Etiket habervs

Bilgi Üniversitesi’nden Ahmet Şık duyurusu

Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Bilgi Üniversitesi, öğretim elemanlarına gönderdiği mesajla konuyla ilgili ilk açıklamayı yaptı. Rektör Vekili Prof. Dr. M. Remzi Sanver‘in imzasıyla gönderilen mesaj şöyle: 3 Mart 2011 Perşembe sabah saatlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla emniyet mensupları tarafından göz altına alınmış ve aynı saatlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi binasındaki ofisinde arama yapılmıştır. Konuyu 8 Mart 2011 tarihli toplantısının gündemine alan Üniversite Yönetim Kurulumuz, devam eden hukuki süreçte Ahmet Şık’a Üniversite yönetimince hukuki ve insani destek sağlanması gerektiğinde mutabık kalmıştır. Mütevelli Heyeti Başkanımız, Ahmet Şık’ın ailesine, kendisinin özlük haklarının hukuki süreç boyunca korunacağını bildirmiştir. Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Av. Ural Aküzüm de Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevinde ziyaret ederek, bu desteğimizi kendisine ifade edecektir.

Avrupa Parlamentosu: Şık ve Şener davasının peşindeyiz!

HaberVs Strasburg’da toplanan Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu’nda Hollandalı Hristiyan demokrat Ria Oomen-Rujiten’in hazırladığı raporu bugün (9 Mart) onayladı. AP, raporda “polis ve yargı tacizine maruz kalan” Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer gazetecilerin davalarını yakından izleyeceğini belirtti. Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün “endişe verici biçimde kötüye gittiği” vurgusu yapılan raporda, Türkiye’deki ifade özgürlüğü tutukluluk süreleri, adil yargılama, polis şiddeti, eşcinsel düşmanlığı sorunlarına değinildi. Raporda, “Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi tanınan gazetecilerin tutuklanmasının bu tür yargılamalarda güven kaybına neden olabileceği, halbuki bu davaların tam tersine demokrasiyi güçlendirmesi gerektiği” ifade edildi ve özgürlükler konusunda şu noktalara değinildi: * Düşüncelerin cezalandırılması Türkiye’de insan haklarının korunmasının önündeki en temel engellerden birini oluşturmaktadır. * Yeni Radyo/TV yasasını “ticari” perspektiften olumlu olmakla beraber, yasanın mahkeme veya yargıç izni olmaksızın “ulusal güvenlik” adına bazı yayınların durdurulmasına imkan tanıması kaygı verici. * Türkiye’de özellikle “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla gazeteciler aleyhine açılan davalar ve bazı internet sitelerine yönelik yasaklar endişe verici. * Ceza Kanunun 301, 318 ve 220’inci maddeleri ile Terörle Mücade Kanunu’nun 7/2 maddesinin ifade özgürlüğü önünde engel oluşturuyor. * İfade özgürlüğüyle ilgili yasal çerçevenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi gerekli. * Türkiye’de makul sürede adil yargılama koşullarının bulunmuyor. “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları kapsamındaki aşırı tutukluluk süreleri kaygı verici, tüm zanlılar için “gerçek yargı güvencesi” getirilmeli. * Yargıtay’ın anayasal düzene karşı işlenmiş suçlarda geçici tutukluluk süresini 10 yıla kadar çıkması kabul edilemez. TBMM’ye bu alanda Türk yasal mevzuatını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanmayla ilgili maddesiyle uyumlu hale getirmeli. * AİHM’nin 14 Eylül 2010 tarihli Hrant Dink davasına rağmen, “Dink’in gerçek katilleri ortaya çıkmasın diye Türk devleti içindeki unsurların yarattığı yapay engeller” endişe verici. * Gösteri ve örgütlenme özgürlüklerine saygı duyulmalı. Polisin geçen Aralık ayında Ankara’da üniversite öğrencilerinin gösterilerini aşırı güç kullanarak bastırması kabul edilemez. * […]

Zor yazı

Nokta dergisi eski Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün, 3 Mart’ta Ahmet Şık ve Nedim Şener gözaltına alındıktan sonra konu hakkındaki ilk yorumunu 8 Mart’ta “Zor Yazı: Dört yıl sonra Darbe Günlükleri” başlığıyla, Taraf gazetesindeki köşesinde yaptı. Alper Görmüş / Taraf Noktadergisinden çalışma arkadaşım Ahmet Şık’ın gözaltına alındığı gün televizyonlarda; ertesi gün gazetelerin haber sayfalarında ve köşelerinde patlayan “Darbe Günlükleri’ni açığa çıkartan gazeteci Ahmet Şık” ve benzeri cümlelerle her karşılaşmamda –çaresizliğim her defasında biraz daha artmış olarak- şu soruyu sordum kendi kendime: Ben şimdi ne yapacağım? Dört yıl boyunca Darbe Günlükleri’ni gün yüzüne çıkartan, ardından da yargılanan bir gazeteci olarak bilindim. Bu yıllar boyunca sayısız söyleşi verdim, yazılar yazdım. Ve şimdi birdenbire, o haberin altında bir Noktamuhabirinin imzasının bulunduğuna, haberin ona ait olduğuna dair bir “bilgi” sağ-sol, liberal-muhafazakâr gazete ve gazetecilerin müşterek onayıyla izleyicilere, okurlara duyuruluyordu. Haber ve yorumlar o kadar yoğun, o kadar yaygın oldu ki, bunları izleyenlerin ve okuyanların “herhalde bir yanlış anlama olmuş” deme şansları tümüyle ortadan kalktı. Bu sürecin bir noktasında kendimi o izleyicilerin, okurların yerine koydum ve bana haklı olarak şu soruyu sorduklarını tahayyül ettim: “Dört yıl boyunca Darbe Günlükleri’yle ilgili olarak yazdığınız yazılarda, verdiğiniz söyleşilerde Ahmet Şık’ın adını bir kez bile andığınızı hatırlamıyoruz… Doğrusu, bugünlerde öğrendiklerimizle bu tavrınızı birleştirdiğimizde sizi ayıplamamak elimizden gelmiyor.” Kısacası, dört yıl boyunca başkasının emeği üzerinden itibar devşiren, üstelik de o emeği bir gün bile anmayan bir gazeteci durumuna düşmüştüm. Gerçeği anlatmazsam, bu algının derinleşip yerleşeceği apaçıktı (“Baksana, adam ağzını açıp tek laf edemedi”). Gazeteciliğimiz böyle işte… Öte yandan meselenin bir de gazetecilik yanı var. Buradaki soru da şu: Dört yıl boyunca gündemde olan ve bu süre boyunca adı haberle bir kez bile anılmayan bir gazeteci bir gün âniden bu haberin sahibi olarak gösteriliyor ve bütün bir basın bu yeni bilgiyi, sorgusuz sualsiz haberlerinde, yorumlarında tekrar ediyor. Bu, gerçekten de çok tuhaf, […]

Fadime Göktepe’nin Ahmet’e cevabı

Ahmet Şık cezaevinden gönderdiği mektupta, gözaltında öldürülen Gazeteci Metin Göktepe’nin annesine “Fadime Ana, sen benim ‘ikinci Metinimsin’ diyecek misin yine” diye sormuştu. Anne Göktepe’den Ahmet’e yanıt geldi.HaberVs “Sevgili oğlum Ahmetim, Metinimsin sen benim.” Sen bana oğul yadigarısın. Sana eskisinden de sıkı sarılırım. Çünkü ben seni tanıyorum sen o çetelerden olabilirmisin. Sana Metin’im kadar inarım. Seni aldıklarını duyduğumda tıpkı Metin’im alınmış gibi ağladım, üzüldüm. Canım oğlum ben hasta olmasaydım aynı dakka yanında olurdum. Ama en kısa zamanda sevgili gelinimin yanında olmak istiyorum. Ben Metinim’in düğününü göremedim ama siz onun kalemini yere düşürmediniz onun için siz benim Metinimsiniz. Hele de sen benim hep yanımda oldun canım benim. Okudular mektup yazmışsın çok ağladım. Anneni de okudu torunum O’na öyle üzüldüm ki. Ama ona da diyeceğim var; o hiç üzülmesin. Ya oğlu katil olaydı, ya hırsız olaydı o zaman daha çok üzülürdü ben biliyorum. Canım oğlum en kısa zamanda seni görmek istiyorum. Yaşlılık kötü şey be oğul nasıl koşmak istedim öğrendim yanına gelemedim. Hep senin için dua ediyorum. Asıl katil başkaları o nasıl söz sen katil nasıl olursun. Onlarla nasıl bir olursun. Ha sana demişler ha Metin’e demişler ikisi de bir. Sen de yağcı olaydın, sen de çete olaydın hiç gelir miydi bunlar başına… Amma iyi ki öyle değilsin canım oğlum. sana eskisinden de çok sarılırım oğul, sen benim Metin’imsin…”

Ahmet’ten mektup var

“Benim de bilmediğim deliller varmış. Savcı öyle diyor. Açıklasın delilleri. Hepimiz bilelim. Madem gazeteci değilim neden sadece gazetecilik faaliyetimi sorguladınız.” Ahmet Şık “Madem gazeteci değilim neden sadece gazetecilik faaliyetimi sorguladınız?” Ahmet Şık Silivri’den yazdı: Kardeşim Arat; Bir daha görüştüğümüzde bana tıpkı baban gibi sarılacak mısın yine? Çünkü babanı katleden ırkçı faşist zihniyetin üyesiymişim? Fadime Ana; sen benim “ikinci Metinimsin” diyecek misin yine? Oğlunu, dostumu işkencede katledenlerin yanındaymışım. Emine Ana, bir cumartesi günü 12:00’de Galatasaray’a geldiğimde yanına oturtacak mısın beni? Sen ve senin gibi sevdikleri ellerinden alınıp gidebilecek bir mezarı dahi olmayan Cumartesi Anneleri sizlerle ilgili yaptığım haberlerin hepsi aldatmacaymış. Sevdiklerinizi dipsiz kuyularda kaybedenlere yardım etmişim. Cezaevlerinde, evlerde, sokaklarda katledilen devrimcilerin aileleri, yoldaşlarım hâlâ habercilik namusuma güvenecek misiniz? Yoldaşlarımızı öldürenlerin tetikçisiymişim. Kürt kardeşlerim; JİTEM’cilerin kurbanları, halkların kardeşliğini savunduğuma inanacak mısınız hâlâ? Ben bir savaş çığırtkanı ırkçıymışım.Babam, annem, ağabeylerim, hâlâ gurur duyuyor musunuz oğlunuzla, kardeşinizle? Hak, hukuk, eşitlik gözeten değil kanlı cinayetlerin ve darbe planlarının gazetecisiymişim. Yonca’m; yol arkadaşım, yoldaşlığımız devam edecek mi? Yıllardır seni kandırıyormuşum. Kuzum [Mina], akıl, vicdan ve adalet sahibi kızım, annenle birlikte böyle olman için verdiğim öğütlerime kulak asacak mısın artık? Güvenecek misin bana? Sana yalan söylemişim meğer. Gazetecilik namusuma, meslek ahlakıma kefil olup beni yalnız bırakmayan meslektaşlarım, dostlarım hepinizi kandırmışım yıllarca. Yazdıklarım yalan, söylediklerim sahteymiş. Hepinizi, herkesi kandırmışım. Hep böyle gideceğini sanırken kül yutmaz polislere, savcılara, hakimlere yakalandım. Bir de malum zihniyetin medyatörlerine.Bir anda anlayıverdiler ne iflah olmaz bir Ergenekoncu olduğumu. *** Irkçı, faşist, darbeci, katil değilim. Güzel yaşanılabilir bir dünyanın eşit ve adil bölüşüme dayalı sosyalizm ile geleceğini düşünen sosyalistim dedim. Duymadılar. Gazetecilik felsefem görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşmayanın sesi olmaktır. Ezen ve ezilen varsa ezilenin yanında saf tutarım. Üniformalı, kravatlı, takkeli her türlü iktidarın karşısında yer alırım. Çünkü sorun yaratan her zaman iktidarlar ve güç odaklarıdır. Bu yüzden “onların yanında saf tutmak değil karşısında yer […]

Ahmet ve Nedim Silivri’de

Ahmet Şık ve Nedim Şener, dün sabah götürüldükleri Metris Cezaevi’nden Ergenekon davası sanıklarının bulunduğu Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ne nakledildi. Gazetecilerle birlikte, dün tutuklama kararı verilen Yalçın Küçük ve Doğan Yurdakul da Silivri’ye götürüldü. Ergenekon sanıklarıyla aynı yere konulmak istemediklerini belirten Şık ve Şener’in istekleri kabul edildi. Şener’in avukatına “burada çok daha iyi şartlardayız” dediği belirtildi.

Şık’ın annesi: ‘Oğullarımı Türkiye’ye dürüst, onurlu bir miras vererek yetiştirdim’

Ahmet Şık’ın annesi Fatma Şık, “Oğullarımı başkalarının paralarıyla Amerika’da okutmadım, başkalarının paralarıyla iş kurmadım. Hediye gemiler almadım. Onları Türkiye’ye dürüst, onurlu bir miras vererek yetiştirdim.” DHA Meslektaşı Nedim Şener ile birlikte son Ergenekon operasyonunda yakalandıktan sonra tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konulan gazeteci Ahmet Şık’ın Antalya’da oturan ailesi, gelişmeleri endişeyle izlediklerini söyledi. Görme engelli eşi Hüseyin Şık ile birlikte gelişmelere tepki gösteren emekli memur anne Fatma Şık, “Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında belgeler gösterilmeden hiçbir vatandaş gözaltına alınıp suç belgesi sunulmadan, ya da devlet sırrı diyerek tutuklama yapılamaz” dedi. Türkiye’de yolsuzlukların, rüşvetlerin, faili meçhul cinayetlerin, darbe yapılanmalarının üzerine giden dürüst gazetecilerle uğraşıldığını iddia eden anne Işık, şöyle devam etti: “Ben anneyim. 1980 öncesi kardeşimi şehit verdim, şimdi de oğlumu veremem. Oğlumun suçlu olduğuna inanmıyorum. Oğluma bir şey olursa kendimi yakarım. Başbakan çıkıyor ’bilgim yok’ diyor. Cumhurbaşkanı çıkıyor ’kaygılıyım’ diyor. Son 10 yılda Başbakan’ın bilgisi olmadan hiçbir emniyet müdürü ve görevlisi veya özel görevlileri tavuk bile kesemez.” Mesleğinde pek çok ödül alan oğlunun Avrupa’da olsa bilirkişi olarak mahkemelere çağrılacağını belirten Fatma Şık, Türkiye’de ise son yazacağı kitaptan dolayı apar topar tutuklandığını söyledi. Yetiştirdiği 3 evladına yalan konuşmamalarını ve dürüst olmalarını öğrettiğini belirten Fatma IŞık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğullarımı başkalarının paralarıyla Amerika’da okutmadım, başkalarının paralarıyla iş kurmadım. Hediye gemiler almadım. Ben çocuklarımı okutmak için yeri geldi nikah yüzüğümü, yeri geldi çeyizimi sattım, ama onları Türkiye’ye dürüst, onurlu bir miras vererek yetiştirdim. Savcı ilk defa açıklama yaptı. Neymiş, ’Devlet sırrıymış söyleyemem.’ ’Devlet sırrı’ dediğin belgenin 3-5 gün sonra düzmece olmayacağı ne malum?”

Kaygı duyun Sayın Cumhurbaşkanı…

* 6 Mart 2011, bu gün Pazar… Pazar günü sabaha karşı iki gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında “tutuklama” kararı verildi. Cumartesi günü saat 16.00’da başlayan savcılık ve Mahkeme önündeki sorguları 14 saat sürdü.İki gazeteci Savcılık tarafından “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan tutuklanmasına karar verilmesi isteğiyle mahkemeye sevk edildiler. T.C. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250.Maddesi ile Görevli) Hâkimi gazetecileri sorguladı. İki şüpheli gazetecinin ve gazeteci “şüphelilerin” altı avukatı Mahkeme salonunda yerlerimizi aldık. Dinleyiciler bölümünde iki gazetecinin dostları ve diğer avukatları… Sohbeti, gülmesi, takılması, ciddiyeti, tutanak yazdırması ve verilen aralarla sabahı ettik ve iki “şüpheli” haklarında ileri sürülen suçlamaya karşı sorgulandı. İki gazetecinin haberleri, gazetecilikleri, kitapları, söyleşileri mesleklerinde geçirdikleri sıkıntılar, meslek ilkeleri, gazeteciliğe bakış açıları, dik duruşları, muhalefetleri, meslektaşlarının onlar hakkında söyledikleri, yıllar önce sorulanlar, yıllar önce yaptıkları haberler, yıllar sonra nasıl haber yapacakları, niyetlerinin ne olduğu, yazılmamış kitapları, kitaplarının içeriği, neyi neden öyle ve nasıl söyledikleri, kimlerle konuştukları ve kimlerle konuşmadıkları… Kısacası, hayatları sorgulandı. Onlar, hayatlarının gazetecilik olduğunu sürekli tekrarladı. Hayatları, hayat arkadaşları eşleri ve çocukları… Bizler içeride, günün aydınlanmasını görmüyorduk ama gün ışıdı. Şüpheliler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında yeteri kadar tutuklama müzekkeresi çıkarılarak tutuklanmalarına karar verildi. Biz altı avukat onları orada öylece bıraktık ve çıktık…Yazının ikinci bölümü… Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur. Politikacıların ve siyasal iktidarın söylemi artık şöyledir; biz yargının işine karışmayız. Ama çok üzüntülüyüz. Bir an önce sonuçlansın istiyoruz, olup bitenlerden biz sorumlu değiliz.6 Mart 2011 bu gün Pazar… Ahmet Şık’ın gazetesi yok ama gazeteci arkadaşları var, Nedim gibi… Bilgi Üniversitesinden gelen akademisyen arkadaşları var ve yazı yazdığı çeşitli web siteleri var… Gazeteciler ve arkadaşları sabaha kadar beklediler mahkeme kapısı önünde… Bir umut, bu da geldi geçti diyerek alıp gidecekleri arkadaşlarını beklediler… 6 Mart 2011 bu gün Pazar… Nedim Şener’in gazetesi Milliyet’in başlığında bu […]

Savcı Öz Ergenekon kitabını bilmiyor

“Yargılama makamlarına güveni kalmadığı” gerekçesiyle davadan çekileceğini duyuran Ahmet Şık’ın avukatı Akın Atalay’a göre, soruşturmayı yürüten ve gazetecilerin tutuklanmasını talep eden Savcı Zekeriya Öz, Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yazdığıKontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu: ‘Kırk Katır Kırk Satır kitabından habersiz. HaberVsSavcılık ve mahkeme huzurunda geçen her anın dolaysız, doğrudan tanığı olduğunu, “soruşturmanın gizliliği” ilkesine inandığını ancak gelinen noktada bu ilkenin yalnızca “şüpheliye karşı gizliliğe” dönüştüğüne gördüğünü söyleyen Akın Atalay, dün bu konuda yazdığı mesajda şunları söylüyor: “İlk kez gördüğüne kalıbımı basarım” 03 Mart 2011 Perşembe günü “Ergenekon terör örgütü üyeliği” suçlaması ile gözaltına alınanlar arasındaki gazeteci Ahmet Şık’ın, gözaltına alınışından Metris cezaevine götürülene kadar geçen son üç günlük süreçte avukatı olarak, bu süreci yaşadım. İfade tutanaklarına zorluklarla geçirte bildiklerimiz dışında, asıl yaşanan gerçeklik, karşılıklı diyaloglardır. Anlatacak çok şey var. Ama hepsi de dehşet verici, ürkütücüdür. Sadece bir anekdot aktarayım. Ben savcıya, Ahmet Şık’ın Ertuğrul Mavioğlu ile 2010 yılında yazdığı iki ciltlik Ergenekon kitabından söz ettiğimde, haberi ve bilgisi olmadığını söyledi. Derhal dışarıdaki arkadaşlardan isteyip, odaya getirttik. Bir yandan sorulara devam ederken bir yandan da kitaba göz gezdirdi. Eğer çok iyi ve yetenekli bir aktör değilse, kitabı ilk kez gördüğüne ve duyduğuna kalıbımı basarım. Sordum: “Gerçekten mi ilk kez duydunuz ve gördünüz?” Yanıtladı: ‘Evet.’ Ve devamla şunları söyledi: “Ya ben bu son gözaltı ve aramalarda kaç kişi ile ve kimlerle ilgili yakalama ve arama istenildiğini bilmiyorum. Ahmet Bey’in de ismi var mı yok mu dikkat etmedim; biliyorsunuz emniyet bizden talep ediyor, biz de çoğu zaman olduğu gibi imzalayarak mahkemeye havale ediyoruz.” İşte, hükümetin ‘yargının tasarrufudur’ dediği olayın aslı astarı budur… “Soruşturmanın gizliliği, şüpheliye karşı gizliliğe dönüştü” Bugüne kadar, ‘soruşturmanın gizliliği’ ilkesi ne hep uydum. Buna uymamın nedeni, sadece uymamanın bir suç olması ve yaptırıma bağlanması nedeniyle değildi. Ben, bu ilkenin konuluş amacının ve koruduğu hukuksal değerin doğruluğuna da inanıyorum. Fakat gelinen […]

Şener ve Şık’ın ailesine destek

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) adına bir grup gazeteci 6 Mart Pazar günü tutuklu gazeteciler Nedim Şenerve Ahmet Şık‘ın evlerini ziyaret ederek ailelerine destek verdi. GÖP adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Saymanı Gülseren Güvener, Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Sekreteri Cemal Sonsay ve gazeteci-yazar Haluk Şahin‘in de aralarında bulunduğu bir grup, Nedim Şener’in eşini ziyaret etti. Şener’in Bakırköy’de bulunan evine gelen gazeteciler, eşi Vecide Şener ile görüştü. Yaklaşık 1 saat süren ziyaretin ardından bir açıklama yapan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Son tutuklamalarla Türkiye’deki tutuklu gazeteci sayısının 63’e çıktığına dikkat çekerek “2 bin gazeteci yargılanıyor, 4 bin gazeteci hakkında soruşturma sürüyor. İçişleri Bakanı, basının ABD’den daha özgür olduğunu söylüyor. Hükümete muhalif her gazetecinin bir terör örgütünün üyesi olmak ya da halkı kin ve isyana teşvik etmek gibi suçlarla suçlanması kamu vicdanını yaralar durumda. Hem uluslararası hem de ulusal kamuoyunca bu tepkileri hep birlikte görüyoruz. Umarız hükümet bu talepleri ve tepkileri dikkate alır” diye konuştu. Nedim Şener’in eşine yapılan ziyaretin ardından GÖP adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Saymanı Alper Turgut ve Basın Konseyi Genel Sekteri Oktay Hududi, Ahmet Şık’ın Gümüşsuyu’ndaki evine ellerinde çiçeklerle geldi. Yonca Şık’ı ziyaret eden gazetecileri, Ahmet Şık’ın akrabaları kapıda karşıladı. Bu sırada bir grup gazeteci de Şık’ın evinin önünde “Nedim -Ahmet onurumuzdur” ve “Ahmet çıkacak yine yazacak” sloganları attı. Gazeteciler, Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık’ı ziyaret ettikten sonra bir basın açıklaması yaptı. Açıklama sonrasında TGC Saymanı Alper Turgut, “Maalesef arkadaşlarımızı tutukladılar. Ama biz çok iyi bir ivme kazandık. Bu ivmeyi devam ettirtmemiz lazım. Eylemlerimiz devam edecek” diye konuştu. Basın Konseyi Genel Sekteri Oktay Hududi de, kanunda gazetecilerin yazı yazmasının suç olmadığını vurgulayarak, “Ama anlaşılmaz bir gerekçeyle arkadaşlarımızı tutukladılar” dedi. 2007’de öldürülen gazeteci Hrant Dink’in eşi Rakel Dinkde Şener ve Şık’ın eşleri Vecide Şenerve YoncaŞık’ı ziyaret ederek destek verdi. […]

6 Mart saat 06:00

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in adliyeye sevk edileceği haberi 5 Mart cumartesi sabahı arkadaşlarına ulaştığında herkesin içini bir umut kaplamıştı. Savcılık sorgusunun hızlla bitirileceği ve büyük bir ihtimalle her iki gazetecinin de savcılık sorgusu sonrasında serbest bırakılabileceği konuşuluyordu. Saat 13:00’ten sonra Ahmet ve Nedim’in arkadaşları Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nin önünde toplanmaya başladı. Saat 16:00 civarında iki gazeteciyi taşıyan minibüs Adliye’ye giriş yaptı. Sorgu uzadıkça dışarıya gelen haberler tedirginliği artırsa da yine de kimse umudunu kaybetmek istemiyordu. Saat 11:00 civarında beklentilerin aksine Savcı Zekeriya Öz’ün iki gazeteciyi tutuklanma istemiyle mahkemeye sevkettiği haberi üzerine adliye kapısındaki kalabalık biraz daha arttı. Geceyarısından sonra yaklaşık altı saatlik bekleyiş sonucunda çıkan tutuklama kararı ise kapının önündeki gazetecilerin patlamasına neden oldu. Gece boyunca atılan sloganlar, iki gazeteciyi taşıyan minibüs adliye kapısından çıkarken protesto gösterisine dönüştü. İşte HaberVskamerasından o anlar…

Ahmet ve Nedim tutuklandı

HaberVs Gazeteci ve çalışma arkadaşlarımız Ahmet Şık ve Nedim Şener, geceyarısından sonra çıkarıldıkları 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla tutuklandı. Gece boyunca hakim karşısında savunmalarını yapan iki gazetecinin tutuklanma kararı saat 05:50’de verildi. Yazar İklim Bayraktar ile Polis Memuru Aydın Bıyıklı ise savcılık sorgusunun ardından akşam saatearinde serbest bırakılmıştı.

Ahmet Şık ve Nedim Şener için tutuklama istemi

HaberVs Nedim Şener’in sorgusu saat 21:00’de tamamlandı. Ahmet Şık’ın sorgusunu tamamlayan Zekeriya Öz, her iki gazeteciyi tutuklama istemiyle mahkemeye sevketti. . Savcının her iki gazeteciye de, toplam uzunluğu dokuz sayfayı bulan sorular yönelttiği bilgisi veriliyor. Gazetecilere sorgu sırasında üçer avukat eşlik etti. Gazeteciler, nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkacaklar. Bu mahkeme, gözaltıların yapıldığı 3 Mart günü gazetecilerin evinde ve ofislerinde arama ve yakalama kararını veren mahkemeydi.

Ahmet ve Nedim’in sorgusu geceyarısını geçebilir

HaberVs Saat 15:50’de Beşiktaş Adliyesi’ne getirilen Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon soruşturması savcılarına verdiği ifadelerin gece yarısına sarkması bekleniyor. İfadesine ilk başvurulan Nedim Şener’in sorgusu yaklaşık üç saat önce başlamasına rağmen devam ediyor. Savcıların her iki gazeteciye de, toplam uzunluğu dokuz sayfayı bulan sorular yönelttiği bilgisi veriliyor. Gazetecilere sorgu sırasında üçer avukat eşlik ediyor. Savcıların tutukluluk talep etmesi durumunda gazeteciler, nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkacaklar. Bu mahkeme, gözaltıların yapıldığı 3 Mart günü gazetecilerin evinde ve ofislerinde arama ve yakalama kararını veren mahkemeydi.

Nedim ve Ahmet sorguda

HaberVs Emniyette susma hakkını kullanan HaberVs Editörü Ahmet Şık ve Gazeteci Nedim Şener, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tarafından sorgulanmak üzere saat 15:50’de Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildiler. Adliye girişinde, Ahmet ve Nedim’in getirilmesi sırasında tarihi bir an yaşandı. Gelişmeleri takip etmek ve aktarmakla sorumlu gazeteciler, meslektaşlarını taşıyan minibüsün yaklaşması üzerine “Nedim Ahmet gururumuzdur” sloganı atmaya başladı. Minibüs, girişteki yoğunluk nedeniyle adliyeye girmekte zorlandı. Sadece adliyenin Çırağan Caddesi’ndeki girişinde değil, gazetecilerin adliye binasına giriş yapacağı kapıda görev yapan gazetecilerin bir bölümü de bu tepkiye destek verdi. Ahmet Şık ve Nedim Şener ile aynı gün gözaltına alınan ve onlardan yaklaşık üç saat önce adliyeye getirilen OdaTV Ankara Muhabiri İklim Bayraktar ve Polis Aydın Bıyıklı’nın sorgularının tamamlandığı ifade ediliyor. Gözaltındaki diğer beş kişinin adliyeye sevkinin ise Pazartesi gününe kaldığı tahmin ediliyor. Haberin yayına girdiği anda Nedim Şener’in sorgusu devam ediyordu. Şener’den sonra Şık’ın ifade vermesi bekleniyor. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz sorgunun ardından tutuklama talep ederse gazetecileri mahkemeye sevk edecek. Talep nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirecek.

Ahmet Şık bugün adliyede

HaberVs Önceki gün yapılan operasyonlarda gözaltına alınan HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener’in de aralarında bulunduğu 9 kişinin bugün saat 13:30’dan sonra Beşiktaş Adliyesi’nde savcıya ifade vermesi bekleniyor. Şık’ın avukatlarından alınan bilgiye göre gözaltına alınanlar susma haklarını kullandıkları için bugün savcılık ifadesi için Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’nden Beşiktaş Adliyesi’ne götürülecekler. İfadelerin ardından savcılığın serbest bırakma veya tutuklama istemiyle mahkemeye sevketme olasılıkları bulunuyor. Şık’ın çalışma arkadaşları destek için saat 13:30’dan sonra adliye önünde olacak.

Son dakika

Okan Özer* İthamlar neticesinde bekli de çok uzak olduğumuz, hatta kenarından kıyısından geçemeyeceğimiz olayların içerisinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Peşinden gittiğiniz, aydınlığa kavuşturmaya çalıştığınız şeylerin bir anda derin başkahramanı oluveriyorsunuz. Bu yeni kimliğinizi daha parlak kılmak adına adeta tetikte bekleyen kalemler de sizi karalamak için bu anı bekliyor. Tıpkı son iki gündür Ahmet Şık’ın başına gelenler gibi… Geçtiğimiz günlerde, yıllar önce polis tarafından öldürülen Gazeteci Metin Göktepe adına hazırlanmış olan Taçlanmış Gazetecilik adlı belgeselde konuşurken gördüm Ahmet hocamı. Daha doğrusu konuşamazken… Kelimelerin boğazına düğümlendiği o anda, ağlarken. Bugün ise üzerine gidip, hakkında kitap yazdığı Ergenekon ile ismi yan yana gelmiş bir vaziyette televizyonlarda. Ergenekon ve Ahmet Şık ismi daha önce de yan yana gelmiş, ama yazdığı kitap ve açığa kavuşturduğu olaylar ile. Bu sefer durum çok farklı… Ahmet hocam Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıyor. Belki de hayatının bundan sonrasını şekillendirecek olan o son dakika haberinin içinde, onu sadece birkaç gün için bizden ayıracağını umduğum yolculuğa çıkarken, “Dokunan yanar” diye haykırıyor. Düşüncenin ve sorgulamacılığın her kıpırdayışını kendisi için tehlike sayan acımasız istibdatların döneminde yaşıyoruz adeta. İnsan olmanın en büyük erdemi olan düşünme yetisi hiçe sayılarak toplum apolitik bir otomata çevriliyor. Daha dün Ergenekon’un üzerine giderek olayları açığa çıkartan gazeteci ve akademisyen olan Ahmet Şık gözaltına alınıyor. İlginç! Çok ilginç! Demokrasinin olduğu bir toplumda ifade özgürlüğü hiçe sayılıyor. *İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 4. sınıf öğrencisi

Bir şey söylemem lazım

Tuğçe Erçalık* Dün okulda görüp görebileceğim en kötü günü yaşadım… Ben ve benim gibi İletişim Fakültesi’nde öğrenim gören bütün arkadaşlarım, öğretim görevlileri, kısacası herkes olayı şaşkınlıkla izliyordu. Sabah Ahmet Şık’ın evini basıp didik didik arayan polis, şimdi de okula, hocamızın odası ve birlikte çalıştığımız HaberVesaire’ye gelmişti. Bizler öğrencileri olarak şaşkın, çalışma arkadaşları da en az bizler kadar şaşkın ve üzgün, odanın aranması için refakat etmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Fakültemize mensup birkaç akademisyenin eşliğinde polis arama yaparak, Ahmet Şık hocamızın birtakım eşyalarına el koydu. Bir üniversite’nin kampüsüne giriliyor, bir akademisyenin, bir eğitmenin, gazetecinin odası aranıyordu. Ahmet Şık, öğrencilerine bu mesleği öğretmek için elinden geleni yapan, farklı görüşlere de açık olacak kadar hoşgörülü ve dolayısıyla ileri görüşlü bir gazetecidir. Ne ithamla suçlanıyor bilmiyoruz. Tek bildiğimiz Ergenekon denen, ne olduğu da henüz anlayamadığımız, enteresan bir olayın içerisine çekilerek buradan, öğrencilerinden, ailesinden, sevenlerinden koparıldığı… Hem de henüz basılmamış bir kitap ile suçlandığını düşünürsek, gazetecilik mesleğinin git gide iç karartıcı ve vahim bir hale nasıl gelebileceğini anlayabiliriz. Bizler Ahmet Şık ve onun gibi kendini bu mesleğe adamış hocaların yetiştirdiği öğrenciler, yarının gazeteci adayları olarak geleceğe umutla bakmak yerine, endişeyle bakıyor, akıbetimizden korkuyoruz. Basın özgürlüğü diye bir şey varsa neden bunlar oluyo? hayır yoksa neden dünyanın en demokratik, en laik ülkesiymişiz gibi gösterilmeye çalışılıyor? Yarın işe başladığımız zaman, kişiliğinden ve düşündüklerini söylemekten taviz vermeyen gazeteciler gibi olup, bizler de mi suçlanacağız? Yoksa diğerleri gibi (ne renk oldukları belli olmayan) “power” denilen şeyin bir uydusu olup, “power” kim ise ona göre mi davranacağız? Ahmet Şık bu ülkede tutuklanan ilk gazeteci değildi ve biz biliyoruz ki son da olmayacak. Ama yine de artık birilerinin buna bir “dur” demesi, gerçekten demokratik bir ülkede bunların asla olamayacağını herkesin beynine kazıması lazım. Bütün bunlar zihnimizi kurcalarken aklıma seneler önce okuduğum Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’in söyledikleri geliyor, şu an hislerime öyle […]

“Ahmet Şık, ortak tepki için son nokta”

HaberVs Gazetecilerin dün gözaltına alınan meslektaşlarına destek için Ankara ve İstanbul’da eylem yaptığı saatlerde Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, NTV ekranındaydı. Bayramoğlu, bugünkü köşesinde “Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder” dediği HaberVs editörü Ahmet Şık hakkında konuştu. Bayramoğlu’nun konuşmasından bazı bölümler şöyleydi: Ahmet Şık’ın Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınması, toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelerek tepki göstermesinde son noktayı koydu. Bu düzeyde tutuklamalar için Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı bilgilendirilir. Bilgilendirilmiştir de. İçişleri Bakanı Atalay, konu hakkında görüşü sorulduğunda sadece “arkadaşlar konu yargıya intikâl etmiştir” demekle yetiniyor. Evet, konu yargıdadır ama İçişleri Bakanı bir cümle daha sarf edebilir. Bakan basın özgürlüğü hakkında bir iki cümle etmiyorsa durum vahimdir. Gözaltına alınanlar herhangi isimler değil. Çalışmaları ve isimleri, uluslar arası alanda da bilinen gazeteciler. Sistemi temizleyecek bir davanın bizzat kendisinin temiz olması gerekir. Konuyla doğrudan ilgili olmasa da bir süre Hanefi Avcıile ilgili iddialar gündeme geldi ve kendisi tutuklandı. Ergenekon soruşturması, belli bir şeye karşı tepkisini ortaya koyan kesimlere karşı kullanılıyor. Nedim Şener ve Ahmet Şık, katılırsınız ya da katılmazsınız gazetecilik yaptılar. Yürütülen soruşmayla ilgili bilgi ve belgelerin üzerine gittiler. Bu bir gazetecilik faaliyetidir. Belli ki bu yaptıkları belli bir grup tarafından tehdit olarak görülüyor.” Ali Bayramoğlu daha önce, bugün yayınlanacağını duyurduğu 28 Şubat hakkındaki yazısını erteleyerek gazetedeki köşesini de gözaltına alınan gazetecilere ayırmıştı. Bayramoğlu “Ahmet Şık ve Nedim Şener: Hangi Ergenekon” başlıklı yazısında şunları yazdı: Ahmet Şık’ı yıllardır tanırım. Yeni Yüzyılgazetesi dâhil olmak üzere birçok kez birlikte çalıştık. Fikirlerimiz zaman zaman kesişmiş zaman zaman ayrışmıştır. Onun düzgün ve dürüst bir gazeteci olduğundan hiçbir şüphem yoktur. Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder. Nedim Şener hayatta olduğum sürece asla affetmeyeceğim bir isimdir. Girdiği kavgada Dink dosyasını kullanmış ve işi, dilini bana uzatacak “iktidarı […]