Genel

Bir cezalandırma aracı olarak akreditasyon

Yazan: Ahmet Şık

Genelkurmay’ın basın kurulaşlarına uyguladığı akreditasyon sınırlandırması sıklıkla eliştirilen konuların başında geliyor. Kimi zaman, antidemokratik olduğu gerekçesiyle tartışmalara neden olan Genelkurmay Başkanlığı’nın basın yayın organları, yazarları ve çalışanlarına yönelik “akreditasyon uygulaması”nın nereden çıktığı ve nasıl uygulandığı kapatılan Nokta dergisinin, 8 Mart tarihli 19. sayısında yayımlanan medya andıcı haberinde de anlatılmıştı. Basın yayın organları, çalışanları ve yazarlarının nasıl bir takip altında olduğunu gözler önüne seren andıç belgesinde medya gruplarının sermaye yapılarından, politik tutumlarına ve yazar kadrolarındaki değişikliklere dek bilgilerin yanısıra olumlu ve olumsuz haber ve yorum istatistikleri ile TSK için rahatsızlık veren haber ve yorumların da çetelesine yer verilmişti. Yazarların, “TSK yanlısı olanlar ve olmayanlar” diye ayrıma tabi tutulduğu andıçta, TSK karşıtı grupta yer aldıkları düşünülen yazarlara kişisel akreditasyon uygulaması yapılması isteniyordu.

Akreditasyon tartışılamaz

Dinci ve solcu olarak nitelenen gazete ve TV kanallarına hiç yer verilmeyen, Genelkurmay Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü’nce hazırlanan ve Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Salih Zeki Çolak’ın onayıyla Genel Kurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’a gönderilen, “Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi” konulu andıçta akreditasyon uygulamasının nasıl gerçekleştiği ve devamının faydaları da anlatılıyordu. “Gizli” ibareli Kasım 2006 tarihli 3 sayfalık andıçta akreditasyon uygulamasının 1997 yılında başladığı belirtilerek, basın yayın organlarının, “TSK’nin vazgeçilmez ilke ve prensipleri ışığında” değerlendirmeye tabi tutulduğu vurgulanıyordu. Andıçın “İnceleme” başlıklı bölümünde, Türkiye’deki basın kuruluşlarının ve kimi meslek örgütlerinin akreditasyon uygulamasını kimi zaman tartışmaya açtığı belirtilerek, “Akreditasyon sürecinin sıradan bir formalite, akreditasyon makamının da basit bir onay makamı şeklinde algılanmasına yol açabilmektedir” endişesi dile getiriliyordu.

Akredite edilmeyenler bölücü ve yıkıcı!

‘Güvenilirlik düzeyi düşük’ basın-yayın kuruluşlarının TSK bünyesinde gerçekleştirilen faaliyetlere katılımının kısıtlandığı anlatılan bölümde, “Bölücü ve yıkıcı akımlara destek veren basın kuruluşları mensuplarının provokasyon ve kamuoyunu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme girişimlerinden korunması ile bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücü-yıkıcı unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve personele zarar vermelerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca bölücü-yıkıcı unsurlara destek sağlayan, bunların propagandasını yapan ve yukarıda belirtilen ilke ve değerler ışığında güvenilir olarak değerlendirilmeyen basın-yayın kuruluşlarına akreditasyon verilmeyerek bunların kamuoyu nezdinde itibar görmemesi de sağlanmıştır” deniliyordu. Zaten akreditasyon verilmeyen İslami ve solcu çizgide yayın yapan basın yayın kuruluşlarının ve yazarların adının hiç geçmediği andıçın sonuç ve teklifler bölümünde ise bazı basın kuruluşları ve meslek örgütlerinin, akreditasyon uygulamasını Genelkurmay Başkanlığı’nın basın mensuplarına vermesi gereken bir hizmet olarak algıladığı belirtilerek, “Ancak, akreditasyon süreci Genelkurmay Başkanlığı’nın basın kuruluşlarına ilişkin güven değerlendirmesidir. Söz konusu algılama, ülkemize yönelik bölücü-yıkıcı faaliyetlere karşı etkin bir mücadele yürütülmesi gereğini de göz ardı etmekte, bu faaliyetlere basın yoluyla destek verilmesinin yol açabildiği tahribatın küçümsenerek hakikatte daha büyük zararlara sebep olmasına zemin hazırlamaktadır. Akreditasyon konusu, kamuoyuna bir demokratikleşme sorunuymuş gibi yansıtılarak çarpıtılmakta, akreditasyon uygulamasıyla elde edilen yararlar görmezden gelinmeye çalışılmaktadır” deniliyordu.

Akreditasyon güvenilirlik değerlendirmesiymiş

Aakreditasyon işleminin anti-demokratik değil, demokratik devlet düzenini korumaya yönelik olduğunun vurgulandığı andıçta uygulamanın devam etmesinin gerekliliği de şöyle anlatılıyordu: “Güvenilirlik değerlendirmesine, basın kuruluşlarının akredite edilmelerinden sonra da devam edilmesinin, bölücü-yıkıcı unsur olarak değerlendirilmemekle birlikte TSK’nin kamuoyundaki imajını ve toplumdaki itibarını zedeleyici, bu imaj ve itibarı herhangi siyasi veya ekonomik saikle istismar edici yayın yapan ve TSK’yi herhangi siyasi veya ekonomik rant mücadelesinin tarafıymış yahut taraflarından birini destekliyormuş şeklinde gösteren basın kuruluşlarının akreditasyonlarının iptal edilmesinin de tutarlı ve kararlı bir uygulamanın gereklerinden olduğu düşünülmektedir.”

Sosyalist, Kürtçü ve İslamcı basına sınırlama

Radikal gazetesi de, Ergenekon soruşturmasının tutuklu zanlılarından İbrahim Şahin’in savcılık ifadelerini haberleştirmesinden sonra Genelkurmay tarafından akreditasyon iptaliyle cezalandırılan basın kuruluşları arasına katıldı. Daha önce de kimi gazete ve televizyon kuruluşları, gazeteciler ya da yazarların akreditasyonları yine Genelkurmay tarafından iptal edilmişti. Yukarıda anlatılan “ilkeler” ışığında bazı gazete ve televizyon kanalları ise hâlâ akredite olabilmeyi bekliyor. Yıllardır akredite olamayan basın organlarına yapılan bu uygulamanın tek gerekçesi “Sosyalist, Kürtçü ve İslamcı” olmaları. Sosyalist ve Kürtçü basın hala akredite olabilmiş değil. Ancak İslamcı basın kategorisinde yer alan Yeni Şafak gazetesi ve Kanal 24 bu kuralı yıkmayı başarabildi. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un göreve gelmesiyle birlikte akreditasyon kuralları görece yumuşatıldı ve Yeni Şafak gazetesi ile Kanal 24’e akreditasyon verildi. Ancak yine İslamcı basında yer alan Fetullah Gülen cemaatine bağlı Zaman ile Vakit gazetesi ise hâlâ akredite olmayı başarabilmiş değil.

TGRT’ye ana haberle gelen akredite iptali

Genelkurmay tarafından adeta bir cezalandırma ve itibarsızlaştırma aracı olarak kullanılan akreditasyon iptali uygulamasından TSK’nın rahatsız olacağı her habere imza atan muhabir ya da bağlı olduğu kurumu nasibini alabiliyor. Daha önceki örneklere bakarak, akreditasyon iptali uygulamalarındaki temesl kıstasın haberin doğruluğu ya da objektif gazetecilik kurallarına uygun olup olmamasından çok TSK’yi rahatsız edip etmemek olduğunu söylemek yalan olmaz. Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast’ın, asker ve polis güvenlik kuvvetleriyle birlikte fotoğraf çekilmesi görüntülerini ortaya çıkarıp yayınlamasının ardından TGRT’nin akreditasyonu 2007 Ocak ayında iptal edildi. Karar, Genelkurmaylığın internet sitesinde yayınlanan basın duyurusunda; “TGRT Televizyonu’nun Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki akreditasyonu iptal edilmiştir” şeklinde açıklandı. Ancak, karar ilişkin herhangi bir gerekçe gösterilmedi.

Sen misin haber yapan?

Eski bakanlardan Fikri Sağlar’ın, yazarlığını yaptığı Birgün gazetesindeki köşesinde Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan’nın Dolmabahçe’deki görüşmesi ile ilgili bir takım iddialarda bulunduğu yazının Vatan gazetesinde manşetten duyurulması yeni ber akreditasyon iptalinin yolunu açtı. Sağlar’ın yazısına atfen Dolmabahçe’deki görüşmede Erdoğan’ın, Büyükanıt’a şantaj yaptığını ima eden iddiaların yer aldığı habere hem hükümetten hem de Genelkurmaydan sert tepkiler geldi. Genelkurmayın tepkisi açıklamanın ötesine geçerek Vatan gazetesinin akreditasyonu süresiz olarak iptal edildi.

Askıya alınan akreditasyon

AKP hükümetine yakın bir sermaye grubuna satılmasından sonra akreditasyonu iptal edilen ancak İlker Başbuğ’un genelkurmay başkanı olmasından sonra yeniden akreditasyon hakkı kazanan Star gazetesi de geçtiğimiz haftalarda yayımlanan bir haber nedeniyle askıya alındı. “Hiçbir programımızı takip etmeye gelmeyin” uyarısıyla gazeteye bildirilen uygulamaya, eski itirafçı ve bir dönem JİTEM adına bir çok illegal faaliyette bulunmuş Abdülkadir Aygan’la yapılan röportaj neden oldu.

Yorum yazın