Etiket Hüseyin Aslan

Sanal uyuşturucu

İnternette uyuşturucu etkisi yarattığı söylenen ses dosyalarının paylaşımı ve satışı yayılıyor. Gerçek madde olmasa bile bu sesler de insan sağlığı için pek uygun değil. Uyuşturucu kullanmak ve satmak neredeyse bütün dünyada yasakken son yıllarda kullanım alanını hızla geliştiren ve ticari amaçla satışa sunulan “dijital uyuşturucular” insan sağlığını tehdit etmeye başladı. Uyuşturucu etkisi olduğu söylenen ve insanların beynine “binöral” ses sinyalleri göndererek, beyinde uyuşturuculara benzer etkileşimlere yol açabilen dijital ses dosyaları gün geçtikçe de çeşitleniyor. Bu ses dosyalarına internette “i-dose” tanımlaması yapılıyor. Bu dosyalarının çeşitlerine göre içki, extasy, kokain, şeytanın sesi, cehennemin sesi, hızlı mutluluk, marihuana, orgazm, mazoşist gibi çok farklı kategorilerde etkilere sahip olduğu öne sürülüyor. Bu dozlara internetten 3-5 dolar arasında değişen fiyatlarla sahip olabiliyorsunuz. Ayrıca bu ses dosyalarını satan internet siteleri bununla da yetinmeyip sesleri daha kaliteli dinleyebilmeniz için kulaklık, harici MP3 çalar gibi ekipmanlar da satıyorlar. Ses dosyalarına “doz” denildiğine bakmayın, aslında bütün bunlar MP3 formatında müzik dosyalarından ibaret. Örneğin bir dijital uyuşturucu satıcısı bu ses dosyalarının “kokain” dozunu 3 dolara satışa sunmuş. Bu ses dosyasını satın alan kişi, müzik dosyasını çalıştırıyor, kulaklıklarını takıyor ve 30 ile 45 dakika arasında kokain dozunu dinliyor. Kokain dozunun ayrıca üç dozu daha bulunuyor. Üç dozu da sırasıyla dinleyen kullanıcı, etkisinin ne olabileceği konusunda hiçbir fikri olmadığı halde eğlence amacıyla bu deneyimi yaşıyor. Hatta bu deneyimlerini yaşayıp youtube gibi video paylaşım sitelerinde paylaşanlar bile bulunuyor. İnternet aracılığıyla ulaşılabilen bir şeyin ne kadar çabuk yayılabileceği ve kontrolünün imkânsız olacağı gerçeği göz önünde bulundurulunca, bu yeni gelişmeye “dijital uyuşturucu” tanımlaması yapmak hiç de yanlış görünmüyor. Ancak satışa sunulan ses dosyaları arasında sadece kulağa “zararlı” gelen etkileri olabilecek dosyalar bulunmuyor. Dinleyeni hızlıca mutluluğa ulaştıran “quick happy”, zayıflamak isteyenlere iştah kesici “diet doze”, tarihten önemli şahsiyetlerin ruhlarıyla konuşabilmek için “soul mate”, uykuya dalmayı sağlayan “anestezi” gibi birçok farklı ses dosyaları da bulunuyor. Bu ses dosyalarını […]

Sosyal medya arası reklam

Değişen reklam anlayışını kabullenen ve kullanmaya başlayan yüzlerce büyük ölçekli şirket bulunuyor. Ünlü giyim mağazaları, süpermarket zincirleri, eğitim programları, turizm acenteleri , çeşitli toptan internet satış mağazaları da Facebook reklam sistemini düzenli olarak kullanıyorlar. İndirim fırsatlarını, hediye kuponlarını, son gelişmelerini akıllı reklamlarla tüketicilerine ulaştırıyorlar. Tabii sosyal medya için harcanan reklam bütçelerinden en büyük payı en büyük kullanıcı sayısına sahip olan Facebook alıyor. Facebook’un yüzde 53’lük payını yüzde 17’yle MsSpace izliyor. Reklam uygulamasına yeni giren Twitter’ın payı ise şimdilik yüzde 3 düzeyinde. Facebook’un takipçisi Twitter Facebook gibi reklam kullanımını bütün kullanıcılarına bu yılın başında açan Twitter’ın reklam uygulaması Facebook’a göre birkaç farklılık içeriyor. Twitter’da yayınlanacak olan reklamlarımız en az 1 ay boyunca yayınlanacak şekilde belirleniyor. İnternet sitesinde kendi reklamını yapmak isteyen kullanıcının veya şirketin girmiş olduğu twitler ana sayfada düzenli olarak gösteriliyor (“sponsor bağlantı” şeklinde). Böylelikle kullanıcı veya şirket “takipçi” sayısını rasyonel bir şekilde arttırma şansına erişiyor. Ayrıca Twitter’da “trend topic”lerde gözükebilmek gibi bir ayrıcalık da sağlanmış. Ancak maliyet Facebook’a göre çok tuzlu; bütçenizin en az 7 bin 500 TL olması gerekiyor. Bu gelişmeyi Twitter’ın Facebook’u taklit etme çabası gibi görenler de bulunuyor ancak bloglara düşen yazılara göre Twitter’ın reklam kullanımında yaratacağı farklılıklar nedeniyle, yeni reklam sistemi Facebook reklamlarından kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Sosyal ağların insanların yaşayış şekillerindeki doğrudan etkisini fazla çaba göstermeden fark edebiliriz. İnternet kullanıcılarının kişisel gelişimlerinde bile interneti etkin olarak kullanması, sıkıştıkları her konuda anında internet aracılığıyla yardım alabilmesi, sahip olduklarını yine internet aracılığıyla bütün dünyayla aynı anda paylaşabilmesi, internetin hâkimiyet alanını geliştirmesinde etkili oluyor. Artık “sanal dünya” ile“reel dünya” etkileşim içine girmeye başlıyor ve internette küçük, büyük bir yere sahip olabilmek önem arz ediyor. Facebook’un hareket kazandırdığı ve Twitter’ın yeni yıl planında önemli bir yer edinen yeni reklam sistemlerinin önümüzdeki günlerde, Türkiye’de de yaygınlaşacağını ve reklam bütçeleri içinde önemli yer edineceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Facebook’ta […]

Basketbolu ‘oldu bitti’ye getiren playoff

Basketbolda Avrupa liglerinin en kısa “playoff” serisine sahibiz. Yetmezmiş gibi, ligdeki ikili averajını finallere taşıyan takımlar eşleşmelere 1-0 önde başlıyor; iki maç kazanan takım kendini finalde bulabiliyor. Türkiye Beko Basketbol Ligi’ndeki “playoff” sisteminden hemen her takım şikâyetçi. Normal sezonda rakibine karşı iki maçı da kazanmış olan bir takım, playoff serisine rakibine karşı 1-0 önde başlarken, bu takım ligdeki sıralamada rakibine göre daha iyi durumdaysa ilk maçı da kendi evinde oynuyor. Yani bir takım ligi birinci bitirmiş ve sekizinci takımla eşleşmişse ve güçsüz rakibini normal sezonda iki maçta da yenmişse, hem seriye 1-0 önde başlıyor hem de ilk maçı kendi evinde oynuyor. Birinci olan takım kendi evinde oynadığı maçı da kazandığı takdirde, 2-0 öne geçiyor ve kazanması gereken sadece tek maç kalıyor. Bu durumda güçsüz olan takımın turu geçmesi için üst üste üç maç kazanması gerekiyor ki bu da bugüne kadar eşine rastlanmamış bir şey. Avrupa’da, takımların sezon performansını bir tarafa koyup, herşeye sıfırdan başlama imkanı veren ve bu özelliğiyle gerçek bir çekişmeye imkan veren playoff sistemi, Türkiye’de oldu bittiye getiriliyor. Olan, sezonda yapamadığını final serilerinde yakalama şansını kovalayan takımlara ve basketbol izleyicisine oluyor. “Daha heyecanlı bir sistem” Playoff sisteminden canı yanan takımlardan biri Pınar Karşıyaka… Karşıyaka’nın koçu Hakan Demirkonuyla ilgili “Play-off sistemi bu şekilde devam ederse sezon içi bir anlam ifade etmez. Efes ile bir galibiyet farkımız var. Ama iki maç üst üste ev sahibi takım evinde olunca, anlamlı olmuyor. Daha heyecanlı olabilecek bir sistem olmalı. Önerim Avrupa’da olduğu gibi 0-0 başlayıp bir maç, bir maç şeklinde devam etmesi” diyor. Ligin son haftasında kendi evinde Antalya’ya yenilen Galatasaray Cafe Crown, bu mağlubiyetle çeyrek finalde Beşiktaş Cola Turka ile eşleşti. Maçtan sonra Beşiktaş ve Olin Edirne cephesinden Galatasaray’a suçlamalar yağdı. Suçlamaların nedeni şuydu: Galatasaray son hafta Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni mağlup etseydi, playoff’larda Olin Edirne ile eşleşecekti ve Galatasaray, Olin Edirne eşleşmesine […]

Gazeteler internetten içerik satabilir mi?

Financial Times ve Wall Street Journal’dan sonra New York Times da internette ücretli modele geçti. Peki internette paralı içerik modeli ne kadar gerçekçi ve Türkiye için geçerli mi? ” (14 Mart 2011) raporuna göre; gazete okurlarının sayısı 2009-2010 yılları arasında 5 puan gerilerken, internet okurları sayısı 17 puan yükseldi. Aynı rapora göre insanlar bir haberi gazetelerden önce internet ortamından okuyor. Bu alışkanlığın ilerleyen zamanlarda geleneksel gazeteciliğin pabucunu dama atacağı düşünülüyor. Türkiye’de “e-gazete” Türkiye’de gazetelerin internet sayfalarını takip edebilmek için herhangi bir ücret talep edilmiyor ancak gazetelerin basılı haline internet aracılığıyla ulaşabilmek ücretli abonelik gerektiriyor. İnternetten bir gazeteyi basılı haliyle okuyabilmeye “e-gazete” deniliyor. Neredeyse Türkiye’deki bütün gazeteler “e-gazete” hizmetini okuyucularına sunuyor. Bu hizmeti ücretsiz olarak sağlayan gazeteler varken, aynı hizmet için ücret talep eden gazeteler de bulunuyor. Türkiye’de “e-gazete” sistemini kullanan gazeteler ve belirlenen “çevrimiçi” abonelik ücretleri şöyle: Sabah, Takvim, Fotomaçaylık 2 TL, Taraf, aylık 20 TL, 3 aylık 50 TL, 6 aylık 90 TL, 12 aylık 160 TL, Radikal, 1 aylık 3 dolar, 1 yıllık 33 dolar (IPAD’ler için sağlanan basılı gazete), Hürriyet, 6 aylık 15 TL, 1 yıllık 25 TL, Cumhuriyet3 aylık 42 TL, 6 aylık 81 TL, 1 yıllık 150 TL. Tek elden “e-gazete” okumak Gazetelerin kendi “e-gazete” sistemleri dışında, ReadJournal.com internet sitesi de kullanıcılarına bilgisayar başında “gazete” okuma imkanı sağlıyor. Bu internet sitesi henüz deneme aşamasında ancak anlaşmalı oldukları gazeteler de bulunuyor. Star, Akşam, Agos, Evrensel, Birgüngazetelerinin hem güncel hem de arşiv gazetelerine tüm sayfalarına kadar ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca bu gazetelerin sayfalarından istediğiniz bir kısmı küpür olarak kesip mail adresinize gönderebiliyorsunuz. Anlaşmalı gazetelerin her birinin ayrı çevrimiçi abonelik ücretleri bulunuyor: Akşamyıllık 323 TL, Star, Evrensel, Birgün, yıllık 175 TL, Agosyıllık 43 TL. Sistemde Zamanve Türkiyegazetesi ücretsiz olarak sunuluyor. Neden ücretli abonelik? Radikalgazetesi yazarı Serdar Kuzuloğlu’na göre Amerika’da geçtiğimiz sene Rupert Murdoch tarafından başlatılan “ücretli” abonelik sistemi, ilerleyen zamanlarda […]

Her hafta 16 sayfa muhalefet

Geçmişte hem ana akım medyada hem de bağımsız yayın girişimlerinde bulunmuş bir grup gazeteci, “bağımsız gazeteciliğin tam zamanıdır” diyerek “Haftalık muhalif” 16 Sayfa’yla tekrar yayın hayatına dönüyor adresinden ulaşılabiliyor. 16 Sayfa’nın kurucularından Cengiz Erdinç, Uğur Güç ve arkadaşları “Haftalık Muhalif” çizgilerini ve gazetecilik anlayışlarını HaberVs’ye anlattı. – Neden 16 Sayfa?Cengiz Erdinç: İnternet sayfası ve benzeri gibi işleri önceden ayarlamıştık. Yüksüz bir isim olsun ve altını biz dolduralım istedik. En az maliyetle, en kaliteli baskıyı yapıp en kaliteli haberleri verebilmek ve bunu 16 sayfa da sınırlayabilmeyi hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda yayınlarımız asla 16 sayfayı geçmeyecek ve bunu standart olarak belirledik. “Bizim patronumuz yok ve asla olmayacak!” -Sloganınız “Haftalık Muhalif”, siz neye muhalifsiniz?C.E: Biz günlük yaşam içerisinde muhalifiz. Bu sloganın politik imaları da var. Aslında evrensel kuralları gereği gazetecilik “muhalif” bir iştir. Gazetecilik yerleşik düzeni sorgular. Türkiye’de bir dönem sıkça gündeme getirilen “Türkiye’de iyi şeyler oluyor” furyası gazetecilik değildir. Gazete patronlarının çalışanlarından talep ettikleri şey gazetecilik değil. Gazetecilik özü itibariyle aslında eleştiri mesleğidir. Eleştiri de muhalif olmayı gerektirir. Uğur Güç:Haberler oluşurken artık muhabirler yerine ajanslar kullanılıyor. Örneğin; Anadolu Ajansı’ndan ve diğer ajanslardan haberler seçilerek gazetelere servis ediliyor. Bu nedenle örneğin sendikalarla ilgili haberler gazetelerde fazla yer bulamaz. Ayrıca büyük şirketlerle ilgili muhalif yazılar da reklam kaygısı nedeniyle gazetelerde yer bulamıyor. Gazetecinin işi araştırmak ve sürekli sorgulamaktır. Olmayanı yazabilmektir. Bu nedenle biz yaygın medyada pek itibar görmeyen, kullanılmayan haberleri yayınlayacağız. “Konusunda uzman herkese kapımız açık” -16 Sayfaya gazeteciler dışında başka meslek gruplarından da destek olacak mı?C.E:Gazetecilik aslında toplumun gözü kulağıdır. İfade özgürlüğü düşünüldüğünde herkesin yapabileceği bir iştir ama karmaşık dosyalar, yolsuzluklar, kamu kuruluşlarının yaptığı bir takım işler düşünüldüğünde gazetecilik ayrıca uzmanlık da gerektirir. Konusunda uzman herkes destek olabilecek, yazı yazabilecek. Örnek vermek gerekirse çevre sorunlarıyla ilgilenen ve davalar açmış HES’ciler kendi uzmanlık alanları dâhilinde gazetemizde elbette ki yazacaklar. Ayrıca bununla birlikte ifade özgürlüğü açısından […]

Filtreli internet geliyor

BTK’nın onayladığı “İnternetin Güvenli Kullanımına Dair Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek. Bu taslağın Türkiye’de internete sansüre neden olup olmayacağı tartışılıyor.

Sanal alemde yeni bir kimlik kartı

Sosyal ağların kitlesel iletişim araçlarının bir parçası olmaya başlamasıyla birlikte, sanal “kimlik” ve “tanınabilirlik” insanlar için neredeyse temel gereksinimlerden biri haline geldi. İnternet mecrasında “görünebilirlik” sağlayan, Devrim Demirel’in girişimi kimdir.com, bu ihtiyacı karşılayabilmek için “beta (deneme)” sürümüyle yayın hayatına başladı. Test sürümünde olduğu için şimdilik sadece “davetiye” sistemiyle üyelik kabul eden internet sitesi, ilerleyen günlerde internet kullanıcılarının kullanımına açılacak. Kimdir.com projesiyle birlikte kendi adınıza oluşturacağınız çevrimiçi internet sayfanızı, istediğiniz gibi özelleştirebiliyor, sadece size ait bir isimle kullanmaya başlayabiliyorsunuz. Projenin en heyecan uyandıran özelliği ise sizi merak eden birinin sadece isminizi bilmesinin yeterli olması. Servis, kullanıcılarına “isminiz.kimdir.com” şeklinde bir alan adı sağlıyor ve bu adrese giren kişi sadece size ait olan “kişisel” sayfanıza ulaşabiliyor. (Örneğin; http://huseyinaslan.kimdir.com/). Facebook sayfanızın bağlantısını, Twitter, LinkedIN, LastFM bağlantınızı veya diğer sosyal ağlardaki hesaplarınızı oluşturduğunuz kişisel sayfada tek çatı altında toparlayabiliyorsunuz. Sayfanıza yüksek çözünürlüklü bir arka plan resmi ekleyerek, sayfanızın görünüşünü istediğiniz şekilde belirleyebiliyorsunuz. Servise yükleyeceğiniz sizinle ilgili “arka plan” resmi için standartlaştırmalar getirilmiş. Standartlaştırmalara uymayan resimlerin sayfa üzerinde görünümünde bozulmalar olabiliyor (yüklenen resmin boyutu en fazla 2 mb olabiliyor). Bu nedenle sayfada kullanılacak resmin dikkatli seçilmesi gerekiyor. Belirlediğiniz bir arka plan resminiz yoksa da, site uygun olabilecek arka plan resimlerini size sunuyor. Oluşturduğunuz kişisel sayfanızda kullanabileceğiniz kelime sayısı da sınırlandırılmış. Ayrıca isminiz, ünvanınız, kişisel tanıtımınız ve hesabınız bulunan sosyal medya mecralarının sayfada görünümünü sağlarken, bu bilgilerin rengini, boyutunu, şeklini ve yazı karakterini de “kendinize özel” olarak belirleyebiliyorsunuz. Bütün işlemleri tamamlayıp, sayfanızı hazır hale getirmek ise sadece bir dakikanızı alıyor. “Davetiye bekleyenlerin sayısı 5 bini geçti” HaberVs okuyucularına özel “Davetiye Kodu”Site kurucusu henüz beta aşamasında olan ve sadece davetiyeyle üyelik kabul eden internet servislerinin kullanımı için, HaberVs okurlarına özel “100” davetiye ayırdı. Davetiye kodunu kullanabilmek için, kimdir.com adresine giriş yapıyorsunuz ve “Davetiye kodu ile kayıt olmak için tıklayın.” seçeneğine tıkladıktan sonra “habervs” yazıyorsunuz. Ardından karşınıza çıkacak olan […]

İnternetten badanacı bulunur mu?

Web ortamında her türlü ürünün bulunabildiği bir çağda internetten hizmet satın almak hâlâ zor. Gereko.com bir hizmet alışverişi portalı olarak badanadan, düğün organizasyonuna hizmet sağlayanla ihtiyaç sahibini buluşturuyor. İnternetten pek çok ürünü sipariş edebiliyoruz. Peki ya hizmet alabiliyor muyuz? Evet, internetten hizmet satın alabilmek oldukça zor. Çünkü internetten hizmet satışı öncelikle hizmeti tanımlamak, kalitesinden emin olmak, hizmeti size sunacak kişinin güvenilirliğinden emin olmak gibi bir dizi sorunu barındırıyor. Yurtdışında Elance.com ve Odesk.com gibi internet sitelerinde uzun süredir devam eden internetten hizmet satışı fikri, ODTÜ Endüstri mühendisliği mezunu Ayşe Biçer tarafından Türkiye’de de hayata geçirildi. Yeni ekonomi alanında bir iş fikri olan yazılımcıları melek yatırımcılarla buluşturan E-Tohum projesi tarafından desteklenen Gereko, 40’tan fazla kategoride hizmet satın alma ve satma olanağı sunuyor. Site kurucusu Ayşe Biçer, öncelikle verdiği hizmeti tanıtmak ve yeni müşterilere ulaşmak isteyen serbest çalışanlar ve firmaların Gereko’ya kayıt olduklarını hizmet ihtiyacı olan kişilerin de siteye gelerek ihtiyaçlarını tanımladığını anlatıyor. Örneğin, ev taşıtmak için nakliyeci arayanlar, web sitesi yaptırmak isteyenler, düğün organizasyonu talep edenler ve daha pek çokları… Sitede ihtiyaç sahiplerinin beğendiği teklifi verenlerle doğrudan görüşebildiğini anlatan Biçer, “Sitede en düşük ücretin seçilmesi gibi bir kurgu yok, çünkü hizmet sektöründe fiyatlar kullandığınız malzeme, işçilik kalitesi, deneyim gibi bir çok kritere bağlı. Bu nedenle en iyi teklif, en ucuz teklif değil en iyi fiyat-kalite oranına sahip teklif oluyor” sözleriyle Gereko’nun teklif sistemini anlatıyor. Gereko’nun gelir modeli ise hizmet sunanlardan alınacak küçük bir ücret üzerine kurgulanmış. “Türkiye’de yepyeni bir kavramı yerleştirmeye çalıştığımız için, sitemizi ücretsiz olarak kullanıma açtık. Şu anda ve önümüzdeki birkaç ay daha tüm hizmetler ücretsiz olarak sunulacak” diyen Ayşe Biçer; “Sitenin gelir modelini, teklif verme ücretine dayandıracağız ve ayda bir kez teklif verme hakkı herkese ücretsiz sunulacak. Daha fazla teklif vermek için ücretli üyelik paketlerimizden birini seçmeleri gerekecek” diyor. Hizmet verenlerin seçimini kullanıcı yorumları ve puanlama sistemiyle kolaylaştıran Gereko, […]

Kara tren

Bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine…. Kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız… Ahmet Hocamızın ışığıyla. * “Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki” tadında duygular içerisindeyim. Bütün hissiyatım alt üst olmuş durumda. Bir umut bekliyordum. İçinde bulundukları yanlıştan geriye dönüp Ahmet Şık Hocamı serbest bırakırlar diye… Olmadı. Yine lanet olasıca bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine kökünden kurunun yanında yaşı da yakmayı tercih etti. Benim gibi onlarca arkadaşımın yüreğini dağlarcasına… İnandığını savunmak suçmuş biliyor musunuz? İyi gazeteci olabilmek, iyi ilişkiler kurabilmekten geçiyormuş! İyi ilişkiler kurabilmekse içinde bulunduğumuz ortama “bukalemun” gibi uyum sağlamakla gerçekleşebiliyormuş! Ben hocam adına özür dilerim, düzene ayak uydurmayıp değişmediği için. Ben hocam adına özür dilerim, hiç konuşulmayanı hakkını verip konuşmayı denediği için… Beş gündür tarumar olmuş iç dünyam, “Ahmet Hocam yoksa ben toplantıyı neyliyim?” hissiyatındayım. Bu bir darbedir içimize söke söke işletilen; “susacaksın, susmazsan susturmasını biliriz!” Düşünceymiş, özgürlükmüş, doğru bildiğini eğrilmeden büzülmeden yazmakmış… Ben bütün bunları Ahmet Hocam olmadıktan sonra başarabilir miyim? Bunun gibi onlarca soru kafamın içini kemiriyor. Bütün bu karmaşaya rağmen “umut” dolu sözcükler dökülemiyor klavyemden. “Haber var mı?” sorusuna “hayır” cevabını aldıktan sonra, “sen ne işe yararsın ki?” cevabını vermesini. “N’ olacak bu Galatasaray’ın hali?” sorusuna “O Servet yok mu, o Servet” diye hayıflanmasını… Zaman zaman şeytanın avukatlığını yaparak, beyin fırtınasına yol açmasını. Katı oluşunu ve “doğru” bilgiyi öğrenebilmek için cesurca sorular sorulması gerektiğini dikta etmesini. “Ulan Hüseyin ne adamsın!” demesini… Ahmet Hocama dair her şeyi özledim şimdiden. Bu özlemimin faturasını ödeyebilecek bir babayiğit var mı? Kara bir mektup yazdım Silivri’ye, ulaşır mı bilinmez… Emin olduğum tek şey ise kara tren gecikecek belki ama gelecek o güzel günler de gelecek. Ahmet Hocamızın ışıkları eşliğinde yine kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız.* İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.

Çevrimiçi kariyeriniz FlipLife’la başlıyor

Second Life, dünyayla birlikte Türkiye gündemine bomba gibi düştükten sonra, çevrimiçi oyun oynama alışkanlığı hızla artmaya başladı. İnternet üzerinden kendi tarlasını kurarak “çiftçi” olanlar, sanal paralarla saatlerce poker oynayıp “kumarbaz” olanlar, kendi ordusunu kurarak başarılı bir “general” gibi hissedenler varken, bu piyasayada hiç olmayan yepyeni ve mantık çerçevesine oturabilen çevrimiçi oyun başladı. Bu yeni oyunun ismi “FlipLife”. Almanya’da yaşayan Türk bir girişimci olan İbrahim Evsan tarafından başlatılan projenin şimdiden 10 bini aşkın üyesi var. 

 FlipLife’ın HTML5 tabanlı bir çevrimiçi oyun olması, bilgisayar özellikleri çok iyi olmayanların da bu oyunu oynamasına olanak tanıyor. Yeni oyunda yapmak istediğiniz veya yaptığınız mesleği seçebiliyorsunuz. Seçtiğiniz meslekten sonra, oyun içindeki görevlerle kariyer basamaklarını bir bir tırmanıyorsunuz.Arkadaşlarla halı saha maçı yapalım FlipLife sadece mesleğinizle ilgili görevlerle sınırlı değil. Ayrıca görevlerden sıkılırsanız arkadaşlarınızla etkinliklere katılmanız için üst menüden “boş zamanlar” sekmesine tıklamanız yeterli. Boş zamanlar kısmından arkadaşlarınızla futbol, boks, tenis gibi spor dallarında yarışabiliyorken, “düşler kahvesi”, ”bira parkı”, “kulüp 90”, “VIP club” gibi etkinliklere katılarak yeni arkadaşlıklar edinebiliyorsunuz. Bu farklı etkinliklere katılmanın, karakterinizin enerjisini doldurmaya da katkısı oluyor. Futbol etkinliğine katılıp, kayıt yaptırıyorsunuz ve sizinle futbol oynayacak diğer oyuncuları beklemeye başlıyorsunuz. Maçları 2, 4, 8 gibi oynama seçenekleriniz var. Futbola kayıt yaptırırken önceden “savunma” ve “hücum” setlerinizi, “sağ” ve “sol” şeklinde seçiyorsunuz. Rakiplerinizle aranızdaki rekabetinizi seçtiğiniz savunma ve hücum seçeneklerine göre devam ettiriyorsunuz. Futbol maçlarını kazanmanız halinde, ekstra enerjinin haricinde, görevlerinizde kullanabileceğiniz materyaller kazanıyorsunuz. Hadi alışverişe çıkalım!FlipLife.com’un kullanıcılarına sunduğu en çarpıcı alternatiflerden bir tanesi de “alışveriş”… Karakterimizle görevleri yerine getirirken; boş zamanlarımızı değerlendirirken, bir yandan da alışveriş yapabiliyoruz. Üst menüden, “alışveriş” sekmesine tıkladığımızda karşımıza “ceket”, “şapka”, “kolye”, “spor giyim” gibi çeşitli seçenekler çıkıyor. Bu seçeneklerden birine girdiğinizde, ister oyun parasıyla isterseniz de “gerçek parayla” alışveriş yapabiliyor, karakterinizi farklılaştırabiliyorsunuz. Oyun henüz deneme aşamasında olduğu için, ilerleyen günlerde alışveriş bölümüne yeni seçenekler eklenecek. 

 En keyifli haliyle “gazeteci” […]

Yeni Avatar’ın doğuşuna az kaldı

Avatar “The Last Airbender”(Son hava bükücü) çizgi dizisi serisi hem Türkiye’de hem de dünyada zirve yaparken, bu serinin filmi 2010 yılında vizyona girmiş, hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Avatar’ın sıkı takipçileri, Avatar çizgi dizisinin yeni serisi için büyük beklentiler içine girmişken ve ayrıntıları merak ederken, Bu yıl başlayacak Avatar’ın yeni serisi “Legend of Korra” ile ilgili ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı… Avatar’ın yılın üçüncü çeyreğinde yayına girmesi planlanan yeni serisi “Legend of Korra” hikâyesi, önceki Avatar serisi “The Last Airbender”’ın 75 yıl sonrasını konu ediniyor. Hayranlarının özel ilgi duyduğu “Aang” yani Avatar, yerini “Korra”’ya bırakıyor. “Korra”’nın “Aang”’a göre en temel farkı kadın olması. Öyle ki hayranları yeni seride başka bir karakterin Avatar olmasından daha çok, yeni avatarın kadın olmasına şaşırıyorlar. Hatta yapımcılar çok önemli bir sırrı daha şimdiden ifşa etmeyi ihmal etmediler. Katara ile Aang evlenmişler ve bir de nur topu gibi çocukları olmuş. Bu çocuğun ismi Tenzinolacak ve Korra’ya hava bükücülüğünü öğretecek. Yeni serinin avatarı Korra’nın en çarpıcı özelliği ise ateş, su ve toprak bükücülüğünü çoktan öğrenmiş olması. Eski avatar serisini takip etmiş olanlar Aang’ın hava bükücülüğü dışında ki diğer bükücü özellikleri kazanabilmek için ne kadar uğraştığını çok iyi hatırlayacaktır. Ayrıca yeni avatarımız Korra’yı izlerken geçmişten flashbackler halinde Aang ve diğer karakterleri de görebileceğiz. Bu bilgiden yola çıkarak yeni serinin Korra’nın öğreneceklerinden daha çok, vereceği mücadeleyi konu edineceğini söyleyebiliriz. Direnişçilere karşı: Korra Yeni serinin hikâyesinin ayrıntılarında ilginç bir nokta var. Hikâyede Republic City adında bir bölge bulunuyor. Bu bölge su ve dağlarla çevrili. Republic City’de su, hava, toprak ve ateş bükücüleri birlikte yaşıyorlar. Alışılagelmiş avatar serüveninde böyle kozmopolit bir yerleşimle karşılaşmak pek mümkün değil. Bölgede suç oranı çok yüksek ve ayrıca bükücülere karşı isyan çıkartan “anti-bender”bir grup da bulunuyor. Korra’nın gençliği bu bölgede geçecek. Korra ilerleyen zamanlarda bu bölgede bükücülüğe karşı çıkan isyanlarda, “anti-bender”lar ile mücadele içerisinde olacak. Genellikle orta yolu […]

Bilgisayarınızda casus var

Bilgisayarların yüzde 97’sinde casus programı var Geçen yıl sonunda yapılan Türkiye’de İnternet Konferansı’nda casus programlarla ilgili eğitim semineri veren Türkiye Bilişim Güvenliği Derneği’nin eski başkanı Faruk Kekevibilgisayar korsanları için en kolay ve masrafsız yöntemin spyware denilen casus programlar olduğunu belirterek, “Bazı yönleriyle virüslere benzerler, ama virüslerden farklı olarak kendilerini gizlerler. Yerleştikleri bilgisayardaki her türlü dosya ve iletişimi programlandıkları merkeze ulaştırırlar. Ülkemizde yıllardır ve halen yoğun olarak yaşanan sanal banka soygunlarında kullanılan bilgilerin çoğunluğu, casus programlar ile kullanıcıların bilgisayarlarından elde edilmişlerdir. Uzman olmayan bilgisayar kullanıcısı, bunları fark edemez. Çünkü virüslerden farklıdırlar, antivirüs programları yakalayamaz” dedi. Türkiye’deki bilgisayarların yüzde 97’ sinde casus program bulduğunu belirten Kekevi, “Bu oran Türkiye’ nin içinde bulunduğu durumu ve karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi anlatıyor. Yöneticiler dahil olmak üzere ülkemizin bilgisayar kullanıcıları spyware ile virüsün farkını halen bilmiyorlar. Casus program söylemi, onlara fantastik bir sözmüş gibi geliyor, bunların ancak filmlerde olabileceğini düşünüyorlar” diye konuştu. Casus program kullananlardan ilginç yorumlar* 3 yıldır evliyim ve bundan 6 ay öncesine kadar mükemmel bir eşim ve mükemmel bir evliliğim vardı. 6 ay önce eşim yavaş yavaş değişmeye başladı, Ne olduğunu anlamaya çalıştım konuştum, ekonomik sorunlara bağladım. Depresyona girdi belki dedim, konuşmaya anlamaya çalıştım ama nafile, konuşmaya çalıştığım her sohbet kavgaya dönüştü ve artık boşanmak istediğini telaffuz etmeye başladı. Deliler gibi neden bu kadar değiştiğini merak ediyordum. En son 3 hafta önce evdeki bilgisayara keylogger programı yükledim ve şehir dışına çıktım. Benim şehir dışında olduğum sırada bir gece kadın bize gelmiş ve cam açıp onu annesine tanıştırmış yazışmışlar falan hepsini programdan öğrendim ve daha bir sürü iğrençlikler… Bizde olduğunda eşimin pijamalarını giymiş üzerine vs. Şehir dışından dönünce daha fazla uzatamadım ve patladım artık gözümün içine baka baka yalan söylemesini hazmedemez oldum! * Çocuğum uygunsuz siteleri ziyaret ediyormuş. Programı kurdum hemen öğrendim bunları. Bütün siteleri de engelledim, kendisiyle konuşmam gerekiyor. * Ben keylogger, klavye […]

Beşiktaş’ta üç günde ne değişti?

Ergin Ataman, Efes Pilsen karşılaşması sonrasında Twitter’da “Bu maçı bu halimizle kazanmamız mucize olur diyordum, mucizevi bir şekilde kaybettik” diye yazdı. Ataman göreve geldiği üç günde gerçekten de mucize mi yarattı? 8 Ocak Cumartesi günü oynanan Efes Pilsen-Beşiktaş Cola Turka maçında, kara kartalların iki yıldır özlemini duyduğu iyi basketbolun belirtilerini gördük. Bugüne kadarki başarısızlık “yetersiz kadro”, “olmayan rotasyon” gibi değerlendirmelerle açıklanırken, Efes Pilsen maçında bir takımın 7 kişiyle nasıl savaşabileceğine tanık olduk… Öyle ki zorlu maçları tecrübesiyle silip süpürebilen Efes’e karşı Beşiktaş, karşılaşmaya 8-0 geride başladı. Daha o dakikalarda herkesin aklından “yine aynı senaryo” diye geçerken, Beşiktaş mücadeleye ortak olmayı başardı ve ilk çeyreği 31-23 önde kapattı. İkinci çeyrekte de kontrolü elinden bırakmayan kara kartallar, devre arasında soyunma odasına giderken 48-39 öndeydi. “İyi savunmacı” Efes Pilsen’e devrede 48 sayı atabilen siyah beyazlı takım, daha karşılaşmanın ilk yarısından farklı olduğunu göstermiş ve Beşiktaş taraftarı için heyecanlı ikinci yarı bekleyişi başlamıştı. Üçüncü çeyrek karşılıklı basketlerle başlamışken Beşiktaş, Efes’in sert savunmasına sayı üretmekte zorlanmadı ve dördüncü çeyreğe de 64-55 önde girdi. Ne var ki Efes son çeyrekte oyun dengesini sağlayıp Beşiktaş’ı durdurmayı başardı ve 73-73 ile uzatmaya götürdü. Uzatmada ise skor 83-83’ken Mire Chatman’ın maçın bitimine 2 saniye kala Bostjan Nachbar’a yaptığı “profesyonellik dışı” faul, Efes’in karşılaşmayı 85-83 galip tamamlamasına neden oldu. Mağlubiyete rağmen Beşiktaş taraftarı mutluydu, takımını deliler gibi alkışlıyordu. Peki bu alkışları hak eden ve üç günde değişen neydi? Cevher boyalı alanda Karşılaşmanın özeline girecek olursak; Beşiktaş Cola Turka’da “sorunlu” Cevher Özer, “çaylak” Andrew Oglivy ve “efsane” Alen Iverson etkiliydi. Haftalardır yüzü gülmeyen Beşiktaş taraftarının her fırsatta eleştirdiği Cevher, maçın başlangıcından uzatmaların son saniyesine kadar ayakta kalabildi. 4 numaralı pozisyonda oynayan ve alışılagelmişin dışında boyalı alanı kullanmayan veya kullanmaya çekinen Cevher, Efes Pilsen karşısında oynadığı pozisyonun gereklerini Kerem Gönlüm’e rağmen yerine getirdi. Belki de en iyi yaptığı iş olan “el üstünden […]

Beşiktaş ve basketbol

Ergin Ataman’ın “Çünkü artık taraftar, Iverson’u seyrederken maç da kazanmak istiyor” sözleri, Beşiktaş taraftarının yeni koçundan beklentisini karşılıyor. Peki “Beşiktaş’ın çocuğu” Burak Bıyıktay’ın yapamadığı ama Ataman’dan beklenen şeyler, kulübün basketbola bakışıyla tutarlı mı? Allen Iverson ismi Beşiktaş Cola Turka basketbol takımıyla birlikte anıldığında bile “hadi canım!” naralarıyla karşılaşıyorduk. Günler geçti, Beşiktaş dere tepe düz gitti ve Iverson Beşiktaş’a geldi. Amerika’da imzalar atılırken başkan Yıldırım Demirören ve basketbol şube sorumlusu Şeref Yalçın bir mutlu bir mutlu ki ağızlarları kulaklarında… Bir yanda Allen Iverson’ın menajeri, bir yanda Demirören, bir yanda Yalçın, bir yanda da efsane “The Answer” fotoğraf karesinde gülücükler saçıyorlar. Basketbol takımının yıllardır süregelen düşüşü yüzünden dokunsan ağlayacak Beşiktaş taraftarı, Atatürk Havalimanı’nı ayaklandırıyor ve efsaneyi omuzlarda karşılıyor. “Bir başkadır benim memleketim” tadındaki köşe yazıları gazete sütunlarını işgal ediyor. NBA TV, Türkiye’ye sadece “The Answer”ı takip etmesi için iki muhabirini gönderiyor. Eurosports, Beşiktaş Cola Turka’nın maçlarını canlı olarak yayınlıyor. Yani anlayacağınız olumlu gelişmeler silsilesiyle oluşan tozpembe bir tablo ve rüya gibi başlayan serüven… Iverson ve son dakikalar Beko Basketbol Ligi’ne Türk Telekom galibiyetiyle başlayan kara kartallar, sonrasında kendi evinde Banvit’e ve deplasmanda Aliağa Petkim’e boyun eğdi. Ardından Bornova Belediyesi ve Oyak Renault’u mağlup etti. Kendi evinde ilk Eurocupmaçına çıkacaktı. Maç öncesi taraftar çok heyecanlıydı çünkü Iverson yeni formasıyla ilk kez sahada olacaktı. Rakip, Sırpların orta kalibreli takımı Hemofarm’dı. Beklenildiği gibi taraftarın da gazıyla kara kartallar maça hızlı başladı. Maçın ilk yarısı Beşiktaş’ın 44-35 üstünlüğüyle tamamlandı. Maçın üçüncü periyodunda da değişen bir şey olmadı ve Beşiktaş son periyoda girerken 69-63 öndeydi. Son periyoda bu skor üstünlüğüyle giren Beşiktaş, maçın bitimine 7 dakika kala farkı 16 sayıya kadar çıkardı. Taraftarlar zafer şarkıları söylerken takım, hücumlardan eli boş dönmeye başladı. Hemofarm farkı yavaş yavaş eritirken koç Burak Bıyıktay da maçın heyecanına kapılmış olacak ki mola almayı akıl edemedi. Buna rağmen maçın son 1 dakika 45 […]

BTK’yı eleştirmek suç mu?

Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği’nin (TELKODER) önderliğinde telefon ve internet erişiminin serbestleştirilmesi amacıyla geçtiğimiz temmuz ayında başlatılan “Fiili Teke Son” kampanyasının internet sitesi olan www.fiilitekelesonverelim.org, önceki hafta Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) kapatma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. BTK kendisine yönelik eleştirel karikatürleri gerekçe göstererek, siteye barınma hizmeti veren Turknet’e uyarı yazısı gönderdi. Yazıda, “BTK’ya yönelik tahkir ifadeleri ve sembolleri içeren 9 farklı resim içeriği ile bu kapsamdaki ifade ve karikatür yayınına son verilmesi. Aksi taktirde mahkemeye başvurulacağı” belirtildi. Turknet’e, siteyle ilgili 5651 kanunu öne sürerek 15 Ekim’de gönderilen uyarı yazısının ardından, Turknet internet sitesinin barındırıcılığına devam etmeme kararı aldı ve kampanya sitesi internet sitesi başka bir barındırıcı olan DorukNet’e taşındı. Bir gün süren bu taşınma sürecinde, kampanyanın internet sitesine ulaşılamadı. “Anlaşılmaz ve kabul edilemez” İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç.Dr.Yaman Akdeniz, 5651 no’lu (İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun) kanunun 9’uncu maddesine atfen uyarının gönderilmiş olabileceğini, bu maddeye göre BTK’nın uyarı gönderip, ardından söz konusu içerik kaldırılmazsa mahkemeye gidebileceğini belirtiyor ve hemen arkasından ekliyor:“Bana sorarsanız BTK mahkemeye de gitse kazanması çok zor bir dava olur. O karikatürler hakaret ya da kişilik haklarını ihlâl edecek bir şey içermiyor. Bu bir politik söylemdir ve bu karikatürler hem Anayasa hem de Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi çerçevesinde korunan içeriklerdendir.”Yaman Akdeniz, bu nedenle BTK’nın dolaylı yoldan sansür girişiminin anlaşılmaz ve kabul edilmez bir girişim olduğunu düşünüyor. “Kampanya ve içerikle alakamız yok” İnternet sitesinin eski yer sağlayıcısı olan Turknet ise söz konusu sitenin içeriğiyle hiç bir ilgilerinin bulunmadığını belirterek, bu site gibi yüzlerce siteye barınma hizmeti verdiklerini, bunun da diğer siteler gibi ticari bir anlaşma olduğunu ve ticari anlaşmanın sona erdiğini açıkladı. TELKODER öncülüğünde yürütülen “Fiili Tekele Son” kampanyası, internet ve telefon haberleşmesinde Türk Telekom ve TTNet’in fiili tekeline son verilerek sektörün rekabete […]