Etiket habervs

‘Ergenekon kaçırılmış bir fırsattır’

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin Bilgi Genç Haber Ajansı’ndeki gönüllü çalışmalarıyla hazırladıkları Eksiyirmidört dergisinin ikinci sayısı yayınlandı. 2009’da yazdığı Ergenekon Davası’yla ilgili rapor nedeniyle şimşekleri üzerine çeken gazeteci Gareth Jenkins, Ergenekon davasıyla ilgili Eksiyirmidört’e söyledikleri nedeniyle bu davadan çok şey bekleyenlerin yine tepkisini çekecek gibi görünüyor. 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Jenkins’in Ergenekon davası dışında Türkiye’deki gazetecilik ve politik ortam üzerine gözlemleri de ilgi çekici noktalar içeriyor… Emre Temiz Gareth Jenkins bir gazeteci. Yirmi bir yıldır Türkiye’de yaşayıp gazetecilik yapıyor ancak biz onu 2009’da yazdığı Ergenekon Raporu’ndan sonra tanımaya başladık. Henüz hiçbir yerli gazeteci okumamışken ilk iki iddianameyi okudu ve bunlarla ilgili bir rapor yazdı. Ardından geçtiğimiz sene üçüncü iddianameyi okuyup bununla ilgili bir makale yayınladı. Bu süreç içerisinde çeşitli çevrelerce Ergenekon üyesi olmaktan Mosad ajanı olmaya kadar birçok şeyle suçlandı. Aynı zamanda bir siyasi stratejist olan Jenkins, doksanlı yılların önemli bir kısmını ülkemizin Güneydoğusu’nda geçirdi ve Kürt meselesiyle ilgili araştırmalar yaptı. Basının kendisine yönelttiği söyleşi tekliflerini çoğunlukla geri çeviren Jenkins ile Türkiye’de yabancı bir gazeteci olmayı, Kürt meselesini ve Ergenekon sürecini konuştuk Genelde Türkiye ve Avrupa medyası, özelde de ülkeniz İngiltere medyasıyla Türkiye medyası arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Avrupa’nın büyük kısmında hükümetler basından korkarlar, Türkiye’de ise ne yazık ki basın hükümetten korkuyor. Bu büyük bir fark. İngiltere’de hangi parti başta olursa olsun basın her zaman onların karşısındadır. Onların bir hatasını yakalamaya çalışır. Dilin kullanımında büyük farklar var. Editörlerin bu konuda büyük hataları var. Benim editörüm hiçbir zaman “bildirildi, söylendi, yapıldı…” tarzı filler kullanmama izin vermez. Kaynak olarak kimin kullanıldığının çok özel durumlar dışında kullanılması gerekir. Türkiye’de kaynağın kullanılması özel bir durum haline gelmiş. Diğer bir fark da medya ekonomileri arasında. Türk medyası aristokrat bir yapıya sahip ve köşe yazarları çok yüksek paralar alıyor. Yetki alanları da çok geniş tutuluyor. Bir gün siyaset yazan bir köşe yazarı ertesi gün bir futbol maçı […]

“Ben de susamam. Çünkü Ergenekon benim de davam. Gerçekten”

Bu isteksizliğini görünce, ya gönlün yok ya da gönlünü muktedire kaptırmışsın diye düşünmüyor değilim. O zaman kime anlatıyorum ki ben bunları? “Keşke cezaevinden çıkabilsem de tartışabilsek” diyorum. Ama sen bile böyleyken… Ahmet Şık* İster mağdur, ister muktedir, bu ülke medyasının ne olduğunu ben bilirim de, en iyi sen bilirsin. Mesleki kıdemin, gözün kapalı desteklemekte beis görmediğin malum zihniyetin verdiği gazla kendini Olympos’ta hissettiren egonla, hele ki yaptığın işler içinde önemli bir zaman dilimini kapsayan “kronik” zamanlarınla ya da bir dönem mağdurun yanında saf tutmuşken şimdi muktedir olmanla, en iyi sen bilirsin. Bir dönem lanetlediklerini, rüzgar tersine döndüğünde göklere çıkardıklarını da bilirsin, yeni lanetlilerin eskiden göklere çıkardıkları olduğunu da en iyi sen bilirsin. Hem de her seferinde bunu demokrasi ve memleketin bekası için yaptıklarını söylediklerini de, bunun yalan olduğunu da bilirsin. Tanık olmuşsundur; oluyorsun elbet. Anımsamıyorsan çok da gerilere gitmene lüzum yok. Son birkaç yıldır kimin “demokrasi” dediğine ve bunu kimin için ve nasıl söylediğine bakıver. Sanırım internet filtresinde “demokrasi” sözcüğü yasaklananlar arasında olmadı. Girdikleri kabın şeklini almakta ne kadar mahir olduklarını da bilirsin, kim iktidar olursa olsun onun yatağında soluk soluğa kaldıklarını da en iyi sen bilirsin. Hiç utanmaları yoktur bilirsin, tıpkı buna ihtiyaç hissetmediklerini de çok iyi bildiğin gibi. Utanmış gibi yapanlarınsa sadece yeni vesayete yanaşmaya çalıştıklarını da bilirsin de bunu hiç dillendirmezsin; “tuhaf” bulmazsın. Her devrin medyası oldukları için ya da kendilerinin de medyası olacağı devrin geleceğini bildiklerinden, başlarına hiçbir felaket gelmez, bilirsin. Gerçi şimdinin padişahı, hep kendi saltanatının süreceğini sandığından durum biraz değişmiş görünse de aldanma sen. Her devirde en çok ihtiyaç duyulanın kendileri olacağını da bilir bu medya; bilirsin sen de. Ahlaksıza, yalancısına, şarlatanına, celladına, mezar kazıcısına ne kadar ihtiyaç duyulursa onlar da o kadar itaatkardırlar. Her buyrulana hatta buyrulmasına gerek kalmadan “emredersiniz devletlum” ya da “padişahım çok yaşa” derler bilirsin. Vesayetin böyle meşrulaştırıldığını da bilirsin. […]

Hangisi kabahat?

Kocaeli’de görev yapan gazeteciler, meslektaşları Ahmet Şık’a destek için basın açıklaması yaptılar…”Kabahatli” bulunup, para cezası aldılar… Kabahatin gerekçesi Umur Mumcu’nun ismini taşıyan, halka açık parkta izinsiz bulunmaktı! Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in arkadaşları, 5 Nisan’da Kocaeli Umur Mumcu parkında izinsiz basın açıklaması yaptıkları ve “Kabahatler Kanunu‘na muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 154’er TL para cezasına çarptırılan meslektaşlarına destek için Kocaeli’ndeydi. Gazeteciler, ortak bir basın açıklaması yaparak protestoda bulundu. Kocaeli’de görev yapan gazetecilere 18 Mayıs’ta tebliğ edilen para cezaları, tepki üzerine ertesi gün kaldırılmıştı. Gazeteciler, 21 Mayıs’ta yaptıkları basın açıklamasında “kabahatin” gerekçesine de dikkat çektiler: 5 Nisan’da toplandıkları Umur Mumcu parkı, İl Güvenlik Kurulu kararıyla toplantı ve yürüyüşe kapalıydı. Bu kararla Anayasal bir hakkın ihlal edildiğini iddia eden gazeteciler, itirazlarının para cezasına değil temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına olduğunu dile getirdiler.Batuhan Acar-Serdar Dilmen

Ahmet geldi, beraat etti!

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu "Ergenekon’u Anlama Kılavuzu" kitabı nedeniyle açılan davada beraat etti. Şık 14 Nisan’daki duruşmaya “araç yokluğu” gerekçesiyle getirilmemişti.

Ahmet Şık geceyi dışarıda geçirecek!

“Terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVs Editörü Ahmet Şık, sergisinin açılışı için geldiği Bilgi Üniversitesi’nden az sonra ayrılacak. Ahmet yarın saat 12:30’da duruşması öncesinde kendisi için düzenlenen eyleme katılacak. HaberVs “Terör örgütü üyesi olma” gerekçesiyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVsEditörü Ahmet Şık, tutuklanmadan önce Ertuğrul Mavioğlu ile yazdığı Kırk Kakır Kırk Satır: Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitabının “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ettiği gerekçesi ile yargılandığı dava için Kadıköy Adliyesi’ne gelecek.“Ahmet Şık’ın Objektifinden: Ben Tanığım” sergisinin açılışı için, doğumgünü olan 9 Mart’ta, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne gelen Şık, yaklaşık iki aydır uzak kaldığı ofisinde duruşma tarihini bekliyordu. Şık, arkadaşlarıyla birlikte birazdan Bilgi Üniversitesi’nden ayrılacak ve geceyi dışarıda geçirecek. Yarın saat 12:30’da Kadıköy’de kendisi için gerçekleştirilecek eyleme katılacak. Şık’ın geceyi Avrupa yakasında, deniz kıyısında bir evde geçireceği ve ancak yarın sabah erken kalkması gerektiği için, talimatla kitap yazma faliyetinde bulunmayacağı ifade ediliyor. Duruşma öncesinde Şık ve arkadaşlarının moralinin son derece yüksek olduğu gözlemleniyor. Yarın Kadıköy adliyesi önünde toplanacak kalabalığın yüksek olması Ahmet, Nedim Şener ve tüm tutuklu gazetecilerin morallerini daha da yükseltecek. Ahmet “Yarın öğlen Kadıköy Boğa heykeli önünde görüşmek üzere” mesajını iletiyor.

Ahmet’i karşılayacağız, sen de gel!

HaberVs Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kaleme aldıkları iki ciltlik Kırk Kakır Kırk Satır – Ergenekon’u Anlama KılavuzuHaberVs kitabı nedeniyle yargılanan editörü Ahmet Şık’ı karar duruşmasında yalnız bırakmamak için arkadaşları 13 Mayıs Cuma (yarın) yine Kadıköy Adliyesi’nde olacak. Önceki duruşmaya, “ring aracı bulunmadığı” gerekçesiyle getirilmeyen Ahmet Şık’ın bu kez bir önceki duruşmada mahkeme başkanının Silivri Cezaevi’ne yazdığı yazı nedeniyle kesin olarak duruşmaya getirilmesi gerekiyor. “Yansak da dokunacağız” imzalı çağrı metninde, “Ergenekon soruşturması çerçevesinde 3 Mart’ta gözaltına alınıp 6 Mart’ta tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in; gazeteci ve fotoğrafçı meslektaşları, dostları, okurları, avukatları olarak bizler, arkadaşlarımızın nezdinde tüm tutuklu gazeteciler için ‘Hemen, şimdi adalet’ demek için buluşuyoruz.” ifadesine yer veriliyor. Tüm yurttaşları ve medya mensuplarını Kadıköy’e davet eden grubun çağrısı, “Elimizde kalemlerimiz ve pankartlarımız, dillerimizde şarkılar ve yüreğimizde adalet ve demokrasi umudu, aklımızda tüm tutuklu gazeteciler için hürriyet isteği olacak.” sözleriyle bitiyor.13 Mayıs 2011 Cuma Kadıköy Boğa Heykeli 12:30

‘Türkiye sağı demokrasiye hep karşı oldu’

Burak Kurtar Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner Türkiye sağının solu hep “darbecilikle” itham ettiğini ama sağın kendisinin de fikir ve örgütlenme özgürlüğünün var olduğu bir demokratik ortama karşı ellerinden geleni artlarına koymadığını vurguladı.Laçiner İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 12 Mart konulu panelde yaptığı konuşmada “o dönemde Türkiye’nin sağının takibindeki yayınların herhangi birinde bir tane hayırhak cümle göremezsiniz” dedi. Çok fazla yalan ve iftira altında olduklarını belirten Laçiner, o zaman sosyalizmin haklı bir eleştirisine bile “kesin yalan söylüyordur” gözüyle baktıklarını söyledi. Laçiner, “1960’ların genel mantığının Türkiye’ yi modern, demokratik, özgür yapmak isteyen bir cereyan olduğunu ve bunun Tanzimat’tan beri gelen bir çizgi olduğunu vurguladı. “Bu çizgi Türkiye toplumunun büyük muhafazakar ve anti modernist direncine rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor” diyen Laçiner, Bunun karşısında da ideolojik gücünü dinden alan bir cenahın daha olduğunu ve bu cenahın demokrasi herkese oy hakkı verdiğinde sandıkta galip geldiğini belirtti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü’nün düzenlediği “40. yılında 12 Mart” başlıklı sempozyumda 12 Mart 1971 askeri darbesi, darbe öncesi ve sonrası Türkiye’de yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 29 Nisan günü gerçekleştirilen panelin göze çarpan konuları “Üniversite Özerkliği”, “Mamak Cezaevi”, “68 kuşağı ve 12 Mart’ taki Feminist Hareketler”di.“Türkiye’de seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor” Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal 12 Mart 1971’de 27 yaşında bir sivil olduğunu ve o zamanlar Türkiye’ de bir darbe ortamı yaratmak için çalıştıklarını anlattı. O tarihte Devrim Dergesi’nde deyim yerindeyse “fedai” yazı işleri müdürü olarak çalıştığını söyleyen Cemal, dertlerinin ortamı huzursuzlaştıracak, istikrarsızlaştıracak bir hava yaratıp darbeye yol açmak olduğunu vurguladı. O zamanlar Türkiye’de seçim sandığından sadece gericilerin çıktığı ve gericilerin çıkardığı seçim sandığına son vermeden Türkiye’nin kurtulamayacağına inandıklarını belirten Cemal, gerici üreten o sistemin Türkiye’ye neden uymadığını bir sürü yabancı kitaplardan, makalelerden özetlediklerini belirtti. Cemal, o tarihlerde Devrim Dergisi’nde yaptıkları çevirilerle Suriye’deki Esat Rejimi’ni, Libya’daki Kaddafi rejimi’ni bütün tek parti rejimlerini model olarak yansıttıklarını vurguladı. “12 Mart günü […]

Nefesli çalgılarla 1 Mayıs

1 Mayıs kutlamalarının en renkli gruplarından biri de Türkiye Gençlik Birliği’ydi. Birliğin Dolmabahçe’den Taksim’e yürüyüşüne nefesli enstrümanlar eşlik etti.Video: Gökhan Tan

1 Mayıs’ın bestecisi ‘ruhsuzluk’tan şikayetçi

Bazı şarkılar, şiirler vardır, hayatımızın içine o kadar girmişlerdir ki bunları kimin bestelediğini, sözlerini kimin yazdığını hiç düşünmeyiz bile. Sanki onlar hep vardırlar, gökten inmişler ve hayatımızın içine girmişlerdir… İşte 1 Mayıs Marşı da kendini “solcu” olarak tanımlayanlar için böyledir. Sanki bu marş dünya kurulduğundan beri vardır ve söylenmektedir. Oysa 1 Mayıs Marşı’nın hem sözleri hem de bestesi, 1970’lerde Türkiye’nin önemli müzisyenlerinden biri olan Sarper Özsan’a ait. Halen Mimar Sinan Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Özsan’la, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı’ndan (MİHA) Serma Dursun bir söyleşi yaptı. Bu ünlü marşın bestecisini daha yakından tanımak isteyenler için Sarper Özsan’la yapılan bu söyleşiyi aynen yayınlıyoruz. 1 Mayıs Marşı nasıl doğdu? Sanıyorum 1973 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu, Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’nin romanından aynı adla sahneye uyarladığı “Ana” oyununu oynamaya karar vermişti. Müziklerini benim yapmamı istediler. Seve seve kabul ettim ve hemen çalışmaya koyuldum. Tabii Brecht’in bütün oyunlarında olduğu gibi bu da müzikli bir oyundu ve oyunun metninde Brecht tarafından yazılmış şarkı sözleri bulunuyordu. Sanıyorum öncelikle bu sözleri besteledim. Ama oyunda, Çarlık polisinin, meydanda toplanan işçilerin üzerine yaylım ateşi açarak yüzlerce kişiyi öldürdüğü, bu nedenle de tarihe “Kanlı Pazar” adıyla geçen Rusya’daki ünlü 1 Mayıs. 1905 sahnesi için Brecht, metnin üzerine “İşçiler marş söyleyerek sahneye girer” biçiminde bir not yazmış ama hangi marş olduğunu belirtmemiş. Herhangi bir söz de koymamış… Bir süre burası için uygun bir müzik aradım ama sözüyle ve müziğiyle bu sahne için içime sinen bir müzik bulamadım. Bu durumda iş başa düştü. Bu müziğin sözlerini de, müziğini de benim yazmamın daha iyi olacağına karar verdim. Çalışmaya başladığımda gerek sözlerin, gerekse ezginin, bir yandan oyuna aykırı kaçmamasına, öte yandan da kendi halkımızın kulağına aykırı gelmeyecek bir yapıda olmasına dikkat ettim. Sözler, devrimci bir gözle yapılmış durum saptamalarını, geleceğe olan güven ve inancı, devrimci kararlığı dile getirir. Müzik ise, […]

Taksim 2009 1 Mayıs Marşı

HaberVs 1978 sonrasında Taksim Meydanı’nın işçilere kapatılmasıyla 1 Mayıs sürekli bir gerginlik konusu olmuştu. 1980’ler ve 90’lar bu gerginlikle geçerken 2008’den itibaren DİSK, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talebinde ısrarlı olduğunu açıkladı ve üyelerine çağrı yaptı. Hükümetin bu talebi reddetmesi üzerine 2008 ve 2009’daki 1 Mayıs gösterilerine polisin bol miktarda kullandığı biber gazı ve sokak çatışmaları damgasını vurdu. Ancak 2009’un önemli bir farkı vardı. 2009 1 Mayıs’ı, çoğunluğunu DİSK üyesi işçilerin ve KESK üyesi memurların oluşturduğu yaklaşık 3 bin kişilik bir grubun Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylemesiyle sona ermişti. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’nda marşlarını söylediler ve bir sonraki yıl Taksim’in resmi olarak 1 Mayıs gösterilerine açılmasını sağladılar. HaberVskamerası da bu ilk marş söylenirken oradaydı.

Medyanın vicdanı Antalya’da tartışılacak

HaberVs Çağdaş Gazeteciler Derneği Antalya Temsilciliği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Antalya Şubeleri ile Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği’nin katkılarıyla Antalya’da bu hafta sonu “Hakikat, Adalet ve Vicdan Karşısında Medya” başlıklı bir panel düzenleniyor. HaberVs editörü Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmaları karşısında sergilenen tavır ve tutumlar üzerine tartışılacak panele . Gazeteci-yazar Ertuğrul Mavioğlu, Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu, Prof Dr. Taha Karaman, yazar Şükrü Argın ve Ahmet Şık’ın ağabeyi Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık konuşmacı olarak katılıyor. Panel, 30 Nisan 2011cumartesisaat 14.00’te Antalya 100. Yıl Bulvarı Kültür Park içinde bulunan Cam Piramit’de gerçekleştirilecek.

Halil Berktay yaşıyor mu hâlâ?!

Gün Zileli* Beni belki biraz saf bulacaksınız ama yakın zamana kadar, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in peşindeki iz sürücüler, yazılı kâğıt takipçileri sürüsünün sadece halihazır iktidarın emrindeki polis ve savcılardan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer bu gazeteci avlama sürünün içinde epeyce polis köpeği de varmış. Kölelik dönemini anlatan bir illüstrasyon asılı dururdu başucumda, birkaç yıl öncesine kadar. Oradan oraya taşınırken sanırım kayboldu. Kölelerin başında bir köle-güdücü var, aynı diğer kölelere benziyor; onlardan tek farkı elindeki kırbacı. Demek kurban, avcıdan önce kendi gibi bildiğinden korkmalı. Tarafgazetesinin yazarlarından Emre Uslu’nun, Ozan Kütahyalı’nın yazdıkları bir süredir kanımı donduruyordu da, Halil Berktay’ın da aynı mealde polisiye bir yazı yazacağını nedense düşünmemiştim; belki de yaşananlar ne olursa olsun, insan eski arkadaşlarına bazı berbat davranışları yakıştırmaktan ısrarla imtina ediyor, psikolojik bir olay bu sanırım. Benim bir zamanlar o kadar yakından tanıdığım, gizlendiğimiz evlerde aynı lahmacunu paylaştığım, aynı makarnaya kaşık salladığım arkadaşım, şimdi nereye giderse gitsin bu kadar kötü olamaz, bu kadarını da yapamaz düşüncesi ya da ruhsal savunusu diyelim. Ama Cemal Süreya’nın deyişiyle, “bu da oldu işte” ve eski arkadaşım Halil Berktay da, Tarafgazetesinin (Zamanokumuyorum) bir kısım “gazeteci”-polislerinin girdiği yola girip o meşum yazıyı yazdı: “Ergenekon Yaşıyor Hâlâ”. Halil Berktay, Ahmet Şık’la Nedim Şener’i, aynı polis ve savcı Zekeriya Öz gibi, yazdıklarından dolayı suçlamaya girişmeden önce bugünkü hapishaneler düzeniyle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki hapishaneler düzenini karşılaştırıyor ve o günlere göre tutukluların kendilerini çok daha özgürce ifade ettiğini söylüyor: “Siz zulüm görmemişsiniz; insan utanır böyle şeyler yazmaya-söylemeye. 1971 ve 1980’de dikta rejimleri vardı ve bütün ülkede sıkıyönetim hüküm sürüyordu. Dayağı, işkenceyi, askerî hapishane koşullarını geçtim. ‘İhtilattan men’ edilmemişseniz, ancak aynı soyadını taşıyan yakın aileniz gelebiliyordu, haftada on dakika görüşe. Fotoğraf çektirmekmiş, sağa sola mektup yazmakmış, kamuoyuna seslenip kendinizi savunmakmış; ne mümkün! (…) Şimdiyse durum şöyle: görüş fiilen sınırsız ve kısıtsız (…); haberleşme serbest; isteyen mektup kaleme […]

Tüm gazeteciler tehdit altında

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Türkiye’ye tutuklanması üzerine Türkiye’ye gelen Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, yayınladığı basın duyurusunda “gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığı”na vurgu yaptı.HaberVs Altı günlük temasların ardından bugün İstanbul’da basın toplantısı düzenleyen Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü (Reporters Sans Forentiers), Türkiye’de basın özgürlüğü hakkında tespitlerde bulundu. Örgüt, 6 Mart 2011’de “terör örgütü üyesi olma” gerekçesiyle tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gazeteci arkadaşlarının katılımıyla aşağıdaki açıklamayı yaptı: “İstanbul’a, Türkiye’deki basın özgürlüğü hakkındaki kaygımızı ifade etmek için geldik. 1990’dan bu yana ilerleme kaydedilmiş olsa da, yüzlerce gazeteci hapse atılması hâlâ yapılacak pek çok şey olduğunu gösteriyor. Türkiye, basın özgürlüğüne hâlâ saygı duyan bir ülke değil. Gazeteciler mesleğini yapabilmek için fazlasıyla cesur olmak zorunda. Hapishane riskine, tehdide ve işkenceye maruz kaldıkları bir meslek bu onlarınki. Artık, 15 yıl öncesindeki gibi yalnızca ordu ve Kürt konusunu işleyenlerin değil tüm gazetecilerin tehdit altında oluşunu fark etmek kaygı verici. Türk yetkilileri, basın özgürlüğünü ulusal bir öncelik olarak korumaya davet ediyoruz. Başbakan gazetecilerin kendilerini özgürce ifade etmeleri hakkını korumak konusundaki sorumluluğunu göstermelidir. Şimdiye kadar bu yönde davranmadı. “Örgüt, gazetecilerin geçtiğimiz günlerde tutuklanması ve alıkonulmasını ve ülkede basın özgürlüğünün durumunu incelemek için 13-19 Nisan tarihleri arasında İstanbul’a geldi. Sınır Tanımayan Gazeteciler bağımsız muhabirlerden mahkeme sürecindeki gazetecilerin avukatlarına, meslek mensuplarına ve hali hazırda basın özgürlüğü için kampanyalar düzenleyen sivil toplum kuruluşlarının önde gelen simalarına kadar her tür gazeteciyle görüştü. “Örgüt temsilcileri ayrıca 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan HaberVs Editörü ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’ın ve 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink’in aileleri ve yasal temsilcileriyle bir araya geldi. “Bu ziyaretle, Türkiye’de basın özgürlüğü için hali hazırda yürütülen kampanyanın değerlendirilmesine de olanak buldu. Oldukça etkin bir sivil toplumun yanı sıra, mesleğe mensup kişiler geçtiğimiz günlerde tutuklanan gazeteciler için çok cesaret verici bir dayanışma gösterdiler. “İstanbul’da 19 Nisan 2011’de yapılan, “Türkiye’de tutuklanan ve gözaltına alınan […]

İki gazeteci daha tutuklandı

DİHA Diyarbakır temsilcisi Kadri Kaya ve Batman muhabiri Erdoğan Altan, Batman’da nöbetçi mahkeme tarafından “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Gerekçe: Ajans haberini radyo ve televizyonlara bildirmek! Bianet Batmanve Diyarbakır‘da düzenlenen bir operasyonlarda gözaltına alınan sekiz kişiden Dicle Haber Ajansı (DİHA) çalışanları Kadri Kaya ve Erdoğan Altan ile iki kişi daha tutuklandı; dört kişiyse serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar arasında Batman Postası gazetesi yazarı Mehmet Karabaş da var. Kaya, 15 Nisan sabahı Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerce evi basılarak gözaltına alınırken, ajansın Batman muhabiri Altan da Azadiya Welat gazetesi Batman bürosundan gözaltına alınmıştı. Batman İl Jandarma Komutanlığı’nın yürüttüğü 11 aylık bir soruşturma kapsamında, çeşitli basın yayın organlarında yaptıkları konuşmalar nedeniyle gözaltına alınan sekiz kişiden, tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen yedi kişinin dördü bugün (19 Nisan) sabaha karşı Batman Nöbetçi Hakimliği’nin kararıyla “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Gazeteciler Altan ve Kaya tutuklama kararıyla birlikte ceza evine gönderildi. Soruşturma kapsamında, DİHA’da yer alan haberlerin, çeşitli radyo ve televizyonlara aktarıldığı telefon görüşmeleri, gazetecilerin tutuklanmalarına sebep olarak gösterildi. Gözaltıların ardından yaptığı bir açıklamayla operasyona tepki gösteren İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube sekreteri Raci Bilici, çalışanların tamamen gazetecilik faaliyetleri yüzünden gözaltına alındığının, valiliğin açıklamasıyla da ortaya çıktığını belirterek, şöyle konuşmuştu: “Şimdi Başbakan Erdoğan’a sormak gerekir; hani Türkiye’de gözaltına alınan veya tutuklanan gazeteciler, gazetecilik faaliyeti yüzünden tutuklanmıyordu? Hani ülkemizde basın özgürlüğü vardı?” “Bugün cezaevlerinde 50’yi aşkın tutuklu ve hükümlü gazeteci bulunuyor. Bu gazetecilerin muhalif olmaları, başta Kürt sorunu olmak üzere ciddi sorunsallara karşı duyarlı, sol ve sosyalist olmaları elbette ki tesadüf değil. Kürt basın yayın organlarına yönelik 90’lı yıllarda gerçekleştirilen ve onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırılar günümüzde gazete kapatmaları, baskınlar, çalışanların tutuklanması ve yüzlerce yıla varan hapis cezalarıyla devam ediyor.”

Ahmet Şık ve Nedim Şener bardağı taşıran damla oldu

HaberVs İlhan Cihaner’e, “Ahmet Şık’ın kitabını okudunuz mu? Kitapla ilgili yorumlarınız nedir?” sorusunu yönelttik. Ahmet’in kitabını okuduğunu, Şık ve Şener’e yapılanların büyük haksızlık olduğunu ancak Ergenekon davasının geçmişinde de Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi pek çok örneğin bulunduğunu söyledi. Cihaner’in Ahmet Şık’la ilgili görüşlerini dinlemek için videoya tıklayın…

CHP hakkında ser verdi sır vermedi

HaberVs CHP’den adaylığının açıklanmasından saatler önce HaberVs’ye konuşan İlhan Cihaner ısrarlı sorulara rağmen ser verdi sır vermedi. Eski başsavcıya CHP hakkında sorduğumuz sorular şöyleydi: Soru-1:CHP’de aday adaylığı döneminizde sizin tutuklanma görüntüleriniz basına servis edildi ve hakkınızda bir kampanya yapıldı. Parti yönetimi sizce bu kampanyanın etkisiyle mi adaylığınızı gündeme almadı? Soru-2:Şu anda CHP’ye bir kırgınlığınız var mı?

Nedim Şener’in duruşması 31 Mayıs’a ertelendi

Tuğçe Erçalık Gazeteci Nedim Şener 9:30’daki Bakırköy Adliyesi’nde görülen duruşması az önce bitti. Şener Hanefi Avcı tukulandıktan sonra yaptığı bir haberde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılanıyor ve 1,5 ile 4,5 yıl ceza alması talep ediliyordu . Savunmasında, soruşturma hakkında basında yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını belgeleriyle ortaya koyduğunu belirten Şener gizliliği ihlal gibi bir amacı olmadığını ve adaletin sağlanması için haber yaptığını belirtti. Dosya hakkında karar verilmesi için duruşma 31 Mayıs’a ertelendi. Şener’in ailesi, meslektaşları ve destek verenlerden oluşan kalabalık bir grup Adliye’ye getirilişinde alkışlarla destek verdi. Şener’in duruşmasını Orhan Dink, Ertugrul Mavioglu, Sedat Ergin, Uğur Dündar ve pek çok gazeteci izledi. Duruşma salonuna sığmayanlar açık bırakılan kapının önünde bekledi Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı. Yaklaşık 20 dakika süren duruşmanın ardından gazeteci arkadaşları basın açıklaması için Adliye önüne indi. Adliye’nin önünde ve “Nedim çıkacak yine yazacak”, Nedim Ahmet Onurumuzdur” sloganları atan grup adına gazeteci Sedat Ergin basın açıklamasını okudu. Açıklamada Nedim Şener’in “Arı kovanına çomak soktuğu için ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği için” tutuklandığına vurgu yapıldı. Dink cinayetiyle ilgili Trabzon Emniyeti ile İstanbul Emniyeti arasındaki yazışmaları açıkladığı ve ısrarla bu konuda haberler yaptığı için Devlet Denetleme Kurulu’nun harekete geçtiği ve iki polis müdürünün bu davada sanık oldu belirtilen açıklamada, Şener’in tutuklanması “Gözdağı” olarak nitelendirildi. Basın açıklamasında Nedim Şener’in Dink cinayeti’nin derin devlet bağlantılarının çözülmesi için, Türkiye’nin karanlık geçmişiyle ve 12 Eylül düzeniyle hesaplaşılması için çalışan, devletin belli gruplar tarafından kuşatılmasına karşı çıkan bir gazeteci olduğu vurgulanarak, şu anda gazetecilik faaliyetlerinden dolayı sorgulandığı ve tutuklandığı ifade edildi.

Ahmet ve Nedim 45 gündür içeride

Şimdi soru şu: [12 Eylül sonrasındaki] bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ertuğrul Mavioğlu* 1986 yılının aralık ayıydı, ilk sayısı henüz piyasaya çıkmış bir derginin bürosunun kapısını polis çaldı. Gelen ekibin elinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilmiş bir toplatma, el koyma ve savcılık çağrı kararı vardı. Ellerindeki karar ‘tüm nüshalara el konulması’ şeklindeydi ve belli ki başka yerlere de gideceklerdi. Sorumlu yazı işleri müdürü savcılığa gitmeyince aranır duruma düştü. Bir gün gelip gözaltına alındığında, 12 Eylül dönemindeki tutukluluğunu da dikkate alarak, ona sadece ‘yazı işleri müdürü’ suçlamasını yakıştırmadı polisler. Fezlekede, ‘terör örgütü üyesi’ yazılıydı. Sonrası hapislik yılları. Hakkında açılan soruşturmalar beraatle sonuçlanıncaya kadar, hayatının dört yılını demir parmaklıkların ardında bırakmıştı. Bu, 1987 – 1991 yıllarımı kilitleyen kişisel bir öykü. Ve ama 12 Eylül’den bu yana, benzer nitelikteki öykülerin hiç de istisna olmadığını bu topraklarda yaşayan herkes biliyor. Şimdi soru şu: Bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ahmet ve Nedim Bu soruya, daha önce benzeri örneklerde defalarca olduğu gibi, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i de yazdıkları kitaplardan ötürü tutuklayan, onları ‘terör örgütü üyesi’ ilan edenler ne yazık ki ‘hayır’ yanıtı veriyorlar. Tüm bu yaşananların akılcı bir izahını bulamadıkları için olsa gerek, işi kitabı ‘bomba’ diye tanımlamaya kadar vardırdılar. Bir yandan dışarıda haklarında son derece haksız ve karanlık bir linç kampanyası sürdürülürken, diğer yandan Ahmet ve Nedim, gözaltına alındıkları 3 Mart gününden bu yana 45, tutuklandıkları 6 Mart gününden başlayarak sayarsak da tam 42 gündür kara bir kutunun içindeler. Dışarıdan görüntüsü kocaman bir lahiti andırıyor kaldıkları Silivri L tipi Cezaevi’nin. İçeriden görünüşü ve orada nasıl bir hayat döndüğünü de onlardan öğrendim. Yasak, yasak, yasak Ahmet ve […]