Kategori Genel

Sokak şölenine çeyrek kala…

Duygu Ertürk Girer girmez, cansız mankenler göze çarpıyor. Kıyafetleri ütüleniyor şimdi. Az zaman sonra, itinayla ütülenmiş, birbirinden ilginç postmodern kıyafetlerini giyecek, öyle duracaklar orada. Hemen karşıda, bir kadın, duvara bir şeyler yapıştırıyor: “i love niew jurk”… “yeni kıyafetleri seviyorum” demekmiş. Moda tasarımcısı olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya hacet yok. Esther, Hollandalı bir moda tasarımcısı. Geleneksel olanı sevmiyor. “Sokak modası gelenekseli barındırmaz zaten. Alışılmışın dışında olması gerek.” Esther’in üzerindeki kıyafet konuyu ziyadesiyle özetliyor zaten.Türkiye’den de genç bir moda tasarımcısı, Selay Güleç’in kreasyonu tanıtılacak festivalde. Selay henüz gelmemiş, ama yeri ayrılmış. Yeri dediysem, podyum sanmayın sakın. Burası sokak. Burada podyum yok, catwalk hiç yok! Moda tasarımcılarının kıyafetlerini giyen modeller, birarada oturacaklar sadece; sohbet edecekler. Tam bir parti mizanseni yani.Birazdan illüstratör Cem Dinlenmiş’in t-shirtleri ve farklı illüstratörlerin yaptığı ayakkabıların satılacağı bir stand açılacakmış orada. Cem’in “ammavelakin” markalı tişörtleri 25 YTL’den satılacakmış. Belki meraklısı olur…Hazırlıklar sürerken, festivalin organizatörü olduğunu öğrendiğim Jeldau Kwikell’le lafladık biraz. Türkiye’yi seçmemişler festival için, onların derdi İstanbul… “İstanbul ilham verici, müthiş; yani festival deyince ilk akla gelen yerlerden biri” diyor. Amsterdam’dakinin minyatürü bu; sokak festivali butiği… Sokak modası festivali denince, hele bir de geçen sene Amsterdam’da 13 bin izleyici, 200 modacı ve çok sayıda illüstratörü bünyesinde topladığını duyunca “aman ne ala!” diye düşünüyor insan, “İstanbul’a böylesi bir sokak modası festivalinin gelmesi!…” İlk önce, bilmem ki sukût-u hayal mi denir, şaşkınlık mı? Sokak modası festivali sokakta yapılmalı bence. Burası bildiğin, bir apartmanın giriş katı. Karanlık, basık… Ne 13 bin kişisi, olsa olsa 130, bilemedin 131 kişi girebilir bu soka.. pardon daireye. Duvarlarda illüstratörlerin yaptığı çizimler var. Komik, insan gülümsüyor baktığı zaman. Çok çok beğendim. İllüstratörlerden biri, Didem, ortadaki kolona o şirin illüstrasyonlardan birini çiziyor. O da çok küçük bulmuş festivale uygun görülen yeri. “Olsa olsa Amsterdam’dakinin, minyatürü bu. Sokak festivali butiği…” diyor. Organizatör Jeldau da mekanı küçük bulmuş, belli. Biraz […]

Hani ‘hoyrat’ gözaltılara karşıydık?

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Bir hafta arayla Türkiye medyasını ilgilendiren iki ayrı gözaltı olayı yaşandı. İkisi de Ergenekon soruşturması çerçevesinde yaşanan ve haliyle birbiriyle ilintili olan bu gözaltıların ilkinde herkesin bildiği üzere Cumhuriyet gazetesi başyazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk gözaltına alınmıştı. “Herkesin bildiği üzere” dememizin nedeni malum, günler boyunca gazete manşetlerini, yazarların köşelerini ve TV haber bültenlerinin flaşlarını bu konu işgal etti. Ediyor. İlhan Selçuk’un 83 yaşında olmasından tutun da evinin 70 metrekare olmasına kadar her türden “bilginin” verildiği bu haber ve yorumlarda Selçuk’un gözaltına alınmasından çok haklı olarak gözaltına alınış biçimi eleştirilmişti. Selçuk’la birlikte 11 kişinin daha aynı yöntemlerle gözaltına alınmasında bir beis görülmemesi ya da görüldüyse bunun haberlerde yer almaması da işin başka bir yönüydü.“Sen misin iyi habercilik yapan…” Aradan bir hafta geçtikten sonra dün (27 Mart Perşembe) bu kez bir başka gazeteci, Taraf gazetesi muhabiri “36 yaşındaki” Soner Arıkanoğlu gözaltına alındı. Arıkanoğlu da Ergenekon soruşturması çerçevesinde ama Selçuk gibi soruşturmanın zanlısı olarak değil, mesleğinin gereği habercilik yaptığı için gözaltına alınmıştı. Hatırlanacağı gibi Selçuk’ların gözaltına alındığı son operasyonda İşçi Partisi ile bu partiye bağlı kimi yayın organları da polis tarafından basılmış, bilgisayarlara ve ele geçirilen kimi belgelere el konulmuştu. İşte Arıkanoğlu’nun gözaltına alınmasına yol açan süreç de böyle başladı. İP Genel Merkezi’nde ele geçirilen bir CD’de Yargıtay binasına ait güvenlik zaaflarını gösteren bir kroki de bulunmuştu. Radikal gazetesinde bir dönem birlikte haber kovaladığım ve kaynağına angaje olmadan çok iyi haberlere imza atan Ankara’nın iyi polis muhabirlerinden biri olarak tanıdığım Arıkanoğlu sözkonusu belgeyi haberleştirmekte fazla vakit kaybetmedi. Taraf gazetesinde 24 Mart 2008 Pazartesi günü manşetten yayımlanan “Yargıtay’ı vuracaklardı” başlıklı haber Soner Arıkanoğlu imzasını taşıyordu. “Sarı bölgeden çıkış kolay” başlığı ile, ele geçirilen kroki de gazetede yer almıştı. İP’ten ipe sapa gelmez bir açıklama Haberin yayımlanmasından sonra, soruşturmada tutuklanan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek ardından da İP Genel […]

Bira, bu kapağın altındadır

Haber: İşvecan Nur Özen Kamera: Erdem Özüer eozuer@medyakronik.comBelki de en çok “Bira bu kapağın altındadır” reklam sloganıyla tanıyoruz. Hatırımızda kalan daha birçok sloganın yaratıcısı Haluk Mesci. Sadece ürettiği işlerle değil, Türkiye’de reklamcılığın sektörünün kurumsallaşması yönündeki çalışmalarıyla anılan, sektörün önemli isimlerinden. Reklamcılar Derneği Onur Üyesi. Farklı üniversitelerde verdiği reklamcılık, reklam yazarlığı ve markalaştırma dersleriyle, uzmanı olduğu alanın eğitmenliğine de üstleniyor. Mesci, Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, profesyonel reklamcılarla birlikte çalıştığı “ R Vitamini” isimli ajansın yöneticilerinden.“Reklamcı olmak istiyorum” diyenler, Haluk Mesci’ye kulak vermeli..Haluk Mesci kimdir?Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans yaptı. Eylül 1973’te Manajans’ta başladığı reklamcılık kariyerinde, Ağustos 2004’e kadar, hep yaratıcı bölüm (yazı) tarafında çalıştı. 1978’den beri, Birleşik Reklamcılar, Markom Leo Burnett, KLAN EURO RSCG gibi muteber ajanslar kurdu, yönetti, sattı. Halen, iki kurucusundan biri olduğu Mahi Mahi Markalaştırma Hizmetleri’nde, markalaştırma sürecinin her aşaması için yaratıcı hizmetler ve danışmanlık sunuyor. Reklamcılık hayatı boyunca yarattığı slogan ve kampanyaların önemlileri: Pril – Prille pırıl pırıl Efes Pilsen – Bira, bu kapağın altındadır Kalebodur – Seramik budur CinCin – Cin gibiler Cincin çiğner Jill – Eskimiş çoraplarınızı atın ! (Atamazsanız paspas yapın.) Elka Kapı – 100 kapı hemen, 1000 kapı yarın Noramin – Bizde Noramin var, sizde ne var? Schweppes – İnsanlar iyi şeylere layıktır Ülker Gofret – 9 Kat tat Ülker Taç Kraker – Atıştırın, açlığınızı yatıştırın Alo – Beyazötesi Rejoice – Yıkıyorum, çıkıyorum McDonalds – McDonald’s gibisi yok UNO – Ekmeğinizi elletmeyin Dışbank – Dışbank reklamlarını gördünüz mü? Reklamcılar Derneği’nin (RD) kuruluş yıllarından itibaren, yönetim kurulunda üye, genel sekreter, başkan yardımcısı, başkan olarak görev yaptı. Başkanlığının ikinci ve son döneminde, Reklamcılık Vakfı’nın kurulmasına önayak oldu. Halen RD Onur Üyesi. Anadolu Üniversitesi, ODTÜ, Bilgi Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde reklamcılık, reklam yazarlığı, markalaştırma dersleri verdi, vermeye devam ediyor. Reklamcılık Vakfı’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle oluşturduğu, lisansüstü eğitim programı AdSchool Istanbul’un danışma […]

Yüz binlerce genç için en önemli haberdi: Gazetelerde yoktu!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comMeltem Ürütmurut@medyakronik.com Dün (27 Mart), YouTube’dan yapılan “Son kapatma kararına neden teşkil eden videoları inceledik ve YouTube içerik politikasına aykırı içeriğe sahip olmasından dolayı yayından kaldırdık” açıklamasının ardından sitenin yeniden erişime açılmasının an meselesi olduğunu söylemiştik. Nitekim öyle oldu, YouTube saat 18.00 civarında yeniden açıldı. Gene dün, sitenin kapatılmasını izleyen günlerde yazılı basın ve televizyonların konuya ilgisizliklerinden söz etmiş, şöyle demiştik: “New York Times, bu yasağın Türkiye’nin saygınlığına Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi’nden de büyük bir darbe indireceğini yazdı. Doğru. Fakat burada da tuhaf bir durum yok mu? 301 için onca mücadele eden Türkiye’nin özgürlükçüleri nasıl oluyor da YouTube yasağı hakkında neredeyse hiçbir şey yazmıyor? Bu garip durumun nedeni, gazetelerin yaşlı gazetecilerin ve yazarların egemenliği altında bulunması olabilir mi? Bence öyle. Ya da en önemli nedeni bu. İnternette bir tür ‘isyan’ varken gazetelerin ve televizyonların sessiz kalması, bilmiyorum başka nasıl açıklanabilir?” Bugünkü gazeteler, dün sözünü ettiğimiz ilgisizliğin vahim boyutlarda olduğunu gösteriyor. Düşünün: Yüz binlerce (milyonlarca?) genç için günün en önemli haberi saat 18.00 civarında patlıyor: “YouTube yeniden açıldı…” Gazetelerin haberi ferahfeza hazırlayabilmeleri için önlerinde yeteri kadar zaman var. Ve ertesi gün, yani bugün (28 Mart) gazeteleri açtığımızda karşımıza çıkan manzara şudur: Hürriyet(5. sayfa tek sütun): “O videoları çıkardık yasağımız kaldırılsın…” (YouTube’dan yapılan yazılı açıklamayı içeriyor. Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Milliyet: Yok.Radikal: Yok.Sabah (18. Sayfa): “Videoları kaldırdık yasak sona ersin…” (Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Taraf (5. Sayfa): “Youtube’a erişim ENGELLENEMEZ…” (Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Akşam: Yok.Star: Yok.Birgün: Yok.Zaman: Yok.Evrensel (15. Sayfa): “Youtube açılmaya hazır… ” (Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Cumhuriyet: Yok.Vatan: Yok.Dünya: Yok.Yeniçağ: (9. Sayfa): “’Çete’ bastırdı, site yayında…”Yeni Asya: Yok.Today’s Zaman(5. sayfa tek sütun): “Access to Youtube restrored after removal of Anti-Atatürk video clips” (Atatürk karşıtı videoların silinmesinin ardından Youtube’a erişim yeniden açıldı.)Turkish Daily News: “No offensive […]

Taksim’de bir füzyon mutfağı

Taksim ve Sabancı Müzesi içinde bulunan Changa restoran, Türk mutfağını uzakdoğu yemekleriyle harmanlayıp bir füzyon mutfağı haline getirerek 1999 yılından beri müşterilerinin beğenisine sunuyor. Aynı zamanda son derece şık atmosferiyle de dikkatleri çeken Changa İstanbul’un önemli markalarından biri olmaya aday…

‘Kazansan da vermem’ yarışması

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com Neredeyse her televizyonda kanalında gördüğümüz yarışma programlarından birine katıldınız ve çok başarılı bir yarışma çıkarıp 250 bin YTL’lik ödüle hak kazandınız… Ama bu, hak kazandığınız ödülü alacağınız anlamına gelmiyor. Aynı, Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel’in hak kazandıkları ödülü alamamaları gibi. Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel’in katıldığı yarışma programı, ATV’de geçen sezon yayınlanan ve sona eren “Milyoner (Veto)”ydu. Yapımcılığını Med Yapım’ın üstlendiği, Kenan Işık’ın sunduğu yarışma, isminden de anlaşıldığı gibi bir milyon YTL vaat eden ve iki kişinin ekip olarak yarıştığı bir bilgi yarışmasıydı.Makbule Dinçer televizyonda programın tanıtımını görünce babasını aramış ve “bir hatıra olur” diyerek babasını yarışmaya katılmaya ikna edince kendilerini stüdyoda bulmuşlar. Oldukça başarılı bir yarışma çıkaran baba kız 250 bin YTL ödül kazansalar da, yarışma sözleşmesinde yapılan bir kandırmacayla bu paraya hiçbir zaman kavuşamamışlar. Baba kız şimdi alamadıkları ödüllerini mahkeme yoluyla almanın peşinde. “Üzerimizden reklâm yaptılar” Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel, geçen yıl ATV’de yayınlanan Milyoner isimli yarışma programının konuklarıydı. 1 Şubat 2007 günü iki bölüm halinde çekimi yapılan program sonunda baba kız, 500 bin YTL ödüllü son sorunun yanıtından emin olmadıkları için yarışmadan çekildiler ve 250 bin YTL’lik ödülün sahibi oldular. Bir süre sonra yarışmayı yayınlayan TV kanalında, kendilerinin yarışmacı olarak yer aldığı bölümün tanıtım görüntüleri gösterilmeye başlandı.“Günde 3–4 kere olmak üzere reklâmlarını yayınladılar. Babamı, beni, soruları, cevapları, aradaki muhabbetleri ve 250 bin YTL’lik soruyu göstererek, ‘Saat 17.00 de, ATV’de’ diye bitiyordu” diyen Dinçer ve babası programın yayınlanmaması üzerine kanaldan ve yapım şirketinden muhatap aramaya başladılar. Fakat “Yayınlanacak”tan başka bir cevap alamadılar. ‘Kazansan da ödemem’ sözleşmesi Baba kızın zenginlik mutluluğu kısa süre sonra, yarışma öncesinde yapımcı firmanın kendilerine imzalattığı bir sözleşme nedeniyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Çünkü sayfalar tutan sözleşmede, kazanılan ödülün sadece programının yayınlanması halinde ödeneceği şartı bulunuyordu. Makbule Dinçer şöyle anlatıyor:“Orada burada beyanat vermeyeceksin, yayınlama hakkı ATV’ye aittir; ister yayınlar […]

YouTube bu gece tahliye edilebilir!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Türkiye’den erişimi 13 Mart’tan bu yana mahkeme kararıyla engellenen YouTube’la sevenlerinin bir kez daha buluşması yakın görünüyor (“bir kez daha” diyoruz, biliyorsunuz siteyle sevenleri arasındaki ilk ayrılık-vuslat pratiği değil bu).Böyle düşünmemizin nedeni, YouTube’dan bugün (27 Mart) yapılan şu yazılı açıklama:“Son kapatma kararına neden teşkil eden videoları inceledik ve YouTube içerik politikasına aykırı içeriğe sahip olmasından dolayı yayından kaldırdık. YouTube’a Türkiye’den kısa bir süre içerisinde erişimin tekrar sağlanmasını bekliyoruz. Youtube olarak Türk kanunlarına aykırı olabilecek içeriğe ilişkin sorunları gidermek amacıyla yetkililerle işbirliğine her zaman hazırız.”Eğer ilgili bir savcı ya da savcılar bu açıklamayı okur, ardından siteyi incelerse “tahliye” bu gece gerçekleşebilir. Olmayabilir de tabii. “Sıktınız artık, deyip deyip gene koyuyorsunuz o alçak videoları, size artık inanmıyoruz, bekleyin biraz daha” anlamına gelebilecek bir tavır gelebilir Türk savcılarından. Bakalım, göreceğiz.Savcıların hareket tarzını öğrenmek için beklerken, bu arada Türkiye’de ne oldu, yasaklama kararına nasıl bir tepki verildi, ona bakalım biraz… “Türk’ün Atatürk’le imtihanı”En tazesinden başlayalım: Romancı, Vatan gazetesi yazarı Tuna Kiremitçi dün (26 Mart) “Türk’ün Atatürk’le imtihanı” başlıklı yazısına 21 Ocak’ta kaleme aldığı bir başka yazıdan yaptığı bir alıntıyla başlıyordu:“Bizi sevmeyenlerin ‘YouTube’a Atatürk’e saldıran bir klip koyalım ve Türkleri küçük düşürelim’ dediğini mi sanıyorsunuz? Bence artık şöyle düşünüyorlar: ‘Atatürk’e saldıran bir klip yapalım. Türk mahkemeleri siteye erişimi durdursun. Türkler de dünyanın bir numaralı iletişim sitesinden mahrum kalsın… Siteyi yasaklayan değerli hukukçulara hatırlatmak isterim: YouTube ‘gençlerin takıldığı bir eğlence sitesi’ değildir sadece; şu an yerkürenin en önemli web ortamlarından biridir. Küresel iletişimde neredeyse televizyondan bile önemli hale geldi. Orada paylaşılan görsel malzeme akademisyenlerin, doktorların, sanatçıların ve mühendislerin de işine yarıyor. Özellikle dünyayı günü gününe takip etmek zorunda olan meslekler için vazgeçilmez bir nimet. Bizi bu iletişim ortamının dışına itmekse Türkiye düşmanlarının çok önemli bir başarısı.”İnternette küçük bir tur atmak, Kiremitçi’nin bir tür komplo teorisi kıvamında öne sürdüğü “asıl gerekçe”nin hayli taraftar bulduğunu görecektir.Aslına […]

SSGSS’de belirsizlikler sürüyor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı ile ilgili olarak hükümet ile Emek Platformu (EP) temsilcilerinin yaptığı görüşmeler sonunda bir dizi değişikliğe gidildi. Tasarı bugün (27 Mart) Meclis gündemine de taşındı. Gazetelere yansıyan haberlere bakılırsa tam bir uzlaşma sağlanmış gibi görünse de EP temsilcileri varılan uzlaşmanın kısmi olduğunu ve AKP hükümetinin tasarıyı Meclis’te “temel yasa” niteliğiyle ele almasını konunun oldubittiye getirilmek istenmesi diye eleştirdi. Tasarının “Temel Yasa” kapsamında görüşülmesinin, 30 maddelik bölümler halinde hızla oylanması ve üzerine konuşma yapılmaması anlamına geldiğini belirten DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi yaptığı açıklamada, “Yasaya karşı itirazlarımız sürerken, Meclis’te “temel yasa” olarak görüşülmek istenmesi, bir oldubittiye getirilerek halkın yasayı etraflıca algılamasının engellenmesidir. Bu yöntemle hükümet, yasanın her aşamasına halkın ve sosyal tarafların katılmasını engelliyor, Meclis’teki partilerin ve vekillerin yasayı toplum önünde tartışmasını önlüyor. Hükümetin bu ‘oldu bittiye getirme’ tavrını kınıyoruz” dedi. Diğer sendikalar ve meslek örgütlerinin de tepki gösterdiği yasa tasarısına karşı DİSK muhalefet partileriyle görüşüp destek isteyeceklerini, örgütlü işyerlerinde ise 28 Mart Cuma günü 12.00-13.00 arasında hükümetin tavrını protesto eylemleri yapılacağını açıkladı. DİSK, EP bileşenlerini de 1 Nisan’da TBMM önünde eylem yapmaya çağırırken, aralarında işçi ve memur sendikalarının yanı sıra meslek örgütlerinin de bulunduğu Cumhuriyet İçin Güç Birliği Çalışma Grubu da 30 Mart Pazar günü de İzmir’de yapılacak olan “Sağlık ve Sosyal Güvencemi İstiyorum” mitingine katılım çağrısı yaptı. “Uzlaştık” denildi ama… Hükümet adına Çalışma Bakanı Faruk Çelik ile EP temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonunda daha önce açıklanan tasarının kimi maddelerinde bir takım değişiklikler yapıldı. Toplantı sonunda da Bakan Çelik ve EP Dönem Sözcüsü Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun “SSGSS Yasa Tasarısı konusunda yüzde 80-90 civarında uzlaştık” şeklinde açıklamalar yapınca sanki sorun çözülmüş gibi bir hava yaratıldı. En ciddi kazanımın emeklilik prim gününün 9 bin günden 7 bin güne düşürülmesi olan toplantı sonunda tasarının en ciddi itiraz noktalarından birini oluşturan sağlık alanındaki […]

Ergenekon’a Rus desteği

Ferda Balancar adlı internet sitesinde Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak dile getirdi. Dugin’e göre “Türkiye’nin yönünü Rusya’ya çevirmesinin ordu içindeki inisiyatifi Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli general Veli Küçük’e aittir.” Bu soruşturma kapsamında gözaltına alınanları ise genel olarak “Rusya’yla yakınlaşma lobisi” olarak tanımlayan Dugin, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’le dayanışma sergilenmesi gerektiğini özellikle vurguluyor. Aleksandr Dugin, geçen yıl İşçi Partisi’ne yakınlığıyla bilinen Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan “Moskova – Ankara Ekseni: Avrasya Hareketi’nin Temel Görüşleri” başlıklı kitabında Türkiye’nin ABD ve AB’yle bağlarını koparıp Rusya’yla sıkı bir ittifaka girmesi gerektiğini yoksa Türkiye’nin Batı tarafından parçalanma tehlikesiyle yüz yüze olduğunu belirtiyor. Dugin’in görüşleri Türkiye’de sadece Doğu Perinçek tarafından savunulmuyor. Veli Küçük’ten Milli Güvenlik Kurulu eski genel sekreterlerinden Tuncer Kılınç’a, emekli orgeneral Hurşit Tolon’dan medyada köşe yazarı olan Erol Manisalı ve Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılan Emin Gürses’e kadar bazı akademisyenlerin de Avrasyacılık tezlerini savundukları biliniyor. Konuyu bugünkü Taraf gazetesindeki köşesinde ayrıntılı bir şekilde gündeme getiren Rusya muhabiri Hakan Aksay’ın yazısını sunuyoruz: Ergenekon’un Rusya’daki yansısı:Avrasyacılar, Kremlin’i Türkiye’ye karşı kışkırtıyor Türkiye’de bile “Ergenekon”la ilgili geniş kesimler arasında çok sayıda soru işareti bulunurken, Rusya’daki bir siyasi hareketin konuyla ilgili sergilediği net tutum doğrusu dikkat çekici. Son yıllarda önce “Avrasya Hareketi” olarak siyasi zeminde kendine yer açmaya çalışıp başaramayınca marjinalleşen, sonradan iktidara yakın bazı ilişkilerinin de yardımıyla medyada “fikir egzersizleri yapan” siyaset bilimci Aleksandr Dugin, Türkiye’deki son gözaltı ve soruşturmaları kınadı. Bununla da kalmadı ve Putin – Medvedev yönetimine seslenen yazılarla, “Türkiye’deki antiamerikan ve Rus yanlısı lobiye yönelik saldırılara karşı Moskova’nın gereken cevabın vermesi” çağrısında bulundu. Çeşitli iç ve dış konularda sık sık provokatif mesajlar veren Dugin’in son açıklamaları, Ergenekon’un dünyadaki en ilginç yankılarından biri olması dolayısıyla ele alınmaya değer. “Bu tutuklamalar Rusya’ya meydan okumaktır” Ergenekon kapsamındaki gözaltı ve soruşturmalarla ilgili olarak, Dugin’in yönetimindeki internet sitelerinden biri olan www.evrazia.org birkaç gün önce bu başlığı kullandı. Önceki […]

Üniversite öğrencileri için e-fikir yarışması

Üniversite öğrencilerinin internette iş kurma fikirleri “e-fikrim” yarışması ile hayata geçiyor. Embrio.com.tr, yemeksepeti.com, uzmantv.com, e-bebek.com, gedikgross.com, gittigidiyor.com, istanbul.net, haber.gen.tr gibi internet şirketlerinin desteklediği yarışmada öğrenciler internet üzerindeki iş fikirlerini www.e-fikrim.com’a gönderecekler. Yarışmaya Türkiye’deki üniversitelerin tüm ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri katılabiliyor. Öğrenciler, bireysel veya grup olarak en son 18 Nisan 2008 Cuma akşamına kadar fikirlerini gönderebilecekler. Yarışmaya gönderilen fikirler arasından finale kalanların sunumları, 3 Mayıs günü sunumlarını İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü’nün organize edeceği “E-fikrim” gününde yapılacak. Finale kalan iş fikirleri sahipleri, sunumlarını Türkiye’nin önde gelen internet şirket yöneticilerinden oluşacak bir jüriye yapacaklar. Jüride Embrio.com.tr Genel Müdürü Hamit Kekeç; yemeksepeti.com kurucu ortakları Nevzat Aydın ve Melih Ödemiş; e-bebek.com kurucusu Halil Erdoğmuş; Gedikgross.com Genel Müdürü Ömür Topaç; haber.gen.tr kurucusu, İTÜ İşletme Mühendisliği İşletme Fakültesi öğretim görevlisi Burak Büyükdemir; uzmantv ve itiraf.com’un kurucusu Ersan Özer; gittigidiyor.com kurucu ortaklarından Burak Divanlıoğlu, Serkan Borançılı ve Genel Müdürü Cenk Angın yer alacak. Katılımcılar yarışmaya www.e-fikrim.com adresinden başvuru yapabilecekler. Dizüstü bilgisayar, cep bilgisayarı ve cep telefonu gibi ödüllerin verileceği yarışmanın sonuçları aynı gün ilan edilecek ve dereceye girenlerin ödülleri törenle verilecek. Bu sene İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü’nün desteği ile gerçekleşen bu yarışma diğer tüm üniversite kulüplerinin katkılarına açık. Tüm üniversite kulüplerin katılımını hedefleyen bu yarışma Türkiye’de internet ve mobil fikirleri sahipleri ile internet şirketleri arasında köprü rolü oynamayı hedefliyor. Yarışmaya destekleyici olmak isteyen şirketler ve üniversite kulüpleri www.e-fikrim.com adresinden detaylı bilgi alabiliyor. Detaylı bilgi için:İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü: Harun ÜnlüsoyTelefon: 0212 241 3072Faks: 0212 241 3073Web:Adres: İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Fakültesi, 34367 Maçka/İSTANBUL

AKP davasına yeşil ışık iddiası

Medyakronik/ANKA Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ilişkin açtığı kapatma davasının kabul edilip edilmemesine ilişkin incelemeyi yapan raportörün “davanın kabulü” yönünde görüş bildirdiği öne sürüldü. ANKA Haber Ajansı’nın haberine göre ilk incelemeyi yapan raportör Osman Can’ın hazırladığı raporu, resmi bir ziyaret için gittiği Abu Dabi’den yarın (27 Mart) dönecek olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a sunacağı belirtildi. Ajansın haberinde Kılıç’ın, raporu 28 Mart Cuma veya 31 Mart pazartesi gündemine alıp almayacağına karar vereceği belirtildi. Haber sitelerinin ANKA ajansını kaynak göstererek verdiği haberde raportör Can’ın “davanın kabulü” yöhühde görüş bildirdiği iddia edilmesine karşın Reuters Haber Ajansı’nın abonelerine geçtiği konuyla ilgili haberde ise Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın AKP kapatılma davası için görüşünü henüz oluşturmadığını söylediği belirtildi. Reuters Haber Ajansı’na konuşan Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın, AKP hakkındaki kapatılma davası için görüşünü henüz oluşturmadığı belirten Can’ın, “Görüşümün sunulması için son gün Pazartesi. O gün gelince Mahkeme gündeme alınıp alınmayacağına bakar” dediği anlatıldı. Raportörün görüşü mahkemeyi bağlamıyor Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın hazırladığı iddianame sonrasında açılan davada, raportörün görüşü mahkemeyi bağlamıyor. Mahkeme heyeti, ilk inceleme raporundan sonra başvuruda bir eksiklik olup olmadığına bakacak. İddianamede AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatılması ve aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi politikacıların da olduğu 71 AKP’linin 5 yıl boyunca siyasetten yasaklanması talep ediliyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, bir siyasi partinin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne açılan davalarda, “ceza davası” prosedürü izleniyor. Mahkeme heyeti, raportörün görüşü doğrultusunda veya aksi yönde bir karar alabilecek. Mahkeme heyeti, ilk inceleme raporundan sonra başvuruda bir eksiklik olup olmadığına bakacak. Herhangi bir eksiklik bulunmazsa “tensip tutanağı’ hazırlanacak. Bu tutanakta kapatma davası sürecinde izlenecek yöntem belirlenecek. Bu yöntem ile birlikte iddianame, ön savunmanın hazırlanabilmesi için AKP’ye gönderilecek. AKP’nin savunma süresi uzayacak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AKP hakkında laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu iddiasıyla kapatma talebiyle açtığı davada […]

Ergenekon’da iyi gazetecilik, fikri takip, kilit unsur…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Önce kısa bir hatırlatma: Cumhuriyetgazetesi, 2006’nın Nisan ayının ilk yarısında üç kez bombalandı. Gazete, saldırıyı, “laikliğe karşı bomba” olarak yorumladı. Gazetenin okurları da “laikliğe karşı” gerçekleştirilen bu saldırıya karşı kınama gösterileri yaptılar. 17 Mayıs’ta Danıştay silahlı saldırıya uğradı, bir yargıç öldürüldü. Saldırgan yakalandı. Adı Alparslan Arslan’dı ve bir avukattı. Bu olay çok daha büyük laiklik yürüyüşlerine yol açtı. O kadar ki, öldürülen yargıçın Ankara’daki cenaze törenine Başbakan “provokasyon” endişesiyle katılamadı. Kısa bir süre sonra Danıştay saldırganının Cumhuriyet’e bomba atan kişilerden biri olduğu ortaya çıktı. Bir süre sonra da bu kişinin şu anda Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklu bulunan kişilerle tanıştığı, birlikte fotoğraf çektirdiği ve biriyle de iş ortağı olduğu iddiaları ortaya atıldı. Fakat asıl bağlantı, önceki yaz Ümraniye’de bir evde bulunan 27 adet el bombası vesilesiyle kuruldu. Çünkü 30’luk “kafile”den yerinde bulunmayan üçünün, Cumhuriyet’e atılan bombalar olduğu anlaşılmıştı. Ve evin sahibi (dolayısıyla bombaların da sahibi), Ergenekon tutuklusu bir emekli binbaşıydı. Cumhuriyet ve bombalar 21 Mart’ta KronikMedya’da kaleme aldığım “İlhan Selçuk, Cumhuriyetve Ergenekon” başlıklı yazımda, Cumhuriyet’in Ergenekon soruşturmalarına karşı neredeyse “haber gizleme” boyutlarına varan ilgisizliğini şöyle anlatmıştım: “(…) Polisin yürüttüğü soruşturma belli bir olgunluğa ulaştığında, 22 Ocak 2007’de aralarında eski tümgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gazeteler 23 Ocak’ta ‘büyük operasyon’u manşetlerinden ya da sürmanşetlerinden duyurdu. Haber, bütün gazetelerde en önemli arka plan bilgisiyle, yani Cumhuriyet’e atılan bombalarla ‘Ergenekon bombaları’nın aynı seri numarasını taşıdığı bilgisiyle verilmişti. Biri hariç: Cumhuriyet.” Aslında yanlış olmuştu bu ifade. Çünkü haberi tıpkı Cumhuriyetgibi veren bir başka gazete daha vardı: Yeniçağ. 21 Mart’taki yazımda, Sabahgazetesi yazarı Umur Talu’nun da bu “haberciliğe” çok şaşırdığını söylemiş, o günlerde yazdıklarını aktarmıştım: “’Kadim’ Cumhuriyetgazetesi, birçoğumuza gazetecilik okulu olmuş, çok sese çatı olmuş, yüzlerce okurunu sırf kolunda o gazete var diye faşist ve çeteci cinayetlere, devlet işkencelerine kurban vermiş… Daha da ötesi, Uğur Mumcu’ sunu, Ahmet Taner […]

“Darbe Günlükleri” Deniz Kuvvetleri’nin bilgisayarından…

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Noktadergisinin kapatılmasına, Eski Deniz Kuvvetler Komutanı Özden Örnek’in “Bana ait değil” diyerek şikâyetçi olmasıyla eski Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün de “yalan haber yapmak” iddiasıyla yargılanmasına neden olan “Darbe Günlükleri”nin, Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bilgisayarından elde edildiği kanıtlandı. Tarafgazetesinin 26 Mart günü yayımlanan manşet haberinde, Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün, yürütülen soruşturma kapsamında tanık olarak bilgisine başvurduğu Görmüş’ten aldığı günlüklerin kopyasının emniyet birimlerine yaptırılan incelemesinde günlüklerin Örnek’in bilgisayarından çıktığı belirlenerek bir rapor haline getirildi.Günlüklerde anlatılan Sarıkız ve Ayışığı adlarıyla 2004’te yapılmak istenen darbe girişimlerini haber haline getirdiği için “Yalan haber yapmak ve iftira atmak” suçlamasıyla Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Görmüş’ün avukatı Ümit Kardaş, 11 Nisan’da görülecek 4. duruşmada mahkemeden emniyetin konuyla ilgili raporunun istenmesini talep edeceklerini söyledi. Kardaş raporun gelmesinden sonra müvekkili Görmüş’ün beraat etmesi gerektiğini belirterek, “Yani yalan haber yapılmadığı gibi tam aksine bir anayasal suçla ilgili yapılan hazırlıklar kanıtlanmış olacak. Bu durumda günlüklerde adı geçen dönemin kuvvet komutanlarının da anayasal bir suç olan darbe girişimi nedeniyle yargılanmalarının önü açılmış olacak” dedi. Darbe Günlükleri’nin kaynağı Tarafgazetesinde Mehmet Baransu imzasıyla yayımlanan habere göre, Ergenekon soruşturması savcısı Öz Nokta Dergisi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün de bilgisine başvurdu. Savcı Öz, 7 Mart 2008 günü tanık olarak 2.5 saat süreyle ifadesi aldığı Görmüş’ten Ergenekon operasyonuyla ilgisi olup olmadığını araştırmak amacıyla “Darbe Günlükleri”nin bir kopyasını da aldı. Savcı Öz, bilgisayar ortamında yazılı olan günlüklerin incelenmesi için emniyetin ilgili birimlerine gönderdi. Geçen hafta sona eren teknik inceleme sonunda ise günlüklerin, Özden Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda kullandığı bilgisayarından çıktığı belirlendi. Tarafgazetesine bilgi veren bir emniyet yetkilisi metinlerin orijinal halinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki hangi bilgisayardan çıktığının resmi bir yazıyla belgelenerek rapor haline getirildiğini söyledi. “Emekli paşalara yargı yolu açılacak”Hakkında açılan davada, “Basın yoluyla alenen hakaret ve iftira” suçlarını işlediği iddiasıyla 6 yıl 8 aya kadar hapis cezası istenen Görmüş’ün avukatlarından […]

Sokağın Dili: İstanbul olmasaydı nerede yaşardınız?

Dünya üzerinde “İstanbul” adında bir kent hiç olmasaydı acaba İstanbullular ne yapardı? Yaşamak için seçecekleri alternatif yer neresi olurdu? Günden güne kalabalıklaşan, hızla göç alan bu koca kentin sakinlerinden bu kez hayal kurmalarını istedik. Ve hayallerde sınır olmadığına bir kez daha tanıklık ettik. İşte halkın kafasındaki birbirinden renkli İstanbul alternatifleri…Muhabir: Akman Yengin Kameraman: Uğur Orakçı sokakdili@medyakronik.com

Sanal alemde “kebap pişirmece”

İşvecan Nur Özen İstanbul’da Beyoğlu’nda, Adana usulü kebaplar yapan bir ocakbaşı restoran, yaratıcı internet sitesiyle dikkat çekiyor. Başarılı bir tasarıma ve fotoğraflara sahip site mönü, adres gibi olağan bilgilerin yanı sıra, olası bir yemeğin ücretini hesaplamanıza imkân tanıyan “kaça patlar” ve ocağın başına geçerek müşteri ağırlamanızı sağlayan “kebap pişirmece oyunu”yla farklılaşıyor. İstanbul’a 1966’da gelen restoranın sahibi Musa Emici (60), 1972’den beri Beyoğlu’nda, Küçükparmakkapı Sokak’ta kebapçılık yapıyor. Emici, eskisine göre çok daha büyük mekâna ise 1985 yılında taşınmış. Kendi ismini verdiği restoranı Musa Ustam, üç katında 250 kişiyi aynı anda ağırlayabiliyor. “Çağdaş bir insanım, yenilikleri severim. Lakin konu kebap olunca geleneksel bir insanım. Çocukken yediğim kebap neyse, şimdi pişirdiğim kebap da odur” diyen Emici internet sitesi açma fikrinin oğlu Okan Emici’ye ait olduğunu söylüyor. Oğul Emici işe, restoranın ismini taşıyan www.musaustam.com adresini satın alarak başlamış. Sitenin açılmasından sonra, aklına gelen fikirlerin sanal ortama aktarılmasını sağlamış. “Kaça patlar” Açılış hariç, altı ana bölüme ayrılan site zengin görselliğe sahip. Flash programıyla hazırlanan sitede, bir sayfadan diğerine geçiş sırasında ekranda bir şiş beliriyor. Yeni sayfa yüklenirken bu şiş, garnitür ve kebaplarla dolmaya başlıyor. Ana bölümlerden biri, “kaça patlar” başlığını taşıyor. Bu bölümde, restoranda yiyebileceğiniz tüm kebap, meze ve alkollü ve alkolsüz içeceklerin listesi yer alıyor. Liste, kendi tercihlerinizi ve adedini işaretleyerek olası bir ziyarette, restoranda ne kadar hesap ödeyeceğinizi hesaplayabiliyorsunuz. Ocakbaşına gel Sitenin en yaratıcı buluşu “kebap pişirmece” oyunu. Bu oyunda bir ocak ustası gibi tezgaha oturuyor ve ocağın diğer tarafındaki müşterileri ağırlıyorsunuz. Müşterinin sipariş ettiği kebap türlerini sırasıyla ocağa yerleştiriyor ve zamanında pişirip servis ediyorsunuz. Kebap pişirmece, zamana karşı bir oyun. Ocaktaki şişi ne zaman çevirip, ne zaman kaldırmanız gerektiği işaretlerle bildiriliyor. Ancak müşteriler ve siparişleri sürekli arttığı için bu iş hiç de kolay değil. Oyuna katılanlar, siteye üye olduğu takdirde skorlarına kaydedebiliyor. Görüntülü adres Restoranın yeri, İstiklal Caddesi’nde elinde kamerayla ilerleyen bir […]

Krizin nedeni hedge fonlar değil…

Ebru Engin İMKB’da düzenlenen “Finansal İstikrarsızlık ve Menkul Kıymetler Borsaları” başlıklı konferansta 2 yıldır yaşanan ve son günlerde etkisi daha da derin bir şekilde hissedilen “ekonomik türbülansın” merkezi olan sermaye piyasaları, FED kararları ve hedge fonları tartışıldı. Konferansta bir konuşma yapan New York Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcısı Dr. Paul Bennet dünyada hedge fonların krize neden olduğu yönündeki düşüncenin aslında yanlış olduğunu söyledi. Avrupa ve Amerika’da sayıları 10 bine yakın Hedge fon bulunduğunu ve toplam değerlerinin 1,5 -2 trilyon dolar olarak tahmin edildiğini söyleyen Bennett, bu büyüklükte bir kaynağın istikrarsızlık yaratmasının düşünülemeyeceğini söyledi. Konferansta konuşan İMKB Başkanı Hüseyin. Erkan da global piyasaların riskli bir dönemeçten geçmesi nedeniyle Türk ekonomisinin bundan olumsuz etkilendiğini ve bu etkinin zamanla düzeleceğini söyledi. Piyasalarda yaşanan hızlı düşüşün kar realizasyonundan kaynaklandığını ancak piyasalardan herhangi bir çıkış olmadığını anlatan Erkan, yerli yatırımcılara göre çok daha uzun vadeli çalışan yabancı yatırımcılar için Türkiye’nin hala cazibesini koruduğunu ifade etti… İstanbul Bilgi Üniversitesi Finans, Uluslararası Finans ve Bankacılık yüksek lisans programları ile Sermaye Piyasaları Sertifika Programları ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın işbirliğiyle düzenlenen konferansa İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans Yüksek Lisans Programı Direktörü Prof. Dr. Oral Erdoğan, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanı Hüseyin Erkan ve New York Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcısı Dr. Paul Bennett konuşmacı olarak katıldı.

Her şehre başka Nevruz

Aynı Nevruz, Aynı Kürtler, Aynı DTP, Başka Valiler Yine kıyamet kopacak korkutmaları içinde, yüreğimiz ağzımızda bir Nevruz yaşadık.Resmi ideolojinin “Nevruz kutlanacaksa onu da biz kutlarız” ısrarıyla pek çok komiklikler yaşandı. Kravatlı, iskarpinli kocaman adamlar, zorla meydana toplanmış ilköğretim çocuklarının boş bakışları arasında tahta parçalarından yaptıkları küçük ateşlerin üzerinden atladılar. Karagöz – Hacivat kıvraklığında gövdelerini öne arkaya savurarak demir dövdüler, geceden haşlanmış yumurtalarını tokuşturdular. Bu ucube sokak seyri zoraki sürerken, gerçekten bu bayramı bayram gibi kutlamak isteyenler vardı başka şehirlerde. Onbinlerce, yüzbinlerce insan meydanlara toplanmıştı. Demek ki onlar için bu bayram daha fazla şey ifade ediyordu. Ülke aynıydı,Nevruz aynıydı,Kürtler aynıydı,DTP aynıydı,Bir tek valiler ve emniyet müdürleri farklıydı. İşte bu yüzden de; İstanbul’da, Diyarbakır’da bayram yapılırken; Van’da, Yüksekova’da, Siirt’te bir dehşet filmi yaşandı. Nineleri yaşındaki kadınları ve minik çocukları öldüresiye dövebilen, Milletvekiline “senin elini sıkmıyorum” diyebilen aktörlerin başrolü oynadığı bir filmdi. Millete “sadece bir gün bayram yapabilirisiniz”, “ne kadar sevinebileceğinize de biz karar veririz” diyen hastalıklı yönetmenlerin filmiydi. Kısacası bir kötülüğün altından daha devlet çıktı. Gelecek yıl Nevruz için saldığınız korku haberlerini duyduğumuzda; Halktan değil, yetki sahasında kendini feodal lord gibi hisseden derebeyi mülki erkândan korkacağız. Sorunsuz kutlama yapılacağı sözü verip sözünde durmayan İçişleri Bakanından korkacağız. Bayram yapmak isteyen herkesi suçlu, terörist gibi gösteren medyadan korkacağız. Daha kendi şehrinde bayramını kutlayamayan insanların olduğu bir ülkede; “Tek devlet, tek millet” tekerlemelerini tekrarlayan Başbakan’dan korkacağız. Genç Siviller

Radikal’in Taraf’la derdi ne?

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.comÖnce 23 Mart tarihli Radikal’deki bir haber dikkatimizi çekti: “İslamcı basın gözaltıları mutlulukla karşıladı” başlıklı haber şu şekilde bir sunum yapıyordu: “Ergenekon soruşturmasında İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek’in gözaltına alınması İslamcı basında ‘arkası gelecek’ yorumlarıyla karşılandı.” Bu sunumun ardından “İslamcı gazetelerin” gözaltıları nasıl aktardıklarına dair alıntılar yer alıyordu. Vakit, Star, Yeni Şafak, Taraf…Bu da nereden çıktı derken bugünkü Radikal’in birinci sayfasıyla karşılaştık. Haberin başlığı: “Bilgi sızdırma çetesi mi var?” Star, Yeni Şafak, Vakit ve Tarafgazetelerinin son günlerdeki nüshalarından yapılmış bir kolaj, fotoğraf olarak habere eşlik ediyor. Haberin spotu şöyle: “Ergenekon’da soruşturma gizli yürütülüyor. Hatta Kemal Alemdaroğlu, hakkındaki suçlamalar ‘gizli’ diye kendisine söylenmediği için susma hakkını kullandı. Ancak zanlılar ve avukatlara söylenmeyenleri, bazı gazeteler yazıyor.” Ustalıkla hazırlanmış bir spot bu. İnsan haberin gerisini merak etmeden duramıyor. Neden acaba “bazı gazeteler” yazabiliyor bunları ve o “bazı gazeteler”in ne ayrıcalığı var? Bu merakla haberin devamını okuduğumuzda şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Türkiye’yi geren Ergenekon soruşturması yetkililerin ifadesiyle ‘son derece gizli’ yürüyor; savcı, savunma hazırlaması gereken avukatlara, sorgulanan sanıklara bile bilgileri vermiyor. Ancak, dosyada olduğu söylenen gizli bilgiler, günlerdir AKP yanlısı gazetelerde boy boy yer alıyor.” Haberden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Star, Yeni Şafak ve Tarafhakkında suç duyurusunda bulunduğunu da öğreniyoruz. Kaderin garip cilvesi olsa gerek Radikal’de bu satırları okurken yine bugün Tarafgazetesinin manşetinde “Yargıçları fişlediler” başlıklı manşet haberinde Ergenekon operasyonu kapsamında yürütülen soruşturmada İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay üyelerini Nakşiler, Kürtler, Tuncelililer, MHP’liler ve Fethullahçılar diye sınıflandıran bir belge bulunduğu yazıyordu. Yani Radikal’in tepki gösterdiği çerçevede yapılmış bir haber… Kaderin garip cilvesi derken bu haberin altındaki imzaya dikkat çekmek istedik aslında: Soner Arıkanoğlu. Bir süre önce 40 civarında arkadaşıyla birlikte Radikal’den atılan deneyimli bir muhabir. Taraf’ın Ergenekon’la ilgili bazı haberlerinin altında ise bir başka “Radikalzede” Adnan Keskin’in imzasını göreceksiniz. Yani Radikalyöneticileri bir süre daha sabredip bu muhabir arkadaşları işten atmasaydı belki de bu […]

Meğer ki Nakşibendiliği de kapatasın!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com23 Mart tarihli Radikal2’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kapatılma teşebbüsünü dar hukuki, hatta siyasi çerçevenin dışında bir bakış açısıyla anlamlandırmak isteyen okurlar için ilginç bir yazı vardı. Araştırmacı yazar Mehmet Ali Gökaçtı, “Bir Nakşibendi projesi olarak AKP” başlıklı makalesinde, Hilmi Yavuz’un Cumhuriyet’e Dair adlı kitapta dile getirdiği tespit ve fikirleri daha da açarak yorumluyor. Gökaçtı’nın da katıldığı Hilmi Yavuz’a göre, Nakşibendi cemaatinin Türk siyasetine sunduğu iki proje Anavatan Partisi (ANAP) ile AK Parti idi. “Turgut Özal gibi ilk öncüleri tarafından daha çok bireysel olarak temsil edilme ve etkin olabilme imkânı bulan bu hareket, 90’lı yıllardan itibaren ortaya çıkan yeni bir sınıfın elinde daha organize bir biçimde ülkenin gündemine yerleşmiş”ti. Mehmet Ali Gökaçtı, “Nakşilik(in) diğer tüm tarikatlardan farklı olarak doğası ve yapısı gereği sadece insanların öteki dünyaları ile değil bizzat bu dünyadaki durumları ve konumlarıyla da ilgili” bir tarikat olduğunu hatırlattıktan sonra, tarikatın 1960’lardan itibaren geçirdiği değişimin önemine şu satırlarla dikkat çekiyor: “O günün koşullarında güçlü olmanın ve Kemalist ideoloji karşısında kendisini dengeleyebilmenin yolunun sanayileşme başta olmak üzere ilerleme ve kalkınmadan geçtiği görülerek yeni bir süreç başlatıldı. Bu süreç, İslami geleneğin çağdaş ihtiyaçlara nasıl cevap vereceği noktasında yaşama geçirildi. Bir şekilde ifade etmek gerekirse, o güne değin ‘Bir lokma, bir hırka’ olarak tanımlanan felsefi duruşun yanına bir de ‘Mazda’ eklendi. Müslüman kesimin kendi kaderine hükmedebilmesi için günün koşulları bağlamında teknoloji başta olmak üzere çağdaş tüm enstrümanlara hükmedebilmesi gerektiği açıkça idealize edildi.” Normal olarak İslamcılığın modernleşmesi, “Batı modernliği”ni kendine hedef seçmiş bir siyasi kadroda memnuniyet yaratmalıydı. Fakat öyle olmadı, ya da bu sadece lafta kaldı. Devlet ideolojisi “yobaz”lara veryansın ediyordu ama aslında onlara duyduğu nefretten daha fazlasını “yobazlığı” aşıp modernleşmeye, şehirleşmeye çalışan Müslümanlara karşı duyuyordu. Devlet ideolojisi hiç kuşkusuz Nakşiliğin Cumhuriyet’e savaş açmış 1940’lardaki halini, bugünkü haline tercih ederdi. Ama işler her zaman “ideoloji”nin istediği gibi gitmiyor işte. O […]