Spor

Ali Sami Yen ve Türk Telekom Arena

Yazan: Evren Küçükören

Galatasaray’ın Ali SamiYen’den TT Arena’ya taşınma hikâyesi ve “Mülkiyeti devlete ait iki farklı arazinin kamu kuruluşları arasında el değiştirirken buharlaştırılması suretiyle devletin zarara uğratıldığı”nı düşünen bir vatandaşın bilgi edinme mücadelesi.

15 Ocak Cumartesi günü açılışı yapılan ve Galatasaray taraftarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı Erdoğan Bayraktar’ı protestosuna sahne olan Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadyumu, geciken inşası ve Galatasaray Spor Kulübü’ne devri nedeniyle 2006’dan beri çeşitli tartışmalarla gündeme gelen bir projeydi.

Galatasaray Spor Kulübü, yıkılarak aynı yerde yeni bir stadyum yapılabilmesi için Ali Sami Yen’i 2003/04 futbol sezonunda terk etmiş ve maçlarını Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynamıştı. Ancak kulüp bunun için gereken kaynağı bulamadı; bir sonraki sezonda Ali Sami Yen’e geri dönmek durumunda kaldı. Kulübün kendi imkanlarıyla stadyum inşasına gidemeyeceği anlaşılınca, Ali Sami Yen’in arsa değerinden faydalanma fikri ortaya çıktı. Fakat stadyum kulübe ait değildi. Kulüp, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’yle (GSGM) yaptığı anlaşma ile stadyumu 49 yıllığına kiralamıştı. Sadece “üst kullanım” tabir edilen “kiracılık” hakkına sahipti. Mecidiyeköy’deki stadyumun 36 bin 500 metrekarelik arazisinin satışından elde edilecek gelir ile GSGM, bir başka yerde stadyum inşa edebilir ve bu tesisin üst kullanım hakkı da Galatasaray’a verilebilirdi.

Kulüp GSGM ile bu protokolü 2006’da, geçtiğimiz yıl vefat eden Başkan Özhan Canaydın döneminde yaptı. Seyrantepe’de inşa edilecek stadyumun üst kullanım hakkı karşılığında haklarını GSGM’ye geri verdi. Özetle Galatasaray’ın Seyrantepe projesi karşılığında yaptığı tek şey, Ali Sami Yen’deki kiracılık hakkından feragat etmekti. (Kulüp “kira” sözleşmesini 1997’de yapmıştı. Galatasaray TT Arena’ya taşındığında bu sözleşmenin 12 yılını doldurduğu için Ali Sami’deki kullanım hakkı 36 yıla inmişti.)

“Galatasaray Kulübü’yle anlaşma daha yapılmış değil”

GSGM de Ali Sami Yen arazisini değerlendirmesi için TOKİ’yle anlaştı. İşte kamuoyunun gözünde bir türlü netleşemeyen “değiş tokuş” trafiği de bu noktada başladı. Galatasaray Kulübü, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ve TOKİ üçgeninde seyreden bu trafikte ana hatlarıyla, ortaya şu sorular çıktı:

1) Seyrantepe Galatasaray’a hangi şartlarda tahsis edildi? Devlet neden bir kulübe tahsis edeceği proje için neden bu kadar kaynak ayırdı?

2) Seyrantepe projesi, Galatasaray Kulübü’nün mali sıkıntı yaşadığı bir dönemde gündeme geldi. GSGM, Ali Sami Yen sözleşmesini kulübün “mali yükümlülüklerini yerine getirmediği” gerekçesi ile tek taraflı feshetmişti. Yani Galatasaray devlete de borçluydu. Bu durumda nasıl olup da yeni bir stadyum yapıp kulübe bedelsiz tahsis edilme kararı alındı?

3) GSGM, sahibi olduğu Ali Sami Yen arazisinin satışını neden kendi yapmadı ve TOKİ ile anlaştı? TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın, “800 milyon ile 1 milyar TL arasında” değer biçildiğini defalarca söylediği bu arazi, neden 120 milyon dolara mal olacağı ifade edilen bir projeye karşılık TOKİ’ye devredildi? TOKİ’nin bu değiş tokuştan elde edeceği karda neden GSGM pay sahibi değil?

4) Ali Sami Yen arazisinin sahibi TOKİ’miş gibi algılanmakta. Çünkü ihale süreci ve arazinin geleceği hakkkında neredeyse tek konuşan kurum TOKİ. Peki arazinin gerçek sahibi GSGM, zarara uğramayacağına dair TOKİ’den bir garanti almış mı?

Başkabakan Tayyip Erdoğan’ın açılıştan sonra TT Arena’yla ilgili olarak dün hâlâ “…kullanma hakkı olarak Galatasaray Kulübü’ne tahsis edilmiştir. Bunun da anlaşmaları yapılacak, daha yapılmış değil” diyerek kulübe göz dağı verebilmesi, bu belirsizliğin devam ettiğini gösteriyor.

Bırakın taraftarı, Galatasaray yönetimi bile bu “tehdit” karşısında paniğe kapılmış durumda. Öyleki Başkan Adnan Polat, TT Arena’nın kulübe tahsisinin yapılmayacağı korkusuyla, açılış için kendi eliyle davetiye gönderdiği kulüp binlerce üyesini “bir daha TT Arena’ya almamayı” telafuz edebiliyor.

Bilgi edinme “hakkı

Oysa yukarıda sıralanan sorular, bundan tam dört yıl önce Sinan Yağcı isimli vatandaşın da merakını celbetmiş ve Bilgi Edinme Kanunu’ndan faydalanarak 2007 yılında GSGM’ye başvurarak, o zamanki adıyla Seyrantepe Stadyumu’yla ilgili protokolün detaylarını öğrenmek istemişti. Dilekçesinde şu soruyu sormuştu Yağcı:

Mülkiyeti devlete ait iki farklı arazinin kamu kuruluşları arasında el değiştirirken buharlaştırılması ve devletçe 120 milyon dolar harcanarak stadyum yapılması suretiyle devlet zarara uğratılmıştır.”

Sinan Yağcı GSGM’ye yaptığı iki başvurudan da olumlu cevap alamadı. İlkinde İstanbul Valiliği’ne yönlendirildi. İkinci başvurusunda ise “Tarafımızca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır” dendi.

Bilgi edinmekte direnen “vatandaş Sinan” bu kez Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu ve en sonunda amacına ulaştı. Talebi Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na iletildi. İncelemeyi Başmüfettiş Sinan Erolüstlendi. Erol’un yürütmek istediği soruşmanın detaylarını, Milliyetmuhabiri Lube Ayar’ın 8-11 Mayıs 2009’da yayınlanan dizi haberinden öğreniyoruz.
Başmüfettiş, yukarıda özetini verdiğimiz soruları daha da detaylandırarak bir ön rapor hazırlamış ve 8 Mart 2009’da Gençlik Spor Genel Müdürlüğü yöneticileri hakkında soruşturma izni verilmesini Başbakanlık’tan talep etmişti.

“Karar siyasi otoriteye aittir”

Sinan Erol soruşturmak istediği konuda rapor hazırlarken, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü yöneticilerinden de bilgi talep etmişti. GSGM Genel Müdürü Yunus Akgül, 3 Şubat 2010’da verdiği cevapta, 28 Ağustos 2006‘da imzalanan protokole göre “değiş tokuş” şartlarının GSGM tarafından değil, siyasi otorite tarafından belirlendiğini söylemişti:

Başbakanlık makamının talimatı üzerine, genel müdürlüğümüzün herhangi bir müdahalesi ve inisiyatifi olmaksızın, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar ve Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın tarafından imzalanan bu protokole göre, Seyrantepe’deki 120 dönümlük arazi Maliye Bakanlığı’nca TOKİ’ye bedelsiz olarak devredilmiş; mülkiyeti kurumumuza ait 34 bin 640 dönümlük Ali Sami Yen arazisinin proje kapsamında takas edilmesi, bu taşınmazlar üzerine inşa edilecek yapı ve tesislere ilişkin esas ve usuller belirlenmiştir. 9’uncu maddede yeni stadın irtifak hakkının Galatarasay’a 49 yıl süreyle bedelsiz olarak verileceği yazılmıştır. Bu protokolle siyasi otorite, Ali Sami Yen Stadı’nın nasıl trampa edileceğine, yeni stadın hangi şartlarda yapılacağına dair iradesini açık ve net olarak ortaya koymuştur.”

Yunus Akgül, aynı yazıda, 6 Ağustos 2007’de yapılan ek protokolden de bahsediyor:

“Ali Sami Yen’in satışından elde edilecek gelirin yüzde 39’unun TOKİ’ye, yüzde 61’inin ise GSGM’ye ait olacağı kararlaştırılmıştır.”

Başbakan soruşturmaya izin vermedi

Başbakanlık makamı, 29 Mart 2010’da Başmüfettişliğe gönderdiği cevapta, soruşturma için izin verilmediğini söyledi. Bu durum, GSGM yöneticilerinin Milliyet’te yayınlanan haberlere cevap vermesiyle ortaya çıktı.

Söz konusu haberlere Galatasaray Kulübü de tepki gösterdi. Plan-proje ve finastan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve eski Devlet Bakanı Işın Çelebi, Lube Ayar’ın sorularını yanıtladığı 11 Mayıs 2010 tarihli röportajda “devletin zararı olmadığını, çok ciddi kazanç elde ettiğini” savundu. Seyrantepe’nin Atatürk Barajı ya da GAP Projesi kadar önemli olduğunu iddia eden Çelebi, “Çünkü Türkiye’nin rekabet gücünü, Galatasaray’ın marka değerini kullanarak arttıracak” yorumunu yaptı.

Galatasaray, Ali Sami Yen’in kirasını neden ödemedi?

Işın Çelebi, Galatasaray’ın 2006’da Ali Sami Yen’deki üst kullanım hakkını mahkeme kararıyla yitirmesine ise şöyle gerekçelendirdi:

“Hayır, bizim hiç borcumuz yok. GSGM’ye, Sami Yen’in kira sözleşmesini feshetmek için bir neden gerekiyordu. O karara itiraz bile etmedik…”

Çelebi’nin verdiği röportajın belki de en ilginç bölümü ise, bilgi edinmek için GSGM’ye başvuran ama hiç görmediği Sinan Yağcı’yı tarifiydi:

“O çocuğun nasıl biri olduğunu biliyor musunuz? Sinan Erol’un bana söylediğine göre, tekerlekli iskemlede yaşayan, geliri ve eğitimi son derece düşük biri. O bilgilere erişme ve analiz etme imkânı bulunmayan bir şahıs. Birilerine alet olmuş. Bu tür adamlarla yapılıyor bu işler! Neden bu kişi, elinde doğru dürüst bilgi olmadan sürekli şikayet ediyor?”

“Tekerlekli sandalyede yaşayan, geliri ve eğitimi düşük” vatandaşın ipiyle kuyuya inmek!

Çelebi’nin verdiği cevaptan sanırız şu anlaşılıyor:

Bir vatandaş bilgi edinme hakkını kullanmak istemişti. Ama bu vatandaş, tekerlekli sandalyede yaşadığı ve geliri ve eğitimi yeterli olmadığı için o bilgileri edinse bile değerlendirme şansından mahrumdu! Çünkü birileri onu kullanıyordu. Gelin görün ki, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başmüfettişi bu dilekçeyi dikkate aldı! Aylarca uğraştı. Bu sayede, Ali Sami Yen’in üst kullanım hakkının Seyrantepe ile “değiş tokuşu”na dair kamuoyuna açıklanmayan pek çok bilgi, başmüfettiş çabasıyla öğrenilmiş oldu. Ancak başmüfettişin kendisi de “tekerlekli sandalyede yaşadığı ve geliri ve eğitimi düşük” Sinan Yağcı’nın ipiyle kuyuya indiğine pişman oldu!

Yorum yazın