Kategori Genel

Kanaltürk Koza-İpek Grubu’na satıldı

Medyakronik Gazeteci Tuncay Özkan’ın sahibi ve yöneticisi olduğu Kanaltürk, Bugün Gazetesi’nin yayıncısı ve Fethullah Gülen Cemaati ile yakın olduğu belirtilen Koza/İpek Grubu’na satıldı. Yeni sahiplerinin Kanaltürk’ün vergi borçlarıyla birlikte 5 Milyon YTL’ye ulaşan borçlarını da devraldığı ifade ediliyor. Satın alma işlemine dair Koza Davetiye’den İMKB’ye yapılan açıklamada da şöyle denildi: “Şirketimiz Koza Davetiye Mağaza İşletmeleri A.Ş.nin yüzde 99,04 hissesine sahip bağlı ortaklığı ATP inşaat ve Ticaret AŞ. ana iştigal konusu “Kanalturk TV, Kanalturk Radyo ve www.kanalturk.com.tr sitesinin, yayıncılığı ve iletimi ile ilgili bu medya varlıkların her turlu lisans, marka ve fıkri mülkiyet haklarına sahip bulunan ve Diğer şirketlerinde ana hakim ortağı olan Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.’nin yüzde 99,99 hisselerini satın almıştır.” Bergama Ovacık’taki faaliyetleri nedeniyle uzun bir hukuk mücadelesine konu olan altın madeni işletmecisi Normandy Madencilik’in sahibi olan Koza Davetiye ve İpek Matbaacılık’ın ana hissedarı Koza-İpek Holding, 2005 yılında Ciner Grubu’na ait olan Bugün Gazetesi’nin yayın hakkını satın alarak medya sektörüne girmişti. Daha önce Star Gazetesi’nin satışı aşamasında teklif veren, ATV-Sabah ihalesini RTL ile birlikte gireceğini açıklayan ancak daha sonra vazgeçen Koza-İpek Grubu’nun patronu Akın İpek, yaptığı açıklamalarda medya sektöründe kalıcı olmayı istediklerini dile getirmişti. Pek çok internet sitesinin “Medyada bomba satış” başlıklarıyla verdiği Kanaltürk satışı için bir süredir görüşmelerin sürdürüldüğü biliniyordu. Satışın duyurulmasından sonra yoğunluk nedeniyle uzun süre kilitlenen bizkackisiyiz.com sitesinde satış “Kanaltürk Koza Grubu’na satılmıştır Yeni kanal yoldadır.” başlığıyla duyuruldu. Ancak platform üyeleri gönderdikleri mesajlarla satışa yoğun tepki gösterdiler. Bir süredir maaş ödemesi yapamayan ve vergi borçları da dahil olmak üzere ciddi bir borç yükü altında bulunan Kanaltürk’ün satışıyla çalışanlara olan maaş borçlarının ödenmesinin de kesinleştiği söyleniyor. Koza-İpek Holding Kanaltürk’ün başına yönetici olarak Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) eski başkanı Fatih Karaca’yı atarken Kanaltürk yöneticilerinin yeni kanal kurulması konusunda çalışmalara başladıkları, Digiturk ve kablo üzerinden haber kanalı formatında yayın yapacak yeni kanalın adının “Vatan TV” olarak düşünüldüğü […]

‘Bazı çevrelerin sırtınızı okşaması başarı değil’

Bugün Kanal D’de yayınlanmaya başlayan “Yol Arkadaşım” adlı dizinin Senaryosu’nu da yazan ünlü yönetmen Çağan Irmak geçtiğimiz günlerde Colors of Bilgi Kulübü’nün davetlisi olarak santralistanbul’daydı. “Hayatımda taktik ve başarılı olma çabası yok. İşinize taktik ve başarı çabası girerse o zaman kurallara uygun filmler yaparsınız, belirli çevreler de sırtınızı okşar, ama o da gerçek başarı olmaz” diyen Çağan Irmak, televizyonda hiç yerli dizi seyretmiyor… Çağan Irmak’la özel söyleşimizi izlemek için videoya tıklayın…Bilgi’deki söyleşiden notlar… “Ulak’taki karakterlerin yeterince kötü olmadığını söyleyenler var, Kızını satan kadın, ot satan adam yeterince kötü değil mi? Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım” Çağan Irmak kendi deyimiyle, “yüzlerle senaryo yazan” biri… Kendisini en iyi anlatan filmin “Ulak” olduğunu söylüyor. Bu çok sevdiği filminin bir diğer farkı da “Ulak” karakterinin senaryoyu yazarken yüzü olmamasıymış. Yüzüne bir anda kavuşmuş film; dublörlerden birini görür görmez “Ulak sensin” demiş Çağan Irmak. Ömer’in elinde ekmek taşıyarak beyaz sisin arasından gelmesi ise bu filmde en sevdiği sahne. Ulak filmindeki kötü karakterler için yeterince kötü değil diyenlere ise şaşırıyor: “Kızını satan kadın ve ot satan bir adam yeterince kötü değil mi?.. Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım” Irmak’ın mesleğiyle ilgili tek “keşke”si ilk filmi. Yayınlanmasını istemediği tek filmi, “Bana Şans Dile”. “O acemilik, ergenlik öfkesi, dünyaya ders vermekti belki de” diyor. Filmini DVD’lerin arasında gördüğünde kafasını çevirmiş. Çağan Irmak’a göre o filmin tek faydası İsmail Hacıoğlu gibi, sinemaya başarılı oyuncular kazandırması olmuş. Türkiye’yi ağlatan filmi “Babam ve Oğlum” için “Televizyon dizisine yakın bir filmdi. Ağlatması da bilinçli bir tercihti” diyor. Aslında dizileri ve filmleri birbirinin devamı gibi. Televizyon dizisi olan ‘Çemberimde Gül Oya’ 80 darbesinde bitiyor. ‘Babam ve Oğlum’ 80 darbesinde başlıyor. Çocuğun da hayalleri bu filmde başlıyor. Ulak’ta ise hayallerin devamı geliyor. Çağan Irmak, Türkiye’de pek kimsenin görmediği fark etmediği şeyleri, kişileri fark edip göstermeyi seviyor. Ulak’taki ayakkabıların Troya, Harry Potter gibi Hollywood […]

Türkiye’nin AB ufku karanlık

Simge Sunguroğlussunguroglu@medyakronik.com Emekli Büyükelçi Volkan Vural, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda son 3 yıldır gelişme kaydedemediğini belirterek, Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine açılan davanın da üyelik sürecini 2020’ye dek uzatacağını söyledi. Bilgi Üniversitesi öğretim görevlilerinden Solu Özel de kapatma kararı çıkması halinde AB’nin tepkisinin Türkiye ile ilişkisini bitireceğini söyledi. 9 Mayıs Avrupa Günü nedeniyle İstanbul Bilgi Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü ve Türkiye Avrupa Vakfı işbirliği düzenlenen, “İnişli çıkışlı AB: Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen nokta” başlıklı panel Santralistanbul’da yapıldı. Türkiye’nin AB sürecinin tartışıldığı panele Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Bertil Emrah Oder, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Soli Özel, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Eski AİHM Yargıcı ve Büyükelçi Dr. Rıza Türmen ve Emekli Büyükelçi Volkan Vural konuşmacı olarak katıldı. Yapılan değerlendirmelerde AKP’ye yönelik kapatma davası, düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlanması ve kadının insan hakları alanındaki geri kalmışlığın halen devam ettiği belirtilerek Türkiye’nin AB hedefinden uzaklaştığı vurgulandı. AB takvimi 2020’ye uzar “Türkiye AB konusunda 2005’ten bu yana patinaj yapıyor” diyen emekli büyükelçi Volkan Vural, “Çünkü son 3 yıldır çalışmalar gevşedi ya da ciddi çalışmalar ertelendi. Şimdi yeniden hızlanma dönemine girsek de AKP’ye yönelik kapatma davası ve bu davadan çıkacak bir kapatma kararı AB girişinde yeni bir engel olacak. Dolayısıyla Türkiye’nin AB takvimi 2020’ye kadar uzayabilir. Önümüzdeki döneme karamsar bakıyorum, ama sonunda Türkiye AB’ye üye olacak. Sanılanın aksine Türkiye AB’ye kaldırılamayacak bir yük değil, katkı sağlayacak” dedi. Soli Özel ise, kapatılma kararı verilmesi durumunda AB’nin vereceği tepkinin müzakereleri askıya almakla sınırlı kalmayacağın belirterek, “Bu durum Türkiye ve AB arasındaki ilişkiyi bitirir” dedi. İfade özgürlüğü ve kadın hakları hala sorun Kadın hakkının öncelikli sorunlardan birisi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Bertil Emrah Oder ise, “AB kadın-erkek eşitliği konusu karar alma sürecinde mutlaka eşitlik komisyonu filtresinden geçmekte. Türkiye bu konuyu göz ardı edemez. 2007 ilerleme […]

Polis etiği mi? O da ne?

Mine Savaşmsavas@bilgi.edu.tr Polis, deyince akla ilk gelen şey güven; ya da öyle olmalı. Ama son zamanlarda Türkiye’de olanlar, polise güveni olumsuz etkilemiş durumda. Öyle ki, polis maç sevinciyle Nişantaşı’nda toplanan küçük çocukların bile üstüne biber gazı sıkabiliyor. Ya da 1 Mayıs gibi gösterilerde sebepsiz yere şiddet kullanmaktan çekinmeyebiliyor. “Polis” deyince korkan insanlar sanki artıyor. Aslında, polisin de uyması gereken etik kuralları var ve bu kuralların etkin uygulanabilmesi için halkın polisi denetlemesi gerekiyor.Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), “Avrupa Polis Etiği Kuralları ve Türkiye’de Güvenlik Personelinde Mesleki Sosyalleşme” konusunda bir çalışma yaptı. Buna göre, bireysel özgürlüklerin korunması ve toplumsal yaşam kalitesinin yükseltilmesi için iç güvenlik hizmetlerinin, yani polis ve jandarmanın sürekli geliştirilmesi ve etkin bir “sivil gözetim” olması gerektiği vurgulanıyor. Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim Cerrah tarafından yazılan “Avrupa Polis Etiği Kuralları ve Türkiye’de Güvenlik Personelinde Mesleki Sosyalleşme” raporuna göre, polis ve asker gibi üniformalı ve silahlı mesleklerde belirgin bir şekilde alt-kültür oluşumu gözleniyor. Yani polis ve asker; din, ırk ve bölgesel farklılıkları, siyasi yapılanmaları, etnik ve mesleki gurupları alt-kültürlerinin kendilerine kazandırdığı bakış açısıyla değerlendiriyor. Rapora göre, polis etiği kurallarına ihtiyaç duyulmasının en önemli nedeni, güvenlik mensuplarının davranışlarını kontrol etmek için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmaması. Kısaca, güvenlik hizmetlerinin daha sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi ve insan hakları ihlallerinin en aza indirilmesi için yasal düzenlemelerin yanısıra, mesleki etik ilke ve kuralların geliştirilmesi ve benimsenmesi de zorunlu. Polisin “uyum” sorunu Prof. Dr. Cerrah, polisin uzun çalışma saatleri içinde ve çoğunlukla kendi meslektaşlarıyla beraber olmasından ve görev gereği sivillerle ilişkilerinde gerilim yaşamasından dolayı polis ve toplum arasında yabancılık oluştuğunu söylüyor. Polis ve jandarma mensuplarına devlet tarafından sağlanan lojman, makam aracı, servis, tatil köyü, özel alışveriş merkezleri meslek içi sosyalleşmeyi arttırıyor, fakat onları sivil toplumdan uzaklaştırıyor. “Emniyet mensuplarının hizmetlerinde temel ölçüt, hukukun üstünlüğünü egemen kılma ve kişi hak ve özgürlüklerine maksimum […]

Birer birer ölüyorlar

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Son 4 ayda toplam 11 işçinin hayatını kaybettiği Tuzla’daki tersanelerde bugün de bir işçi daha öldü. Selah Tersanesi’nde yapımı süren ‘Atlantik’ adlı kuru yük gemisinin makine dairesindeki boş bir kazanda saat 15.00 sıralarında büyük bir patlama meydana geldi. Gaz sıkışması sonucu meydana geldiği belirtilen patlamada .ir taşeron firmaya bağlı olarak çalışan İzzet Güder isimli işçi ölürken Serkan Üveyir, Kenan Can, Hüseyin Erdön isimli işçiler ve Selin Bahar Kır adlı bir kadın mühendis yaralandı. Boyama işleminden sonra gaz ölçümü yapılması gerekirken taşçı, kaynakçı, montajcı gibi işçilerin de içeriye alınmasından sonra gaz sıkışması sonucu yaşanan patlamada ölen Güder’in cenazesi Tuzla Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken yaralanan işçilerden Kenan Can tedavisinin ardından taburcu edildi. Diğer yaralılar ise Tuzla Devlet Hastanesi ile Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. 4 ayda 11 işçinin hayatını kaybettiği Tuzla tersanelerinde en son 26 Nisan günü Orhan İşler isimli işçi belinin üzerine düşmesi sonucu yaralanmıştı. Sektör de büyüyor ölümler de Tuzla Tersaneleri’ndeki iş cinayetlerini araştırmak için de TBMM de kurulan, “Gemi İnşa Sanayindeki İş Güvenliği ve Çalışma Şartları Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” 7 Mayıs’ta çalışmalarına başlamıştı. Hükümet üyelerinden iş dünyasına kadar herkesin elde edilen kar oranlarına bakarak “parlayan yıldız” olarak tanımladığı tersanecilik sektöründeki işçi güvenliği yaşanan büyüme ve kar marjlarıyla ters orantılı seyrediyor. İş hacmi büyüdükçe taşeronluk sistemiyle çalışan tersanelerde iş kazaları ve ölümler de artıyor. Denizcilik Müsteşarlığı Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürlüğü yetkililerinin TBMM Araştırma Komisyonu’na sundukları bir raporda Türkiye’deki tersanelerde 2000-2008 yılları arasındaki 8 yıllık dönem içinde meydana gelen 959 kazada 53 kişinin öldüğü belirtildi. Rapora göre 2000’de 76, 2001’de 61, 2002’de 73, 2003’de 86, 2004’de 120, 2005’de 146, 2006’da 170 ve 2007’de de 227 iş kazası meydana geldi. Meydana gelen kazalar sonucunda da 2002 yılında 4, 2001 yılında 1, 2002 yılında 5, […]

Myanmar nereye düşer?

Duygu Ertürk Myanmar bugüne kadar cunta yönetimine karşı çıkan rahip ayaklanmalarıyla gündeme geliyordu. Son olarak 2007’de yakıt fiyatlarının aşırı artmasını protesto amaçlı çıkan, rahip ayaklanmalarında askeri güçler eylemlere katılanları gözaltına aldı, tutukladı ve içlerinde bir Japon gazetecinin de bulunduğu 31 kişi öldürüldü. Cunta yönetiminin antidemokratik tutumuna karşı çıkan, içinde ABD ve Avustralya’nın da bulunduğu ülkeler Myanmar’a ekonomik ve siyasi ambargo koydu. 1988’den bu yana iç çatışmalarla boğuşan Myanmar’ı bu sefer geçen Cumartesi ülkeyi vuran Nargis Kasırgası yerle bir etti. 20 bini aşan can kaybının yanısıra 40 binden fazla insanın kaybolmasına yol açan Nargis, dünyanın gözünü Myanmar’a çevirdi. 46 yıldır ülkeyi demir yumrukla yöneten ordu, siklonun uğrattığı zararı engellemekte ve telafi etmekte yetersiz kaldı. Afetten ancak birkaç gün sonra ortaya çıkan asker, yuvası yıkılan, yakınları ölen veya zayi olan halkı dinlemekle yetindi, ülkeye dışarıdan gelecek olan yardımları geri çevirdi ve yardım taleplerini izne bağladı. Felaketten sonra gıda fiyatlarını fırlaması nedeniyle halk açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Birleşmiş Milletler ülkede 5 bin kilometrekarelik alanı su bastığını ve yardım ulaşamayan bu bölgelerdeki biriken sularda binlerce cesedin yüzdüğünü bildirdi.Darbe ve ayaklanmaların gölgesinde… Myanmar, Güneydoğu Asya’da Andaman Denizi ile Bengal Körfezi kıyısında yer alan bir ülke… Eski adı Burma’ydı, ardından Birmanya… 1989’da askeri cuntanın verdiği bir kararla adı Myanmar oldu. İlk ve ortaçağlarda zengin yeraltı kaynaklarının ve önemli ticaret yollarının üzerinde olduğu için ‘Altın Ülke’ olarak biliniyordu. 11. yüzyılda Theravada Budacılığı’nın yurduydu artık. 1886’da İngiliz sömürgesi olarak Hindistan’a bağlandı. Myanmar, 1886’da girdiği İngiliz yönetiminden ancak 1947’de kurtulabildi. Tabii buna kurtulmak denebilirse. Zira, bağımsızlığın ardından ülke içinde siyasi ve etnik çatışmalar başgösterdi. 1962’de ise askerler yönetime elkoydu. 1990 yılında yapılan genel seçimlerde ipi, ülkenin bağımsızlık kahramanı Aung San’ın kızı Suu Kyi’nin göğüslemesi ülkede demokrasi adına bir umut ışığı gibi görünmüş olsa da, cunta, yönetimi Suu Kyi’ye devretmek yerine seçimleri reddetmeyi tercih etti. Peki Suu Kyi’ye ne […]

youtube varsa yasak var

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Küresel video paylaşım sitesi youtube.com iki ayrı mahkeme kararıyla yine erişim engeline takıldı. Atatürk’e hakaret içeren görüntüler bulunduğu gerekçesiyle Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24 Nisan’da aldığı bir kararla erişime kapatılan youtube için bir hafta sonra Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi de ikinci bir yasak kararı aldı. 5 Mayıs’tan beri Türkiye’deki İnternet kullanıcılarının ziyaret edemediği, youtube.com sitesinin daha ne kadar yasaklı kalacağı bilinmiyor. youtube’a ceza katmerlendi En son 24 Nisan’da Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin Atatürk’e hakaret içeren görüntüler olduğu gerekçesiyle site hakkında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinden erişim yasağı konmuş Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın kararı uygulamasıyla da site Türkiye’den ziyarete kapatılmıştı. Daha bu kararın mürekkebi kurumadan ve yasak devam ederken alınan bu kararla site hakkındaki erişim yasağı katmerlenmiş oldu. Türkiye mahkemelerinin belalı internet sitesi haline dönen youtube.com hakkında daha önce Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi ve Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesi erişim yasağı kararı almıştı. Bu mahkemelerin arasında 30 Nisan’da aldığı kararla Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi de eklenmiş oldu. Birkaç ay içinde 9 siteye yasak Son birkaç ay içinde ise Ekşi Sözlük, Antoloji.com, WordPress, Indymedia İstanbul, Youtube, Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı (ANF), Google Groups, Geocities siteleri, “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” uyarınca erişim yasağı alan mahkeme kararlarıyla geçici olarak yasaklanmıştı. İnterneti yasaklama konusunda baskıcı rejimlere taş çıkartan kararlara imza atılan Türkiye’de son bir yıl içinde 15 sitenin erişimi mahkeme kararıyla engellendi. Kasım 2007’de çıkan ve internet yayıncılığı ile siber-suçları düzenleyen yeni yasa, sitelerin adli soruşturma süresinde kapatılmasına elveriyor. Telekomünikasyon Kurumu (TK), Nisan ayı başında yaptığı açıklamayla bir yıl içinde çeşitli nedenlerle 91’i yargı kararı, 173’ü de gelen şikâyetler nedeniyle toplam 268 siteye erişiminin durdurulduğunu bildirmişti. Kurum adına yapılan açıklamada bu süre içinde […]

Sokaklar Formula 1’e ne kadar alıştı?

Uğur OrakçıKameraman: Ersan Bayram Formula 1 Türkiye Grand Prix’si bugün, antrenman turlarıyla başlıyor. Tuzla Tepeören mevkiindeki İstanbul Park, dünyanın en hızlı araçlarını dördüncü kez ağırlıyor. Sokağın Dili halkın, dünyanın bu en çok izlenen motor sporu aktivitesiyle ilgili nabzını tuttu. İstanbulluların, F 1’ı ne kadar takip ettiğini, ilgisini anlamaya çalıştı.

Bir türlü ısınamadık şu küresel ısınmaya

Gökhan Tan Doğa ya da basın jargonuyla “çevre” denilen şey, bu konuda aşırı hassasiyet gösteren azınlığın sorunu mu sadece? Cevap, evet. Türkiye’deki gazetecilerin büyük çoğunluğu böyle düşünüyor. Medyanın çevre sorunlarını ele alış şekline ve bu konudaki haberlerin, tüm haberler içinde tuttuğu hacme bakmak bizi bu sonuca götürüyor. Küresel ısınma Türk basınında çok önemli bir haber alanı olarak gözükmüyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 6 Mayıs’ta düzenlediği “Medyanın küresel ısınmaya yaklaşımı” paneline medya yöneticilerinin gösterdiği yaklaşım, durumu yeterince açık bir şekilde ortaya koyuyor. TGC, hazırlıklarına aylar önce başladığı Küresel Isınma Kurultayı’nda, medyayla ilgili panele hemen tüm gazetelerin yayın yönetmenlerini davet ediyor. Yayın yönetmenlerinin bu daveti nasıl değerlendirdiklerini, kurultayın hazırlık komitesini başkanı, gazeteci Seda Poyraz’dan öğrenelim: “Yaklaşık iki ay öncesinden, gazetelerin yayın yönetmenlerini davet etmeye başladık. Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’ü çağırdık ama o gün başka bir programı vardı. Bu durumda başka isimlere de gittik, örneğin Bekir Coşkun. Ancak mayıs ayı gündemleri yoğundu. Dolayısıyla Vahap Munyar’dan rica ettik. Milliyet gazetesi Yayın Yöntemeni Sedat Ergin hemen kabul etti. Star’dan Mustafa Karaalioğlu’nu çağırdık, o da danışmanına yönlendirdi. Ancak bu konu hakkında Mustafa Bey tarafından doğrudan bilgilendirilmediği için katılamayacağını bildirdi. Akşam gazetesi Yayın Yönetmeni Serdar Turgut’un katılması konusunda da çok ısrarcı olduk. Fakat onun da bir programı vardı. Bu durumda o gazeteden, yayın yönetmenliği tecrübesi de bulunan köşe yazarı Yavuz Semerci’yi çağırdık. Zaman gazetesinden Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı da çağırdık. O da katılamadı. Sabah Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, panelden bir gün önce, çok acil bir programı çıktığı için katılamayacağını bildirdi. Vatan gazetesi Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, prensip olarak katılmayacağını ama gazete olarak destekleyeceklerini söyledi. Cumhuriyet gazetesi Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız panelin, gazetenin kuruluş yıl dönümüne denk geldiğini ve katılamayacağı için üzgün olduğunu bildirdi.” Seda Poyraz’ın bize söylemeyi unuttuğu, davet edilen başka yayın yönetmenleri de olabilir. Fakat davet edilen sekiz yöneticiden sadece Milliyet Yayın Yönetmeni Sedat Ergin panele katıldı. […]

“Küresel ısınma, gezegenin diğer yarısında sanıyorduk”

Nur Niyaz Bildik Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) dün İstanbul’da, “küresel ısınma” konulu bir kurultay düzenledi. TGC’nin konferans salonunda gerçekleşen kurultayda, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun konuşmasının ardından “Medyanın küresel ısınmaya yaklaşımı” konulu oturuma geçildi. Bu oturumda kürsüye, gazetelerin yayın yönetmenleri davetliydi. Ancak etkinliğe yayın yönetmeni düzeyinde katılım gösteren tek gazete Milliyet oldu. Küresel ısınma Türkiye’de ancak “evlerimize” girdikten sonra gazetelere girmeye başlayan bir kavram. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin bu durumu toplumdaki o çok bilindik “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” tavrıyla özdeşleştiriyor biraz. Ergin, . “Küresel ısınma Türkiye için soyut bir tartışma konusuydu. İçedönük bir ülke olduğumuz için bu konu ‘gezegenin sadece diğer tarafını ilgilendiriyor’ diye düşünüyorduk. Ancak son üç yılda küresel ısınma bize kendini tüm acımasızlığıyla fark ettirdi ve biz de basın mensupları olarak konunun üstüne ciddiyetle eğilmeye başladık” diyor. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar’ın görüşleri de bu yönde: “Yanımıza yaklaşana kadar küresel ısınmayı buzul kopmalarından ibaret sanırdık”. Munyar, “Yeşil fabrika’ teriminin etrafı yeşilliklerle çevrili fabrikalar için kullanıldığını, tuvaletlerimizdeki sifon suyu kapasitesini dokuz litreden altı litreye indirme çabalarının da ekonomiye katkı açısından iyi olacağını düşünürdüm” diyor. “Sonradan öğrendim ki yeşil fabrikalar yüzde 50 enerji tasarrufu yapıyormuş, su tasarrufuna da sadece ekonomik açıdan bakmamak gerekirmiş.” Kendi duyarlılığına şaşıran medya Panelin moderatörü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, gazetelerin bu yıl küresel ısınma konusuna daha çok eğildiği görüşünde. Hisarcıklıoğlu bu konuda bir rapor da hazırlatmış. 2008’in ilk dört ayı içerisinde yerel gazeteler ve dergiler de dahil olmak üzere tüm basılı yayın organları taranarak hazırlanan rapora göre, içinde “küresel ısınma” geçen toplam 2 bin 953 haber yayımlandı. Bu konuya en çok yer veren gazete 119 haberle Cumhuriyet. Bunu 117 haberle Hürriyet, 113 haberle Sabah ve 81 haberle Milliyet izliyor. TOBB’un sadece “küresel ısınma” tamlamasını tarayarak yaptırdığı sanılan raporu, gazeteciler arasında da tartışma konusuydu. Vahap […]

Bir yol kurtuldu, iki sokak trafiğe boğuldu!

Ali Erişkin Trafik İstanbulluların daimi sorunlarından biri. Hayatlarının bir parçası… Bu sorun hiçbir zaman sorun olmaktan çıkıp vatandaşı memnun edecek düzeye gelemiyor. Trafiği iyileştirme adına yeni birçok düzenleme yapılıyor. Ama bazen yapılan bu yenilikler iyi kötü işleyen bir düzenin daha da kötü hale gelmesine neden olabiliyor.İşte yine böyle bir uygulamaya 2007 Kasım ayında imza atıldı. Etiler’den Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne bağlantı hattı, Tepecik Yolu’ndan Derince ve İncesu sokaklarına kaydırıldı. Ve bu kez halkın tepkisi büyük oldu. Etiler Mahallesi Muhtarı Seçil Eşki, uygulamanın Beşiktaş Belediyesi’nin isteği üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 28 Kasım 2006 tarihli, Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararı ile gerçekleştirildiğini söylüyor. Beşiktaş Belediyesi’nin yaptığı istekteki gerekçesi ise Tepecik Yolu üzerinde köprü nedeniyle yaşanan trafik sıkışıklığı. Fakat görünen o ki, bu yenilikle yaşanan trafik sıkışıklığı çözümlenmemiş, sadece adres değiştirmiş. Derince ve İncesu Sokakları üzerinde ikamet eden vatandaşlar tepkilerini önce apartmanlarına “Yeni trafik düzenini reddediyor, uygulamayı gerçekleştiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni şiddetle kınıyoruz” yazılı pankartları asarak gösterdiler. İsyan ve şikâyetlerinin gerekçesi ise gürültü, çevre kirliliği, trafik ve mecburi istikamet olması nedeniyle yolun her iki tarafına konan park yasağı. Bunların yanında zaten yokuş aşağı olan caddede sürücülerin boş olduğu zamanlarda sürat yapması, park cezası nedeniyle esnafın müşteri kaybetmesi, insanların evlerinin önüne park edememesi, etmesi durumunda sürekli caddede bulunan polis memuru tarafından anında park cezası kesilmesi mahalleliyi çileden çıkaran diğer nedenler olmuş.Mahalleli, geçişlerine Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinden izin verilen ağır vasıta araçlarının da artık Derince ve İncesu’yu kullanıyor olmasından memnun değil. Ağır vasıta araçlarının bu dar sokaklarda tehlikeli olabileceğini düşünüyorlar. Derince ve İncesu sakinleri, sesli protesto ve yazdıkları dilekçelerin bir sonuç getirmemesi üzerine 500’den fazla imza toplayıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne göndermişler. Bununla da kalmayıp Karayolları Genel Müdürlüğü’ne nakit gişelerinin daha ileri taşınması için talepte bulunmuşlar. Karayolları Genel Müdürlüğü ise bu talebe, 28 Nisan’da gişelerde nakit ödeme geçişini kaldıracakları yönünde bir açıklama ile cevap […]

Hem hızlı hem güvenli

Yahya Özgür Tavlanotavlan@medyakronik.comTürkiye’nin ilk ve tek motor sporları eğlence merkezi olan ve 2006’da Etiler Korukent’te açılan Speed City, hız tutkunlarına yarış arabası kullanma zevkini yaşatıyor. Mekânda bulunan yarış otomobili simülatörleri gerçekleriyle birebir aynı ebatlarda olduğu için yaşanan heyecan gerçeğini çok da aratmıyor. Speed City’nin işletmecisi ve otomobil programları yapımcısı Ali Özgün, simülatörlerin gerçeğe daha da yakın olması için tasarladıkları ve çok yakında uygulamaya koyacakları yeni ray sistemini Medyakronik’e anlattı.

İstanbul için üniversiteliler ile liseliler el ele

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.comİstanbul, Avrupa Kültür Başkenti (AKB) olacağı 2010 yılına hazırlanırken üniversite öğrencileri de boş durmuyor. İstanbul’un resmi adaylığının ilan edildiği 2006’dan bu yana konuyla ilgili çalışmalar son hız devam ediyor.AKB projesi İstanbul’un kültürel alt yapısını fazlasıyla geliştirilebilecek çok önemli bir fırsat ve bu alanda proje çağrıları sürüyor. Bu proje çağrısı tabii üniversiteleri de kapsıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi de proje yapmaktansa “proje ürettirme” misyonunu üstleniyor. Geçtiğimiz sene açılan yeni bölümler Kültür Yönetimi ve Sanat Yönetimi de projeyi destekliyor.İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi 4. Sınıf öğrencileri bitirme projeleri kapsamında, 2010 Yürütme Kurulu’nda aktif rol alan bölüm başkanı Serhan Ada’nın önderliğinde ‘Liseliler 2010’a Katılıyor!’ başlıklı projeyi ikinci senesinde devam ettiriyor.2010 Girişim Grubu’nun da ortak olduğu projede son sınıf öğrencileri, lise öğrencilerinin İstanbul 2010’a dâhil olacak proje fikirleri üretmelerini teşvik ediyor. Bu süreçte lise öğrencileri tek başına değil. Projeyi yürüten öğrenciler, bölümün araştırma ve öğretim görevlileri onları teşvik ediyor, projelerine koçluk yapıyor. Fikirlerin nasıl geliştirilebileceğine, nasıl hayata geçirileceğine dair kafa yoruyorlar. Buna maddi kaynak bulma çabası da dâhil.Burada farklı okul ve semtlerden lise öğrencilerini bir araya getirip geniş kapsamlı bir gençlik projesine imza atmak amaçlanıyor. Bunun için de ocak ayından beri 40 lise ziyaret edilmiş ve 2 bin 886 liseliye ulaşılmış. Farklı lise öğrencilerini bir araya getirme özelliği öne çıkan proje, şu şekilde işliyor: Aynı semtten ve aynı tip liseden (devlet – özel) öğrenciler yerine farklı okulların öğrencileri eşleştiriliyor. Bu şekilde de projelerde farklı ses ve renklerin yakalanması hedefleniyor.Bu sene üniversite öğrencileri ayrıca liseliler için 25 Kasım 2007’de Santralistanbul gezisi organize etti. Rehberler eşliğinde müzeleri gezen öğrenciler, proje hakkındaki sorularını da proje ekibiyle paylaştılar.29 Mart 2008’de yapılan toplantıda ise 26 okuldan 94 öğrenci bir araya geldi ve projelere göre eşleşti. Oluşturulan 15 farklı grup Kentsel Dönüşüm, Kültürel Miras ve Müzecilik, Müzik ve Opera, Görsel Sanatlar, Sinema […]

Linç toplumu

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Kürtlere yönelik linç girişimlerinin son örneği Nisan ayının sonunda Sakarya’da yaşandı. Sakarya Valisi Hüseyin Atak, “münferit” diyerek geçiştirse de daha önce de 3 ayrı olay daha yaşandığı anımsanırsa Sakaryalıların linç kültürü açısından sabıkasının kabarık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sakarya’da 2007 yılında Ahmet Kaya tişörtü giydikleri için Diyarbakırlı Mehmet Alaca ile Senayi İzci adlı işçiler, 500 yüz kişilik ülkücü bir grup tarafından linç edilmek istendi. Linç girişiminde İzci ağır yaralanırken, Alaca ise bir apartmana saklanarak saldırıdan kurtuldu. İki Kürt işçiyi linç etmek isteyen ve sloganlar eşliğinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) il binasını basmaya çalışan grup yerine saldırıdan ağır yaralı kurtulan işçiler gözaltına alındı. 2006 yılında da Adapazarı’nda 2 bin kişi, Mahir Çayan afişini asmak isteyen iki üniversite öğrencisini linç etmek istedi. Polis gençleri güçlükle kurtarabildi. Kalabalık, DTP ilçe başkanlığının bulunduğu binayı da basarak talan etti. Linççiler değil, öğrenciler gözaltına alındı. Yine 2006 yılında Sakarya’nın Akyazı beldesinde Kürt fındık işçilerinin, kendilerini PKK’lı olmakla suçlayan bir genci dövmeleri üzerine ayaklanan belde halkı linç girişiminde bulundu. Saldırganlar, gözaltında tutulan Kürtleri linç etmek için Emniyet Müdürlüğü’nü basınca polis grubu havaya ateş açarak dağıttı. Trabzon’dan tüm yurda yayıldı Türkiye’de son yıllarda, özellikle de PKK ile süren savaş şiddetlendikçe Kürt ve muhalif kesimlere yönelik linç girişimleri de hız kazandı. Linç girişimlerinin en önemlisi 2005 yılında Trabzon’da yaşandı. F tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarını protesto içerikli bildiri dağıtmak isteyen Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) üyeleri hakkında, “PKK”lı söylentisi çıkınca Trabzon sokakları bir anda binlerce kişilik bir linç histerisine sahne oldu. Trabzon’dan dalga dala yayılan linç girişimleri zaman içinde her yerde görülmeye başlandı. Aynı yıl 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Gemlik’te yapılmak istenen mitinge gitmek isteyen Kürtler Bilecik’te ölümün kıyısından döndü. Hrant Dink, Orhan Pamuk ve Elif Şafak hakkında açılan 301 davalarında linççiler yine işbaşındaydı. “Tahrike kapılan hassas vatandaşlar” meydanlarda, salonlarda ya da mahkeme […]

Sakarya’ya “1 Mayıs önlemi” gerek

Ahmet Şık Sakarya’da Demokratik Toplum Partisi il örgütünün düzenlediği şenliğin ülkücülerce basılmasıyla ilgili İnsan Hakları Derneği (İHD) ve İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği’nin (MAZLUMDER) oluşturduğu heyetin hazırladığı rapor açıklandı. Raporda, kentte daha önce de benzer linç girişimlerinin yaşandığı vurgulanarak, saatler süren son olayda yeterli güvenlik önlemleri almayıp linç girişiminde bulunan kişilerin dağıtılması görevini yerine getirmeyen emniyet görevlileri hakkında soruşturma açılması gerektiği belirtildi. Raporda önlem alınmadığı takdirde Sakarya’da daha önemli olayların yaşanabileceği uyarısında bulunularak kamu görevlililerinin benzer olayların tekrarlamaması için ciddi önlem alması gerektiğinin de altı çizildi. 27 Nisan gecesi yaşanan olayda, binden fazla insan sekiz saat şenlik salonunda mahsur kalmış, kalp krizi geçiren bir kişi ölmüştü. Emniyet müdür yardımcısı organize etti iddiası Daha önce de üç kez benzer linç girişimlerinin yaşandığı Sakarya’da incelemelerde bulunan İHD ve MAZLUMDER üyelerinden oluşan heyet DTP yöneticileri, olayın mağdurları ve hayatını kaybeden Ebubekir Kalkan’ın ailesiyle görüşerek bir rapor hazırladı. Heyette bulunan MAZLUMDER Kocaeli Şube Başkanı Nigar Gümrükçüoğlu ve İHD’den Veysi Atalay, daha önce de benzer olayların çıktığı belirterek yaşananların münferit olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Raporun hazırlanması sırasında görüşülmek istenen vali, savcı ve emniyet müdürünün kendilerine randevu vermediğini belirten heyet üyeleri, “Heyetimiz objektif bir rapor hazırlamak için, vali, emniyet müdürü, cumhuriyet başsavcısından da randevu talep etti. Ancak savcı tarafından ‘gerek olmadığı, vali tarafından ‘açıklama yapmaya gerek olmadığı” ve emniyet müdürü tarafından da ‘1 Mayıs’ bahaneleri öne sürülerek randevu verilmemiştir. Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet İşbitiren hakkında olayları organize ettiğine dair iddialar var. Kendisiyle bu konuda görüşmek istedik ancak bizimle görüşmedi. Ancak buna rağmen raporumuzun son derece gerçekçidir. Yaşanan olayda yaşam hakkı ihlal edilmiş ve toplantı hakkına müdahale edilmiştir” dedi. “Münferit değil linç kültürü var” Gerek mağdurlar gerekse görgü tanıklarıyla yapılan görüşmelerde, olayın tedirginliğinin halen devam ettiğini tespit ettiklerini belirten heyet üyeleri, “Olaylar sırasında bir kişi ölmüş, 3 hamile kadın rahatsızlık yaşamıştır. İçerde bulunan hamile bir kadının […]

Takas kart ile para harcamadan alışveriş

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Visa Swap nasıl işliyor? 1- Kıyafetlerinizi sisteme üye olan mağazaya getiriyorsunuz2- Kıyafetlerinizin durumları mağaza görevlilerince değerlendirildikten sonra, kartınıza puan yükleniyor.3- Mağazada beğendiğiniz diğer ikinci el ürünleri topladığınız puanlarla alabiliyorsunuz. Visa Swap üyesi mağazalar şimdilik yalnızca İngiltere’de var Sosyal sorumluluk projesi olarak, İngiltere’de Visa ve TRAID (Textile Recycling for Aid and International Development) işbirliği ile açılan Visa butik mağazaları tüketim çılgınlığının önüne geçmeyi hedefliyor. Hoşunuza gitmeyen kıyafetlerinizi atmak yerine onları değerlendirme fırsatı sunan Visa Swap, evdeki takas partilerini mağazalara taşıdı. Puan sistemi ile çalışan Visa Swap kart, para ile değil sadece verdiğiniz kıyafetlerin puanlarıyla çalışıyor. Topladığınız puanlarla anlaşmalı mağazalardan diğer kart sahiplerinin getirdiği ikinci el kıyafetleri satın alabiliyorsunuz. Böylece geri dönüşümü sağlanmış oluyor.Kampanyayı ünlüler de destekliyor Visa Swap’in şimdiki amacı ise bu sosyal sorumluluk projesini tüm dünyaya yayabilmek. Projenin tanıtılması ve desteklenmesi amacıyla Kelly Osbourne, Naomi Campbell gibi ünlü isimler de kıyafet bağışları ile projeye destek oluyor. Belki de çok yakında para harcamadan alışveriş yapabileceğiz.

“Yazı yazmak kutsal bir şey değil”

Haber: İşvecan Nur Özeninozen@medyakronik.comKameraman: Erdem Özüer Ahmet Ümit kimdir? Polisiye romanın tanınan isimlerinden Ahmet Ümit, 1960 yılında yedi kardeşin en küçüğü olarak Gaziantep’te dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra 1978 yılında İstanbul’a gelerek Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi’nden mezun oldu. 1985–1986 yıllarında Moskova’da Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim aldı. Ahmet Ümit’in yayımlanan ilk kitabı Sokağın Zulası, yazın dünyasında tanınmasını sağlayan eser ise Çıplak Ayaklıydı Gece adlı öykü kitabı oldu. Çıplak Ayaklıydı Gece’yle, Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü’nü kazandı. 1994 yılında ATV için çekilen “Çakalların İzinde” adlı polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazılmasına katkıda bulundu. Ardından da 1995’te çeşitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarları üzerine inceleme ve tanıtım yazıları kaleme aldı. Kitaplarının tümünde var olan gerilim duygusu ise Sis ve Gece adlı polisiye romanında kendisini tümüyle dışa vurdu. Sis ve Gece Türkiye’de yankı uyandırdı, tartışmalara yol açtı. Yunanistan’da yayımlanarak yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı unvanını kazandı. Ayrıca öykülerinden yola çıkılarak Uğur Yücel tarafından Karanlıkta Koşanlar ve Cevdet Mercan tarafından Şeytan Ayrıntıda Gizlidir dizileri yapıldı. Sis ve Gece adlı romanı 2007 yılında Turgut Yasalar tarafından sinemaya uyarlandı. Eserleri Sokağın Zulası, 1989Çıplak Ayaklıydı Gece, 1992Bir Ses Böler Geceyi, 1994Masal Masal İçinde, 1995Sis ve Gece, 1996Agatha’nın Anahtarı, 1999Kar Kokusu, 1998Patasana, 2000Kukla, 2002Beyoğlu Rapsodisi, 2003Aşk Köpekliktir, 2004Başkomiser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü, 2005Kavim, 2006Ninatta’nın Bileziği, 2006İnsan Ruhunun Haritası, 2007Olmayan Ülke, 2008

Umuda müzikle yolculuk

Batman’da ölen babasından kırık curası yadigâr kalmış. Önder Karabulut’un müziğe ilgisi işte böyle başlamış. Batman’da hayat çok zormuş. 9 yaşında kalabalık ailesiyle geldiği İstanbul’da çöp toplamaya kadar yapmadığı iş kalmamış. Şimdi Maslak’ta bir restoranda part-time garsonluk yapıyor. Ama müzik hayattaki tek amacı. Önder Karabulut gitar çalıyor, besteler yapıyor. Hatta İngilizce bestelerini geliştirmek için kursa gidiyor. Ve umutla günlerden bir gün keşfedilmeyi bekliyor.Erdem Özüer eozuer@medyakronik.com Kameraman: İşvecan Nur Özen

Mezardaki cerrahlar

Bir ameliyatta kullanacağı aletleri hazırlarken, ertesi gün ameliyat olacak hasta geliyor yanına. Aletleri göstererek; “Bunlarla mı ameliyat olacağım ben” diye soruyor. O dönmede henüz uzmanlık eğitimi görmekte olan, Prof. Dr. Erdoğan Yalav “Beğenmedin mi” karşılığını veriyor. Hasta, “Ben bu aletlerin aynısını mezarlardan çıkartıyorum da, ondan şaşırdım” karşılığını veriyor. Bugün 78 yaşındaki Erdoğan Yalav’ın, antik cerrahi aletleriyle tanışması 1955 yılındaki bu olayla gerçekleşiyor. “Köylü farkındaydı, nerden öğrenmişti bilmiyorum ama bizde, arkeoloji müzeleri çevresinde bile bu aletlerin ne olduğunu bilen yoktu” diyor deneyimli cerrah. Yalav’ın bu aletleri tanımasına, bir başka cerrah, 1907 yılında bu konudaki tek kaynağı kaleme alan John Stewart Milne, Surgıcal Instruments In Greek And Roman Tımes (Yunan ve Roma Devirlerinde Cerrahi Aletler) eseriyle yardımcı oluyor. Prof. Dr. Erdoğan Yalav, o tarihten bugüne antik dünyanın kullandığı tıp aletlerini topluyor. Türkiye’nin bu konuda belki de en büyük ve özgün koleksiyonuna sahip. Kulak sondalarından, ilaç ölçeklerine, cerrahi aletlerden bakım setlerine yüzlerce buluntu var bu koleksiyonda. Yalav, Kültür Bakanlığı’na tarafından verilen koleksiyoner belgesine sahip. Eserlerin hepsi müze uzmanlarınca kayda alınıyor. İşte bu özgün koleksiyon, ilk kez, Yalav’ın mensubu olduğu Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’nin sanat galerisinde görücüye çıktı. “Tanrısal Gücün Elçileri: Antik Çağ’da Tıp Aletleri Sergisi”, Tunç Devri ve Roma Dönemi’ne ait 200’ün üzerinde eseri kapsıyor. Sergi, İstanbul Nişantaşı’ndaki hastanenin sergi salonunda, pazar günü hariç 11:00-19:00 saatleri arasında, 30 Mayıs’a kadar görülebilir. Sebu Akman-Haldun Ülkü