Kategori Genel

Berkan’ın görüştüğü ‘çok önemli bakan’ bir sır değil!

Dünkü (7 Nisan) Medyakronik’te yer alan “İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj” başlıklı yazıdan şu satırları hatırlayarak başlayalım: “Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, 6 Nisan tarihli ‘Ergenekon’un Yakın Tarihi 3’ başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü ‘çok önemli bakan’a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında ‘Hepsini biliyoruz’ şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana ‘Peki ne yapıyorsunuz’ diye soruyor, ‘Bekleyin çok şey olacak’ cevabını alıyor. “Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor. Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor.” Bizim dünkü özetlememizde olmayan, ama Berkan’ın tam metnini yayımladığımız yazısında yer alan şu cümleyi de unutmayalım (“çok önemli bakan”ın “Bekleyin çok şey olacak” şeklindeki çıkışından sonra): “Aradan dört yıl geçti, hâlâ bekliyoruz!” Nokta’nın yayınının hemen sonrası Nokta’nın 29 Mart- 4 Nisan 2007 tarihli sayısının kapak haberi şöyleydi: “Hayret verici ayrıntılarıyla SARIKIZ ve AYIŞIĞI… 2004’te iki darbe atlatmışız…”İçerde, İsmet Berkan’ın işaret ettiği “Sarıkız” darbesine tam 26 sayfa ayrılmıştı. Darbe girişimi şu spotla anlatılmıştı dergide: “Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinin en ilginç bölümleri, hiç kuşkusuz ‘Sarıkız’ adı verilen darbe planı… Neredeyse bir yıla yayılan darbe planlaması, 24 Nisan 2004’teki Kıbrıs referandumundan sonra tamamen rafa kaldırılmış. Başlangıçta birlikte hareket eden dört kuvvet komutanı zamanla görüş ayrılığına düşmüş. Örnek’in günlükleri, zamanın Genelkurmay başkanı Özkök’ün girişime başından sonuna karşı çıktığını gösteriyor.” Aynı haftanın […]

Ne bakışlar gördüm zaten yoktular

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com “Olabilirdi aşklar” kavram olarak belki hayatımızda yok ama fiilen var aslında. Kısa bakışmalarla ayaküstü yaşanan flörtler sonrasında elinizde ne bir isim kalır, ne bir telefon. O öylece gider; siz lazım olduğunda asla bulamadığınız cesareti, iyi örülmeyen kader ağlarının ilmiklerini sorgularsınız. Bir daha görme ihtimaliniz de düşük olduğu için o artık sizin “olabilirdi aşkınız” olmuştur. Ama onu oldurmanın yolu olarak interneti deneyenler var; ne kadar ‘başarı’ya ulaşılıyor, ona dair bir şey yok, ama ‘ne aşklar yaşan(m)ıyor’daki buruk tat okudukça okutturuyor insanı.www.kizmeet.com Bu site size arkadaş, değil kaderinizi buluyor. Sloganları “ilk bakışlar, ikinci şanslar” olan, Amerika menşeli kizmeet.com, normal arkadaş sitelerinden biraz farklı. Burada fotoğrafından, kişisel özelliklerinden beğendiniz kişiyi değil, gerçek hayatta zaten gördüğünüz insanı arıyorsunuz. Yani siz bir barda, spor salonunda, okulda, otobüste gördüğünüz, açılamadığınız ve unutamadığınız kadını ya da erkeği arıyorsunuz. Siteye mesaj bırakarak başlıyorsunuz. Öncelikle tarihi ve yeri belirtiyorsunuz. Üzerinizde ne olduğundan, diğer tarafın ne giydiğinden bahsediyorsunuz. Aranızda bir konuşma geçtiyse, onu yazıyorsunuz. Aradığı insanı bulmak için yazan da var, ama biri beni yazmış mı diye de bakılabiliyor. O zaman da kendi gittiğiniz mekânı ve tarihi yazıp aratabiliyorsunuz. Mesela sitede, Los Angeles’tan bir kadının markette karşılaştığı bir adama, 16 Şubat 2008 tarihli mesajı şöyle: “Ben senin yanındaki kırmızı lahanaya ulaşmaya çalışıyordum, senden izin istedim. Sense kereviz taşıyordun. Ne diyeceğimi bilemediğimden lahananın ambalajlı olmadığını söyleyiverdim. Sen de organik yiyeceklerin yararı üzerine yorum yaptın. Düşündüm de senle çay ya da kahve içmek güzel olabilirdi, fakat sen gitmeden önce düşünemedim bunu. Hâlâ ilgileniyor musun?”“Gelenekseli yaşatan teknoloji” Sitenin kurucusu Mark Jaffe yaptıkları iş için söyle demiş: “Geleneksel bir buluşma sitesi değiliz. Daha çok geçmişteki geleneksel buluşmaları hatırlatan bir tarzımız var. Bir insanı görürsünüz ve bir kıvılcım hissedersiniz; şimdi internet işleri kolaylaştırıyor; burası kimya ilk nerede tuttuysa, oraya gerçek bir dünya bağlantısı.”( Chicago Tribune, Mart 25, 2007) Şimdilik Amerika’nın 16 eyaletine hizmet […]

Herkes ayrı telden partisi

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Giyindiniz, hazırlandınız partiye gitmek için her şey tamam. Kapıdan çıkarken bir şeyin eksik olduğunu hissettiniz, son anda kulaklıklarınızı ve mp3 çalarınızı almayı unuttuğunuz aklınıza geldi. Kulaklık ve mp3 çalar ne işinize mi yarayacak? Son zamanların gözde parti tekniği “Silent Rave” Türkiye gençliği tarafından yeni keşfedilmeye başlandı. Katılımcılara kendi diledikleri müzik tarzıyla eğlenme olanağı sağlayan partilerin en önemli özelliklerinden biri de herhangi bir bedel ödemeden sınırsız eğlence sunuyor olması. Bu partileri yapmak için gece ya da gündüz fark etmiyor olması katılımcılar için ayrıca bir avantaj sağlıyor. Silent Rave, gece kulüplerinde düzenlenen partilerin pabucunu dama atacağa benziyor… MP3 çalar şart Teknolojinin ilerlemesiyle beraber eğlence sektörü de her gün ortaya çıkan yeni “icatlarıyla” eğlence anlayışını giderek değiştirmeye başlıyor. Avrupa’da doğup giderek gelişen “Silent Rave” partileri bunun en son örneği. Günümüze kadar insanlar toplu halde eğlence mekânlarına ya da partilere gidip aynı müziklerle aynı dansları ederken artık mp3 çalarlarıyla gittikleri her Silent Rave partisinde gönüllerinden geçeni dinleyip aklına esen dansı yapabiliyor. Kimsenin kimseyle konuşmasına gerek kalmadan kendi kulaklıklarıyla ve kendi dünyalarında eğlenmeye dalan insanlar komik ve ilginç görüntülere de sahne olabiliyorlar. Kimi en yakın arkadaşıyla kulaklığını paylaşarak eğlenirken bir diğeri klasik müzik dinleyip kendini orkestra şefi zannedebiliyor. Etraftan geçen insanların tepkileri de bir o kadar ilginç. Grup halinde eğlenmekten sıkılanlara Sessiz çıldırış ya da sessiz çılgınlık, adına ne derseniz deyin, bu yeni parti tekniği alışılmış dans partilerini çok çabuk unutturacağa benziyor. Pop, rock, arabesk ne tarz müzik dinlemek isterseniz serbestsiniz, yeter ki kulaklıklarınız ve mp3 çalarınız yanınızda olsun. Yeni gündeme gelen bu parti şekli İngiltere öncü olmak üzere pek çok ülkede düzenleniyor. Türkiye’de de ilk kez 31 Mayıs’ta Taksim Tünel’de gerçekleşecek partinin davetiyeleri henüz Facebook aracılığıyla gönderiliyor. Yirmi bine yakın insanın davet edildiği partiye katılım sayısı beş bine ulaşmış durumda ve hızla artmakta. On bine yakın kişinin henüz cevap vermediği düşünülürse, Silent […]

Hani AB Batı Trakya’yı görmezdi!

Ferda Balancar AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) 27 Mart’ta verdiği kararla Yunanistan’da resmen sadece “Müslüman” olarak tanınan Batı Trakya azınlığının, “Türk sıfatını” da kullanabileceğini bildirdi. Bir başka deyişle AİHM başvuruda bulunan Türklerin şikâyetini haklı buldu ve bundan böyle “Türk” sıfatını içeren derneklerin serbest olmaları gerektiğine karar verdi. Dava sürecinde Yunanistan verdiği savunmasında “Türk” sıfatı kullanılırken asıl maksadın bir kimliği belirtmek değil, ülke içinde “etnik bir grubun / azınlığın varlığını kabul ettirmek” olduğunu iddia etmişti. Mahkemenin bu iddiaya yanıtı da şöyle oldu: “Asıl niyet bu olsa bile, Türk ismini taşıyan dernekler şiddete başvurmadıkları sürece, bu eylemleri demokratik toplum için bir tehlike oluşturmaz.” Bir başka deyişle Mahkeme diyor ki; bir dernek şiddete başvurmadıkça yasaklanamaz! AİHM bu kararı yedi üyenin oybirliğiyle aldı. Yedi üye ise Hırvatistan, Azerbaycan, Lüksemburg, Norveç, İsviçre, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’dan geliyordu. Yani Yunan ve Rum hâkimler de karara katılmışlar. Batı Trakya Türkleri ile ilgili bir başka gelişme ise yine AB ile ilişkili. Türk azınlık ilk kez kendi okul kitabını hazırladı. Yüzde 80’i AB fonlarıyla desteklenen bir eğitim programı kapsamında Türk azınlık kendi kitabını hazırladı. Başında Yunanistan’ın ünlü eğitim uzmanlarından Prof. Anna Frangudaki’nin bulunduğu “Müslüman Çocukların Eğitimi” programı kapsamında Batı Trakyalı dört Türk ile iki İstanbullu Rum’un birlikte hazırladığı kitap şu anda resmi onay bekliyor. Kitap, onaylandığı takdirde Batı Trakya’daki azınlık okullarında yardımcı kitap, azınlık çocuklarının da gittiği devlet okullarında (ortaokullarda) ise doğrudan okutulabilecek. Konuyla ilgili olarak bugün Zaman gazetesinde Herkül Millas’ın yazdığı “AB ve Batı Trakya Türkleri” başlıklı yazıyı dikkatlerinize sunuyoruz. AB ve Batı Trakya Türkleri 08/04/2008 Batı Trakya azınlığının artık ‘Türk’ kelimesini kullanabilmesi konusunda önü açılmıştır. Kendi okul kitaplarının hazırlanmasında söz sahibi olma kapasitesinde olduğunu da göstermiştir. Yunan devletinin nasıl bir tutum izleyeceğini de yakında göreceğiz. Ama her durumda AB’nin olumlu rolü de görülmüştür. Avrupa Birliği kimilerine yarıyor, kimilerine yaramıyor. Kimlere yaramadığını anlamak kolay: AB’ye karşı olanların, bu […]

IMF’den kamu müdahalesi çağrısı

Uluslararası Para Fonu IMF’nin sosyalist başkanı Dominique Strauss-Kahn, piyasalara küresel düzeyde bir kamu müdahalesi olması gerektiğini söyledi. Dominique Strauss-Kahn’ın tartışma yaratacak önerileri, dünya maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin Washington’da IMF ve Dünya Bankası toplantıları için bir araya gelmesinden birkaç gün önceye rastlıyor. Financial Times gazetesine konuşan Strauss-Kahn’a göre piyasalardaki çalkantının dünya ölçeğinde büyümeye olumsuz etkisi olacak. IMF direktörü, devlet müdahalesi gerekliliğinin artık daha da açık bir şekilde kendisini gösterdiğini söylüyor. Kredi sıkıntısının yalnız ABD’yi değil, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri de etkileyeceğini söyleyen Strauss-Kahn, “ortak uluslararası yaklaşım” çağrısında bulundu. IMF Başkanı, özellikle menkul değerler ve emlak piyasalarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bugüne dek özellikle ABD’de piyasalara likit para sağlama konusunda ciddi birçok önlem alındı — ancak Amerika’da Bear Stearns ve İngiltere’de Northern Rock bankalarının kurtarılmaları dışında mali sisteme doğrudan müdahalelerde bulunulmadı. IMF direktörünün bu sözlerinin, son aylarda kapalı kapılar ardında piyasalara müdahale olasılıklarını tartışan merkez bankası başkanları ve maliye bakanları üzerindeki baskıyı artıracağı yorumları yapılıyor. Kaynak: BBC

Kişiye göre sağlıklı yiyecekler

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Çilek, kiraz, süt, yoğurt, brokoli… Sizce bu besinler yararlı mı? Cevabınız ne olursa olsun, yanılıyor olmanız mümkün. Çünkü uzmanlara göre sağlıklı sanılan birçok besinin bazı kişiler için ölümcül bir risk taşıma ihtimali var. Bilim insanları günümüze kadar herkes için sağlıklı olduğuna inanılan bazı besinlerin aslında bazı kişilere faydadan çok zarar getirdiği gerçeğini ortaya çıkardı. Lüksemburg’daki Reunis Kutter laboratuarı araştırmacılarının bulgularına göre, her gıda maddesi her bünyede farklı etkiler yaratabiliyor. Kimisi için iyi ve sağlıklı olan bir besin, bir başkası için can alıcı şekilde tehdit oluşturabiliyor. Gıda duyarlılığı testiyle kişinin tükettiği besinler ve bu besinleri yeme sıklığı değiştirilerek, kişinin şikâyetlerinden kurtulması hedefleniyor. Kimine yarar, kimine zarar Elmadan domatese kadar bütün besinler vücutta sindirildikten sonra ya bağırsaklarda iyi sindirilmediğinden ya da bireyin yatkınlığı olduğundan vücut o besini bir bakteri gibi algılıyor. Bu yüzden de, vücut kendini korumak için bir reaksiyon gösteriyor. Gıda duyarlılığının temeli de buna dayanıyor. Fakat gıda duyarlılığı yaratan besinler bazı testlerle ortaya çıkarılabiliyor. Bununla birlikte “alcat” isimli yeni bir testle de artık sadece gıda duyarlılığı değil, bazı ilaçlar, mantar ve küf gibi maddelerin vücuda zararları tespit edilebiliyor. Gıda duyarlılığı testinden sonra verilen beslenme reçeteleri ve besin listeleriyle kişilerin yaşam kalitesi yükseltiliyor; bazı kişilerin ise hayatı tamamen değiştiriliyor. Çoğunlukla farkına varılmasa da, gıda duyarlılığına karşı alerjik reaksiyonlar günümüzde en çok rahatsızlıklara neden olan faktörlerin arasında. İngiliz Alerji Vakfı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, Avrupa ve Amerika nüfusunun yüzde 45’inin gıda intoleransı (duyarlılığı) sorunları yaşamakta olduğu tahmin ediliyor. Gıdaların ve beslenmenin kronik hastalıkların oluşmasında büyük bir etken olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlıkların, genellikle bağışıklık sisteminin belirli gıdalara karşı tepki vermeleri sonucunda oluştuğunu söylüyor. Kişiye özel test Normalde zararsız olarak bilinen besinlere karşı oluşan duyarlılık, bağışıklık sistemini harekete geçirerek uzun vadede kronik rahatsızlıklara neden oluyor. Son zamanlarda gıdalara karşı duyarlılık diyabet, obezite, mide-bağırsak şikâyetleri, yorgunluk, romatizmal hastalıklar, halsizlik, sinirlilik, egzama, idrar […]

Bana ismini söyle(me)!

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Gençken çocuk sahibi olmak üzerine pek düşünülmese de, vakti geliyor, insan anne ya da baba olarak buluyor bir gün kendini. Evrimin doğal bir sonucu herhalde bu. Üreme isteği, soyu devam ettirme güdüsü, ya da sadece bir hayatı yönetme, bir eser vücuda getirme dileği… Nedeni ne olursa olsun bazılarının bir ya da birkaç (Başbakan’a sorarsanız tercihan üç) çocuğu oluyor işte nihayetinde. Ve çocuklar anne karnında gelişirken, dışarıdakileri de bir telaş, bir sıkıntı alıyor. Çocuğa ne isim koymalı? Aslında çok ciddi bir sorun bu. Çocuk ailenin midir, toplumun mudur, kimsenin değil midir; karar vermiş değiliz henüz. Dolayısıyla çocuğa verilecek isim konusunda da bir uzlaşı yok. Sözgelimi 1970’lerde çocuklara Deniz, Ulaş, Özgür, Devrim, Emek gibi siyasi isimler verilmesi yaygınken ve bu durum yadırganmazken, aynı eylem 80’lerin liberal değişimi sonrası “çocuğun yaşamına ipotek koyma” olarak değerlendirildi. Aynı şekilde, anne-babanın içinde ukde kalmış ismi çocuğa verdiği de görülen bir durum. Gelgelelim, çocukların kendi ismine karar vermesi beklenemeyeceği için mevcut model dışında bir yol gelmiyor akla. Bu sorunlu durumu aşmak için olacak, bir hal çaresi düşünmüş yurttaşlarımız. Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’den rastgele bir sayfa açılıp, yine rasgele sallanan parmağın düştüğü yerdeki kelime ad olarak konmaya başlamış çocuklara. Tabii, bu yöntemin de bazı sıkıntıları var. Arapçanın pek bilinmediği ailelerde -Kuran’daki konu çeşitliliği de göz önüne alınmadığından olacak- yeni doğmuş yavrulara pek hoş bir anlamı olmayan isimler verilmiş kazayla. Farsçadan gelen bazı isimler de, yine anlamı bilinmeden konulmuş çocuklara.Atla deve değil ya! İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Türkçe Okutmanı Şehmus Okur bizler için sıralıyor bu gibi isimleri bir çırpıda: Mesela Betül keçi demek. İsmini sık duyduğumuz iki hayvan daha var: Burak ve Buğra. Yani at ve deve. Beyhan koyarak boşboğaz, Belma koyarak ahmak, Kezban koyarak yalancı, Yavuz koyarak saldırgan demiş de olabilirsiniz evladınıza. Kara kaşlı, kara gözlü yağız delikanlıların, “kızıl sakal” demek olan Barbaros ismini taşıması da […]

Bu da STK andıçı

Mehmet Baransu/Taraf gazetesi Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nın 2006 yılı Mart ayında yayımladığı Andıç başlıklı belgeyle Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri’nin Faaliyetlerini tek tek sıralanıp, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Rahmi Koç’a, Sabancı ailesinden, Eczacıbaşılara, Can Paker’den Oktay Ekşi’ye, TÜSİAD’dan TESEV’e kamuoyunca bilinen birçok isim ve derneğin Fişlendiği ortaya çıktı. Andıçta yer alan kişi ve kurumlar “Türkiye’yi bölmek isteyen ABD ve AB’nin projelerini Türkiye’de yürütmek için birçok fondan yardım almakla” suçlanıyor. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Harekat Başkanı Bekir Kalyoncu ve Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral N. Baykul’a gönderilen ve altı bölümden oluşan Andıç’ın konu bölümünde şu çarpıcı ifadeler var: “Bu andıç, ABD ve AB’nin kendi amaçlarına uygun olarak yönlendirdiği sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri hakkında bilgi vermek ve bu kapsamda alınabilecek karşı tedbirler hakkında onay almak maksadıyla hazırlanmıştır.” Hiyerarşik yapılanmanın tepesinde Musevilik varmış “Sivil Toplum Örgütleri ( STK’ler) her geçen gün gelişmekte ve yurtdışı bağlantıları önem kazanmaktadır. İnsan hak ve hürriyetlerinin uluslararası bir hüviyet kazanarak güçlü ülkelerin elinde siyasi bir koz haline gelmesi STK’lerin etkinliğini artırmaktadır” denen andıç’ın değerlendirme bölümünde ise sivil toplum örgütlerinin yaptığı organizasyonların “ABD, Almanya gibi ülkelerin hedeflerine uygun bir kamuoyunun oluşturulmasına hizmet ettiği” iddia ediliyor. 73 sayfadan oluşan Andıç, ünlü spekülatör George Soros’un kim olduğu ve dünyada hangi organizasyonların içerisinde bulunduğunun anlatıldığı bölümle başlıyor. Soros’un başkanlığını yaptığı Açık Toplum Fonu’nun desteklediği dünyadaki örgütler, Gürcistan darbesine yaptığı destek, Kıbrıs, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Soros Vakfı’ndan Türkiye’de parasal destek alan kişi ve kurumlar tablolarla gösteriliyor. Türkiye’deki STK’lar, kişi ve diğer kurumlara mali desteği gösteren tablonun en üstünde ABD’de Başkan’a bağlı dış politika konularını koordine eden resmi bir bürokratik yapı olan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin (National Securitiy Council) konulması dikkat çekiyor. Andıça göre mali destek buradan Natıonal Endowment For Democracy, Soros Vakfı gibi kuruluşlara geliyor ve oradan da Türkiye’deki kurumlara dağıtılıyor. Andıçtaki başka bir tabloya göre […]

İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.com Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, gazetesinde 4 – 6 Nisan tarihleri arasında üç gün süren “Ergenekon’un Yakın Tarihi” başlıklı yazılar yayımladı. Berkan’ın yazıları Ergenekon soruşturması kapsamında çok önemli bilgiler içeriyordu. Berkan, 6 Nisan tarihli “Ergenekon’un Yakın Tarihi 3” başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü “çok önemli bakan”a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında “Hepsini biliyoruz” şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana “Peki ne yapıyorsunuz diye soruyor, “Bekleyin çok şey olacak” cevabını alıyor. Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor.Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor. İsmet Berkan, bunları yazarak yurttaşlık görevini yerine getirmişi oluyor olmasına ama aynı zamanda akıllara şöyle bir soru da takılıyor: Berkan’ın bugün yazdıklarını olayların gerçekleştiği günlerde, yayın yönetmenliğini yaptığı gazetede neden okuyamadık? “Ergenekon’un Yakın Tarihi”ni olayların üstünden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra öğreneceğimize o günlerde öğrenmiş olsaydık acaba ne değişirdi? Umarız İsmet Berkan da bu sorulara önümüzdeki günlerde bir yanıt verir. Ergenekon’un yakın tarihi 04/04/2008İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, benim anladığım, bütün Cumhuriyet tarihinin en önemli soruşturmalarından birini yürütüyor. Halen bu soruşturma çerçevesinde 47 kişi tutuklu olarak çeşitli cezaevlerinde. Savcının iddianamesini yazarak davasını açması bekleniyor.Daha önce Ergenekon konusunu defalarca yazdım, ‘Büyük’ ve ‘Küçük’ Ergenekon’lardan söz ettim. Kendimi tekrarlamak pahasına zaten sizin de bildiğinizi düşündüğüm birkaç konuyu hatırlatmak istiyorum.Ergenekon denen örgütlenmenin geçmişini çok gerilere götürenler var, […]

Afganistan’da hangi medya, hangi özgürlük?

Aslı TUNÇ Afganistan’ın Kültür Bakan Yardımcısı Din Muhammad Rashedi, 5 Nisan günü savaş yorgunu, yoksul ülkesinin medyasını sunmaya çalıştı, bir avuç Türk gazeteciye. Medialog Platformu’nun konuğu olarak İstanbul’da ağırlanan hepsi erkek üst düzey gazeteci, genel yayın yönetmeni ve siyasetçiden oluşan Afganlı davetliler bir günlük seminer boyunca Afganistan’ın medyasını, güvenliğini, siyasal ve kültürel geleceğini ve beklentilerini konuştu. Taliban sonrası hayatı, NATO varlığını, Türkiye’nin rolünü ve daha pek çok konuyu çoğunluğu İslami medyadan gelen gazetecilerle tartıştılar. Medya bağlamında Türk medyasıyla neredeyse hiçbir ortak sorunu ve noktası bulunmayan Afganistan, okuma yazma oranının yüzde yirmi olduğu (hatta kadınlarda bu oran % 12) bir ülkenin gerçeklerini yaşamakta. Yazılı basının yerini radyonun aldığı ülkede 30 ayrı dil ve lehçeyi birleştiren tek kitle iletişim aracı radyo. Şimdilerde ülkede geniş izleyici kitleleri olan beş özel televizyon kanalı ve 40’tan fazla radyo istasyonu var. Rashedi, 2004 yılında hazırlanan anayasadan sonra ifade özgürlüğünün korunma altına alındığını ve aslında Afgan medyasının Türk medyasından bile daha bağımsız (!) olduğunu dile getirdi. Türk konukların yüzündeki şaşkın ifadeler eşliğinde Afgan medyasında asla sansür olmadığını ancak tek koşulun televizyon ve radyo yayınlarının İslam’a uygunluğu olduğunu vurguladı. Bu noktadan sonra salonda bulunan çeşitli İslami medya mensuplarını bilmem ama benim kafam epeyce karıştı. Kültür Bakan Yardımcısı dine dokunmadığı sürece ifade özgürlüğünün sınırsız olduğunu iddia ettiği medyasını överken Batı dünyasının popüler kültür ürünlerine şimdilik bağımlı olduklarından şikayet etti. Anlaşılan ifade özgürlüğünü savunan Media Watch ya da Londra merkezli Savaş ve Barış Gazeteciliği Enstitüsü’nün 2006 – 2007 arasında Afganistan’ı ifade özgürlüğünün neredeyse bulunmadığu ülkeler listesinin başına oturtmaları bir yalan olsa gerekti. Bakan yardımcısı özellikle son günlerde yabancı basına yansıyan Popstar yarışması tartışmalarına ise değinmemeyi tercih etti. Daha 29 Mart günü Rashedi’nin çalıştığı Bakanlık televizyonda erkeklerle birlikte dans eden kadınları görünce çılgına dönmemiş miydi? Derhal program ahlaksızlık ve İslamiyete aykırı unsurlar nedeniyle lanetlenmişti. Zaten bu dejenere Batı program formatları yok […]

Modellerini döven fotoğrafçı

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.com 1977’de Diyarbakır’da dünyaya gelen Cengiz Tekin yaşadığı coğrafyaya sadık kalmış ve nimetlerinden faydalanmayı başarabilmiş bir fotoğrafçı. Şaşırtmayı ve ironik göndermeler yapmayı kendine görev edinen Tekin, artık yerel bir fotoğrafçı olmaktan çok uzakta… Sanat hayatına karikatür çizerek başlayan Cengiz Tekin, 1990’larda güzel sanatlar fakültesine hazırlanmaya karar vermiş. 1994’te desenle başlayan resim hayatına sınavı kazanmasına rağmen devam etmeyen Tekin bu kararını “Ben resim çizmeyi sevmem, çizilirken izlemeyi severim” sözleriYle açıklıyor. Tekin’in fotoğrafla tanışması da ilginç; kendisini fotoğraf sanatçısı olarak görmeyen Tekin, fotoğraf makinesinin kendisiyle çalışmak istediğine inanıyor. Bunun dışında bir sokak sanatı olan grafitti ile de ilgileniyor. Çalışmalarındaki farklı kompozisyonlarla yaşadığı coğrafyayı, 1990’ların travması ve kendi iç çelişkileriyle harmanlayan Tekin, yaratıcılığının da bu iç çelişkilerden beslendiğini belirtiyor. Sürekli farklı kompozisyonlar kurmanın yaratıcılığı körükleyen bir diğer unsur olduğunu savunan Tekin, fotoğraflarında ruh ve beden halleri üzerinden ironik göndermeler yapıyor. Çalışmalarının merkezine oturttuğu mizahi bakış açısıyla politikadan topluma, iktidardan yerelliğe kadar her konuda yaşam ve sanatı biraraya getiren Tekin, ilk kişisel sergisini de doğup büyüdüğü Diyarbakır’da açtı. Şu ana kadar biri kişisel ikisi karma toplam üç sergide fotoğrafları yer alan Tekin, aldığı tepkileri çok önemseyen bir sanatçı; öyle ki, iyi tepki almadığı zamanlarda ancak arkadaşlarının desteğiyle toparlanabildiğini söylüyor. Fotoğraflarında göze çarpan farklılığın insanları çok şaşırttığını ve amacının tam da bu olduğunu söyleyen Tekin, şaşkınlık yaratan fotoğrafları çekerken halktan modelleri kullanmakta zorlandığı için ailesi ve yakın çevresiyle çalışmayı tercih ediyor. Tekin, ideolojik olarak da herkesin birbirine benzediği bir toplumun içindeki modellerden uzak duruyor. Fakat yine de bu kadar farklı fotoğraflar çekerken zaman zaman modellerini ikna etmekte güçlük çeken Tekin, bazen onları dövmekle tehdit ettiğini söylüyor.

Bir litre suyla arabanız yıkanır!

Ceren İnançcinanc@medyakronik.com Ömer Oktay babasıyla birlikte ithalat işi yapıyormuş. Fakat babasıyla iş konularında bir türlü anlaşamıyorlarmış. Sonunda tek başına bir iş kurmaya karar vermiş. Tamam, artık tek başına yapacakmış ama yaptığı iş acaba ne olacakmış? Bu zor soru kafasını epey bir oyalamış. Bir ay düşünmüş. Eline feneri alıp, Türkiye’de olmayan yeni bir fikir aramaya başlamış. Bu arada küresel ısınma ve dolayısıyla su sıkıntısı da kafasına takılan bir diğer dertmiş. Sonunda iki sorunu birleştirdiğinde patikadan ana yola çıkmış. İnternette Koreli Yan Kin’in 1998’deki bir buluşuna rastlamış: Buharlı oto yıkama sistemi. Oktay araştırdıkça bu sistemin ABD, Fransa, Macaristan, Yunanistan ve Suudi Arabistan gibi birçok ülkede kullanıldığını ve giderek yaygınlaşmakta olduğunu görmüş. Fakat her nasılsa henüz bu işi Türkiye’de yapan tek bir insan yokmuş. Buharlı oto yıkama sistemi, bilirkişiler tarafından “mükemmel bir icat” olarak gösteriliyor. Çünkü diğer sistemler bir sedan arabayı yıkamak için ortalama 160–180 litre su harcarken, bu yeni sistemde sadece bir ile 2,5 litre arasında su kullanılıyor. Üstelik kalkıp arabanızı bir yere götürmeniz gerekmiyor. İşlemi yapan, bir sandık büyüklüğündeki alet, arabaların ayağına götürülüyor. Bir telefon açıp, randevu almak ve adres vermek yeterli. Araba yıkatmanın bedeli ise, arabanın büyüklüğüne göre, 20–25 YTL. Buharlı oto yıkama aynı zamanda çevreye duyarlı bir sistem. Doğaya zarar veren deterjan ve köpükler kullanılmıyor. Pasta cila için kullanılan malzeme de bitkisel olduğu ve bir ağaçtan elde edildiği için ne doğa zarar görüyor, ne de arabalar. Ömer Oktay, pasta cilanın dakikalarca bez ovalayarak yapılmadığını da söylüyor. Pasta cila, farklı bir işleme gerek kalmadan otomatik olarak arabanın yıkanması esnasında yapılıyormuş. Sonunda hayallerinin işini bulan ve buharlı oto yıkama sistemini 6 ay önce ilk kez Türkiye’ye getiren Ömer Oktay da su sıkıntısı çeken bu dünyada, bir litre suyun bile artık altın değerinde olduğunu düşünüyor. Ve herkesin bu durumun bilincinde olmasını istiyor.

Ateş, engelli koşuyor

Gökhan TanPekin’de 8-24 Ağustos 2008’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları için Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi’nin beşinci durağı Londra’ydı. Üç gün önce İstanbul’da taşınan meşale, Rusya’nın St. Petersburg kentine uğradıktan sonra bu kente geldi. Ateş, sporcu ve ünlülerin taşıdığı meşaleyle kentte dolaşırken, Çin, insan hakları ihlalleri ve Tibet sorunu nedeniyle protesto edildi. Londra polisi, 35 protestocuyu gözaltına aldı. Meşaleyi ilk taşıyan, beş olimpiyat altın madalyası sahibi, kürekçi Steve Redgrave oldu. Redgrave, koşunun başladığı Wembley Stadyumu’ndan çıkar çıkmaz ortalık karıştı. Meşale taşıyanlar, tur boyunca, Çinli güvenlik elemanlarının yanı sıra fosforlu üniforma giyen polisler tarafından korundu. Protestoların arttığı kalabalık noktalarda, koruma ekibine sivil polisler de eşlik etti. Ladbroke Grove’a gelindiği sırada bir protestocu, Bangladeş asıllı televizyon yıldızı Konnie Huq’un elinden meşaleyi almak istedi ancak etkisiz hale getirildi. Tepkilerin artması üzerine koşu parkuru değiştirildi ve meşale, Fleet Caddesi’nden St Paul Katedrali’ne kadar otobüsle taşındı. Meşalenin, Çin’in Britanya büyükelçisi tarafından “China Town”a sokulacağı da daha önce duyurulmamıştı. Başbakan Brown eleştirildi Olimpiyat Ateşi, Britanya Başbakanı konutu “Downing Street 10 Numara”ya da uğradı. Başbakan Gordon Brown, protestolara rağmen, meşale taşıyıcını konutun dışında karşıladı. Ancak meşaleyi tutmak istemedi. Çin, Tibetli Budist lider Dalai Lama ile görüşmeyi kabul etmediği için Brown’ın törene katılımı, muhalif politikacılar tarafından “kabul edilemez” olarak nitelendi. Buna karşılık Pekin Olimpiyat Komitesi’nin Qu Yingpu BBC’ye, “İnsanların politik görüşlerini dile getirmek için doğru yer ve zaman burası değil” açıklamasında bulundu. Polis: “Güç kullanmadık” Londra Polis Şefi Jo Kaye, göstericiler üzerinde aşırı güç kullanıldığı iddialarını reddetti. “Görevmiz, meşalenin sorunsuzca turunu tamamlamasıydı. İnsanlar, meşale taşıyıcılarına müdahale etmemeleri gerektiğini biliyorlar. Turun kesintiye uğramaması için onları durdurduk ve programı aksatmadık.” Londra’ya kıyasla çok daha az protestoya sahne olan İstanbul’da, meşalenin çevik kuvvet tarafından korunması ve polisin vatandaşlara sert müdahalesi dikkat çekmişti. Londra’da, Çin karşıtı gösteri yapan kitlenin büyüklüğüne rağmen polis silah taşımıyordu. Olimpiyat Oyunları’nın sembolü ateş, Londra’dan sonra dünyanın 130 kentini […]

Emekçiler Kadıköy’de “Mücadeleye devam” dediler

Yaklaşık 15 bin kişi bugün (6 Nisan), Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısının tamamen geri çekilmesi için Kadıköy’deydi. Kadıköy Tepe Natulius ve Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde, iki ayrı koldan, saat 13:30’da toplanmaya başlayan kitleler Kadıköy İskele Meydanına pankartlar, dövizler, sloganlar eşliğinde soğuk ve yağmurlu havaya aldırış etmeden yürüdüler. Emek Platformu’nun 1 Nisan’daki iş bırakma eyleminin ardından bugünkü eylemde öne çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti ile yasa adına hiçbir mutabakat sağlanmadığı ve yasa geri çekilene kadar mücadeleye devam etme karar alınması oldu. Bir diğer önemli gelişme de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk İş) ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Hak-İş) katılmadığı eyleme Türk İş’e bağlı 11 sendika katıldı. Ayrıca demokratik kitle örgütleri ve sendikalar 1 Mayıs’ın Taksim’de gerçekleşeceğini ilan ettiler. Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu miting tertip komitesi adına Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Ali Çerkezoğlu, TTB Genel Başkanı Gençay Gürsoy, Türk İş İstanbul Şubeler Platformu adına Harb İş Şube Başkanı Hüseyin Ömer, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası adına Alaatin Dinçer’in yaptığı konuşmalarda hükümetle uzlaşmanın söz konusu olmadığına vurgu yapıldı. SSGSS’yle kazanılmış hakların kaybına dikkat çekildi. Bundan sonrası içinse yeni eylemlere çağrı yapıldı. Ayrıca feministler adına yapılan konuşmada kadınların hayatında SSGSS’nin nasıl bir yıkıma yol açacağına değinildi. Miting programı konuşmaların ardından Grup Yorum’un konseriyle son buldu. “Direne direne kazanacağız”, “Genel grev genel direniş”, “Mezarda emekli olmayacağız”, “AKP yasanı al başına çal” sloganlarının atıldığı mitingin katılımcıları şöyleydi: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç Sen), Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal İş), Sosyal Haklar Derneği (SHD), Dev Sağlık-İş, Nakliyat-İş, Limter-İş, Sine-Sen ve Emekli-Sen, Tüm Bel-Sen, Yapı-Yol Sen İstanbul Şube, BES 3 No’lu Şube, Haber-Sen, Kültür Sanat Sen, Tarım […]

Türk-İş’in sendikaları sokaklarda, kendisi yok

Herkese Sağlık ve Güvenli Gelecek Platformu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısının (SSGSS) geri çekilmesi için 6 Nisan’da İstanbul, Kadıköy’de eylem düzenliyor. Eyleme katılanTürkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (Türk-İş) bağlı 10 sendika şöyle: Türkiye Deri İş Sendikası (Deri İş), Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası (Petrol İş), Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (Hava İş), Basın Yayın Grafiker ve Ambalaj Sanayii İşçileri Sendikası (Basın İş), Cam, Çimento, Seramik ve Toprak Sanayi İşçileri Sendikası (Kristal İş), Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (Tümtis), Denizciler Sendikası, Türkiye Ağaç Sanayii İççileri Sendikası (Ağaç İş), Türkiye Liman ve Kara Tahmil-Tahliye İşçileri Sendikası (Liman İş), Türkiye Ticaret, Koop, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Tez Koop İş). Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Selvi eylemle ilgili olarak, “Türk-İş Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda SSGSS’ye hayır demek için, kadınların emek kayıplarını engellemek için emek bileşenleri olarak ortak tavır belirleme konusunda karar alınmıştı. Türk-İş Emek Platformunun katıldığı 13-14 Mart eylemlerinden sonra taban olarak beklediğimiz cevap verilmedi. Bu sonucu Türk-İş’in savsaklamasını, eyleme katılmamasını doğru bulmuyoruz.” dedi. 10 sendikanın basın açıklamasında “Konferasyonumuz Türk-İş, Emek Platformu sözcüsü olarak SSGSS’ye karşı ortak tavır almada tereddüt göstermemelidir. Konferederasyonumuz Türk-İş’e bu konuda düşen görev Emek Platformu dönem sözcülüğünün kendisine yüklemiş olduğu sorumluluğa uygun hareket ederek ortak tavırları sekteye uğratacak açıklamalardan kaçınmak olmalıdır. Konfederasyonuz Türk-İş Emek platformunun en önemli gücüdür” dediler. Konfederasyondan yapılan açıklamadaysa, “Türk-İş süreç boyunca sadece ve sadece kazanımlarla ilgilenmiştir ve bu çerçevede tasarı ile ilgili altın vuruşun 13-14 Mart eylemleri ile yapıldığını düşünmektedir,” deniyor. Türk-İş yönetimi “eylemin yerinde ve zamanında kullanılmasının gerekliliğine vurgu yaptığı açıklamada “aksi halde eylemliliğin ciddiyetini ve inandırıcılığını yitireceği” uyarısı yapıyordu. Hükümet Emek Platformu’nun 14 Mart’ta tüm Türkiye’de yaptığı eylemler üzerine bazı değişikliklere gitmişti. Türk-İş, Kamu-Sen ve Hak-İş süreci izleyeceklerini söylemiş Platformun diğer bileşenleriyse taleplerinin karşılanmadığını söyleyerek eylem çağrısında bulunmuştu. Kaynak: bianet.org / Nilüfer ZENGİN

S&P notu kırdı, Moody’s beklemede

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s’un (S&P) Türkiye’nin kredi notu görünümünü negatife çevirme kararının ardından, bir başka kredi derecelendirme şirketi Moody’s Türkiye’nin görünümünü “durağan”da tuttu… Moody’s tarafından yayınlanan raporda Türkiye`nin kredibilitesine olumlu yönde atkı eden faktörler olarak gösterilen unsurlar söyle sıralandı: – Avrupa ile derinleşen bağlar ve dinamik ekonomi– Politik ve ekonomik istikrardaki artış– Stratejik jeopolitik durum Kredibilite üzerinde olumsuz etki yapan unsurlar olarak ise şu noktalara dikkat çekildi:Yüksek oranda dış finansman zorunluluğu,Tarihi politik kargaşa kaynağı laik – antilaik tartışmalarının sürmesi Öte yandan notların görünümünün durağan olarak korunmasına karşılık ülkede yapısal reformların hız kesmesi ve yaşanan son sıyası gerginlikler nedeniyle riskler oluştuğu belirtildi. İngiliz finans gazetesi Financial Times da (FT) S6P’nin kararını değerlendirirken, “Türkiye’deki siyasi istikrarsızlık, küresel kredideki daralma ile birleşince ülkenin kredibilitesi darbe yedi” yorumunu yapmıştı. FT haberinde, bu kararın Türkiye’nin notunun bu yıl yükseltilmesi olasılığını ortadan kaldırdığını belirtti. Türkiye’nin uzun dönemli döviz cinsinden kredi notunun halen BB- olduğuna dikkat çeken gazete, bunun da hükümetlere ucuzca borçlanma olanağını sağlayan nottan üç basamak aşağı olduğuna dikkat çekti.

Meryem’in en siyah hali

Duygu Ertürkderturk@medyakronik.com O siyah tenlerin kaşifi, o ta içimize işleyen bakışların; ‘Meryem”in (Maria) yaratıcısı, fotoğrafçı, Pınar Yolaçan… 1981 doğumlu. Önceleri aklında fotoğrafın f’si yok. O, patlıcana fermuar diken bir ‘kaçık’. Patlıcan bu öyle durmaz; çürür. Yaptığı işi belgelemesi lazım; fotoğrafını çekmek iyi fikir… Londra’da moda eğitimi aldıktan sonra, halen yaşadığı New York’a gitmiş. New York’ta saygın bir sanat okulu olan Cooper Union’dan üç yıllık bursu kaptığı gibi de Brezilya’nın yolunu tutmuş. Her işte bir hayır… Brezilya’ya gitmeden önce de aklında hep oradaki siyahi kadınlara dair bir çalışma yapmak varmış zaten. Yolaçan, Itaparica Adası’nda bir güzel fotoğraflamış Brezilyalı kadınları. Fotoğraflamış fotoğraflamasına da, kadınlar siyahi; kiloları, tenleri, bakışları çeşit çeşit. Nereden çıktı Meryem şimdi? “Meryem… Çünkü klasik Meryem vardır ya hani, beyaz tenli, pembe bir kadın… Soylu bir tasvir. Dindardır. Sömürülen ülkelere dini yaymak isteyenler, oradaki siyah tenli, güneşe tapan kadınlara; fotoğraflarını çektiğim kadınların atalarına Meryem’i göstermişler rol model olarak. Nasıl model alsın o kadınlar Meryem’i; görünüşleri bile farklı. Çok komik! Buna gönderme yapmak istedim.” Bir de tesadüf bu ya, fotoğraflarını çektiği kadınların çoğunun adı Maria’ymış Yolaçan’ın. Objektifle modellerin, iğne iplikle işkembenin harmanı onunki. “Abrakadabra!” Karşınızda ‘Faniler’, karşınızda ‘Meryem’.“Fotoğrafçılık maskülen…” Yolaçan, inadına elinin hamurunu bulaştırmış objektife; fotoğraflardaki her bir Meryem’in üzerinde, onun elinden çıkan, el emeği göz nuru kıyafetler… Kıyafetlerin kumaşı, pazara gidip bizzat seçtiği hayvan eti. Tek bir dokunuşla, fotoğrafın en feminen hali… “Doğarken annemizin rahminden çıkıyoruz, kan ve sümüksü bir sıvı içinde. Regl dönemlerimiz var, kanlı. Yemek yapıyoruz, elimizi ete, yağa değdiriyoruz. Bu kadar şey içinde plasenta veya ciğerden tiksinmek ilginç olur bence.” diyebilecek bir başkası varsa çıksın ortaya. Meryem çalışması sırasında fotoğraf çekmeyi kabul etmeyenler de olmuş. Koyu Katolikler, konsept gereği üzerlerine hayvan eti giymeyi reddetmiş mesela. Çünkü, Brezilya’da bir inanışın, çiğ hayvan etiyle yaptıkları bir ritüel varmış. Onun dışında, kadınları ikna etmekte bir zorluk yaşamamış Yolaçan.“Bana bakınca, benden […]

Taraf’ın cevabı ve cevabın cevabı

Medyakronik’te bizim expo 2015 bombamızla ilgilihaberinizi gördüm. Doğru o gün vahim bir hata yaptık. Birincisi taşraya yani Ankara ve İzmir taşrabaskılarına haber birinci sayfadan manşette değilsayfanın altında iki sütun haber olarak gitti. Kezaşehirde de aynı ölçüdeydi. İkincisi taşraya birinci sayfadan hatalı habergitmedi. Sanırım siz gazetenin taşra baskısınıgörmemişsiniz. Şükürler olsun birinci sayfayıdüzelttik. Sadece içeride, yedinci sayfada İzmir’inkazandığına dair bir haber vardı. Ve üçüncüsü “sırf İstanbul için” bir baskı dahayapmadık. Rutin olarak her gün İstanbul için (kisadece İstanbul değil İzmir ve Ankara’nın şehirbaskıları için de) bir baskı daha yapıyoruz.Diğerlerinden yarım saat sonra. Ve o gün de bu rutinçerçevesinde baskı yapıldı ve içeride yanlış haberdüzeltildi. Sizin haber bizim haberden daha yanlış olmuş Ayrıca özür hatanın yapıldığı sayfaya yani ekonomisayfasına ertesi gün konuldu. Kolay gelsin. Eray ÖzerTaraf GazetesiYazıişleri Müdürü Nazik cevabınıza çok teşekkür ederim.Gazetelerin başına bazen böyle hiç hesapta olmayan kazalar gelebilir.Bunu anlayışla karşılarım.Nitekim ben de konuya, yanlıştan kurtarmak maksadıyla yaklaştım.Yoksa bir “suç-üstü” yapmak niyetinde değildim.Mektubumun ayrıntılardaki yanlışları, sonuçta sizin yaptığınız yanlışın üstünü örtmez.Cevabınız 3 Nisan’da Taraf’ta çıkan Paris mahreçli haberi niye kulandığınızı da açıklamıyor.Ki asıl vahim hata, Expo zokasını yutan gazetecilerle alay eden, sanki Taraf aynı zokayı yutmamış intibaı uyandıran bu haberinizdi.Taraf emekçilerine bol gayret, cesaret ve iyi çalışmalar diliyorum. Ümit Bayazoğlu

Mahir Kaynak’ın ‘yok artık’ dedirten analizi ve Radikal’in manşeti

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Stargazetesi yazarı Mahir Kaynak, bir hafta kadar önce Kanal 24’te yayımlanan “Açık Görüş” programında, öbür katılımcılara ve izleyicilere yönelik “şaşıracaksınız ama” uyarısıyla bir iddia öne sürdü. Dedi ki, “Adalet ve Kalkınma Partisi’ni içinde bulunduğu bu güç durumdan en sonunda Cumhuriyet Halk Partisi kurtaracaktır.” O gün o kanalda o programı izleyenler, hiç kuşkusuz Radikal’in dünkü (3 Nisan) manşetini, Mahir Kaynak’ın programdaki sözleriyle birlikte değerlendirmişlerdir. Şöyleydi manşet: “Radikal’e konuşan Baykal’dan AKP’ye: Yeni bir başlangıç lazım / BAYKAL KAPIYI ARALADI / CHP lideri Baykal, siyasi krizi aşmak için Başbakan Erdoğan’ın güven uyandıran, sözde kalmayan bir adım atması halinde, üzerine düşeni yapacağını söyledi.” Mahir Kaynak’ın, gelişmeleri izleyen ve bunları analiz edip sonuçlar çıkartan bir yöntemi var. Kendisine, bunu da hatırlattıktan sonra şu soruyu sordum: “’Adalet ve Kalkınma Partisi’ni içinde bulunduğu bu güç durumdan en sonunda Cumhuriyet Halk Partisi kurtaracaktır’ iddianızı nasıl bir analiz üzerine oturtuyorsunuz?” Mahir Kaynak, Medyakronik’e şu cevabı verdi: “Küreselci Gül’e karşı, Erdoğan…” “AKP’nin kuruluşunun doğal bir süreçten çok iyi planlanmış bir proje olduğu kanaatindeyim. Fazilet Partisi’nin kapatılması AKP’nin kuruluşunun önünü açarken, R.Tayyip Erdoğan’ın yasaklı olması lider adayını devre dışı bıraktı. Gerçekte önce Fazilet Partisi’nin ele geçirilmesi düşünülmüş ve Abdullah Gül genel başkanlık yarışına girmişti ama Erbakan’ın müdahalesiyle Recai Kutan seçilmişti. Sonuç olarak AKP kuruldu, Erdoğan yasaklıydı ve Abdullah Gül başbakan oldu. “Bu sırada devreye CHP girdi ve yapılan anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın siyasi yasağı sona erdi. Siirt seçimleri iptal edildi, Erdoğan’ın aday olması için hukuk zorlandı. Bu süreçte CHP hiçbir olumsuz tepki göstermedi. Ben o günden beri CHP’nin Erdoğan’ı desteklediğini düşünüyorum. Bunu tersinden okumak ve Gül’ü desteklemediğini söylemek de mümkündür ve bu daha güçlü bir ihtimaldir. “Hükümeti Gül kurdu ve bugüne kadar büyük ölçüde uygulanan ekonomik ve dış politikanın hem ana çizgilerini belirledi hem de uygun kadroları başa getirdi. Bu politika küreselci ve AB yanlısı olarak tanımlanabilir. Tony Blair’in sebepsiz […]