Etiket Mert Oynargül

Dinlenecek hikâyeler dükkânı

Balat’ın sokaklarından birinde küçücük bir dükkân var. Daha çok tüketimin pompalandığı, sahip olunan her şeyin bir an önce bitirilip yenileriyle avunulmaya çalışıldığı günümüzde adeta bizlere ders vermeye çalışıyor. Ayşegül Kaya, kısa bir süre avukatlık yaptıktan sonra yerleştiği, tarihi yarımadanın en güzel semtlerinden Balat’ta “Hepsi Hikâye” adlı atölyesinde sadece eskilerin değerini anlatmıyor, kurulu düzene karşı da ideolojik bir savaş veriyor adeta… İnsanlar tüketip attıkça oda inadına topluyor… Balat’ta yaşamasının sebebinin, unutulmaya yüz tutmuş eski kültürleri biraz olsun hatırlatmak olduğunu belirten Kaya, 100 yıllık eski bir Rum evinde oturduğunu belirtiyor. Kaya, Balat’taki yaşadığı evin doğduğu Gaziantep’teki taş evi hatırlatmasının da bunda çok büyük bir etki yarattığını dile getiriyor. Üretkenliğin damarlarında bulunduğunu söyleyen Kaya, televizyon izlerken dahi birşeyler üretmenin çok önemli olduğunu söylüyor. Mahalle kültürü usta çırak ilişkisi gibi değerlerin kaybedildiğine dikkat çeken Kaya cam altı sanatına da bu yüzden başladığını belirtiyor. Eskilerin hâlâ çöpten ibaret olduğunu düşünüyorsanız, Ayşegül Kaya’nın atölyesinden içeri girip hepsinin hikâyesini dinlemenizde fayda var.

Engelliye engel yok

Sarıyer Büyükdere mahallesinde bulunan İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı, eğitilebilir düzeydeki zihinsel engelli gençlere hem eğitim hem de iş imkanı sağlıyor. Resim , seramik, beden eğitimi ve yüzme gibi bir çok faaliyet imkanı sunan vakıf, burada bulunan gençleri tek başlarına yaşamayı öğretiyor. İlköğretim seviyesindeki, engelli öğrencileri Mecidiyeköy’de bulunan ilköğretim okulunda eğiten vakıf buradan mezun olan öğrencilere belirli sürelerle özel çalışma programlarına katıyor. Öğrenciler bu özel eğitim programlarının ardından Sarıyer de bulunan bağımsız eve geçiyorlar. İzev beden eğitimi öğretmeni Levent Bakırcı ve İzev Bağımsız Evi Müdürü Gülfidan Övünç, yaptıkları işin çok önemli olduğunu belirterek, mezun ettikleri bazı gençlerin iş bulduklarını ve kendi başlarına hayatlarını sürdürebildiklerini ifade ediyor. Amaçlarının daha fazla engelli genci ,topluma faydalı bir hale getirmek olduğunu vurgulayan vakıf çalışanları bunun için devlet tarafından engelli öğrencilere ayrılan eğitim fonu ve durumu iyi olan velilerin maddi yardımlarından faydalandıklarını belirtiyor. Engelli değil özel diye tanımladıkları öğrencilerini topluma kazandırmak adına çok önemli işler yapan İzev, engelliler hakkındaki ön yargıyı kırmakla beraber , aslında bizlerin onlara her zaman her yerde ihtiyaç duyabileceğimizi de gösteriyor.

“Seri katil”e çevre ödülü

adresine 5 Haziran’a kadar gönderebilecekleri ve ad, soyad, ünvan, üniversite ve fakültelerini belirtecekleri e posta ile kampanyaya katılabilir. “Eroğlu doğanın seri katilidir” Güven Eken, Doğa Derneği Genel Müdürü “Bakan Eroğlu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insandır. Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir. Bir katile ödül vermek ancak yine katliamcıların işi olabilir. Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi zaten daha önceki yıllarda doğayı katleden başka insanlara ödül vererek gerçek niyetini ortaya koymuştur. Bu ödülle merkez, adının içinde geçen hiçbir kelimeyle uyumlu hareket etmeyen bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu enstitüyü yönetenlerin Antalya çevresinde Bakan Eroğlu imzasıyla gerçekleştirilen dere katliamlarını yerinde görmelerini tavsiye ederim. O zaman yaptıkları hareketin ne kadar yüz kızartıcı olduğunu belki onlar da anlar.”

Sahibinden kelepir kitap

“Güler yüzle insanları bilgilendirmek” sloganıyla yola çıkan Kelepir Kitap çeşitli ve ucuz seçenekleriyle kitapseverlerle buluşuyor. İstiklâl Caddesi üzerindeki kitapçının Sahibi Serkan Özburun, ucuza kitap satarak hem korsan satışların önüne geçmeye çalıştıklarını hem de okuma alışkanlığını arttırmayı hedeflediklerini belirtiyor. Aynı zamanda yazar, yayıncı editör ve çevrimenlik de yapan Özburun, Kelepir Kitap olarak genç ve kariyerinin başındaki yazarların okuyucularla ulaşmasına yardımcı oluyor.Kaktüs yayınlarının da sahibi olan Serkan Özburun burada imkanları doğrultusunda bir çok yazara şans tanıdıklarını belirtiyor. Yazarlık ve editörlük yaptığı için okuyucunun isteklerini çok iyi anladığını belirten Serkan Özburun diğer kitapçıların yüksek fiyatlara kitap satmasını da eleştiriyor. “ Buraya sadece kitapçı demek doğru olmaz biz bir kültür merkeziyiz” diyerek diğer kitapçılardan farkının altını çizen Serkan Özburun, Osmanlıca,Farsça ve Rusça dersler verdiklerini ve bunda her hangi bir kâr beklentilerinin olmadığını belirtiyor. Öte yandan Özburun “Kaybolan Meslekler”, adlı kitap serisini , belgesele dönüştürmenin en büyük hayallerinden biri olduğunu belirterek bu konuda çalışmalara başladığını dile getiriyor. Özburun, okuma alışkanlığının az olmasını siyasi yönetimlere bağlayarak, gerekli kültür politikaları izlenmediği sürece bu alışkanlığın artmayacağını söylüyor… Yazarların en büyük sıkıntısının, kendilerinden alınan lüks vergisi olduğunu savunan Özburun bu uygulamanın da değiştirilmesi gerektiğinin altını çizyor… Kelepir Kitap’tan kitap alan bazı müşteriler, ucuza kitap satışının korsan kitap satışlarının önüne geçeceğini düşünürken, bazıları ise yeni çıkan kitap fiyatlarının çok yüksek olmasından ötürü korsan kitap satışlarının süreceğini düşünüyor.

Engelli kariyer

Galatasaray Rotaract Kulübü‘nünün öncülüğünde, 2 Nisan 2010’da gerçekleştirilen Engelliler Kariyer Günü, işverenle engellileri biraraya getirdi. Beşiktaş Belediyesi, Türkiye Omurilik Felçliler Derneği ve yenibiriş.com’un desteklediği etkinliğe 85 engelli ve 22 firma katıldı.Beşiktaş Evlendirme Dairesi’nde HaberVsmikrofonuna konuşan Galatasaray Rotaract Kulübü Başkanı Fatih Taşkın, amaçlarının kariyer günü gibi organizasyonları çoğaltmak ve engellileri kariyer konusunda bilinçlendirmek olduğunun altını çiziyor. Engelliler ise, gerçek engelin insanların zihinlerinde olduğunu ve kendilerine şans tanındığı takdirde her işi başarabileceklerini belirterek, kendilerine olanak verilmesini istiyorlar. Kariyer Günü, işverenle doğrudan görüşme imkanı bulan engellilerin büyük bölümü için iş olanağı yaratmış görünüyor. Beşiktaş Belediyesi’nden gelen ilk bilgilere göre 15 engelli iş sahibi oldu. Ancak görüşmeler sürüyor ve sayı artıyor.

atv-Sabah’ta greve devam

Çalık Holding’e ait Turkuvaz Medya grubuna bağlı atv, Sabah gazetesi ve dergi çalışanı 10 gazeteci grev önlüklerini yeniden giydi. Gazetecilerin geçen yıl 13 Şubat’ta başlattıkları grev 16 Temmuz’da mahkeme tarafından durdurulmuştu. Ancak Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi’nin, yapılan itirazı yerinde görerek yerel mahkemenin kararını bozması ve yerel mahkemenin de bu bozma kararına uyması üzerine İstanbul Balmumcu’daki atv-Sabah binasına bugün (4 Mart 2010) yeniden “Bu işyerinde grev vardır” pankartı asıldı. atv-Sabah grubunun TMSF’ye devredilmesi sonrasında sendikal örgütlülük çalışması yapan ve yetki çoğunluğuna da ulaşan gazeteciler işverenin tehditleriyle sendikadan istifa etmişti. Tahditlere aldırmayanlar ise çeşitli gerekçelerle işten çıkarılmıştı. Atılanların tümü açtıkları işe iade davasını da kazanmıştı.

Bilgi’nin enerjisi artacak

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kampuslerinde bugünlerde taze bir rüzgar esiyor. Koridorlarda, kantinlerde sınıflarda yeşil bir şeyler gözünüze çarpıyor. Gözünüze çarpanlar hem renk olarak yeşil, hem de küresel ısınmaya karşı bir mesaj veriyor:“Bilgi’de bir ilk; yeşil elektrik!” Bilgi Üniversitesi’nin kampuslerinde artık “yeşil elektrik” kullanılıyor. Peki, bu elektrik nerede ve nasıl üretiliyor? Üniversite kampuslerine nasıl geliyor? Bu soruların yanıtlarını enerji alanında uzman bir isim olan ve Bilgi’deki enerjiyle ilgili projelerin bizzat sahibi olan Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Halil Güven’den aldık. Prof. Güven ayrıca Türkiye’nin ilk enerji santrali olan Santralistanbul’da gerçekleştirilmesi düşünülen enerji projesi, kampus içinde inşâ edilmesi planlanan “Yaşil Ev” projesi ve Bilgi Üniversitesi’nde kurulması planlanan enerji sistemleri bölümüyle ilgili açıklamalar yaptı. Yeşil Elektrik nedir?Şimdi yeşil elektrik konusu Avrupa’da çok yaygın olan bir sistem. Konuya “Yeşil elektrik nedir?” diyerek girersek; üretilirken sıfır karbon salımı yapan her şey yeşil elektrik olarak adlandırılabilir. Örneğin siz buraya bir güneş filtresi (solar cell) koyarsanız ya da çatıya güneşten elektrik elde eden bir cihaz koyarsanız burada sıfır karbon salgısıyla elektrik üretmiş olursunuz. Aynı şey rüzgâr türbinleri için de geçerli. Veya barajlara (hidroelektrik santrallere) bakalım, siz orada yüklü miktarda su tutuyorsunuz sonra su hızla aşağı doğru aktığında bu suyun önüne bir pervane koyduğunuz takdirde bunu jeneratöre bağlandığında aynı işlem gerçekleşmiş oluyor, buna da yeşil elektrik diyoruz. Çünkü bunların bacaları yok ve çevreye karbon salgılamıyor. Avrupa’da kurum ya da birey olarak başvuru yaptığınızda evinizde ya da herhangi bir yerde yeşil elektrik tüketimi yapabiliyorsunuz. Böylelikle evinizde kullandığınız elektriği de sıfır karbon üreten bir üreticiden almış oluyorsunuz. Elektrik ya devlet tarafından ya da özel ve bağımsız üreticiler tarafından üretiliyor. Bu bağımsız üreticiler termik santraller de kurabilir, kojenerasyon da (kojenerasyon kısaca, enerjinin hem elektrik hem de ısı formlarında aynı sistemden beraberce üretilmesidir) kurabilir veya rüzgâr panelleri de kurabilir. Rüzgâr panelleri kurması durumunda üretici, elektriği isterse direkt bir antlaşma imzalayıp satabilir. Örneğin siz […]

Alkazar’da son matine

İstanbul ve Türkiye’nin en eski sinemalarından, Beyoğlu’nun sembol yapılarından Alkazarkapanıyor. İlk film gösterimini 1923’te yapan sinema, 28 Şubat Pazar günü gerçekleşecek son seansın ardından sessizliğe bürünecek. 1925’ten beri aynı ismi taşıyan Alkazar’ın müze ya da benzeri bir işlev üstlenmesi gündemde. Beyoğlu’nun sadece en eski değil, cephe süslemeleri ve heykelleriyle en güzel mimarilerinden birine sahip yapısının yeni sahibi Nizam Hışım. Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği başkanlığını da yürüten Hışım, son yıllarda bölgede yaptığı yatırımlarla göze çarpan bir işadamı. Lacoste, Gloria Jeans, Swatch ve Nike gibi markaların İstiklal Caddesi üzerindeki mağazalarının sahibi. 2007’da, 19. yüzyılda iş hanına çevrilen Voyvoda Caddesi’ndeki 700 yıllık Ceneviz Sarayı’nı (Palazzo del Comune) satın aldı ve otele çevirmek üzere restorasyona başladı. Alkazar’ı ise Kasım 2009’da sinemanın ortakları İsak Mizrahi, Necla Birsel ve İhsan Cengiz Yarımağan’ın mirasçılarından 7,5 milyon dolar karşılığında aldı. Nizam Hışım: “Tekrar sinema olabilir” Sinemanın yeni sahibinin, ticari faaliyetleriyle ön plana çıkan bir isim olması kültür sanat takipçilerini endişelendirebilir. Nizam Hışım HaberVs’ye yaptığı “Tek hayalimiz, kültür ve sanata ilgi duyan kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmak” açıklamasıyla Alkazar’ın kültür işlevini devam ettirmesine dair niyetini ortaya koyuyor. Cine Salon Electra Tarih Vakfı’nın yayımladığı İstanbul Ansiklopedisi’ne göre 1918-1920 yıllarında inşa edildiği tahmin edilen Alkazar Sineması, ilk film gösterimini 1923’te gerçekleştirdi. İlk ismi Cine Salon Electra, ilk işletmecileri Safvet ve Naci beylerdi. Bugünkü ismini 1925’te aldı. Zaman içinde birkaç kez el ve işletmeci değiştirmesine rağmen işlevi hep aynı kaldı. Kasım 2009’da İşadamı Nizam Hışım tarafından alınmadan önce son sahipleri İsak Mizrahi, Necla Birsel ve İhsan Cengiz Yarımağan’ın mirasçılarıydı. Sinema 1930’lardan sonra kovboy ve korku filmleriyle özdeşleşti. 1950’lerde, Makseki Süvari, Zorro, Yüzbaşı Amerika gibi kahramanların seri filmleri ağırlık kazandı. 1960’larda Ayfer Feray’ın kendi adıyla kurduğu tiyatroya ev sahipliği yaptı. 1970’lerde seks filmlerinin gösterildiği bir mekan haline geldi. Aynı dönemde alt salonu birahane ve bilardo salonuna dönüştürüldü. Bu dönem 1994’te sona erdi […]

“Dönüşüm” sırası Balat’ta!

İstanbul’daki kentsel dönüşüm projeleri, proje kapsamına alınan bölgelerin sakinlerini ayağa kaldırıyor. Şimdi de Fener-Balat-Ayvansaray kentsel dönüşüm projesini protesto eden Balat halkı, FEBAYDER (Fener Balat Yardımlaşma Derneği) öncülüğünde biraraya geldi. Daha önce UNESCO ve Avrupa Birliği projeleriyle koruma altına alınan semtte Sulukule’ye benzer bir yıkım hazırlığı bölge halkını endileşendiriyor. FEBAYDER Başkanı Hasan Acar, Balat’ta gerçekleştirmesi planlanan kentsel dönüşüm projesi konusunda bazı gerçeklerin üstünün örtüldüğünü ı öne sürüyor. Eski bir Balatlı olan Beyhan Gürsoy ise kendisine ait iki binanın daha önce restore edildiğini, ancak Fatih Belediyesi’nin bu binaları da projeye dahil ettiğini söylüyor. Fener-Balat halkı, Çalık Grubu tarafından hayata geçirilecek projeyle ilgili tüm yasal haklarını arayıp projeyi durdurucaklarından ya da kendi istekleri doğrultusunda değiştiriceklerinden emin gözüküyor.

Avrupa Türkiye’yi Bilgi’den öğrenecek

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tek başına girerek kazandığı ihaleyle birlikte Avrupa Parlamentosu’na (AP) danışmanlık hizmeti verecek. 5 yıl süreyle AP tarafından istenen ve belirlenen konularla ilgili çalışmalar ve sunumlar yapacak. IRIS adlı Fransız düşünce kuruluşunun lideri olduğu konsorsiyumda da yer alan Bilgi Üniversitesi, yine aynı kurum tarafından AP’ye danışmanlık yapması için seçildi. Üniversite, hazırladığı tüm raporları IRIS’e gönderecek ve çalışmalar oradan AP’ye iletilecek. Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile de daha önce çalışmalarda bulunan Bilgi Üniversitesi’nin, bu kurum tarafından IRIS’e tavsiye edildiği belirtiliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Senem Aydın Düzgit, danışmanlık hizmetinin verilmesinde önemli katkısı olan isimlerden biri. Üniversitenin AB ilişkileri bölümü program koordinatörlüğü görevini de sürdüren ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olan Düzgit, aynı zamanda Avrupa Araştırmaları Merkezinde (CEPS) araştırmalar yapıyor. Senem Aydın Düzgit, üniversite olarak daha önce Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile çalıştıklarını ve onlar tarafından IRIS’e tavsiye edildiklerini söylüyor. Düzgit, kendilerinden şu anada kadar sadece Türkiye’nin ilerleme raporu ve ticari ilişkilerle ilgili bir çalışma istendiğini belirtiyor:“Biz AP’den gelen talepler üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve bu çalışmalarda iyisi ve kötüsüyle kendimizi değerlendiriyor ve önerilerimizi sunuyoruz.” İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin vermiş olduğu bu hizmetin AP’nin karar alma mekanizmasında içerden bir katkı sağladığını söyleyen Düzgit, politik olarak değil aynı zamanda akademik görüşlerin de Türkiye- AB ilişkilerini içinde olumlu yönde etkileyeceğinin altını çiziyor. Bilgi Üniversitesi danışmanlık çalışmalarını sadece uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde çalışmakta olan akademisyenlerle değil okulda görev alan tüm akademisyenlerle sürdürecek. Örneğin medya ile ilgili bir rapor istendiğinde, bunun medya bölümünde çalışan akademisyenlere danışılarak hazırlanacak. Ekonomi, kültür veya istenen herhangi bir konu için de aynı yönteme başvurulacak. Ayrıca Bilgi Üniversitesi’nin danışmanlık adı altında yapmış gerçekleştirdiği çalışmalar yayın niteliği de taşıyacak. Tüm raporlar sunumlar çalışmalar AB’nin kendi web sitesinde de yayınlanacak.

Sulukule’nin altı

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, 13 Ocak’ta yayınladığı “Sulukule’de Yenileme Projesi ve Arkeolojik Kalıntılar” başlıklı duyuruda şunu söylüyor:“Yıkımların ardından çok büyük bir hafriyat yapıldığı ve bu hafriyat içinde çok miktarda -olasılıkla Bizans Dönemi’ne ait- kırık mimari kalıntı parçaları bulunduğu gözlenmiştir. Bu kalıntı parçaları, bu alanda kültür varlıklarının açıkça tahrip edildiğinin kanıtlarıdır.”Arkeologlar, bugüne kadar belediye görevlileri, inşaatçılar ve dozerlerden başkasının uğramadığı bu alanda yüzlerce yıllık kültürel eserlerin tahrip edildiğini söylüyor.Dikkat ederseniz söz konusu tahribat, mevcut yapıların yıkımı esnasında yapılıyor. Gözle görülür, somut yapılar yok ediliyor. Peki ya görünmeyenler?Söz konusu alan, İstanbul’un tarihi merkezinin son sınırlarını çizen -Theodosius- kent surlarının hemen dibinde. En düşük ihtimalle en az 1000 yıldır, kesintisiz yerleşim gören bir bölge.Dahası da var: Bizans dönemi uzmanlarına göre, antik kaynaklarda ismi geçen, o bölgede bulunduğu bilinen ama kesin yeri tespit edilemeyen yapılar da büyük ihtimalle Sulukule’nin altında yatıyor. Örneğin İmparator Iustinos’un Deuteron Sarayı.Sulukule’nin yasalarla da belirlenmiş bir statüsü var: Kentsel ve tarihi sit alanı. Kanunlara göre devlet, bu alanda saklı kültür varlıklarını tespit etmeden ve bunları koruyucu önlemleri almadan önce -klişe tabirle- buraya “bir çivi bile çakılamaz”. Tüm bunların özeti işe şu: “Sulukule’de arkelojik araştırma ve kazı yapılması gerekiyor.”Alanda şimdilik -sadece- toprak üstündekileri tahrip etmekle meşgul dozerler dolaşıyor. Toprak altına ne olacağını yakın zamanda göreceğiz. Çünkü inşaat hazırlıkları tamamlandı.

Yoksula hırsızlık caiz midir hocam?

İngilitere’de Londra’nın 355 kilometre kuzeyindeki Kuzey Yorkshire adlı kasabada papazlık yapan Tim Jones’un açıklamaları geçtiğimiz günlerde ortalığı karıştırmış, yoksulluk ve hırsızlık ekseninde büyük bir tartışma yaratmıştı. Anadolu Ajansı’nın 22 Aralık 2009 tarihli haberine göre Jones, ihtiyaçlarının ötesine geçmemeleri halinde yoksulların büyük alıveriş merkezlerinden mal çalmalarının anlayışla karşılanması tavsiyesinde bulunuyordu. Jones, daha sonra eleştirilere neden olan sözlerini, “Toplum, birçok yoksul insanın vaziyetini kabul etmeyerek hata yapıyor” diyerek savunurken başrahip Richard Seed, yazılı bir açıklamayla İngiliz Kilisesi’nin mağazalardan hırsızlık yapılmasını hoş göremeyeceğini ifade ediyordu. Özellikle ekonomik kriz sonrası yoksulluğun arttığı Türkiye’de bu haber oldukça ilgi çekti ve üzerinde konuşuldu. İngiltere’de bir din görevlisi, ihtiyaçlarla sınırlı olmak kaydıyla hırsızlığın mazur görülmesini tavsiye ederken Türkiye’deki din görevlilerinin bu konuyla ilgili ne düşündüklerini merak ettik. İstanbul’un farklı yerlerinde görev yapan imamların çoğu hırsızlığın, İslam dinine göre caiz olmadığı görüşünde. Hiç bir olayın ve durumun hırsızlığı meşru kılamayacağının da altını çizen imamlar, yoksulluk konusunda sorumluluğu toplumda olduğunu düşünüyor. Yani toplumun bir insanı hırsızlık yapacak duruma düşürmemesi gerekiyor. Müslümanların ölümcül bir durum olduğu takdirde, haram olmasına rağmen domuz eti yemesinin veya içki içebilmesinin dahi mümkün olduğunu belirten imamlar, yoksulluğun bu derece ölümcül bir durum olmadığını düşünüyor. Öte yandan bir kişi yoksulluktan ölürse imamlara göre bunun da sorumluluğu o mahallede yaşayan insanlara ait bulunuyor. İngiliz papaz Jones’un açıklamalarının dikkate alınmaması gerektiğini söyleyen imamlar, İncil’in bir çok kez değiştirildiğini belirterek güvenilebilecek tek kitabın Kur’an-ı Kerim olduğunda birleşiyorlar. İmamlar ayrıca bu tür bir konuyla ilgili olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hiç bir fetva vermeyeceğinden de son derece emin görünüyorlar. İsmail Pehlivan- Teşvikiye CamiBu olay dinimize göre caiz değildir.Yoksulluğun bir ölçüsü yoktur. Aksi takdirde tüm yoksullar zenginlere hücum eder. Yoksul bir insan, hırsızlık yapacak bir duruma düşerse bu diğer insanların ayıbı olur. O kişi bu duruma düşmeden kendisine yardım eli uzatılmalıdır. Hırsızlığın azı çoğu olmaz, haramdır. Ahmet Kartal- Ekmekçibaşı CamiBöyle bir […]

Nerede o gençler?

) Bakan Özak, yakın gelecekte Türkiye’de Dünya Basketbol Şampiyonası, Kış Olimpiyatları gibi önemli spor organizasyonlarının düzenlenecek olmasını da ülkenin son yıllarda gerçekleştirdiği aşamaya bağlıyor: “Siz Avrupa’nın altıncı, dünyanın 16. büyük ekonomisi olursanız, İslam Konferansı Örgütünün başında siz varsanız ve ABD Başkanı ilk ziyaretini sizin ülkenize gerçekleştirirse, bunun değerlendirmesini de öyle yapmak lazım.” Başarı “teğet geçiyor” Büyüyen Türkiye ekonomisi, spor yatırımları ve lisanslı sporcu sayısındaki artış… Tüm bunlar dünya spor arenasında Türkiye’ye ne getiriyor? Örneğin, Özak’ın bahsettiği Kış Olimpiyatlarında, bir sporcumuzun madalya alacağını umabilir miyiz? Başarı, uluslararası alanda güreş ve halter dışında ismini tutarlı bir şekilde geçiremeyen Türk sporuna neden “teğet geçiyor”? Diğer taraftan, küçük yaş gruplarında mücadele eden sporcularımıza baktığımızda tümüyle farklı bir resimle karşılaşıyoruz. Türkiye, futbol da dahil olmak üzere 18 yaşın altındaki sporcuların katıldığı uluslararası turnuvalarda elle tutulur başarılara imza atıyor. Daha bu yaz, Genç Milli Basketbol Takımımız, Avrupa Şampiyonası’nda ev sahibi İspanya ile final oynadı ve Avrupa ikincisi oldu. Milli takımın, dünya şampiyonu İspanya’ya yenilmesi kimseyi üzmedi bile. Gençlerden iki ay sonra, bu kez Basketbol A Milli Takımımız Avrupa arenasındaydı. A milliler grup maçlarında, daha sonra final oynayacak iki ekibi, İspanya ve Sırbistan’ı yenmiş ancak çeyrek final uzatmalarında Yunanistan’a yenildikten sonra bir daha ayağa kalkamamıştı. Türkiye, finalistleri yendiği Avrupa Şampiyonası’nı sekizincilikle tamamlamıştı. Potadan havuza… Basketbolda yaşadığımız bu çelişkinin bir benzerine, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası’nda tanık olduk. Türkiye 10-13 Aralık 2009’da gerçekleşen bu şampiyonaya genç bir ekiple katıldı. Milli takımda yer alan sporcuların çoğu, daha küçük yaşlarda katıldıkları turnuvalarda kürsüye çıkma başarı gösteren isimlerdi. Fakat alışa geldiği üzere Türkiye bu şampiyonayı da madalyasız kapadı. Turnuvada elle tutulur tek başarımız, 34 yaşındaki yüzümüz Derya Büyükuncu’nun, seçmelerinde Türkiye rekoru kırdığı 200 metre sırtüstü finalinde Avrupa beşincisi olmasıydı. HaberVs, Türkiye’nin genç kategorilerde kazandığı başarıyı yetişkinlerin yarıştığı turnuvalarda kazanamamasının nedenini havuzda aradı. Muhabirimiz Mert Oynargül milli takım […]

Brüksel’den Türkiye manzarası

/ Brüksel Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkileri, yıllardan beri hem medyada hem de sokaklarda, süreçle ilgili uzmanlığı olsun ya da olmasın her vatandaşın en çok konuştuğu konulardan bir. AB’nin merkezinde de Türkiye’nin durumu sıkça konuşulan ve hâlâ çözüme kavuşamayan bir başlık olmayı sürdürüyor. Avrupa Parlamentosu (AP), özellikle gelişme raporu adını verdiği, 33 maddenin yer aldığı bildirgedeki her maddenin aynı titizlikle yerine getirilmesinin çok önemli olduğunun altını çiziyor. Türkiye, özellikle insan hakları, ekonomi ve demokrasi konularında AB’den gelen uyarılara maruz kalmakla beraber, konulara acilen deyim yerindeyse bir “tamirat yapılması” gerektiğinin altı çiziliyor. Türkiye gerçekten de, hâlâ parti kapatma gibi konularla uğraşırken daha çok eleştiri ve uyarı alacağa benziyor. Bu tarz ciddi sorunların yaşandığı bir süreçte Brüksel’deki hava da aynı derecede gergin oluyor. Özellikle parlamentonun şu sıralar üzerinde en çok durduğu konu Kıbrıs. Yıllardan beri çözülemeyen bu sorun, Türkiye’nin AB’ye girme sürecini en çok etkileyen olaylar arasında ilk sıralardaki yerini koruyor. Hatta yapılan toplantıların ve süreçle ilgili konuşmaların tümü Kıbrıs sorunu ile başlıyor demek doğru olur. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde yaptıklarını takip eden komisyonda yer alan Finlandiyalı Dr. Taneli Lahti, Türkiye’nin AB üyeliğini çok istediğini ve bunun gerçekleşeceğine inandığını vurguluyor. Ancak şu an için bu üyeliği engelleyecek en önemli sorunun Kıbrıs meselesi olduğunu düşünüyor: “Her iki ülkenin de somut adımlar atması gerekiyor ve artık bu anlaşmazlığın en kısa zamanda çözüme ulaşması gerekiyor. Biz AB olarak bu sorunun ortadan kalkması için elimizden gelenleri yapıyoruz.” Lahti ayrıca Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyesi olması nedeniyle Türkiye’nin bu sorunu çözme konusunda daha fazla çaba sarf etmesi ve yapıcı adımlar atması gerektiğini de vurguluyor. Lahti, Almanya ve Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tutumuyla ilgili sorulara ve Türkiye’nin her koşula uyması halinde bile AB’ye girişinde sorun yaşayacağı iddiaları karşısında ise sessiz kalmayı yeğliyor. Türkiye’nin AB üyeliğini tüm kalbiyle istediğini ve bunun için çaba sarf ettiğini söyleyen […]

Müzik gönüllülerine Almanya’dan ödül

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Edirnekapı’da dört yıldır devam ettirilen bir sosyal sorumluluk projesine Almanya’dan bir ödül geldi. 7 ila 14 yaş arasında çocuk müzisyenlerin oluşturduğu, “Barış İçin Müzik” topluluğu Almanya’da Deutsche Bank tarafından verilen sosyal sorumluluk ödülü “Urban Age”i kazandı. Okul saatlerinden sonra Ulubatlı Hasan İlköğretim okulunda grubun kurucusu Mehmet Selim Baki tarafından yaptırılan müzik atölyelerinde çalışan yetenekli eller, gönüllü olarak çalışan deneyimli hocalardan akordeon, flüt ve solfej dersleri alıyor. Grubu Ulubatlı Hasan İlköğretim okulu dışında yine Edirnekapıda’da bulunan Alparslan Ticaret Meslek Lisesi ve Muallim Naci İlköğretim Okulundaki öğrenciler oluşturuyor. Grubun kurucusu mimar Mehmet Selim Baki, Almanya ve Türkiye’deki mimarlık işlerini bırakarak tüm zamanını bu gruba adamış durumda. Tek idealinin çocuklar için daha güzel bir gelecek olduğuna dikkat çeken Baki, “Barış İçin Müzik” projesinin dünya çapında bir rol model olabileceğini belirtiyor Grubun 4 senedir koordinatörlük görevini sürdüren Yeliz Yalın, yetenek avcısı olmadıklarını vurgulayarak bu işi sadece müziğin dönüştürücü gücüne inandıkları için yaptıklarını söylüyor. Akordeon öğretmenliği yapan Bayrak Beratlı, gruba katıldıktan sonra işin ciddiyetini daha iyi anladığını ifade ediyor ve öğrencilerin gelecekte önemli birer müzisyen olabileceklerini düşünüyor. Bir diğer akardeon hocası Mirela Muço ve Flüt eğitmeni olan Turgay Özdemir gruba katılarak çocukların dünyasını çok daha iyi keşfettiklerini anlatıyorlar.Kurgu: Niso Esim

Kentsel dönüşüm tartışması

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 13-14 Kasım 2009 tarihinde gerçekleşen Kent ve İnsan Hakları Sempozyumu’nun ilk oturumu Dolapdere kampüsündeki mahkeme salonunda gerçekleşti. Moderatörlüğünü Turgut Tarhanlı’nın yaptığı oturuma Gazi Üniveristesi Mimarlık Bölümünde öğretim görevlisi olan Hüseyin Sadri, Doğuş Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim görevlisi Senem Zeybekoğlu Sadri ve İstanbul Mahalle Dernekleri Platformunu temsilen Erdoğan Yıldız katıldı. Konferansın konusu kentsel dönüşüm projesi kapsamında gerçekleştirilen projelerdi. Bu kapsamda projelerin mimari açıdan doğruluğu ve projeler kapsamında evlerini terk etmek zorunda kalan insanların durumu tartışıldı. Konuşmacılardan Senem Zeybekoğlu Sadri, neo-liberal uygulamalar nedeniyle kentlerin birer yatırım ve rant alanına dönüştüğünü vurguladı. İstanbul mahalle derneklerinin beraber çalışma konusunda sıkıntı çektiğine, daha organize çalışmaları gerektiğine dikkat çeken isim de bu platformu temsilen sempozyuma katılan Erdoğan Yıldız oldu. Bu arada Sınır Tanımayan Otonom Plancılar grubu tarafından hazırlanan, alternatif Sulukule projesinin TOKİ’ye sunulduğu. Bu projenin de bölgeden sorumlu yenileme kurulunun onayını beklediği belirtiliyor.

Dönmesine döndüler ama…

İstanbul’un tarihi merkezinden, 50 kilometre uzaktaki toplu konutlara gönderildiler. Değil ev taksidini, yakıt parasını bile ödeyemediler. Sulukule’den giden 437 haneden sadece 12’si Taşoluk’ta kaldı. Tarihi kökeni Bizanslılara kadar uzanan Sulukule yaşayanları, ünlü ya da ünsüz destekçilerinin tüm karşı çıkışlarına rağmen yok edildi. Geçmişten günümüze uzanan kültürel dokusu ve eğlence anlayışı ile İstanbul’un önemli renklerinden birisi daha karartılınca Türkiye’nin utanç karnesine bir kırık not daha eklendi. Dünyanın bilinen ilk yerleşik çingene topluluğu kabul edilen Sulukuleliler evlerinin yıkılmasıyla mecburen “göçebe” çingeneler arasına katıldı. Adeta bir tecrit politikasının izlerini taşıyan bir uygulamayla doğup büyüdükleri, kendilerini var ettikleri mahallerinden olabildiğince uzağa, Taşoluk beldesine gönderildiler. Giden döndü Evlerini, iyisi ve kötüsüyle geçmişlerini “kentsel dönüşüm” adı altında yıkan Toplu Konut İdaresinin önlerine bir fırsatmış gibi sunduğu nihayetinde topu koca koca taş binalardan oluşan görece konforlu evlerde yaşayamadı Sulukuleliler. 437 aileydi Taşoluk’a sürüldüklerinde şimdi kalanlar parmakla sayılıyor artık. Sulukuleliler kendi evlerine olamasa da ait oldukları yere Karagümrük ve çevresine geri döndü. Dönmelerine “Taşoluk şehir merkezine çok uzak”, “Evlerin giderlerini karşılayamıyoruz”, “İşe gidip gelmekte zorlanıyoruz” gibi bahaneler sıralasalar da; dile getirilemeyenin kahvesinde oturulan, bakkalında veresiye defteri tutulan, bir tas çorbaya bir kaç kaşığın ortak olabildiği mahalle kültürü olduğunun farkında hepsi de. Evler yitirildi kültürü kurtaralım Bir dönem ellerinde fotoğraf makineleri, omuzlarında kameralarla dolaşan gazetecilerin, haberlerin de sürgünlüklerini değiştirememesinden mi bilinmez konuşmak istemiyor hiçbiri. Kameramızı gördükleri anda yıkık dökük binalar arasından “yeter artık bizi daha fazla haber yapmayın” sesleri yükseliyor. Konuşan yine bildik bir isim, mahallesinin yıkılmasına karşı en başından ve yılmadan karşı çıkıp sesini yükselten Sulukule Romanlar Derneği Başkanı Şükrü Pündük oluyor. Bu tarihi ve kültürü ortadan kaldırarak bir çözüm ürettiklerini düşünen siyasilerin aksine Pündük dernek çatısı altında kurulan Sulukule Roman Orkestrası, kadınlar için açılması planlanan dikiş nakış atölyeleri, bu atölyelerde üretilen roman kıyafetlerinin defilesi ve dünyaca ünlü müzisyenlerle yapılan ve yapılması planlanan yurtiçi ve yurtdışı konserleriyle beraber […]

Krizden kaçarken sele kapılmak

Ekonomik kriz üzerine gelen sel felaketi, İkitelli’de hem halkı hem de gayrimenkul sektörünü etkiledi. Ekonomik bunalım yüzünden geçim sıkıntısı yaşayan İkitelli sakinleri bir de selin getirdiği maddi ve manevi sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Sel, İkitelli ve Halkalı bölgelerinde toplu konut alanında çalışan emlâkçileri ise daha farklı bir şekilde etkiledi. Ekonomik kriz ve TOKİ’nin son dönemde inşa ettiği çok sayıda konut nedeniyle satışları düşen emlâkçiler, sel felaketinin ardından insanların bu konuyla ilgili önyargıları ve korkuları nedeniyle piyasanın daha da durgunlaştığını söylüyorlar. “Geceleri sel korkusundan nöbet tutuyoruz” Sel felaketinin ardından evleri ve işyerleri sular altında kalan İkitelli halkı, hala selin yaralarını sarabilmiş değil. Yaşadıkları ve çalıştıkları yerleri eski haline getirebilmek için var gücüyle çalışan vatandaş, devletin bu konudaki yardımlarını yetersiz buluyor. 31 yaşındaki otolift tamiri yapan, Ünlü Makine’nin sahibi Murat Ünlü yardımları yetersiz bulanlardan sadece biri. Kira ödediği dükkanı için hiç bir maddi destek alamadığını belirten Ünlü, sözlerine şöyle devam etti: “’İtfaiyeden bilirkişi raporu almamıza rağmen, kaymakamlık maddi destek isteğimizi maalesef geri çevirdi. Henüz bununla ilgili herhangi bir ödenek çıkmadığını söylediler. Devlet sadece burada yaşayan halka tetanos aşısı yaptı ve sokağın genel temizlik işlerini halletti. Şu anda maddi zararlarımı karşılamak konusunda büyük sıkıntılar yaşıyorum, iki aracım hasar gördü, borç harçla onları tamir ettirdim, ayrıca dükkanı temizlerken kullanmış olduğum sudan dolayı 300 milyon su parası geldi. Kira zaten ayrı bir sıkıntı, mal sahibi sel felaketinin olduğu günler dahil kiramı benden ödeme günümde istiyor. Bu kadar sıkıntı yaşarken devletin bu konuyla ilgili bizlere daha fazla yardımcı olması gerekir. Biz hala tedirgin durumdayız akşamları her yağmur yağdığında dükkâna gelip sel basmaması için nöbet tutuyoruz.” Mağdurlardan bazıları ise devletin kendilerine maddi olarak yardım yaptığını ancak bu yardımların, hasarların giderilmesi açısından yeterli olmadığını düşünüyor. Kirada oturan ev hanımı Emine Tekin, devletin yapmış olduğu maddi yardımların eksik kaldığını savunuyor: ”Devlet bize 1.000 TL yardımda bulundu, bu yardımın bayram […]