Genel

Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları…

Yazan: Serhan Yorgancı

Sivil toplum kuruluşları (STK), suyun ticarîleştirlmesinin önünü açtığını iddia ettikleri 5. Dünya Su Forumu öncesinde, uluslararası bir vicdan mahkemesi kurarak suya erişimdeki güçlüklerin artmasına katkıda bulunan ülkeleri ve siyasetçileri gıyaplarında yargılayacak. 10 – 14 Mart tarihleri arasında Tophane’deki eski tütün deposu binasında yapılacak 3’ü Türkiye’den 7 kişilik bir jürinin bulunacağı mahkemede Türkiye, Brezilya ve Meksika ülkelerinin su politikaları ele alınacak. Brezilya ve Meksika’dan iki davanın ele alınacağı mahkemede Yusufeli, Munzur ve Ilısu baraj projeleriyle ilgili Türkiye’den Başbakan Tayyip Erdoğan ve Enerji Bakanı Güler ile Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de aralarında bulunduğu 17 zanlı hakkında verilecek karar 14 Martta açıklanacak. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ile Latin Amerika Su Mahkemesi örgütünün ortaklaşa düzenlediği su mahkemesinde ayrıca bugüne kadar çözüm getirilemeyen su sorununa ve dolayısıyla ortaya çıkan su çatışmalarına ilişkin öneriler de sunulacak.

Su ticari metaya döndü

Bugüne kadar Amerika, Meksika, Hollanda ve Brezilya’da yapılan Uluslararası Su Mahkemesi’nde, ülkelerin su projeleri üzerinde çalışıp yargılama gerçekleştiriliyor. Türkiye’de yapılacak mahkemenin düzenleyicilerinden Heinrich Böll Stiftung Derneği de bugün (4 Mart 2009) bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan derneğin Türkiye sorumlusu Ulrike Dufner, suyun ticari bir metaya döndüğünü belirterek bu süreçte kurulan baraj ve diğer tesislerin hem doğaya hem de halka ciddi zararlar verdiğini mahkemede de yaşanan bu sorunlara çözümler üretmeyi amaçladıkların söyledi.

Gelecekte 3 milyar insan susuz

Amacın yargılamaktan çok mevcut sorunları alternatif bir bakışla ele alarak insan hakkı odaklı çözümler üretmek olduğuna değinen Dufner, mahkemede Türkiye’den Çoruh nehri üzerindeki Yusufeli barajı, Munzur çayı ve Ilısu barajı olmak üzere üç, Mexico City’den ve Brezilya’dan bir olmak üzere beş davanın görüleceğini söyledi. Mahkemeye davalı olarak çağırılanlar arasında Başbakan Erdoğan, Enerji Bakanı Hilmi Güler, Çevre BakanıVeysel Eroğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e faks ve elektronik postayla çağrıda bulunulduğunu belirten Dufner, “Ancak henüz hiç birinden geri dönüş almadık. Biz mahkemede tüm tarafları dinlemek istiyoruz. Hükümetler ve yetkililer su konusunda üç maymunu oynamamalılar. Dünyada 2050 yılında 2 milyar, 2080 yılında ise 3 milyar insan sudan mahrum kalacak. Türkiye’de bir baraj fetişizmi var. Bin 600 baraj projesi gündemde” dedi. Mahkeme jürisinde ise Türkiye’den oyuncu Pelin Batu, akademisyen Emel Kurma, TESEV’den Dilek Kurban, Meksika’dan akademisyen David Barkin, Brezilya’dan savcı Alexandre Camanho de Assis, Almanya’dan yayıncı Silke Helfrich ve Hollanda’dan politika danışmanı Maurits Groen yer alacak.

Doğayı, tarihi, kültürü yok eden projeler

Su Mahkemesi’nde Türkiye’nin yargılanacağı davalar arasında bulunan Mardin ve Şırnak il sınırlarındaki Dicle Nehri’nde bulunan Ilısu Barajı Projesi bittiğinde Türkiye’nin dördüncü büyük hidro-elektrik santrali olacak. Ancak baraj, bölgedeki tarihi öneme sahip Hasankeyf için ciddi tehdit oluşturuyor. Eğer baraj planlandığı şekilde yapılırsa Hasankeyf baraj gölünün altında kalacak ve 199 yerleşim alanındaki 54 binden fazla kişi göç etmek zorunda kalacak. Avusturya, Almanya, İsviçre ve Türkiye işbirliği ile gerçekleştirilmek istenen proje 2006 tarihinde başladı ve 2013’de bitmesi planlanıyor.
Su Mahkemesi’nin yargılayacağı bir diğer konu ise Fırat Havzası’nda yer alan Tunceli’deki Munzur Vadisi ve çevresinde yapılacak sekiz barajlık projeyi kapsıyor. Bilim açısından istisnai nitelikte evrensel değeri olan, biyolojik çeşitliliğin, hayvan ve bitki türlerinin yok olma tehdidiyle karyı karşıya bırakan projeyle inşaatı bitmek üzere olan Uzunçayır Barajı dahil toplam 8 barajın bitmesi halinde Munzur Vadisi ile çevresi de tanınmaz hale gelecek.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Çoruh Nehri üzerinde gerçekleşecek Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Santrali projesi de mahkemede yargılanacak. Kısmen uluslararası finans kuruluşları tarafından desteklenen ve 2006 yılında başlayıp 2013’de bitmesi hedeflenen proje gerçekleşirse 16 bin nüfuslu Yusufeli sakinleri göçe zorlanacak, Çoruh Nehri ve civarındaki doğal alan ve biyolojik çeşitlilik yok olacak, bölge halkının önemli geçim kaynaklarından biri olan tarım alanları sular altında kalacak. Ayrıca su altında kalacak hastane, okul, yol gibi kamu binalarının yeniden yapılma maliyeti de barajın sağlayacağı gelirden daha yüksek olacak.

Bolivyalı ayaklanmıştı

Su Mahkemesi’nde hidroelektrik santralleri projeleri ve maden çıkarma çalışmaları nedeniyle tropik ormanların yok edilmesinin arttığı böylece küresel iklim değişikliğinin önemli sorumluları arasında Meksika ve Brezilya da yargılanacak. Suyun ticarileşmesinin önünü açan Dünya Su Forumu’nun dördüncüsünün düzenlendiği Meksika’da geçen yıl yüz binlerce insan protesto gösterileri yapmıştı.
Su, bugüne kadar başta Güney Amerika ülkeleri olmak üzere, ulusal ve uluslararası birçok çatışmaya neden oldu. Büyük baraj yapımları, suların kirlenmesi, kuraklık, su sıkıntısı, temiz su kaynaklarına erişimdeki güçlükler, bölgesel ve ülkelerarası eşitsizlikler, çatışmaların nedenleri arasında yer aldı. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin haziran 2008’de yayımladığı “İklim Değişikliği ve Su” başlıklı rapora göre, dünyada 2050’de 2 milyar, 2080’de de 3 milyar insan sudan mahrum kalacak. Dünya Bankası, su hizmetlerinin finansmanı için taahhüt ettiği 25 milyon dolar krediyi vermek için “su hizmetlerinin özelleştirilmesi” şartı koyunca Bolivya hükümeti, Cochacamba’daki su işletmesini, tek teklif veren Bechtel (ABD)-Montesido (İtalya)-Abengoa (İspanya) konsorsiyumuna devretmişti. İşletme kısa sürede yüzde 43’lük fiyat artışı yapıp, yeni çıkan bir yasayla da halkın kendi suyunu çıkartma girişimini engelleyince, 2000 yılının nisan ayında tarım sendikası olan Coordinatora’nın öncülüğünde halk ayaklanmış, firma, işletmeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Halk şimdi işletmenin yönetim kurulundaki yedi üyenin üçünü kendi seçiyor.

Su Mahkemesi

Merkezi Kosta Rika’da bulunan ve amacı, Güney Amerika’daki su çatışmalarına etik değerleri temel alarak çözümler üretmek olan Latin Amerika Su Mahkemesi, özerk, bağımsız ve uluslararası bir kuruluş. Mahkeme suyun kullanılması ve korunmasıyla ilgili bilinci insanlara tekrar kazandırmak ve değerli su sistemlerini etkileyebilecek projelere karşı uyanık bir tutum içerisinde bulunulmasını sağlamayı amaçlıyor. Su temelli ekolojik sistemleri ve su kaynaklarını olumsuz biçimde etkileyen uygulamaları değiştirmek ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen mahkeme, projelerde hak ihlali olup olmadığını ulusal ve uluslararası hukuk kurallarına ya da sözleşmelere göre değerlendirerek karar veriyor.
1998’de kurulan Su Mahkemesi ilk davasına 2000 yılında Kosta Rika’nın San Jose kentinde baktı. Orta Amerika ile ilgili olarak yine San Jose kentinde 15-19 Mart 2004 tarihleri arasında yapılan ikinci duruşmada sulak alanların haksız işgali ve bölgede yaşayan toplulukların çevre haklarının ihlali ile ilgili dokuz davaya bakıldı. 13-20 Mart 2006’da Mexico kentinde üçüncü kez toplanan mahkemenin Ekim 2007’de Meksika’nın Guadalajara kentinde yapılan bir sonraki duruşmasında Meksika’dan Güney Amerika’ya ve Orta Amerika’daki açık maden ocaklarının yarattığı kirlilikle ilgili çeşitli olaylar tartışıldı.

Su hakkı için mücadele

Herkesin sağlıklı suya ve kanalizasyon hizmetlerine erişimini vurgulayan su hakkı savunucuları, suyun ticarileştirilmesine ve “Dünya Su Forumu”na karşı mart ayı boyunca etkinlikler düzenliyor. 15 Martta Kadıköy’de bir miting yapacak olan Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu aynı zamanda 20-22 Martta Santralistanbul’da Alternatif Su Forumu da düzenliyor. Aralarında sendikaların, meslek odalarının, sol parti ve oluşumların bulunduğu 40’tan fazla örgütün oluşturduğu Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu 10 Mart’ta Sütlüce’deki AKP İstanbul il binası önünde yapacağı basın açıklamasıyla da Dünya Su Forumu’na karşı olduğunu duyuracak. 17-18 Martta suyun yönetimi, su kullanımı, su ve sağlık, tarım ve su, enerji ve su, su hakkı mücadeleleri gibi konularda birçok atölye çalışması düzenleyecek platform 19-20 Martta ise Akatlar’daki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, uluslararası aktivistlerin de katılımıyla iki günlük paneller ve forumlar dizisi yapacak.
Su hakkı savunucuları, Dünya Su Forumu’nu İSKİ, DSİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte düzenleyen Dünya Su Konseyi’nin bünyesinde 100’den fazla inşaat ve endüstri şirketinin olduğuna, ana amacının suyu piyasalaştırmak olduğuna dikkat çekiyor. Bunun en bilinen uygulamalarından biri, su kaynaklarının, su dağıtımının ve işletmesinin özelleştirilmesi. Bunun en bilinen örneği de su ve kanalizasyon hizmetlerinin şirketler eliyle ön ödemeli sayaçlara, yani “kontöre” bağlanması. Suyun piyasalaştırılmasının bir başka uygulama alanı da akarsu bölgelerinin ve su havzalarının özel şirketlerin kullanımına terk edilmesi. Bir diğer uygulama da çevresindeki yaşamı kökten değiştiren barajlar.

Yorum yazın