi 7-1 ile geçen Galatasaray 19 Mayıs Stadı’nda şampiyonluk turunu atmıştı bile. 1978/79: Önde giden kazandıGalatasaray bu sefer Trabzonspor’la yarış içindeydi. Son haftaya 2 puan önde giren lider Trabzonspor yenilmesi ve Galatasaray’ın son maçını kazanması halinde şampiyonluğa sarı kırmızılı ekip uzanacaktı. Trabzon son hafta Orduspor’dan 1 puan koparıp son haftaya kadar süren şampiyonluk yarışını önde bitirdi.1981/82: “Hükmen” şampiyonTrabzonspor’un 1 puan önündeki Beşiktaş, liderliği ve şampiyonluk heyecanını 34. haftaya kadar taşımıştı. Beşiktaş, Eskişehirspor’u hükmen mağlup etti ve Trabzonspor’un son haftada şampiyon olma umutlarını bitirdi.1984/85: […]

Naz Aydemir

Aralık ayında Katar’da, Dünya Kadınlar Kulüplerarası Voleybol Şampiyonu olan Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı bu kez Avrupa şampiyonu olabilmek için İstanbul’da sahaya çıkıyor. Burhan Felek Spor Salonu’nda yarın başlayacak 2011 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali’nde iki maç kazandığı taktirde, Avrupa’nın bir numaralı kupasında şampiyon olan ilk Türk takımı ünvanını da kazanacak.Şüphesiz bu başarılar, Fenerbahçe’nin son yıllarda Acıbadem sponsorluğunda kadın voleybol şubesine yaptığı yatırımın bir getirisi. Sadece yurt dışından getirilen yıldızlar değil, ulusal takımın önemli oyuncuları da sarı lacivert formayı giyiyor. İşte A Milli Takım’ın pasörü Naz Aydemir (21) genç yaşta ismini dünyaya duyuran Fenerbahçeli yıldızlardan biri. Naz sadece kulüp bazında değil, ulusal takım ölçeğindede tarihimizin en büyük başarılarına imza atan ekibin bir parçası. Ve aynı zamanda bir öğrenci! HaberVsmuhabiri Volkan Ağır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nden bu yıl mezun olmaya hazırlanan Naz Aydemir ile voleybolu ve öğrenciliği konuştu. 21 yaşında kulüp bazında dünya şampiyonluğu kupası kaldırdın. Dünya altıncısı milli takımının da bir parçasıydın. Genç yaşta bu kadar büyük başarıları omuzlamak hayatını güçleştiriyor mu?Zor oluyor açıkçası ancak bu tempoya genç yaşta girdiğim için alışkınım. Bunların yaşla çok alakası olduğuna inanmıyorum. 30 yaşında da olsam aynı zorluğu yaşardım. Başarı aynı zamanda bir baskı da oluşturuyor mu sporcu üzerinde?Daha ziyade özgüven katıyor. O unvanlar her zaman sizinle ancak her maça farklı bakmak lazım. Bambaşka bir maça çıkıyorsun ve bütün bunları unutuyorsun sahada. Bu yüzden bir baskı da yaratmıyor bende. Seni Eczacıbaşı formasıyla 16 yaşında tanıdık. O günlerle kıyasladığımızda performansını nasıl buluyorsun?Eczacıbaşı’ndayken dört yıl boyunca sürekli sahadaydım. Geçen sene [Fenerbahçe’de] çok az oynayabildim. Bu sene de Fofao’yla. Tabi ki sürekli forma şansı bulmak her zaman artı sağlıyor. Sürekli oynamanın getirdiği özgüvenle maç içinde daha rahat hareket edip karar alabiliyorsunuz. Arada kenara çıkıp geldikten sonra zaman zaman performansınızın düşmesi de çok muhtemel. Milli takımlara bakınca da performansımın çok da yükseldiğini görebiliriz. Kulüp düzeyinde henüz […]

Alex değil, Schuster

Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. “Aman tanrım ne tempoydu” klişesine kaptıracaklar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Dün akşam İnönü’de oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe maçında tanık olduğumuz tempo ancak orta sahasız takımlarla yapılır. Nitekim iki takımın orta sahasının da baskı yapayım derken alanlarını boş bırakması, topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabii ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş’ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun, Fenerbahçe’nin baskılı ve etkili oynadığı ilk 25 dakikanın sadece “reklam arası” dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı lacivertli takım son haftalarda ilk dakikalarda uyguladığı baskıyı bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de. Önce Beşiktaş’ın sol kanadını kırdı. Quaresma’nın geriye gelmeyişi bunun en büyük nedeniydi. Bu oyuncunun Simao’yla yer değişmesi ve Ernst’in bu kanada desteği biraz durdurdu Fenerbahçe’yi. Aykut Kocaman’ın yarım saat sonunda takımını geri çekip devreyi önde bitirme düşüncesi belki de mecburiyettendi. Fenerbahçe bu sezon maçların son çeyreğinde güçten düşüyordu. Kocaman bu nedenle maç sonunu düşünmüş olabilir. Fakat bu hamle, kazanılan alanın da Beşiktaş’a bırakılmasını getirdi. Ancak Beşiktaş da rakip yarı alana organize toplarla, kalabalık hücumlarla yerleşmeyi başaramadı. Yandan gelen birçok ortada topun Almeida’yı geçtiğinde taça çıkması bunun kanıtıdır. Devre biterken yalnızlığın açtığı yarasına tuz basan Dia’yı ancak tekmelerle durdurabilen Ekrem Dağ “ters” İbrahim Üzülmez etkisi yaratarak (bknz. İbrahim Üzülmez’in soldan gelip sağ ayağıyla attığı gol) takımını soyunma odasına umutla gönderdi. İkinci devreye de Beşiktaş’ın bu kadar hızlı başlaması beklenmiyordu. Evet şans golüydü İbrahim Toraman’ın attığı, ancak önemli olan her zaman o şansı zorlamaktır. Skor üstünlüğünü ele geçiren Beşiktaş sağlı sollu geliştirdiği ataklarla bu sefer maçı koparabilecek takımken Hugo Almeida’nın beceriksizliği bunu engelledi. Beşiktaş’ın bu süreçte, yani ikinci yarının ilk 15 dakikasında, biraz geriye çekilip kanatlara isabetli paslar kullanması etkili oldu. Yine bu süreçte Lugano ve Ferrari eşleşmeleri kırmızı kartın, en […]

Ömer Onan

Bugün onun doğum günü. Ve kariyerinde ilk kez All-Star'ın afişini süslüyor. Ömer Onan, 33 yaşında yıldızlığa terfi eden ilk basketbolcumuz...

Stadyumlar kimin?

Türk Telekom Arena Stadyumu, 15 Ocak Cumartesi akşamki protestolu açılışla hizmete girdi. Ali Sami Yen’in Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne geri verilmesi, Seyrantepe’nin seçimi, inşaatın başlaması ve bitirilmesi derken yaklaşık 5 yıllık zorlu bir süreçten geçti Galatasaray Spor Kulübü. Gündemde ise stadyumdan çok Başbakan’ın taraftara gösterdiği tepki var. Tayyip Erdoğan, “Stadyumun tahsis anlaşmasını daha yapmış değiliz” diyerek kulübe ve taraftarına aba altından sopa gösteriyor. Türkiye’de hiçbir spor kulübü, kullandığı stadyumların sahibi değil. Bu nedenle TT Arena’nın da Galatasaray SK’nın mülkü olması söz konusu değildi zaten. Kulüp, Ali Sami Yen Stadı’nın 49 yıllık kullanım hakkından feragat edip karşılığında bu stadı da yine 49 yıllığına kiralamış oldu. Bütün stadyumlar Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne ait. Sadece “üst kullanım” hakları belli bir bedel karşılığında ya 10 yıllık ya da 49 yıllık sözleşmelerle kiralanıyor. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu TT Arena’nın inşa süreci Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu ile kıyaslanıyor çoğu kez. “Feherbahçe’ye neden devlet desteği yapılmadı” deniyor. Bu nedenle Kadıköy’deki stadyumun tarihine bakmakta fayda var. Bugün stadyumun bulunduğu yer 1900’lerin başında Papazın Çayırı olarak bilinen bir futbol sahasıydı. İlk olarak 1929’da Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kiralandı ve Fenerbahçe Stadı ismini aldı. Daha sonra 1933 yılında stadın bulunduğu araziyi Hazine’den 9 bin TL’ye satın alan kulüp, bir stadın mülkiyetine sahip ilk futbol takımı olma özelliğini kazandı. Fakat 1962 yılında 70 yıllık üst kullanım hakkı karşılığında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne devredildi. 1998 yılında yapılan, üç büyük kulübün stadyum kullanım sürelerini tekrar düzenleyen genel bir protokolle; Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı 49 yıllığına Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kiralanmış oldu. Yenileme çalışmaları 2006’de bitirilerek 50.530 koltuğa sahip olan stadın kapasite artırma ve yeni tribün inşaası çalışamaları kulübün yaptığı bir dizi anlaşmayla borçsuz ve tamamen öz kaynaklarla gerçekleştirildi. 2000’de başlayan yıkım ve yeniden yapım çalışmaları, Migros ve Telsim’in sponsorluğunda tamamladnı. Bu sponsorluk karşılığında kale arkasındaki iki tribüne Migros ve Telsim isimleri verildi. Bu firmalar, söz konusu […]

Euroleague

Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe Ülker’in Euroleague’de ilk turu geçemediği, Efes Pilsen’inse son anda kendini “Top 16”ya attığı göz önünde bulundurulduğunda, temsilcilerimizin bu sezon sıkıntı yaşamadan ikinci turu görmeleri başarı sayılabilir. Bu sezon için lige baktığımızda kupayı kaldırmaya aday takım sayısında, geçtiğimiz sezonlara nazaran ciddi bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, genel bir kalite artışından ziyade, tüm takımların belli oranda güç kaybedişinden kaynaklanıyor. Ligin ortalamasının çok üzerinde bir kadro olarak görebileceğimiz Olympiakos’un bile ilk turda üç maç kaybetmesi, son şampiyon Barcelona’nın grubunu üçüncü bitirmesi, 8 yıldır Final Four oynayan Rusya temsilcisi CSKA’nın henüz ilk turda elenmesi pek çok takımın final için iştahlanmasına sebep oldu. Bu takımların en önemlilerinden biri de şüphesiz Fenerbahçe Ülker. Temsilcimiz, son hafta zorlanması beklenen maçta Fransız Cholet’yi 32 farkla yenince, Top 16’ya ikinci torbadan adını yazdırdı. Kanarya kanatlandı Euroleague’e deplasmanda Barcelona ve içeride Siena galibiyetlerini de içeren yenilgisiz dört galibiyetle giren Fenerbahçe Ülker, bir anda tüm Avrupa’da dikkatlerin üzerinde yoğunlaşmasına sebep oldu. Ömer-Kinsey-Tomas’dan başlayan baskılı ön alan savunması ve devamında geride Vidmar-Oğuz-Mirsad merkezli arka alan defansı Fenerbahçe’nin bu dört maçta da rakiplerini 70 sayının altında tutmasını sağlamıştı. Takımın başına getirilen Neven Spahija’nın aşılamaya çalıştığı savunma odaklı oyun anlaşıyı, temsilcimizin çoğu otoritelerce “Avrupa’nın en iyi savunma yapan takımı” olarak adlandırılmasını sağlamıştı. Önceleri, kendinden daha güçlü bir takım görünce hemen ilk çeyrekte teslim olan, kaybetmeye baştan razı bir takım hüviyetindeki Fenerbahçe Ülker’e gerekli olan yalnızca bir “takım olma” karakteriydi. Spahija bunu aşıladı. Herkesin saha içindeki rolünden memnun olduğu, herkesin işleyen bir sistemin önemli parçaları olduğu Spahija sistemi, oynamaktan ve izlemekten zevk alınan bir basketbol vaat ediyordu. Seyirci de bu sisteme kendini dahil etmenin yolunu bulmuştu. Bir önceki sezon 1440 olan takımın maç başına seyirci ortalaması, bu sezon yüzde 794’lük inanılmaz bir artışla 12875’e ulaştı. Bir önceki sezon seyirci azlığı sebebiyle ihtar yiyen Fenerbahçe Ülker, bu sezon ligin en yüksek seyirci […]

Ve Fenerbahçe yenildi…

Gökhan Tan Ve Fenerbahçe Ülkeryenildi… Beko Basketbol Ligi’nin yenilgisiz lideri, Karşıyaka’da kaybetti. İki kez uzatmaya giden maçta evsahibi İzmir ekibi sahadan 101-98 galibiyetle ayrıldı. Doğrusu, karşılaşma öncesinde -hatta altı devre süren karşılaşma boyunca da – yazıya atacağımı sandığım en son başlık buydu. Çünkü her ne kadar sahada daha üstün bir mücadele ortaya koyan Karşıyaka olsa da, Fenerbahçe’nin son dakikaları oynama becerisi ve tecrübesinin, maçı kendi hanesine yazdırmaya yeteceğini düşünüyordum. Maçın gidişatı da bu düşüncemi doğruluyordu. Karşıyaka 8. dakikada ele geçirdiği skor üstünlüğünü, üçüncü periyodun sonundaki on saniyelik dönem hariç, 34. dakikaya kadar sürdürdü. O dakikada Ömer Onan’ın sayısıyla Fenerbahçe öne geçti ve üç dakika sonrasında da farkı 5 sayıya çıkardı. Bitime sadece iki dakika kala görünüm, Fenerbahçe’nin maç boyunca geriden geldiği mücadeleyi, alışıldık biçimde önde bitereceğiydi. Ama olmadı. Normal süre sonunda bile, ligin bence en kaliteli mücadelesine sahne olan karşılaşma, seyirciyi ödüllendirircesine iki defa uzatmaya gitti. Ve genç yıldızı (1991 doğumlu) Furkan Aldemir’in ikinci uzatmada sakatlanmasına rağmen Karşıyaka, hak ettiği bir galibiyet aldı. Sahadaki mücadeleye ve basketbol seviyesine baktığımızda, yenilgisiz liderin, lig altıncısına yenilmiş olmasına sevinmeliyiz. (Bu arada bugün Zonguldak’ta oynanması gereken Erdemir-Beşiktaş Cola Turka karşılaşmasının ertelendiğini ve bu maçın olası sonucuna göre ligin gizli altıncısının Beşiktaş olduğunu belirtelim.) Aynı şekilde rakibinden çok daha mütevazı bir kadroyu yöneten Karşıyaka koçu Hakan Demir’in, dünyanın en iyi kariyerli koçlarından Neven Spahija’nın ekibine karşı kazanmış olmasına da. Çünkü bu sonuç bizi Türkiye Basketbol Ligi’nin izlenmeye değer, sert bir ligi olduğuna ve basketbolun, belki de her spordan daha fazla sürpriz barındırdığına inandırıyor. Peki Euroleague’de de yıllardır uzak kaldığımız başarılara imza atan, dev bütçeli ve kadrolu Fenerbahçe neden yenildi? Maç sonrasında yapılacak hemen her yorum, Karşıyaka’nın galibiyetini Fenerbahçe’deki eksiklere bağlayacaktır. Haksız da sayılmaz. Çünkü sarı lacivertlilerin bugüne kadarki başarısında pay sahibi Roko Ukiç ve Gasper Vidmar’ın eksilttiği mevkiler doldurulabilmiş değil. İşte Fener’in eksik olduğu bu […]

Ertuğrul Sağlam

İstanbul dün sabaha “renksiz” uyandı. Trabzonspor’un Türkiye 1. Ligi’ni şampiyonlukla tamamladığı 1984yılından bu yana İstanbul’da her apartmanın en az bir penceresinden bayraklar sarkardı. Sarı kırmızı, sarı lacivert ya da siyah beyaz… En olmadı yoldan geçen arabalar ya da şampiyon takımın taraftarları gururla renklerini belli ederdi. En büyük tartışmayı ise şampiyon takımın bayrağının Boğaz Köprüsü’ne çekilmesi, çekilen bayrağın fail-i meçhul kişilerce indirilmesi oluştururdu. Şampiyon İstanbul’dan çıkmadığı için sanki lig henüz bitmemiş gibiydi… Önceki gece sonlanan Turkcell Süper Lig’i Bursaspor’un şampiyon bitirmesiyle o bayrak mevzusu fiilen gerçekleşek mi bilemesek de yeşil beyazlı takım elde ettiği başarıyla o bayrağı mecazi anlamda İstanbul’un tam ortasına dikerek “Ulubatlı timsah” unvanını hak etti. “Anadolu”nun ayak sesleri Türk futbolundaki zihniyetin değişmesi için Anadolu’dan bir şampiyon çıkması gerekliliği yıllardır konuşulurdu. Son 10 yıllık sürece baktığımızda bunun gerçekleşebileceğinin sinyallerini aldığımız zamanlar olduğunu net bir şekilde görebilmekteyiz. Lig arşivlerine girip incelediğimizde 1999-2000 sezonundan bu güne dek Gaziantepspor, Denizlispor, Gençlerbirliği, Ankaragücü, Manisaspor, Kayserispor ve Sivasspor’un sezon boyunca şampiyonluğu kovalayıp son düzlükte nefesi tükenen takımlar arasında yer aldığını görülmekte. Bu takımlar değişmeli olarak bir kaç haftalığına birinci sıraya yerleşip sezonu da ilk beş içerisinde bitirmeyi başarmış. Bu isimlerin en önemlisi tabi ki Sivasspor. Son iki sezonda yaptıklarıyla Anadolu’dan şampiyon çıkması yolundaki en büyük umut ve değişmesi gerektiği söylenen “o” zihniyetin değiştirilebileceğine en çok inandıran takım oldu. Bu yıl da lige aynı ümitlerle başladılarsa da ligden düşmekten zor kurtular. Fakat başardıkları ile diğer takımlarda oluşturdukları umut 10 yıllık sürecin ardından Trabzonspor’dan sonra sonunda kupayı Anadolu’ya getirdi. Bursaspor’un farkı Sıradan bir Anadolu takımı görüntüsüyle başladı Bursaspor sezona. Sahasında oynadığı ilk iki maçı kazanıp ilk iki deplasmanından bir puanla döndüler. Ardından içeride alınan Fenerbahçe mağlubiyeti gidişatın diğer sezonlardan farksız olacağı yönünde bir görüntü veriyordu. Fakat şampiyonluk yolundaki en büyük rakipleri konumundaki İstanbul’un büyükleri ve Trabzonspor’a bir daha yenilmediler. Galatasaray’ı içeride yenip deplasmanda berabere kaldılar. Trabzonspor’a […]

Anons skandalı haberciliği!

2009-2010 Turkcell Süper Lig’i Fenerbahçe ve Bursaspor arasındaki şampiyonluk yarışının ardından Bursaspor’un kupayı kazanması ile sonlandı. Ancak sezonun son maçında yaşanan olaylar daha uzun süre konuşulacak gibi gözüküyor. En çok tartışılan konu ise Türkiye futbol tarihine geçmesi kesin olan “anons skandalı”. Ancak skandalın yalnızca kendisi değil, ertesi gün gazetelerde veriliş biçimi de skandal olarak tarihe geçmeye aday gözüküyor. Çünkü, skandalla ilgili haberlerin bir çoğu olayın sorumlusu olarak bir kişiyi adeta hedef gösterirken işin içyüzüne ilişkin doğru düzgün hiç bir bilgi içermiyordu. Onbinlerce taraftarı gülünç duruma düşüren bir olayın sorumlusu olarak gösterilen kişinin resimlerini basıp bu kişiyi “işte sorumlu” diye okla göstermekte hiç bir sakınca görmeyen gazeteler, bu kişinin can güvenliği için mi emniyete götürüldüğünü, yoksa başka bir nedenle mi göz altına alındığına bir türlü karar veremediler. Skandal anı Pazar gecesine dönüp olayı tekrar hatırlayalım: Trabzonspor-Fenerbahçe maçının 90+2’nce dakikasında, stat hoparlörlerinden yapılan “Bursa maçı 2-2 bitti, Fener şampiyon” anonsu ile stadyumda maçı izleyen binlerce taraftar ve futbolcular kutlamalara başlamıştı. Ancak acı gerçek birkaç dakika sonra ortaya çıktı, Bursaspor Beşiktaş’ı 2-1 mağlup etmişti ve Trabzonspor ile beraber kalan Fenerbahçe şampiyonluğu kaybetmişti. Taraftarlar öfkelendi, teknik ekip ve futbolcular yıkıldı, yönetim ne yapacağını bilemedi. Ancak biraz zaman geçip ortalık sakinleşince, herkes tek bir kişiye yoğunlaştı, anonsu yapan stat görevlisi, Hakan B. … Suçlu bulundu! Ertesi sabah yayınlanan gazetelerde de “suçlu arayışı” devam etti. Star, HaberTürkve Hürriyetgazeteleri, anonsu yapan Hakan B.’nin anons yüzünden gözaltına alındığını söylerken, Vatangazetesi ise B.’nin can güvenliği olmadığı için polis tarafından emniyete götürüldüğünü yazdı. Bunun yanında Sabah, HaberTürkve Hürriyet, B.’nin fotoğraflarını “İşte anonsu yapan adam” ve “İşte o adam” gibi hedef gösterici cümlelerle yayınladı. Bu gazetelere karşılık Taraf, Cumhuriyet, Radikalve Sabah Spor, anonsu yapan görevlinin adına haberlerinde yer vermedi. Sabahgazetesinin resim kullanıp, isim vermemesi, iyi niyetinden çok bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor izlenimi yarattı. Milliyetise bütün bu tartışmaların dışında Bingül’ü kesin bir “suçlu” […]

Saraçoğlu’nda futbol gaspı

Az önce Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda bir futbol gaspına şahit olduk. Oynanan şeyin futbola benzeyip benzememesi elbette öncelikle sahadaki futbolculara bağlı bir durum. Fenerbahçe Beşiktaş karşılaşmasında forma giyen oyuncuların bir kısmı, örneğin Fenerbahçeli Fábio Bilica, bu niyette değildi. Bilica, az sonra Beşiktaşlı Bobo’nun atış kullanacağı penaltı noktasını ayakkabılarıyla oydu. Penaltı atışına müdahele etmek istedi. Etti de. Oynanan şeyin futbola benzeyip benzemeyeceği, oyunun kurallar çerçevesinde oynanmasını sağlamakla görevli hakem de bağlı. Ama Fenerbahçe Beşiktaş karşılaşmasının hakemi de (Hüseyin Göçek) bu niyette değildi. Bilica’nınki rakibe değil ama rakibinin hakkına bir müdahaleydi. Hakem ne yaptı? Bilica’nın oyduğu çimleri ayağıyla düzeltmeye çalıştı. Dikkât ederseniz konuştuğumuz şey, futbolun içindeki bir pozisyon değil. Tam tersine sahadaki şeyi futbol dışına çıkarmaya çalışan, oynanma şartlarını ortadan kaldıran bir müdahale. Bilica yetinmiyor; topu “çukur” dışına çıkarmaya çalışan Bobo’ya da müdahale etmeye çalışıyor. Topu tekrar hazırladığı yere taşıyor. Hakem, futbolcunun futbolu sabote etme ısrarına, ısrarla seyirci kalıyor. Ceza sahasında çalamadığı düdüğü (kendi ceza sahası içerisinde Lugano’nun topu elle kesmesi), ceza sahası dışındayken (Gökhan Gönül’e, ilkine çok benzer pozisyonda) çalabilmesi, top kazanmak için vücudunu kullanan futbolcunun (Beşiktaşlı Ernst) rakibine dirsek attığını sanarak kırmızı kart göstermesi, ofsayt olmayan birçok pozisyonun ofsayt gerekçesiyle kesilmesine seyirci kalması, rakibinin dokunmadığı Semih’in bir tiyatro oyuncusu gibi yüzünü tutarken, parmaklarının arasından hakeme bakmasını cezasız bırakmasını, hakemin beceriksizliğiyle, eğer çok iyi niyetliyseniz “takdir hakkı”yla açıklayabilirsiniz. Ama rakibinin futbol hakkını gasp eden futbolcunun cezasız kalması, hiç bir şekilde açıklanamaz. Bu davranışa, göre göre kayıtsız kalmak futbolun da top yekûn gaspıdır. Bilica, oynadığı şeyin futbol olmadığını göstermek için daha ne yapmalıydı? Örneğin sahanın çizgileriyle de mi oynamalıydı? Ya da kale direğini söküp başka bir yere mi koymalıydı? *** Futbolu değil hakemleri konuşmak, hemen her yenilgiyi “görünmeyen ellerin” üzerine yıkmak, yöneticisinden taraftarına hastalığımız. İşin daha da acıklı tarafı, inanmamıza rağmen bu eylemden vaz geçemememiz. Daha iki hafta önceki Fenerbahçe yenilgisi sonrasında, Galatasaray […]

“İçi yanan” Hasan Cemal’e Fenerbahçeli cevabı

Gökhan Tan Kendini “radikal Galatasaray taraftarı” diye tanımlayan gazeteci Hasan Cemal, Fenerbahçe’nin pazar gecesi Ali Sami Yen Stadyumu’ndaki galibiyeti sonrasında şöyle söylüyor: “Bu yenilgiden sonra bana şampiyonluk kupasını getirsen dahi, şunu iyi bil, yine belki sevinirim ama kendini kolay affettiremezsin. Yaşadığım düş kırıklığı o kadar derin çünkü…” Oysa tarih ve Hasan Cemal’in bizzat kendisi bize aksini söylüyor. ***HaberVs’nin, altyazı çevirileriyle ilgili bir haberinde görüşüne başvurduğu çevirmenlerden biri, karşılaştığı eleştirilere karşı şu örneği veriyordu: “Her kıraathaneden bir teknik direktör çıkaran bir milletiz biz. Bu Türk halkının bir tavrı.” Çevirmenin varmak istediği nokta elbette futbol hakkında yapılan yorumlara parmak basmak değildi. Ama üzerine Türkiye’de üzerine en kolay yorum yapılan konunun futbol olduğunu belirtmesiyle akılda kalıcıydı. Konuşulan, yazılan şeylerin içeriğine bakılınca, bırakın kahvehaneyi, basının bizzat kendisi bu durumun ispatı. Aşağıda, Hasan Cemal’e verdiğim cevap da bu “kolay” yazılardan biri. ***Cemal’in kendi gazetesi Milliyet‘te yazıya attığı başlık “, 4-0’a bozgununa rağmen o da, şampiyonluğa ta Washington’dan seviniyor, Fenerli dostlarla dalga geçmekten kendini alamıyordu: Galatasaray’ın şampiyonluk sevincini Washington’da, televizyon başında yaşadım.…Bir Galatasaraylı olarak kendilerine yürekten teşekkür ediyorum. Bir Galatasaraylı olarak göğsüm kabardı. Galatasaraylılık ruhunu bir kez daha iliklerime kadar hissederken gözlerim yaşardı.…Fenerli dostlara gelince …Geçmiş olsun! Ne kadar da kendilerinden emindiler bu sezon… Ama son anda iki kupa da uçtu gitti. Dünyanın sonu değil! Üzülmeyin bu da geçer.Son söz:Bir de şu 4-0 olmasaydı! En güçlü aday, hâlâ, Galatasaray Ligin zirvesindeki dört takımın gelecek 7 haftadaki maçlarını ve şu anda puan tablosunun tepesindeki Bursaspor’un zirve tecrübesizliğini dikkate aldığımızda, şampiyonluk için en güçlü adayın, hâlâ, Galatasaray olduğunu düşünüyorum. Ve inanın bu yenilgi, kötü futboluna buir maçlık bahane bulan Fenerbahçe’nin şampiyon olma ihtimalini daha da azaltıyor. Yakın gelecekte, Galatasaray’ın Kadıköy’deki ilk galibiyetinden sonra sanıyorum kimse Fenerbahçe’yi “10 yıl boyunca Galatasaray’a yenilmeyen takım” diye anmaz. Ama Fenerbahçe’nin 10 yıl boyunca lig şampiyonluğu yaşayamaması, ki umarım olmaz, hafızalarda kalıcı tortu […]

Bir garip Kazım Kazım

”du. Gelecek Kazım Fenerbahçe yönetimi, kadro dışı bırakma kararını resmi olarak açıklamasa da, masum olduğunu dile getirdiği genç futbolcusunun “uçarılığı, hatta deli doluluğu”ndan usanmış görünüyor. Belli ki, doğru olsun olmasın, saha dışında yaşanan bunca şeyin sahadaki karşılığını görmekte zorlanıyor. Futbolcunun 5 milyon avro olarak belirlenen bonservis ücretinde de indirime gidileceği konuşuluyor. Haberlere göre Daum, onun takımında kalması için çaba harcıyor. Diğer taraftan Kazım, kendisine İngiltere’de kulüp arıyor. Oynadığı takıma renk getirdiği tartışma götürmeyen, gençliğini dolu dolu yaşayan bu yıldıza bir İngiliz kulübünün talip olması sizce de mümkün mü? Kısa futbol geçmişi, Kazım (Colin) Kazım’ın Fenerbahçe’de 2011’de sona erecek sözleşmesini tamamlayamama ihtimalini güçlendiriyor. Ve en önemli soru, son günlerde yaşanan kriz bir şekilde atlatılsa bile genç oyuncunun bundan bir “büyüme payı” çıkarıp çıkarmayacağı.

Şampiyonluk ve hazımsızlık

Efes Pilsen ve Fenerbahçe, basketbol seviyesi ve skor olarak son yılların en çekişmeli final serisini oynadı. Kazanan, kupaya dört sezon sonra tekrar uzanan Efes Pilsen oldu. Ama bunu pek fark edemedi. Şampiyon takımın antrenörü Ergin Ataman o sırada yerde, Fenerbahçeli bir taraftarın tekmesini yiyordu. Ben, şampiyonluğa uzanan ekibi, takımların oyun kurucularının belirleyeceğine inanıyordum. Altı maçta sona eren seri ilerledikçe bu inancım pekişti. Özellikle de sezon sonunda Fenerbahçe’ye NBA’den “kurtarıcı” posizyonunda tranfer edilen Will Solomon ile benzer bir durumu Rusya liginden Efes’e gelerek yaşayan Kerem Tunçeri’nin performanslarını gördükten sonra. Seyirci her maçta kavga etti Ancak görüldü ki sahadaki oyuncu kadar tribündeki taraftar arasında da fark var. Görünen o ki Fenerbahçe, sadece kazanmak için seyretmeyen basketbol seyircisi yaratamamış henüz. Bunu sadece son maçta sahaya atlayıp Efesli sporculara vuranları düşünerek söylemiyorum. Fakat gerek son maçta, gerek Abdi İpekçi’de oynanan diğer final karşılaşmalarında Ferenbahçe seyircisi kendi içerisinde de büyük kavgalar çıkardı. (Tabii, bu grupların tribündeki varlığını değil basketbol, hiç bir sportif etkinlik açıklayamıyor.) Yine de sormadan edemiyorum: Bir Efes Pilsen taraftarının Fenerbahçe antrenörünü yerde tekmeleme ihtimali nedir? En iyi final Gerçekten de son yıllarda bu kadar mücadele dolu bir final serisi hatırlamıyorum. Efes Pilsen 2002/03 sezonunda şampiyonluğa ulaşırken Ülkerspor’la yedi maç oynamıştı. Seri 4-3 Efes’in üstünlüğüyle sona ermişti. Daha sonra yedi maçlık bir seriye tanık olmadık. Efes 2004/05 sezonunda finali Beşiktaş’la oynamış ve kupaya 4-1’le uzanmıştı. Takip eden iki sezonun finalinde sırasıyla Ülkerspor ve Fenerbahçe, Efes Pilsen’i 4-0’la geçtiler. 2007/08 sezonunda ise Fenerbahçe Ülker, Telekom’u 4-1’le geçti. Bu finali farklı kılan oynanan maç sayısı değil, sahadaki mücadelenin seviyesiydi. Biri hariç, altı maçın tümünde kazananı, son 30 saniye belirledi. Son iki saniyede galibin değiştiği maç oldu. Oyun kurucular İşte bu kiritik dakikalarda takımını en iyi oynatan (en çok skoru yapan demiyorum) oyun kurucular ön plana çıktı. Kerem Tunçeri’nin sadece bir oyun kurucu olarak değil, tüm […]

Tek kimlik Aziz Yıldırım

Türkiye’de stadyumda numaralı tribün dışında bilet aldığınız yerden maç izlemek neredeyse imkânsızdır. Çünkü satın aldığınız koltuk bir taraftar grubu veya sizden önce geldiği için yerinize oturma hakkını kendinde bulan kişilerce kapılmıştır ya da bilet sahibini oturduğu yerden kaldırmaya çalışan taraftar grupları vardır. Bu gruplar, özellikle büyük kulüp yöneticilerinin para, bedava bilet ya da deplasman masrafları karşılığında takımlarını desteklemesi için stada topladığı taraftardan oluşur. Bu gruplardan, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yakınlığıyla bilinen Genç Fenerbahçeliler (GFB) içinde bulunduğumuz sezonun başında kulüp yönetimi ile sorunlar yaşadı. Çatışmanın nedeni bu grubun kulüpten ücretsiz kombine ve bilet talep etmeleri, talep karşılanmayınca kendi paralarıyla aldıkları kombinelerin ise kulüp tarafından iptal edilmesi ve Genç Fenerbahçelilerin üzerinde kendi isimlerini ve logolarını taşıyan ürünleri kullanmalarına engel olunmak istenmesiydi. İki taraf, konu hakkında sadece kendi web sitelerinde konuştu. Taraftar grubu www.gencfb.org adresinde, kulüp ise www.fenerbahce.org adresinde açıklama yapmakla yetindi. Doğrusu medya da, bu konuyu yeterince kaşımadı. Aziz Yıldırım’ın daha önce Genç Fenerbahçelilerle yakın bir temas içinde olduğu bir sır değil. Aziz başkan da bu durumu “O zaman şartlar öyle gerektiriyordu” diyerek doğruluyor. Nitekim Genç Fenerbahçeliler, 2001’deki ilk istifasının ardından Aziz Yıldırım’ın, kendi lehine ve istifa etmesini istediği Mustafa Denizli’nin aleyhine tezahürat yaptırdığını, hoşlanmadığı grupları engellemesi için kendilerine direktif verdiğini, takımın kötü gidişatından sonra stadyumda oluşacak tepkiyi azaltmak kendilerine için 3 bin bilet verdiğiiddiasında. Kombine krizi Yaşananları ilk ağızdan öğrenmek için temasa geçtiğimiz Genç Fenerbahçelilerin önde gelen isimlerinden Ferhat Eren, taraflar arasındaki gerginlik 30 Temmuz 2008’de Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanan MTK Budapeşte maçında su yüzüne çıksa da gerçekte 2008-2009 futbol sezonuna ait kombine kart satışlarının başladığı nisan ayına kadar dayandığını söylüyor: “Sezon öncesi Aziz Yıldırım ile bir görüşme yaptık. Bütün maçlara geldiğimizi ve her maç öncesi aynı yerden bilet bulmakta zorluk yaşadığımızı belirttik. Her zaman oturduğumuz Migros tarafındaki kale arkası tribününde normalde kombine basılmıyor. Bu tribünde bizim için kombine kart üretilmesi talebinde […]

Eto’o Özbekistan’da, Fenerbahçe’ye göz kırpıyor.

Samuel Eto’nun 11 yıllık İspanya kariyeri, Barcelona’nın onu satış listesine koymasıyla sona ermiş görünüyor. Dünyanın hala en pahalı futbolcuları arasında yer alan Kamerunlunun peşinde 10’a yakın kulüp var. Bu kulüplerin arasında Fenerbahçe ve bugün itibariyle de Beşiktaş’ın ismi geçiyor. “Çalışan kazanır” felsefesiyle hareket ettiğini söyleyen Samuel Eto’o, 1981’de Kamerun’da doğdu. Topla olağanüstü hızlı hareket edebilen Eto’o, 17 yaşındayken Real Madrid tarafından keşfedildi. Ancak Madrid kulübü onu sadece keşfetmekle yetindi; “kıymetli” formasını iki maç dışında siyahi futbolcuya hiç giydirmedi (Ki Eto’o, bu iki maçta da gol attı). Eto’o, Real’deki “mecburi hizmet”ini 1997 ve 1998’de CD Leganes’e, 1999’da Espanol’de kiralık oynayarak geçirdi. Kamerunluyu 2000 yılında kiralayan Real Mallorca, bonservis hakkını Real Madrid’te saklı kalmak kaydıyla futbolcuyu transfer etti. 2000 Olimpiyatları’nda Kamerun Milli Takımı ile şampiyonluk yaşaması Real’i, oyuncudan vazgeçme kararından döndürmedi. Kiralık dönemi de dahil olmak üzere Mallorca’da 177 maç oynayan Eto’o, 2000-2004 arasındaki bu dönemde 66 gol attı. Ve kulübün, gelmiş geçmiş en başarılı golcüsü oldu. “Çirkin futbolcu forma sattırmaz” 2003/2004 sezonu başlarken Real Madrid başkan Başkanı Florentino Perez’in “Ronaldinho çirkin, forması satmaz” diyerek David Beckham ile anlaşmasının, Eto’o’nun da benzer bir düşünceyle kulüpten gönderilmiş olabileceğini düşündürüyor. Bu görüş, spor kamuoyunda da kabul görüyor. Görünen o ki Kamerunlu futbolcu İspanya’da, henüz ilk yıllardan itibaren derisinin renginden dolayı kötü muamele gördü. 2004’te kariyerinin en önemli imzasını, Real Madrid’in ezeli rakibi Barcelona’ya geçerek attı. Ronaldo’yu da kadrosuna katan Real, Eto’o’nun “vazgeçilebilir” olduğunu söylüyordu. Real ve Mallorca, Eto’o’nun bonservisi için Barcelona’dan 24 milyon avro kazandı. Eto’o,2004 ve 2008 arasında Katalan ekibinde 108 resmi maçta forma giydi ve 77 gol attı. Barcelona, Eto’o’lu kadrosuyla bu dönemde iki La Liga şampiyonluğu, iki İspanya Süper Kupası ve bir Şampiyonlar Ligi Kupası kazandı. Kamerun Milli Takımı’nın da yıldızı olan Eto’o, çıktığı 70 karşılaşmada 33 gol attı ve 2008 Afrika Uluslar Kupasından sonra tüm Afrika tarihinin en çok gol […]

Çeyrek final karaborsada

Ersan Bayram Fenerbahçe Spor Kulübü’nün maç biletlerinin satış hakkını elinde bulunduran Biletix firması, 21 Mart 2008 Cuma günü yaptığı açıklamada, Chelsea karşılaşması biletlerinin sadece Fenerbahçe Kart sahipleri ve kongre üyesine satılacağını duyurdu. Biletler, 24 Mart günü internet üzerinden ve Biletix gişelerinde satışa sunuldu. Ancakt 2 Nisan 2008’de oynanacak karşılaşma için Biletix’in internet sayfası üzerinden bilet almak isteyen Fenerbahçe Kart sahipleri bir sürprizle karşılaştı. Sistem, işlem sırasında kullanılan ve satın alınırken kart sahiplerine verilen kart şifrelerini kabul etmedi. Her zaman yaptıkları şekilde internetten bilet almayı uman binlerce taraftarın çabası sonuçsuz kaldı. Aynı gün, akşam saatlerinde Fenerbahçe Spor Kulübü’nün resmi yayın organı fenerbahce.org’da yapılan bir açıklama, tüm kart şifrelerinin 0101 sayısı ya da kart sahibinin doğum gün ve ayından oluştuğunu bildirdi. İnternette bilet alabilmek için saatlerce uğraşan pek çok taraftar, bu bilgiyi ancak internet kontenjanı dolduktan sonra öğrenebildi. Gişede tatsız sürpriz Kart şifrelerinin habersiz değiştirilmesinde yaşanan şaibe gişede de devam etti. İnternet üzerinden bilet edinemeyen spor severler gişelere koştu. Ancak 19 bin 880 adet bilet, satışa çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra tükendi. Fenerbahçe Kart sahibi binlerce taraftar, daha önce sahip oldukları bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişelerde öğrendi. Platinium Kart sahibi taraftarlar beş bilet, Gold Kart sahibi taraftar üç bilet ve Klasik Kart sahibi taraftarlar ise gişede iki bilet satın alabiliyordu.Tüm kart sahipleri, daha önce duyurulmamasına rağmen, bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişede öğrendi. Buna göre Platinium Kart sahipleri iki, Gold ve Klasik kart sahipleri ise birer bilet satın alabildi. Biletler tükendikten sonra yapılan açıklamada, Fenerbahçe taraftar kartı sahiplerinin tüm maçlar için geçerli bilet satın alma haklarının, sadece Turkcell Süper Lig ve Fortis Türkiye Kupası maçlarında geçerli olduğu duyuruldu. Biletler karaborsada Fenerbahçe kartının bir amacı da, biletlerin karaborsada satışını engellemek ve kulübün bu yolla gelir kaybına uğramasını engellemek olmasına rağmen, Chelsea karşılaşmasının biletleri, gişede tükendiği gün bazı internet sitelerinde satışa […]

Rakip Chelsea

Volkan Ağır Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’nde eşleştiği Chelsea ile bugüne kadar hiç karşılaşmadı. Kuruluşundan bu yana maçlarını 42,055 kapasiteli Stamford Bridge’de oynayan Chelsea, 2004-2005 sezonundan itibaren bu statta oynadığı 118 maçta -ikisi Liverpool, biri Barcelona’dan olmak üzere- sadece üç mağlubiyet aldı. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe’nin Londra’daki maçta işi çok zor. Az gol yeme özelliğine de sahip takım, bu yıl Premier Lig’de bu statta oynadığı maçlarda dokuz yedi. Şampiyonlar Ligi’nde grup maçlarında kendi evinde oynadığı maçlarda yediği tek gol ise Norveç ekibi Rosenborg’dan geldi. Avrupa’nın güçlü ekipleri içinde ismi çok geçmeyen bir takımdan gol yiyebilmesi, Fenerbahçe için bir umut olabilir. Fenerbahçe’nin umudunu arttıran ikinci bir neden ise, Chelsea’ye grup maçlarında gol atamayan hemen tüm takımların, bu sezon istikrarsız performans göstermesi. Hızlı oynamak şart Kalesinde Avrupa’nın en iyilerinden Petr Cech bulunan Chelsea’nin defasında John Terry, Ricardo Carvalho, Alex, Ashley Cole, Juliano Belletti gibi çok önemli oyuncular yer alıyor. Özellikle Terry ve Carvalho’nun uyumu takımın yediği gol sayısındaki en önemli etken. Hızlı ve oyun görüşü çok iyi olan bu ikili, birebir mücadelelerde sert ve etkili defanslarıyla rakip forvetleri yıldırıyor. Bu ikilinin karşısında ayakta kalkmak gerekecektir. Ya da akıllıca davranıp, ceza sahasına yakın bölgelerde serbest vuruş kazanılmalı. Bunu yapabilmenin ilk şartı ise hızlı oynayabilmek. En son, Vestel Manisa maçında hızlı atak yapabileceğini gösteren Fenerbahçe’nin karşısında bu sefer, 24 milyon sterlin ettiğine kendisi bile inanmayan Ganalı yıldız Michael Essien, John Obi Mikel ve son maçta Derby County’ye karşı takımının altı golünün dördünü atıp, bu sezonki en yüksek performansına ulaşan Frank Lampard var. Aurelio, Selçuk, Uğur Boral’lı orta sahanın bu isimler karşısında hataya düşmeleri çok ağır cezalandırılabilir. Destekçi forvetlere dikkat Forvet hattında Fildişi Sahilli, “Kara İnci”’ Didier Drogba, Ukraynalı Shevchenko ve eski bir Fenerbahçeli olan Nicolas Anelka var. Oynaması durumunda Drogba’nın karşısında ayakta dimdik durabilmek gerekecek. Dünyanın, fizik kuvvetini en iyi kullanan golcülerden Drogba, uzaktan, […]