Medya Sosyal medya Yaşam

İlham mı baskı mı? Sosyal medyanın ince çizgisi

Yazan: Buse Kıvanç

Sosyal medyada “ilham verici” olarak sunulan estetik yaşam videoları, gençler için giderek bir motivasyon kaynağından çok, ulaşılması zor bir standartlar zincirine dönüşüyor. Güne kusursuz bir cilt, sağlıklı ve estetik bir kahvaltı tabağı ve planlı bir günle başlayan kısa videolar; TikTok ve Instagram’da milyonlarca kullanıcıya ideal bir yaşam modeli sunuyor. Ancak gençlerin deneyimleri, bu modelin çoğu zaman ilham vermekten çok yetersizlik hissini derinleştiren görünmez bir baskıya dönüştüğünü gösteriyor.

- A +

Özellikle TikTok ve Instagram’da yaygınlaşan “estetik hayat” içerikleri, gündelik yaşamı yalnızca yaşanan bir deneyim olmaktan çıkarıp sürekli sergilenmesi gereken bir performansa dönüştürüyor. Böylece bireyler, kendi hayatlarını sosyal medyada gördükleri kusursuz yaşamlarla kıyaslamaya başlayabiliyor. Uzman Klinik Psikolog ve Psychology Times köşe yazarı Gizem Şipit’e göre bu durum, özellikle gençlerde yetersizlik hissini arttırabiliyor.

Şipit, sosyal medyanın tamamen olumsuz bir alan olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. TikTok ve Instagram gibi platformların bilgi edinmek, yeni bakış açıları kazanmak ve ilham almak açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Şipit, “Bu platformlar aracılığıyla insanlar yeni yerler keşfedebiliyor, üretkenliklerini artıracak fikirler edinebiliyor ya da günlük hayatlarına küçük katkılar sağlayacak içeriklere ulaşabiliyor. Bu yönüyle sosyal medya, zihni besleyen ve perspektifi genişleten bir araç haline gelebiliyor” diyor.

Klinik Psikolog ve Psychology Times köşe yazarı Gizem Şipit

Ancak sosyal medyanın görünmeyen etkileri çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkıyor.  Şipit bu durumu, “Kullanıcılar çoğu zaman farkında olmadan, kesintisiz bir içerik akışı içinde sürükleniyor. Bu akışta karşılaşılan kusursuz hayatlar, zahmetsiz başarı hikâyeleri ve sürekli değişen trendler, bireyi görünmez bir rekabetin içine çekiyor” sözleriyle açıklıyor.

Klinik Psikolog Gizem Şipit ‘e göre sorun yalnızca sosyal medyada  içeriklerin varlığı değil; bu içeriklerin nasıl algılandığıyla ilgili. Çünkü izleyici, çoğu zaman seçilmiş ve düzenlenmiş görüntüleri gerçek hayatın bütünü gibi değerlendirebiliyor. Böylece “kusursuz” görünen yaşamlar, gençler için ulaşılması gereken yeni standartlara dönüşüyor.

Şipit, bu durumun psikolojik etkilerine dikkat çekerek bireyin zamanla kendi hayatını bu idealize edilmiş yaşamlarla kıyaslamaya başladığını söylüyor: “Kişi önce bu standartlara ulaşmaya çalışıyor; ancak insan doğası gereği kusurlu ve gelişime açık olduğu için bu hedefler çoğu zaman ulaşılmaz kalıyor. Bu da bireyde yetersizlik hissini artırıyor.”

Şipit’e göre bu durum, psikolojide Alfred Adler’in ortaya koyduğu “eksiklik duygusu” kavramıyla da yakından ilişkili. İnsan doğasında var olan eksiklik hissinin, sosyal medya üzerindeki karşılaştırmalarla daha da derinleşebildiğini belirten Şipit, “Sosyal medya, bu duyguyu besleyen bir ortam haline gelebiliyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

 

Sosyal medyada “sunulabilir hayat” baskısı artıyor

Klinik Psikolog Gizem Şipit’e göre asıl mesele yalnızca birkaç estetik videodan ibaret değil. Sorunun merkezinde, gündelik yaşamın giderek bir “gösteriye” dönüşmesi yer alıyor. Özellikle gençler artık yalnızca yaşamakla kalmıyor; yaşadıkları her anı paylaşılabilir, estetik ve “sunulabilir” hale getirme baskısıyla hareket ediyor.

Basit bir kahvaltı, sıradan bir ders çalışma süreci ya da dinlenme anı bile sosyal medya estetiğine uygun olmadığı sürece yetersiz hissedilebiliyor. Böylece yaşamın kendisinden çok, nasıl göründüğü önem kazanmaya başlıyor. Bu durum da bireyin kendi gerçekliğinden uzaklaşarak sürekli “ideal versiyonunu” üretmeye çalışmasına neden oluyor.

Şipit’e göre kişi, deneyimlediği anı gerçekten yaşamak yerine o anın nasıl göründüğüne odaklandığında içsel tatmin duygusu zayıflıyor. Bu durum zamanla yabancılaşma, tatminsizlik ve sürekli bir eksiklik hissi yaratabiliyor.

Bu dönüşüm, özellikle gençler arasında “anı yaşamak” ile “anı göstermek” arasındaki çizginin giderek bulanıklaşmasına neden oluyor. Şipit’e göre gerçek yaşam; kusurları, durağanlığı ve sıradanlığıyla anlam kazanıyor. Sürekli kusursuz görünmeye çalışıldığında ise yaşamın doğal akışı ve bireyin deneyimle kurduğu gerçek bağ giderek zayıflıyor.

23 yaşındaki Beykent Üniversitesi son sınıf öğrencisi Özge Binici “estetik hayat” içeriklerinin kendi üzerinde yarattığı baskıyı şu sözlerle dile getiriyor : “Bir şey yaparken gerçekten yapmak için mi yapıyorum, yoksa paylaşmaya değer olsun diye mi yapıyorum, bazen ayırt edemiyorum.”

İçerikleri izledikten sonra kendi hayatını sosyal medyada gördüğü kusursuz yaşamlarla kıyaslamaya başladığını ifade eden Binici, özellikle sıradan ve plansız geçen günlerde kendisini geride kalmış gibi hissettiğini söylüyor. Binici’ye göre bu içerikler zaman zaman onda “herkes hayatını daha iyi yaşıyor, ben eksik kalıyorum” düşüncesini tetikliyor.

Sosyal medyada görülen düzenli, bakımlı ve kusursuz hayatların çoğu zaman gerçekliğin tamamını yansıtmadığını bildiğini söyleyen Binici, buna rağmen bu içeriklerin üzerinde görünmez bir standart oluşturduğunu ifade ediyor. Binici, özellikle öğrenciler için her zaman üretken, bakımlı, sosyal ve aktif  görünme beklentisinin yorucu olabildiğini belirterek, sosyal medyada görülen hayatların “gerçek hayatın tamamı değil, yalnızca seçilmiş bir kesiti” olduğunu hatırlamanın önemli olduğunu vurguluyor.

Kusursuzluk bir hedef değil, çoğu zaman bir illüzyondur

Gizem Şipit, sosyal medya kullanımında asıl önemli olanın içeriklerle kurulan ilişki olduğunu vurguluyor. Ona göre çözüm, sosyal medyayı tamamen terk etmek değil; içeriklerin seçilmiş, filtrelenmiş ve çoğu zaman kurgulanmış olduğunu fark edebilmekten geçiyor.

“Kusursuzluk bir hedef değil, çoğu zaman bir illüzyondur. Gerçek olan, inişleri ve çıkışlarıyla bireyin kendi yaşamıdır” diyen Şipit, bireyin kendi yaşam yolculuğunu başkalarıyla kıyaslamaması gerektiğini söylüyor.

Şipit ayrıca zihinsel dengeyi koruyabilmek için zaman zaman dijital dünyadan uzaklaşmanın önemine de dikkat çekiyor. “Sürekli dış uyaranlara maruz kalmak yerine, kişinin kendi değerlerini ve ihtiyaçlarını hatırlaması ruh sağlığı açısından oldukça önemli” ifadelerini kullanan Şipit’e göre dijital dünyayla kurulan bilinçli mesafe, tükenmişlik hissini azaltmada önemli bir rol oynuyor.

Şipit, özellikle gençler için gerçek ilişkiler kurmanın ve hayatı sürekli sergilenmesi gereken bir performans alanı gibi görmemenin önemini vurguluyor: “Kendimize şefkatle yaklaşmak, kendi yolculuğumuzu başkalarıyla kıyaslamamak ve gerçek ilişkiler kurmaya alan açmak, dijital çağda ruh sağlığını korumanın en etkili yollarından biridir.”

Yorum yazın