Etiket mhp

Elektronik oylama seçim hilesine çare mi?

29 Mart tarihinde yapılan yerel seçimler, hiç kuşkusuz bu zamana kadar en çok tartışılan seçimlerden biri oldu. Sandıkların açılmaya başlamasıyla beraber, bazı bölgelerde yaşanan elektrik kesintileri, seçim bilgi sisteminin çökmesi, sandık kaçırma girişimleri “Seçime hile karıştı” iddialarını da beraberinde getirdi. Sonrasında yakıldığı iddia edilen ve çöp kutularından çıkan oy pusulaları da bunlara eklenince yaklaşık 20 ilde, çeşitli partilerden seçim sonuçlarına itirazlar geldi. Birçok ilde oylar yeniden sayılmaya başlandı. Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından, Türkiye’de var olan seçim sisteminin yanlış olduğu, “yolsuzluk ve hile” ihtimallerinin en aza indirgenmesi için farklı bir seçim sistemine geçilmesi gerektiği tartışmaları başladı. Farklı bir seçim sisteminden kastedilen ise “elektronik oylama”ydı. Birçok ülkede kullanılan bu sistemde yüzde yüz güvenilirlikten söz edilmese de, sandık yolsuzluklarının önemli bir ölçüde önüne geçmenin mümkün olduğu söylendi. Yerel seçimlere “hile” karıştığını iddia eden ve bunun da elektronik oylamaya geçişle en aza indirgenebileceğini düşünen CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, böyle düşünen isimlerden biri. Tekin, Türkiye’deki oy verme ve sayma sisteminin yolsuzluğa fazlasıyla açık olduğunu hatırlatarak, elektronik oylamada da yolsuzluklar yaşanabileceğini ancak bu riskin şu an yapılabilenlerin milyonda biri olacağını vurguladı. Tercih edilen elektronik uygulama Seçim hilelerine çare olarak gösterilen ve çeşitli ülkelerde uygulamaya konulan elektronik oylama siteminde, alışık olduğumuz kağıt oy pusulaları yerini çeşitli aygıtlara bırakıyor. Bu aygıtlarda toplanan oylar yine bu aygıtlarla değerlendiriliyor. Bu sistemin tercih edilmesinin altında ise, seçim maliyetlerini azaltmak, seçim sürecini hızlandırmak, seçim sonuçlarını belirleme ve duyurma hızını artırmak, yolsuzlukları önlemek ve seçime katılımı artırmak gibi nedenler yatıyor. Yani, seçimlerde birtakım sebeplerden ötürü oy kullanamayan insanlar da, bu sistemle birlikte görevlerini yerine getirmiş oluyorlar. Sistemi ilk benimseyen ülkelerden biri olan Kanada’da 1990’lardan beri yerel seçimlerinde, Brezilya’da ise 1996 yılından beri elektronik oylama kullanılıyor. Yine Belçika’da 1991 yılından beri hem genel hem de yerel seçimlerde yaygın bir şekilde kullanılıyor. Sık sık oy sandıklarının çalınması sorunuyla karşılaşan ve 2004 yılındaki […]

Medyanın dili ortak: “One minute” uyarı

Sona eren yerel seçimlerin ardından sonuçlar bütün gece saniye saniye televizyon ekranlarına yansıdı. Özellikle İstanbul ve Ankara’da yaşanan başa baş çekişme yüzünden adayların sistemde çıkan sorunlar ve elektrik kesintilerini de şaibe adı altında değerlendirmelerine sebep oldu. Hürriyet: Sandıktan uyarıSeçmen sandıktan mesajını verdi. AKP, 2004 yerel seçimlerine göre yüzde3, 2007 genel seçimlerine göre ise yüzde 8 puan kaybına uğradı. Milliyet: Seçmenin manşetiBugüne kadar girdiği her seçimden oyunu artırarak çıkan iktidar partisi AKP, 1,5 yıl önce yüzde 47’ye yükseldiği sandıkta yüzde 40’ın altına indi. Vatan: Sandıktan AKP’ye uyarı çıktıAKP girdiği dördüncü seçimde ilk kez oy kaybetti. 2007 genel seçimi sonuçlarına göre 8 puan gerileyerek yüzde 39,3’e indi. Radikal: Halk “One minute” dedi.İktidardaki AKP’nin oyları ilk defa geriledi… Cumhuriyet: Sandıktan uyarı çıktıKriz ve yolsuzluk vurdu. 2007’de yüzde 47 ile iktidar olan AKP, ekonomideki başarısızlığı, yolsuzluk iddiaları ve kavgacı politikası nedeniyle düşüşe geçti. Habertürk: Sandık CHP’ye yeni lider çıkardıKemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da yüzde 38 oy alarak CHP’yi yukarı taşıdı ve Deniz Baykal’a alternatif olabileceğini gösterdi. Akşam: Sandık törpüsüEkonomik kriz sandığı teğet geçmedi. AKP, yerel seçimde 2007 genel seçimine göre 8 puan birden düştü. İktidar, başta İstanbul, en güvendiği kentlerde bile hayal kırıklığı yaşadı. CHP, MHP ve DTP güçlenerek çıktı. Taraf: Seçmenden “two minute”İl Genel Meclisi’nde 2007 ve 2004’teki oylarının altında kalan AKP, CHP ve MHP’nin toplam oyunu kazandı ama seçmenden de net uyarı aldı.Kıran kırana seçim, İstanbul’a Metrobüs’ü getiren Topbaş yüzde 44’le ikinci kez kazanıp tarih yazdı.Kılıçdaroğlu yüzde 38’le CHP’ye 10 puan kazandırdı. Sabah: Krizin etkisiAk Parti küresel krizin daha çok hissedildiği sanayileşmiş Batu illerindeki oy kaybı nedeniyle yüzde 39’da kaldı. CHP Antalya’yı geri aldı, MHP oyunu 6 puan artırdı. Zaman: Her partiye ayrı mesajAK Parti, krize rağmen 2004’teki oy oranını korudu. Seçmen, aday tercihleri konusunda partiyi uyardı. Star: Güven TazelediBaşbakan Erdoğan, “Ak Parti 2004’teki oyunu korudu. CHP ve MHP’nin oylarının toplamı bizden düşük. Bu […]

Seçmen uyardı

Beş yıl boyunca görev yapacak yöneticilerini seçmek üzere sandıklara giden Türkiye seçmeni, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) ciddi bir uyarı gönderdi. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yüzde 47 oy alarak ezici bir üstünlük sağlayan AKP, dün yapılan seçimlerde yaklaşık 8 puan oy kaybetti. Bu seçimlerde Türkiye çapında il genel meclisi bazında yüzde 38.95 oy alan AKP, 2004’te yapılan yerel seçimlere göre de 3 puan geriledi. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Halk Partisi (MHP) ise 2007 seçimlerine göre 2 puanın biraz üzerinde oy artışı yakaladı. 2004 yerel seçimlerine göre değerlendirildiğinde ise CHP’nin oy oranı 5, MHP’nin ise yaklaşık 6 puan arttı. Dünkü seçimlerde CHP yüzde 23.2, MHP ise yüzde 16.1 oy alırken, Numan Kurtulmuş liderliğindeki Saadet Partisi de, genel seçimlere göre ciddi yükselişe geçerek yüzde 5’in üzerinde oy aldı ve 23 ilçede belediye başkanlığı ipini göğüsledi.AKP 23 il ve 35 ilçe kaybetti 2004’deki yerel seçimlerde 12’si büyükşehir olmak üzere 58 il ve 483 ilçede belediye başkanlığını kazanan AKP, dünkü seçimler sonrasında 10’u büyükşehir olmak üzere 35 il ve 449 ilçede söz sahibi olabildi. Zonguldak, Tekirdağ, Sinop, Aydın, Antalya ve Giresun’u CHP’ye kaptıran AKP; Adana, Isparta, Balıkesir, Manisa ve Karabük’ü MHP’ye; Van ve Siirt’i DTP’ye; Sivas’ı BBP’ye; Yalova’yı DP’ye; Şanlıurfa’yı da bağımsız aday Ahmet Fakıbaba’ya kaybetti. İktidar partisi Trabzon’u CHP’den, Niğde’yi MHP’den ve Mardin’i de SP’den alarak zaferini ilan etti. CHP, 3’ü büyükşehir olmak üzere 13 il ve 167 ilçeyi kazanırken; 2004 seçimlerinde ise 2’si büşükşehir olmak üzere 8 il ve 130 ilçeyi kazanmıştı. 2004 seçimlerinde 4 il ve 72 ilçe kazanan MHP ise bu seçimlerin en çok oy artışını yakalayan partisi olarak biri büyükşehir olmak üzere 10 il ve 128 ilçenin yönetimini ele geçirdi.Seçimlerin dördüncüsü konumundaki Demokratik Toplum Partisi (DTP) biri büyükşehir olmak üzere 8 il ve 51 ilçede seçimlerin galibi oldu. DTP 2004’de 1’i büyükşehir olmak üzere 4 […]

Koşulları ve şartları hazır darbe planları

Türkiye’nin soruşturulan ilk darbe planları olma özelliğine de sahip olan Ergenekon’un 2. iddianamesinde darbe planlarının nasıl hayata geçirileceğine de ayrıntılarıyla yer verildi. İddianamade, başarısız olunması durumunda yapılacakların da anlatıldığı kimi dokümanların Hurşit Tolon, Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirildiği de belirtildi. İddianamade Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkezinde “Ayışığı Çözüm” isimli, dijital ortamda bulunan bir doküman ele geçirildiği ifade ediliyor. Söz konusu belgede darbe planlarının deşifre olması halinde yapılacaklar da anlatılıyor. “Ayışığı ve Yakamoz olarak adlandırılan darbe planını uygulayanlar deşifre olur da dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi, sekteye uğramaması için oluşturulacak ve gizli tutulacak ikinci bir yapılanma”dan söz ediyor. Ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) yapılanması içerisinde yer alan Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dokümanlarda, askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi yönündeki çalışmaların, CÇG’nin deşifre olması halinde TSK bünyesinde oluşturulacak ikinci bir ekip tarafından yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor. İddianamede “bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü anlatılmaktadır” deniyor. Darbe planının aşamaları İddianamede daha sonra Ergenekon örgütü tarafından kurulup yönlendirildiği belirtilen CÇG’nin hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde yapılacaklar anlatılıyor. Planın nasıl işleyeceği ve yapılacaklar da şöyle aktarılıyor: * Hilmi Özkök’ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi Özkök’e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları, * Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri; Özden Örnek’ten ele geçirilen günlüklerden anlaşıldığı üzere, ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükumet aleyhine ve özellikle askerin hükumete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı, * Örgüt yöneticisi İlhan Selçuk’un ve örgüt üyesi Mustafa Balbay’ın talimatları ile Cumhuriyet gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları, * Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı […]

Ergenekon’un avukatına da darbe planı

Ergenekon’un ikinci iddianamesindeki ilgi çekici detaylardan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili yapılan planlar oldu. CHP lideri Deniz Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile girdiği polemikte sahip çıkarak, “Avukatıyım” dediği Ergenekon örgütü yeni iddianameye göre Baykal’ı devirme planları da yapmış. İddianameye göre Ergenekon örgütü Tuncay Özkan’ın yürüttüğü çalışmalarla parti içinde ilişkili olduğu kişileri devreye sokarak Deniz Baykal’ı devirecekti. Daha sonra CHP’nin yapısını değiştirerek oluşacak yeni bir sosyal demokrat hareketin başına da Mustafa Balbay’ın getirilmesi planlandığı iddianamade anlatıldı. İddianamede aynı yöntemlerle Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanlığı’na da Ümit Özdağ’ın getirlemeye çalışıldığına yer verildi. CHP, AKP ve MHP’yi bölme planları İddianamede aralarında CHP’nin de bulunduğu üç siyasi partiyle ilgili yer alan iddialar şöyle sıralandı: “AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı. MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı. Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti. CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı. Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı. Cumhuriyet mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.” Baykal: Benim böyle bir gözlemim olmadı Anadolu Ajansı’nın haberine göre CHP lideri Baykal ise iddinamede hakkında yer alan iddialarla ilgili ilk değerlendirmesinde, “İddianameyi görmedim. İddianamede neyin olduğuna yönelik sağlam bir bilgim yok ama söyledikleriniz benim de kulağıma geldi. İddianamede benim adımın geçmiş olması ve CHP’nin adının geçmiş olmasının değerlendirilmesi gerekir. Demokratik siyasi yaşam içerisinde bu partide tartışmalar geçirdik, yarışmalar yaptık. Kongreler, kurultaylar geçirdik. Bunları bütün Türkiye ilgiyle izledi. Parti içinde benimle mücadele eden kişilerin, ekiplerin arkasında Ergenekon denilen örgütü andıracak herhangi bir grubun bulunduğuna dair bir gözlemim, hiçbir izlenimim olmadı. Normal demokratik yarışmaları yaptık. Bazen kaybettim bazen kazandım. Ama hiçbir zaman ne Ergenekon’dan dolayı kaybettiğimi ne de kazandığımı ne de son zamanlarda beni değiştirmeye yönelik kampanyalarda Ergenekon diye bir kuruluşun […]

Kadınlar vardır…

Kadınların siyasette ne kadar temsil edildiği, pozitif ayrımcılık, kota tartışmaları kadın örgütleri ve siyasi çevrelerde sürüp giderken yerel seçimler kapıya dayandı ve adaylar bir bir açıklanmaya başladı. Bağımsız kadın örgütleri ve feministlerin bir araya gelerek oluşturdukları Seçimler İçin Feminist Kollektif Platformu da kendi adayını açıkladı: Ülfet Taylı. Beyoğlu Belediyesi başkan adayı Taylı, Mor Çatı gönüllüsü olarak yıllardır kadın hareketinin içinde olan bir feminist aktivist. Özellikle kadınlar için Beyoğlu’nun sorunlarını irdeleyen ve bunlara feminist bir perspektiften çözüm yolları arayan Taylı’nın seçim vaatleri de alışılmışın dışında. O, ne bir ev bir araba anahtarı, ne de mazotu 1 TL yapmayı vaat ediyor. Daha gerçekçi, daha insani, daha kadınca vaatlerle oy toplama hedefinde. Kadınların, emekçilerin, engellilerin, eşcinsellerin, etnik ve dinsel kimliği yüzünden dışlananların, sosyal, siyasi ve iş yaşamına entegre olmalarını sağlayacak önerilerle geliyor karşımıza.Türkiye’de kadınların siyasi yaşama katılımı neden az? Siyasette aktif rol oynamalarını engelleyen unsurlar nedir?Cumhuriyetin kuruluş yıllarında parlamentoda o yıllar için oldukça iyi sayılabilecek bir oranda temsil edildiklerini görüyoruz kadınların. Feminist tarihçiler Osmanlı kadınlarının bu konuda ciddi mücadeleler verdiklerini de ortaya koydular. Ama bu dönemde egemenlerin onlar için çizdiği sınır, ülkenin “çağdaş medeniyetler” seviyesinde olduğunu ortaya koymaları, ülkenin vitrini olmaları. Kendileri için siyaset yapamıyorlar, nitekim bir kadınlar partisi kurmalarına izin verilmiyor. Günümüzde parlamentoda yakalayabildiğimiz oran yüzde 10, yerel politikada ise başkanlık düzeyinde nerdeyse binde 6. Hala siyaset erkeklerin alanı. Kadınları katmaya dönük mekanizmalar yok denecek kadar az. DTP kota uyguladı ve bunun olumlu sonuçları kısa sürede alındı. Parlamentoya girme ihtimali yüksek olan diğer partiler uygulamıyor kotayı. Ayrıca siyaset yapma tarzı da kadınların siyasetten uzak durmalarına yol açıyor. Çocuk bakmaları gereken saatlerde toplantılar yapılıyor, çocuklarını alıp bu toplantılara gitmeleri mümkün değil. Siyasi yaşam erkek egemen. Kadınların kendilerine alan açmaları hiç kolay değil. Bir kere kadınların deneyimleri değersiz sayılıyor. Söyledikleri, yaptıkları değersizleştiriliyor. Ne yazık ki, hala asıl yerleri ev, asıl görevleri de ev işi, […]

“Belgin Çelik olarak adaylığımı koydum”

Son günlerde gündemi en çok meşgul eden konu, hiç kuşkusuz 29 Martta yapılacak olan yerel seçimler. Seçim tarihi yaklaşırken, partilerin belirlediği belediye başkan adayları arasındaki rekabet de hızla artıyor. Yolsuzluk iddiaları, suçlamalar, sorulan hesaplar, seçim kampanyası adı altında yapılan bağışlar, yardımlar… Bunlara her gün bir yenisi eklenirken, sokakta da kafamızı çevirdiğimiz her yerde farklı adayların afişlerini görüyor, sloganlarını okuyoruz. Oturduğumuz mahallelerdeki muhtar adayları arasındaki yarış da, belediye başkan adaylarını aratmıyor. Her mahalleden birkaç muhtar adayının çıktığı bu seçim döneminde en dikkat çekici olanlaran biri kuşkusuz Beyoğlu Katip Mustafa Çelebi Mahallesi’ndeki yarış. Üç kişinin rekabetine konu olan mahalledeki adaylardan birisi adından sıkça söz ettiriyor: Belgin Çelik. Basının “transeksüel muhtar adayı” olarak dikkatini çektiği Çelik, cinsel kimliğine vurgu yapılmasından çok yapacağı işlerin anlatılmasını istiyor. Çünkü Çelik, Katip Çelebi Mahalesinin ilk kadın muhtar adayı. 53 yaşındaki Artvin doğumlu Çelik tam 30 yıldır Beyoğlu’nda yaşıyor. Transeksüel bir muhtar adayı olması insanların dikkatini çekse de o, “Ben belgin Çelik olarak adayım, bir transeksüel olarak değil” diyor ve yaptığı işlerden muhtarlık adaylığı serüvenine kadar olan hikayesini anlatıyor:Muhtar adayı olma fikri nasıl ortaya çıktı?Aslında hiç öyle bir düşüncem yoktu. Birgün, Amargi’ye gittim ve kadın arkadaşlarım “Belgin, neden muhtarlığa adaylığını koymuyorsun?” dediler. Aynı öneriyi Esmeray’a da götürmüşlerdi. Şoke olmuştum. Ayrıca bizim mahallenin çok iyi bir muhtarı vardı, cesaret edip onun karşısına çıkamazdım. Ancak o sonra vefat etti ve valilik onun yerine başkasını atadı. Bu yeni muhtarın 2007 yılında, kendi mahallesinin sınırları dışındaki bir sokakta yaşayan travesti ve transeksüellerin yaşadığı evleri bastığını duydum. Ayrıca Mor Çatı için “fuhuş yuvası” yakıştırması yapıyordu. Karşısına çıktım. Bana devlet tarafından atandığını, polise destek olabilmek için bunu yapabileceğini söyledi. Birinin bu muhtara dur demesi gerektiğini düşündüm ve adaylığımı koydum.Kadın ve transeksüel kimliğiniz dolayısıyla, yapacağınız çalışmalarda bu iki grup sizin için öncelik teşkil edecek mi?Eğer seçilirsem, “hiçbir ayrım gözetmeksizin” söz verdiğim tüm vaatleri yapmakla mükellefim. […]

Siyasette kadının adı yine yok

Siyasi partiler 29 Mart yerel seçimlerinde yarışacak adaylarının listesini il ve ilçe seçim kurullarına teslim etti. Siyasi partilerin kadın adaylara yönelik kota ve benzeri vaatlerine karşın listelerde yer alan kadın aday sayısı yine yok denecek kadar az. Kadınların 10 ilde ve 54 ilçede erkek rakipleriyle yarışacakları bu seçimlerde de belediye başkanlıkları için 2 bin 941 koltuk sayısına karşılık AKP, CHP, MHP, DTP, DP’nin toplam kadın aday sayısı 171 oldu. Bütün bu adayların seçildiği durumda dahi ortaya çıkan yüzde 6’lık temsil olasılığı ise siyasette kadının adı yine yok dedirtiyor. Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) düzenlediği, “Siyasette kadın: Ne kadar katılıyor ve ne kadar temsil ediliyoruz?” sorularına cevap aradığı toplantıda da siyasette kadın temsiliyetini Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler ve Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri ışığında değerlendirildi. Kadın varsa yolsuzluk yok Avrupa Parlementosu’ndan Liberal Parti’nin Danimarka temsilcisi Karin Riss Jorgensen ve Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER) Başkanı Hülya Gülbahar’ın da katıldığı toplantının açılış konuşmasını yapan KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç dünya nüfusunun yüzde ellisini kadınların oluşturmasına rağmen, politik liderler arasındaki temsilin hem Türkiye’de hem dünyada, bu oranın çok altında olduğunu söyledi. Yapılan araştırmalarda kadın temsilinin yüksek olduğu yönetimlerde yolsuzluk oranlarının azaldığın belirten Onanç, “Hem de Birleşmiş Milletler gelişmişlik endeksinin de vurguladığı gibi, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayabilmiş ülkeler, vatandaşlarına daha yüksek bir yaşam standardı sağlayabiliyorlar. Özellikle yerel seçim sürecinde, iktidar partisi AKP elindeki kaynakları daha çok seçim kazanma yönünde kullandı. Bu gücün kadınların biraz daha siyasete katılması yönünde kullanılmasının demokrasi adına önemli bir adım olacaktı” dedi. Kadın aday oranı yüzde 6 KA-DER Başkanı Hülya Gülbahar 29 Mart seçimlerinde CHP’nin 46, DTP’nin 37, AKP’nin 18, MHP’nin 34, DP’nin ise 36 kadın belediye başkan adayı gösterdiğini; bu beş partinin adaylarının toplamının 171 ettiğini belirtti. Bu yıl için belediye başkanlıklarında 2 bin 941 koltuk olduğunu ve bu 2 bin 941’in içinde sadece 171 kadın aday gösterildiğini vurguladı. Her seçim döneminde […]

Özür mü büyük kabahat mi?

“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”Son günlerin giderek alevlenen tartışmasını başlatan, “Özür diliyorum” kampanyasının imza metni bu iki cümleden oluşuyor. Hem kampanyanın imzacıları hem de tepki verenleri her geçen gün giderek artıyor. Öncülüğünü akademisyenler Ahmet İnsel, Baskın Oran ve Cengiz Aktar ile gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu’nun yaptığı kampanya, www.ozurdiliyoruz.com adresinde devam ediyor. Bu haber yayına hazırlandığında 11 bini geçmişti. Kampanyanın duyurulmasıyla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin, “Ortada utanacağımız bir suç ve adına özür dileyeceğimiz bir suçlu yoktur” diye gösterdiği tepkiye daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Deniz Baykal, kimi köşe yazarları, emekli büyükelçiler, akademisyenler ve son olarak bugün (17 Aralık 2008) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Erdoğan: “Suç işlemedik ki özür dileyelim” “Bu tür davranışlar ortalığı karıştırır. Yazar ve çizerleri anlamakta zorlanıyorum. Bu kampanyayı kabul etmiyorum, desteklemiyorum. Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki, özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok” sözleriyle tepkisini açıklayan Başbakan Erdoğan, “Ortada suç varsa suç işleyen özür dileyebilir. Suç işlemedik ki özür dileyim. İşlersem dilerim” diye konuştu. Kampanyanın duyurulduğu ilk günlerde de aralarında eski dışişleri müsteşarlarından Şükrü Elekdağ, Korkmaz Haktanır ve Onur Öymen gibi isimlerin de bulunduğu yaklaşık 50 emekli diplomat da, bir bildiri ile “Özür diliyorum” girişimini, “haksız, yanlış ve ulusal çıkarlarımız açısından sakıncalı” olarak nitelendirmişti. Aktar: “Bu bir vicdan meselesi” Santralhaber’e “özür diliyorum” kampanyası ile ilgili açıklama yapan Akademisyen Cengiz Aktar, “Bu kadar zaman boyunca, bu konudan bahsedememiş, açıkça konuşamamış olmaktan dolayı özür dileniyor.” dedi. İnternet üzerinden, uzun soluklu bir kampanya ile herkesin söyleyebileceği, basit ve vicdani bir mesaj vermek istediklerini anlatan Aktar, pek çok insanın aksine, bu yoğun ilgiyi beklediklerini ifade etti. Devlet görüşüne ve bu görüşün 90 senedir tekrar edilmesine rağmen, 1915 […]

Ergenekon’a siyasetçi tepkileri

Medyakronikinfo@medykaronik.com Ergenekon soruşturmasında TSK’nin emekli paşalarına da uzanan son gözaltılar siyasi partilerin de gündemini oluşturdu. Meclis’te yapılan konuşmalarda muhalefet partileri iktidarı eleştirirken hükümet üyeleri ise yargının bağımsızlığına vurgu yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:Devam etmekte olan bir sürecin, aslında bu da içerisinde olan bir uygulama sanıyorum, soruşturma sürecinin içerisinde. Tabii bizler de iddianamenin bir an önce hazırlanmasını bekliyoruz. Herhalde yargının iddianameyi tamamlanmasına yönelik bir adımı diye düşünüyorum. Emniyet teşkilatımız da 10. Ağır Ceza Mahkemesinin aldığı bu kararı, bu sabah uygulamaya koymuş, şu anda netice budur. Tabii bizim bir an önce bunun bir neticeye kavuşturulması beklentimiz de vardır. Temennimiz odur ki bu soruşturmalar neticesinde, karanlıklarda aydınlığa çıkmış olur. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat:Yargı kararlarına herkesin saygı göstermesi gerekir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözaltılardan haberi olmadığını düşünmüyorum. Talimat vardır. Polis kendi başına iş yapmaz. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin: Soruşturmayla ilgili yargı süreci devam etmektedir. Konuyla ilgili yargı mensupları da herhangi bir talimat almaz. Bu bir soruşturmadır, soruşturmanın da gizliliği esastır. Adalet Bakanı olarak bu konuya herhangi bir açıklama yapmam, söz konusu olamaz. Açıklama yapacaksa ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı yapar, çünkü yargı bağımsızdır. Erkler birbirinin işine müdahale etmez. Yargıya intikal eden tüm diğer konularda olduğu gibi bu konuyla ilgili durum da bundan ibarettir.CHP Genel Başkanı Deniz Baykal:Buradaki olay hukuktan çıktı. Bu Ergenekon davası değil, Başbakanın kişisel davası. Türkiye tarihi bir kırılma yaşamakta ve bunun çok önemli bir aşamasına gelinmiştir. Ülke bir tarihi ayrışma noktasına doğru hızla çekilmek istenmektedir. Bir süreden beri yaşadığımız olaylar, hiçbir hukuk devletinde, hiçbir çağdaş demokraside yaşanmayan türden olaylardır. Bu süreç son 1 yıldır, Ergenekon soruşturmasına ilişkin iddianame ortaya konulmadan sürdürülmektedir. Ergenekon soruşturması Danıştay cinayetine götürülmek istenmekte ancak bu konuda hukuki bir bağ kurulamamıştır. Böyle bir hukuk süreci olabilir mi? Bu davanın hukuka saygı anlayışı içinde sadece tüm hukuki anlayışla yürütülmekte olduğunu düşünmek mümkün mü? Başbakan, sanki bu davanın […]

“Velev ki”nin altı ayı

NTV Başbakan Tayyip Erdoğan, Ocak ayında gittiği İspanya’da, yabancı işadamı ve basın mensuplarının sorusu üzerine “Türban velev ki siyasi simge olsun, dünyanın hangi yerinde siyasi simge yasaklanmıştır” dedi. Türkiye’de geniş yankı uyandıran bu sözlere, MHP’nin anında “Yeni anayasa ile çözümü destekleriz” cevabı vermesiyle dönüşü olmayan bir yola girildi. MHP’nin sürpriz desteğini İspanya’da öğrenen Başbakan, Türkiye’ye dönerken şaşkınlığını “damdan düşerek bu alana geldikleri” ifadesiyle açık etti; ama “Yeni anayasayı beklemeye de gerek yok. Bir cümleyle çözeriz” iddiasıyla karşılık verdi. AKP ve MHP kurmayları, müzakereler sonunda “Konu, yükseköğretimde kanayan bir yaradır. İki parti tarafından da hak ve özgürlükler açısından değerlendirilmektedir” açıklamasıyla anlaşmayı kamuoyuna duyurdular.Başsavcıdan bildiriyle ‘kapatma’ uyarısı AKP ve MHP’li 348 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunulan teklif, Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 ve “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddelerinde değişiklik öngörüyordu. Ayrıca YÖK Kanunu’nun Ek 17. maddesine “Hiç kimse başının örtülü olması sebebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkan verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir” ifadesi eklenecekti.İki partinin anlaşmasına ilk tepki Yargıtay Başsavcısı’ndan geldi. Bir bildiri yayınlayan Başsavcı, türban düzenlemesi Meclis’ten geçerse, AKP’ye kapatma davası açacağının da işaretini verdi. Ardından Danıştay Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak “Simgeleri yasaklamak üniversitelerin hakkı” diyerek, rektörlere yol gösterdi.Çene altı bağlama: Fiyonk mu, iğne mi? Anayasa’daki türban serbestisinin, üniversitelerle sınırlı kalmayacağı, kamu görevlilerine de türban hakkı doğacağı tartışmalarıyla birlikte, “çene altı bağlama” modelleri tartışılma açıldı. Çene altında fiyonk mu yapılacak, yoksa iğneyle mi tutturulacak, önden mi yoksa arkadan mı bağlanacak soruları, modacılardan yasal tarife uygun model gösterileri başladı. Türban serbestisi konusunda bölünen hukukçular ve rektörler, çene aldı bağlama formülüne karşı ise “Üniversitelerin kapısında bir görevli duracak ve örtülerin nasıl bağlandığını mı kontrol edecek” diyerek birleştiler. Erdoğan’dan Meydan Larousse’a göre savunma AKP formülü “Anneanne modeli” olarak tanımlıyordu; muhalifler […]

“Cüppeli darbe”

Medyakronik/AA Anayasa Mahkemesi’nin, türban özgürlüğünü bir kez daha sona erdiren kararı Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi cephesinde sert tepkiye yol açarken, düzenlemenin iptali için başvuru yapan Cumhuriyet Halk Partisi ve Demekratik Sol Parti de ise memnuniyet gizlenmedi. Hükümet milletvekilleri “cüppeli darbe” yorumunu yaparken, MHP lideri Devlet Bahçeli “Milli vicdanı yaralayan siyasi bir karar” yorumunu yaptı. CHP ve DSP ise “gereksiz yere kutuplaşma yaratıldı” değerlendirmelerin de bulundu. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını Japonya’da öğrenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Bu hukuki bir süreçtir, buna bir şey ilave etmek istemiyorum” dedi. AKP’liler hem temkinli hem öfkeli Anayasa Mahkemesi’nin kararını TBMM Kulisinde gazetecilerden öğrenen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Değerlendirme yapmak için gerekçeli kararı görmemiz lazım” dedi. Gerekçeyi görmeden bir değerlendirme yapmak hukuken doğru olmayacağını belirten Çiçek, “Bu önemli bir karar. Hangi gerekçeyle bu sonuca varıldığını görmek lazım. Hukuken ve siyaseten değerlendirme yapmak için bu gereklidir” dedi.AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ise karara sert tepki göstererek, “Bu kadar siyasidir, Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırı bir karar vermiştir. Milli iradeye, milli egemenlik ilkelerine de aykırıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kararı takdir hakkına ve yasama yetkisine müdahaledir” dedi. TBMM İdare Amiri ve AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu ise “Hakim oligarşisi” diye değerlendirdiği iptal kararıyla ilgili, “Yok hükmünde bir karar. Anayasa Mahkemesi kararları bundan sonra halkoyuna sunulmalıdır” dedi. AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt da kararı. “Cübbeli darbe” diye niteledi. MHP: “Karar siyasi” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararı “Milli vicdanı yaralayan siyasi bir karardır” diye nitelendirerek inanç temelinde bölünmeyi hızlandıracağını söyledi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal ise karara herkesin saygı duymak zorunda olduğunu belirterek, “Anayasa’nın 2’nci maddesi, Cumhuriyetin temel nitelikleri ile ilgili bir madde. Oysa değiştirilen anayasanın 10’ncu maddesi vatandaşların devlet hizmetlerinden yararlanmasıyla ilgili eşitliğe ve ayrımcılık yapılmamasına vurgu yapan bir düzenleme. Bu düzenlemenin cumhuriyetin temel nitelikleri ile ilgisi yok. 42’nci madde de […]

Türban değişikliğine Anayasa Mahkemesi’nden iptal

Medyakronik/AA Anayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. 11 üyeli Anayasa Mahkemesi’nin türbana ilişkin iptal kararında Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ve üye Sacit Adalı dışındaki 9 üye iptal yönünde oy kullandı. Üniversitelerde türbanı serbest bırakan anayasa değişikliğinden sonra CHP ve DSP, 5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un birinci ve ikinci maddelerinin iptali veya yok hükmünde olduklarına karar verilmesi ve dava sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması” istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açmıştı. İptal edilen düzenleme Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 6 aydır tartışılan konuyu bugün (5 Haziran) karara bağladı. Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 6 saat süren toplantı sonrasında yazılı olarak duyurduğu kararında üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğini iptal edip, uygulamanın yürürlüğünü durdurdu. Mahkemeden yapılan yazılı açıklamada, “5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun birinci ve ikinci maddeleri, Anayasa’nın 2, 4, ve 148’inci maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur” denildi.Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği değişiklikle Anayasa’nın, “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinin son fıkrasına, “… ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmişti. Bu değişiklikle madde, “Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” haline gelmişti. Anayasa’nın, “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesine ise “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir” şeklinde yeni bir fıkra eklenmişti. Türbanın yolu yine kapandı Anayasa Mahkemesi’nin yazılı açıklamasında iptal kararının kaç üyenin oyuyla alındığına yer verilmese de kararın Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ve üye Sacit Adalı dışındaki 9 üyenin iptal yönünde oy kullanmasıyla alındığı öğrenildi. Anayasa’nın 149. maddesinin birinci fıkrası anayasa değişikliklerinin iptaline karar verilebilmesi için beşte üç oy çokluğu aranacağını öngörüyor. Bu da en az 7 üyenin iptal yönünde oy kullanmasını […]

Ajans haberini zenginleştireceğim, derken…

Alper Görmüş Mesele şu: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekili Ali Uzunırmak, Türkiye’deki üst kurullar ve özerk kurum yöneticilerinin maaşlarına ilişkin bir soru önergesi vermiş. Önergeye verilen cevaptan ortaya çıkmış ki, bu müesseselerin başındaki kişilerin bir bölümü Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan dahi daha fazla maaş almaktadır. Merakınızı gidermek için önce “ilk beş”in maaşlarına (aylık) bir göz atalım:Merkez Bankası Başkanı: 31 bin 831 YTL.Türk Patent Enstitüsü Başkanı: 21 bin 534 YTL.Ziraatbank Genel Müdürü: 20 bin 825 YTL.Halkbank Genel müdürü: 11 bin 714 YTL.Türk Standartları Enstitüsü Başkanı: 10 bin 266 YTL. ANKA’nın bu ilginç haberi 2 Haziran tarihli birçok gazete tarafından kullanıldı.Bir ajans haberi iki tarzda kullanılabilir: Ya olduğu gibi aktarılır ya da gazete yazı işlerinin editoryal katkısıyla… Gazetelerin yazı işleri kadrolarının genel tercihi, habere anlamlı ve önemli katkılarda bulunmak ve sonra da “Bu artık benim haberim haline geldi” anlamında, haberi ajansın adını kullanmadan yayımlamaktır. Fakat sanmayın ki, yazı işleri kadroları böyle bir tasarrufa gitmek için ille de “anlamlı ve önemli katkılar”a ihtiyaç duyarlar. Hayır, hele ki gazetede fazla sayıda ajans haberi varsa buna hiç gerek görülmez; ajans haberi kes-yapıştır yöntemiyle gazete sayfasına buyur edilir, bu arada ajansın adı da kesiliverir… Haberi popülarize edeceğim, derken… Özerk kurumların başındaki yöneticilerin maaşlarına ilişkin haber, belli ki, ANKA tarafından “isimler” değil, “sıfatlar” öne çıkarılarak servis edilmiş. Mesela “Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın maaşı” denmiyor da, “Merkez Bankası Başkanı’nın maaşı” deniyor. Hiç kuşkusuz doğru bir habercilik: Çünkü o maaşlar kişiye değil, makama veriliyor. Yani Merkez Bankası Başkanı kim olsa, alacağı maaş değişmeyecek. Gazetelerimizin editoryal katkı heyecanı işte tam akla ilk gelebilecek bu noktada ortaya çıkıyor: Ajans haberinde “makam” olarak geçen maaşların hangi “kişi”ler tarafından kazanıldığını duyurmaya çalışıyorlar okurlarına. Tamam, bu kadarcık popülerlik kaygısı en ciddi gazetelerde bile olabilir; fakat bunun da bir sistemi olmalı değil mi? Mesela okurlarda “Bizimkiler bazı başkanların fotoğraflarını bulmuşlar fakat adlarını öğrenememişler” duygusunu uyandıracak […]