İstanbul’daki tek kazı!

Prof. Dr. Özdoğan’a göre, İstanbul’da sistematik tek bilimsel kazı Fikirtepe’de yapıldı. Diğerleri, imar projelerinin dayattığı kurtarma kazılarıydı.

Prof. Dr. Özdoğan’a göre, İstanbul’da sistematik tek bilimsel kazı Fikirtepe’de yapıldı. Diğerleri, imar projelerinin dayattığı kurtarma kazılarıydı.

Ayasofya’nın doğusunda 19. yüzyılda dev cüsseli bir Darülfünun yani üniversite binası olduğunu bilen var mı? Peki Taksim’deki Topçu Kışlası’nın nerede durduğunu ve nasıl bir yapı olduğunu?.. Ya Ayasofya ile yaşıt Polyeuktos Kilisesi günümüze kadar ulaşsaydı neler olurdu? Levent’te 1950’lerden 80’lere kadar gelen Squibb fabrikasının neden yıkıldığını hatırlayan var mı? Ya Yeşilköy’de Rusların diktiği Aya Stefanos anıtı bugüne kadar gelseydi? Anıt bugüne gelemediği gibi anıtın yıkımını belgeleyen “ilk Türk filmi” de bizlere ulaşamadı. Bu yapılar bugün birer hayalet olarak kentimizde dolaşıyor. Ama onların hayalet olması bizim onları hayal etmemize engel değil elbette. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından düzenlenen Çarşamba Buluşmaları’nın bu haftaki konusu, “İstanbul’da Tarihi Yıkım / Hayal-et Yapılar” oldu. Toplantıda, günümüzde artık var olmayan, farklı dönemlerden ve yıkım sebeplerinden seçilmiş 12 yapı ele alındı. İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turgut Saner danışmanlığında, mimarlar Cem Kozar ve Işıl Ünal’ın çalışmalarıyla gerekleştirilen proje, kentlilerde yıkıma karşı bir duyarlılık oluşturmayı hedefliyor.“Seçilen 12 yapı günümüze kadar gelseydi kent nasıl etkilenirdi?” sorusundan yola çıktıklarını söyleyen Cem Kozar, “Kentlerde yıkım her zaman gerçekleşen ve kaçınılmaz bir şey, ama yıkılanı unutmak kente yapılan en büyük ihanettir” diyor. “Hayal-et Yapılar” projesinde, M.S. 430’da II. Thedosius tarafından yapılan Antiochos (Adalet) Sarayı, 6. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan Pollyeuktos Kilisesi, günümüzde parçalarına hâlâ rastlanan Galata Surları, Fatih’te 1956’da yol yapımı nedeniyle yıkılan Çandarlı Hamamı, Sarayburnun’da alt yapısı hâlâ bulunan İncirli Köşk, yine yol genişletme çabalarından dolayı yıkılan Direklerarası, hiçbir kalıntısı bulunmayan Sadabad Sarayı, 1930’larda Taksim Gezi Parkı için yıkılan Taksim Kışlası, II. Mahmud zamanında yapılan Eski Çırağan Sarayı, 1934’te yanan Darülfünun, Yeşilköy’de bulunan Ayastefanos Anıtı ve 1980 sonrasında yıkılan Squibb İlaç Fabrikası bulunuyor. 12 yapının da kendine özgü bir hikâyesi olduğunu anlatan Kozar, bazılarının günümüzde otopark ve umumi tuvalet olarak kullanıldığını, hatta 1934’te yanan Darülfunun’un tuğlalarının gazete ilanıyla satışa sunulduğunu, yapılardan sadece Eski Çırağan Sarayı’nın yeniden yapılmak […]

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı yönetiminin başarısız olduğuna dair ajans içerisinden ilk eleştiri, İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili’den geldi. AKB Ajansı Yürütme Kurulu başkan vekilliğini de yürüten Bilgili “Devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları olarak birlikte yönetimi başarmamız gerektiğini hep söyleriz. Ama 2010’da bunu gereği gibi başaramadık. Küçük sarsıntılar olsaydı doğal karşılardım. Ama bu yaşadıklarımız normal değil. Açık yüreklilikle ifade edeyim” itirafında bulundu. Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili önceki akşam, Kültür Yönetimi programının davetlisi olarak İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “İstanbul’un kültür ve sanat açısından konumu”nu değerlendirdi. Bilgili özetle, “İstanbul’un, kültür ve sanat açısından küresel ölçekte merkez olmasını sağlayacak bir politikanın bulunmadığı”nı söyledi. “Kent siyaseti” olarak isimlendirdiği yol haritasının çizilmediği sürece İstanbul’un “izlenen değil, izleyen” konumda kalacağını düşünüyordu. Kent, dünyada bugün bulunduğu konumu ise bilinçli bir politika sonucunda değil, kendi geneksel ve tarihsel dinamikleriyle kazanmıştı. İstanbul’un kültür ve sanat alanındaki politikasızlığından yakınan kültür ve turizm müdürüne, Ankara’nın, kentin kültür hayatıyla ilgili icraatlarıyla ilgili ne düşündüğünü sordum. Bunlardan ilki, başlangıcından beri yönetiminde bulunduğu 2010 Ajansı’yla ilgiliydi. Üst üste istifa eden yürütme kurulu üyeleri, “bürokrasinin sivillere çalışma olanağı tanımadığı”ndan yakınmıştı. Bu görüşe göre Ankara zaten İstanbul için bir politika belirlemiş ve sivil toplumun bu politikaya katkıda bulunmasına izin vermemişti.“Siviller de sabırsız” Müdür Bilgili, bu soruya giriş paragrafında değindiğim cevabı verdi. Akademisyen olduğunu vurguladı ve kimi resmi toplantılarda çalışma arkadaşlarının “Akademisyen yönün ağır bastı, devleti kötülemeye başladın” uyarısında bulunduğunu dile getirdi. “Ama 2010 örneğinde sivil kanadın sabırsız davrandığını da dikkate almalıyız” dedi: “Sadece devlete yüklenmemek lazım. Ben de Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi olarak 2010’da devleti temsil ediyorum. Ankara’nın da hataları oldu. Ama bu işi toplu şekilde analiz edip, pozitif yararlar çıkarmanın doğru olduğuna inanıyorum. Keşke böyle olmasaydı, sonuç bu.”“İyi bir algı yaratılabilseydi, 2010 modeli devam edebilirdi” Salonda bulunan bir koruma kurulu üyesi Bilgili’ye, 2010 sona erdiğinde […]

adresinden öğrenebilirsiniz.

“Bu akşam olmaz, yarın sabah gelin” diyor bekçi. “Ama gösteri bu akşam” diye cevap veriyoruz. “Olsun siz yine de yarın gelin. Yarın çekersiniz ne gösterisiyse. Hem hava daha güzel olur” diyor. Ne yapıp ettiysek, caminin bekçisine o akşam İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti açılışının gerçekleşeceğini anlatamıyoruz. “Kardeşim ne işiniz var bu havada minarenin tepesinde”. “Öyle deme bekçi ağabey, İstanbul 2010 enerjisi bu akşam Haliç’ten tüm dünyaya yayılacak!” Minareye çıkmak için iznimiz var oysaki. Haliç, İstanbul 2010 açılışının merkezi ve en renkli olması beklenen mekanı. Galata Kulesi, Pierre Loti tepesi derken fotoğraf çekimi tüm Haliç’e hakim olduğunu bildiğimiz bu camiyi seçmiştik. Ama bu önemli akşamda, kulübesindeki küçük televizyondan Habertürk’teki Basın Kulübü’nü seyretmeyi tercih eden 55 yaşındaki bekçiyi inandırmak mümkün değil. Belli ki İstanbul 2010 enerjisinden nasibini almamış. “Bak bekçi ağabey. İstanbul 2010 AKB o kadar önemli bir etkinlik ki, bu işi alnımızın akıyla yaparsak Avrupa Birliği’ne girmemiz bile kolaylaşacak. Hem biliyor musun İstanbul, AB üyesi olmayan bir ülkenin bu ünvana layık görülen son şehri. Bize inanmıyorsan devlet büyüklerine inan: Bu akşam için senin, benim ödediğim vergilerden 8,5 milyon TL harcadılar. İki yılda toplam 500 milyon TL harcanmış olacak. Bizim yararımıza olmasa harcarlar mı bu kadar parayı? Gözünü seveyim, aç şu minareyi.” Bekçi ikna olmasa da halimize acıyıp yumuşuyor. Fakat bir sorun daha var: Uzun süredir kullanılmayan minarenin anahtarı da yok ortalıkta. Bekçi, “Ben size avluda güzel bir yer göstereyim, orada yapın çekimininizi” diyor. Başka çaremiz yok. Kutlamanın başlamasına dakikalar kaldı. Tripotlarımızı kurup, bekçinin gösterdiği yerde bekliyoruz. İkinci bekçi Bu kışın en soğuk İstanbul’una yağmur yağıyor. Tarkan Taksim’den “kuzu kuzu” seslenmeye başlıyor ama Haliç’te biz, kuzu kuzu ıslanmaktan başka bir şey yapamıyoruz. O sırada “Eyüp sahili muhabiri”miz Güventürk Görgülü arıyor. Güventürk, “enerji paylaşım” gecesine hanımı, 8 yaşındaki kızı ve kızının okul arkadaşıyla katılıyor: “Burası çok kalabalık ama halk huzursuzlanmaya başladı” diyor Güventürk.“Korkutma […]

İstanbul 2010 Kültür Başkenti (AKB) resmi açılışı için, İstanbul’un dört bir yanı büyük etkinliklere sahne oluyor. Yarın, 16 Ocak Cumartesi akşamı, ses, ışık, müzik, tiyatro, İstanbul’un pek çok semtinde ayrı ayrı gösteriler var, AKB Ajansı’nın deyişiyle “2010 enerjisi İstanbul’a yayılacak…” Hazırlık çalışmaları 2000 yılında başlayan ve resmi olarak 2006 sonunda kesinleşen Avrupa Kültür Başkenti projesinin organizasyonu, özel bir yasayla oluşturulan AKB Ajansı tarafından yürütülüyor ve bu hazırlıklar için de ciddi bir kaynak ayrıldı. Bürokratların ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin birlikte çalışacağı bir model olarak ortaya konulan AKB Ajansı, kurulduğu 2007 Kasım’ından beri pek çok tartışmaya ve istifaya sahne oldu. 2008, 2009 ve 2010’u kapsayan üç yıl için toplam 500 milyon liralık bir kaynağı yöneten/yönlendiren AKB Ajansı, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, başta hedeflenen bürokrat-sivil işbirliği konseptinden giderek uzaklaştı ve sonunda yerel/merkezi hükümet güdümünde bürokratik bir yapıya büründü. 16 Ocak’taki açılışın içeriğinin oluşturulmasından da sorumlu AKB Ajansı Büyük Etkinlikler Koordinatörü Serhan Ada, Kasım ayı başındaki istifasının ardından, ileriki uygulamalar için emsal oluşturabilecek bir yapının Ankara’nın kaynak dağıtımına müdahaleden vazgeçmemesi nedeniyle nasıl işlemez hale geldiğini şu sözlerle anlatıyordu:“2010 AKB Ajansı özerk. Ama karar sürecinin içinde parayı dağıtan, Ankara’nın kendisi ve onun iki dudağı (Maliye Bakanlığı ve Devlet Bakanlığı) olduğu sürece gerçek bir özerklikten bahsedilemez.” (11.11.2009 HaberVs) AKB Ajansı’nın internet sitesinde, “İstanbul’a katkılar” başlığı altında belirtildiğine göre İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti, “İstanbul’un tüm potansiyelinin ortaya çıkacağı, her kesimden İstanbullunun katılacağı, sahipleneceği, kültür ve sanatın tüm görkemiyle yaşanacağı büyük bir katılım projesidir.” İstanbul 2010 projesinin, sivil-bürokrat işbirliği için bir emsal oluşturması bir yana, geçtiğimiz iki yıl boyunca AKB Ajansı’nın dediği gibi İstanbulluların katılacağı ve sahipleneceği bir projenin ortaya konulduğunu söylemek gerçekten güç. “Sahiplenmek” bir yana, İstanbulluların büyük bir çoğunluğu Avrupa Kültür Başkenti’nin ne olduğunu dahi anlayabilmiş değil. Hatta 2010’un resmi açılışı için hazırlanan ilanlar ve reklam filmleri bile sanki olayın daha iyi anlaşılması için değil, […]

” olarak nitelediğini duyabilecek, 2010 İstanbul’un, var olan modellerden farkı bulunmayan bir “devlet projesi”ne hangi gerekçelerle döndürdüğünü birinci ağızdan dinleyebilecektik. Zaten böyle bir soruya gerek kalmasa, ajans bünyesinde görev alan siviller, atmaya çalıştıkları her adımda “devlet” duvarına çarpmasa, atananlar ve seçilenler uyum içinde çalışıp ortak ürün ortaya koyabilse, Gümüş’ün hayal ettiği “üçüncü model” de belki yaşama geçebilecek. Görüşlerimi ve soruya müdahalesinin yanlış olduğunu, toplantı bitiminde yanıma gelen Korhan Gümüş’e de aktardım. “Cevaplaması gereken son insan sizdiniz” dedim, “çünkü aynı sorunlarla karşılaşacak ilk insansınız.” Yeni siviller, son bir yıl içinde 2010 AKB Ajansı yönetiminde görev alan “üçüncü kuşak”. Ajansın bir “sivil” istifayı daha kaldırabileceğine inanmıyorum. Elbette işler –şu ana kadar olduğu gibi- devlet kararlığında “ufacık aksaklıklar”la devam edecektir. Ama İstanbul 2010’dan beklentisi giderek azalan kamuoyunun, böyle bir gelişme karşısında projeden daha da soğuyacağını tahmin etmek zor değil. Bu nedenle 2010’nu fikir babalarından Korhan Gümüş’ün YK’da görev alması, bu projeye inanan, inanmak isteyen herkes için risk anlamına geliyor. Benzer uyarıların ajans içinden ve yakın çevresi tarafından Gümüş’e de yapıldığını biliyorum. Korhan Gümüş’de bu anlamda yeni görevinin risk taşıdığı fikrine katıldığını, ancak mücadele etmek gerektiğini dile getiriyor. Bürokrasinin deneyiminin çöpe atılmaması gerektiğini, aksine yönlendirilerek faydalanılması gerektiğine inanıyor. Yanılmaması herkes adına sevindirici olur.

Resmi açılışının 16 Ocak 2010’da yapılacağı duyurulan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) etkinliklerinin, bu açılışın içeriğinin oluşturulmasından da sorumlu Büyük Etkinlikler Koordinatörü Serhan Ada istifa etti. İstifasını 5 Kasım’da AKB Ajansı’na bildiren Ada, sorumluluğunu üstlendiği açılış etkinliklerinin içeriğinin, kendisinin ve bu etkinlik için oluşturulan çalışma grubunun bilgisi olmadan ihalenin verildiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından değiştirilmesini gerekçe gösterdi. AKB Ajansı’nda daha önce Kent Kültürü Yönetmenliği görevini üstlenen Serhan Ada, ajanstan gelen teklif üzerine “büyük etkinlikler koordinatörlüğü”nü üstlenmişti. Ada’nın yönetimindeki bu birim, 2010 çerçevesinde gerçekleştirilecek çeşitli etkinliklerin, bir bütünlük içerisinde sunumuyla görevlendirilmişti. 16 Ocak 2010’da gerçekleşeceği duyurulan, resmi açılış töreni de bunlardan biriydi. Açılış etkinliğinin içeriğinin oluşturulması için ajans bünyesinde bir çalışma grubu oluşturuldu. Serhan Ada’nın başında olduğu bu gruba AKB Yürütme Kurulu’nun iki üyesi, AKB Ajansı Genel Sekreteri, İletişim Koordinatörü ve müzik ve sahne sanatları yönetmenliklerini temsilen iki üye dahil oldu. Grup, “bir milyon İstanbullu’nun katılacağı, tüm kente yayılan, şimdiye kadar yapılanlardan farklı ve daha sonra yapılacaklara örnek olacak” bir etkinlik zinciri için çalışmalarına başladı. Etkinlikler için yurt içi ve dışından, 13 şirket ya da kurum ile görüşüldü. Bu şirket ve kurumlar, daha önce Avrupa Kültür Başkenti organizasyonlarında, olimpiyat açılışı gibi büyük etkinliklerde göre almış, yaptığı işler referans oluşturabilecek isimlerdi. Çalışma grubu, doğru isimlerin belirlenebilmesi için bir “kriter listesi” hazırladı. Ve bu kriterlerin, değerlendirmede hangi yüzdeyle dikkate alınacağını karara bağladı. Gelen teklifler, bu ölçütlere göne değerlendirildi ve tekliflerin bir kısmı elenerek bir “kısa liste” hazırlandı. Kısa listede yer alan kurumlar ikinci tura davet edildi. Görüşmeler sonunda üç yerli ve dört yabancı firmanın oluşturduğu konsorsiyumun açılış etkinliklerini düzenlemesi uygun görüldü. Kültür AŞ çözümü! Grup, yaptığı çalışmanın sonucunu eylül ayının sonunda ajansa sundu. Ancak Bütçe Komisyonu, işin bu şekilde yapılamayacağı, ihale açılması gerektiği ve ihale için de teknik şartname hazırlanması gerektiği görüşünü çalışma grubuna bildirdi. 41 sayfa tutan bu şartname […]

Mimar Murat Tabanlıoğlu, yürütmeyi durdurma kararından sonra ilk kez "AKM nasıl, kim için ve hangi yöntemlerle korunmalı" toplantısında konuştu. Samimi itiraflarda bulundu.

Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, yazdıkları raporla projeyi durduran bilirkişilerin AKM'yi “Ayasofya ile bir tuttuğu” görüşünde. Mimar Sinan Genim “Cumhuriyet’e hakaret” olarak gördüğü “kazulet” yapının yıkılabileceğini söylerken, Cengiz Bektaş “dokunulmamalı” diyor.

Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yenileme işinin durdurulması için yargıya başvuran Kültür Sanat Sendikası Genel Başkanı Yavuz Demirkaya HaberVs’ye konuştu: Demirkaya, yenilemeye karşı olmadıkları ancak proje konusunda eksik bilgilendirildikleri görüşünde.

Mimar Tabanlıoğlu'nun Ekim 2008'de tamamladığı Atatürk Kültür Merkezi yenileme projesinin uygulama ihalesi dokuz ay sonra yapıldı. İnşaatın 210 günde tamamlanacağının söylenmesine rağmen, AKM'nin 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti'ne yetişip yetişmeyeceği belli değil.

2010 İstanbul AKB Ajansı YK Başkanı Nuri Çolakoğlu’nun "AKM’nin yenilenmesi için önlerinde 10 ay gibi kısa bir süre olduğu" açıklaması üzerinden beş ay geçti; yenileme başlamadı. Yenileme projesini Ekim 2008'de teslim eden Mimar Murat Tabanlıoğlu ile AKM yenileme projesini ve gelişmeleri konuştuk.
Hilal Özdemir “I your faithful servant, understand that it has been your intention to erect a bridge from Galata to Stambul…” With these words Leonardo Da Vinci described in a letter to Sultan Bayezid II in 1502 how he would build the greatest single span bridge of the ancient world. Although some sources say that the letter found in the Topkapi Palace archives in 1952 was not in Da Vinci’s handwriting, a leather bound notebook belonging to him at Institute De France in Paris contains two different drawings, one of which is a bird’s-eye view, are explained in detail in Leonardo’s own hand: The bridge, which stretches from Pera to Constantinople, is 40 braccia (1 meter = 1.64 braccia) wide, 70 braccia high above the water, and 600 braccia long, in other words, 400 braccia over the water and 200 over land, and thus has its own abutments. When converted to modern measurements we see that Da Vinci’s description fits the Golden Horn which has an average width of 244 meters and 400 braccia over water is exactly 244 meters. The entire length would have been 600 braccia that corresponds to 365 meters. In the letter Da Vinci tells the Sultan that galleons with full sails would be able to pass under the bridge. Because, he says, the bridge will be standing 70 braccia above the water. That is 45 meters which would allow passage to the biggest vessels of the time. Probably because Sultan Bayezid II was not convinced that the project was feasible, the idea was dropped; until it was taken up by Norwegian artist Vebjorn Sand in 2000. Vebjorn built a replica of Da Vinci’s Golden Horn Bridge, but one fourth in size, as an overpass over the motorway connecting Oslo to the nearby town of Aas. […]
Kısa bir süre önce yapımı tamamlanan Da Vinci Köprüsü belgeseli, kültür ve sanat çevrelerinde “Da Vinci köprüsü yapılsın mı yapılmasın mı yapılırsa kim yapsın?” tartışmasını yeniden alevlendireceğe benziyor.Yapımcılığı ve metin yazarlığı Cengiz Özdemir tarafından gerçekleştirilen, Adem Özkul tarafından yönetilen belgesel, Leonardo da Vinci’nin Haliç için tasarladığı köprünün öyküsünü anlatıyor. Köprüye ilişkin en önemli belgelerden biri, Topkapı Müzesi’nde bulunan bir mektup. Mektup, Leonardo da Vinci tarafından Sultan 2. Bayezid’e hitaben yazılmış: “Ben kulunuz, İstanbul’dan Galata’ya uzanan bir köprü yapmak istediğinizi, yapabilecek biri bulunamadığı için köprüyü yapamadığınızı duydum… Ben kulunuz, nasıl yapılacağını biliyorum… Öyle bir köprü yapacağım ki, yelkenleri fora olsa bile bir gemi altından geçebilecek… Allah sizi bu sözlere inandırsın ve bu kulunuzun her zaman hizmetinizde olduğunu bilin…” Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından ve bilimadamlarından biri olarak kabul edilen Da Vinci, Osmanlı Sultanı 2. Bayezid’e yazdığı mektupta, Haliç için tasarladığı köprüyü anlatıyor. 1502 yılında Topkapı Sarayı’na gelen bu mektup, yüzyıllarca arşivin bir köşesinde bekliyor ve Saray’a ulaştıktan tam 450 yıl sonra 1952 yılında Leonardo da Vinci tarafından yazıldığı ortaya çıkıyor. Zamanının en büyük projesi Bu tarihi gerçeği ortaya çıkaran, Alman Türkolog Franz Babinger. Babinger’in, 1952 yılında yazdığı makale, “Leonardo da Vinci’den Sultan 2. Beyazıd’a Dört Proje Teklifi” başlığını taşıyor. Bu çalışma, mektubun Fransa Enstitüsü’nde bulunan Leonardo da Vinci’ye ait el yazması ile ilişkisini açıklıyor. Paris’teki el yazması eserde, Haliç için Leonardo da Vinci tarafından tasarlanan köprünün iki ayrı çizimi var. Biri kuş bakışı olan bu iki çizimde, köprü Leonardo da Vinci’nin el yazısı ile ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor: “Pera’dan Konstantinopolis’e uzanan köprü, 40 braccia genişliğinde, sudan 70 braccia yüksekliğinde, 600 braccia uzunluğunda, yani denizin 400, karanın 200 braccia üzerinde, böylece kendi mesnetlerine sahip.” Braccia, yerel bir ölçü birimi. 1 metre, 1,64 Floransa bracciası ediyor. Haliç’in yaklaşık genişliği 244 metre olduğuna göre, “400 braccia denizin üzerinde” ifadesi, tamı tamına doğru. Köprünün […]

İstanbul, 2010 yılında Avrupa’nın kültür başkentliğini yapmaya hazırlanırken, halkı bilgilendirici konferanslar da devam ediyor. 25 Kasım 2008 günü Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde bu amaçla yapılan “Kente Doğru Konuşmalar”ın ev sahibi, kültür başkentliği için yapılacak tüm çalışmalarda yer alıp, destek sağlayacağını açıklayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ydi. Konuşmacılar, 2004’te bu deneyimi yaşayan Fransa’nın Lille kentinin iletişim sorumlusu Laurent Tricart ve Şam’ın, 2008 Arap Kültür Başkenti Genel Sekreteri Dr. Hanan Kassab-Hassan’dı. İki isim, kendi kentlerinin tecrübelerini paylaştı. İtalya’nın Cenova kentiyle birlikte 2004 Avrupa Kültür Başkenti olan Lille, 227 binlik nüfusuyla bulunduğu bölgenin en büyük kenti. Ancak 12 milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın en büyük kenti İstanbul’la kıyaslanamayacak kadar da küçük. Laurent Tricart, AKB kendilerine geldiğinde çevredeki 193 yerleşimi de proje dahil ederek bir Avro-bölge olmayı hedeflediklerini ve yaklaşık 9 milyon ziyaretçi aldıklarını belirtiyor. “Sergileri görmek herkesin hakkı” düşüncesinden yola çıkarak sokak festivalleri, ışık gösterileri, performans sanatlarının yer aldığı 28 bin 800 etkinlik gerçekleştirildi. Bu etkinliklerde 17 bin 800 “gönüllü elçi” görev aldı. Tricart’a göre AKB, sadece turist sayısını arttırmakla kalmamış, ticari faaliyetlerde de gözle görülür bir yükselme sağladı. “Kentsel dönüşüm” kapsamında 12 ev yeniden düzenlenerek kültür faaliyetlerine açıldı. Kent ve etkinlikler hakkında uluslararası basında 3 bin makale yayınlandı. Laurent Tricart’a göre tüm bunlar “Lille’de yaşayan herkesin küçük kent kompleksinden kurtulmasına ve şehriyle gurur duymasına” neden oldu. Benzer bir oluşumun Arap Ligi’ndeki temsilciğini ise bu yıl Şam üstleniyor. 2008 Arap Kültür Başkenti Genel Sekreteri K. Hanan Kassab-Hassan, geliştirdikleri projelerin kentin uluslararası kimliğini ön plana çıkarma amacı taşıdığını söylüyor. Hassan, sadece gençlerden oluşan 20 kişilik bir ekip ile Avrupa kültürünü Suriye’ye, Suriye’nin kültürünü de Avrupa’ya tanıtmak için çalıştıklarını söylüyor. Amaçları, şehirde kalıcı kalkınma gerçekleştirmek ve şehrin kültürel açıdan tekrar düzenlenmesini sağlamak. Dünyanın çeşitli yerlerinde Suriye kültürünü tanıtmaya yönelik etkinlikler dizisi yapıyorlar. Dünyaca ünlü sanatçıları Şam’da ağırlıyorlar. Hassan, yeni kurdukları ses ve görsele yönelik departmanın henüz yerli seviyeye […]

İstanbul’un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti (AKB) seçilmesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma sürecinde önemli bir kilometre taşı olarak görülüyor. Örneğin, AKB girişiminin öncülerinden AB Uzmanı Cengiz Aktar “Bu projeyi başarmamız şart. Başarırsak AB sürecinde işleri kolaylaştıracak” diyor. İstanbul’un, üyesi olmayı istediği birliğin kültür başkenti seçilmesinin Türkiye’ye ne kazandıracağı, kazandıracaksa da bu “proje”nin başarı ölçüsünün ne olacağı bir başka soru. Ancak görünen o ki, sadece Türkler değil konunun Avrupalı tarafları da aynı fikri paylaşıyor. Örneğin, Avrupa Komisyonu Onursal Genel Direktörü Baron Daniel Cardon De Lichtbuer de İstanbul 2010’un, ‘değiştirmesi gerekenler’ konusunda Türkiye için mükemmel bir başlangıç olacağını düşünüyor. De Lichtbuer, geçtiğimiz hafta İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen “Avrupa Kültürü Nedir” başlıklı sempozumun konukları arasındaydı. Onlarca profesyonel ve bürokrat The Marmara Oteli’nde üç gün boyunca bir aradaydı. Altı farklı oturumda, farklı başlıklar altında sempozyuma isim veren soruyu tartıştı. Baron De Lichtbuer, ikinci gün yapılan “Avrupa Kültürünün Türkiye’ye Bakışı” başlıklı oturumun açılış konuşmasını yaptı. Konuşmasında “Türkiye’nin değiştirmesi gerekenler”i sıraladı. Şunları söyledi: “Türkiye’nin kırsal kesimlerinde kadınlar kocalarını seçme özgürlüğüne bile sahip değil. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadına seçme hakkının tanınması ve bunun hemen yapılması gerekir. “Almanlar Yahudilerle, İngilizlerin Hintlilerle, Fransızlar Cezayirlilerle yüzleşti. Türkiye Ermenilerle ve Rumlarla arasındaki problemi çözemedi. Bu konuların laik ve demokratik bir ülkede rahatça konuşulabilirken Türkiye’de hâlâ bir tabu. “Türkiye’de, yabancı ülkelerden gelen öğrencilere ve göçmenler uygulanan programlar yetersiz. Avrupa’daki bu insanlara özel olarak dil eğitimi ve yurtdışında yaşam eğitimi veriliyor. Bu eksiklik Türkiye için olumsuz sonuçlar doğuruyor.” De Lichtbuer’in açılış konuşmasının ardından oturuma ara verildi. Ancak daha henüz kahve arasında yapılan sohbetlerden, oturumun devamının bu konuşma nedeniyle hareketleneceği belliydi. “Mustafa değil, Mustafa Kemal Atatürk” İlk konuşmacı Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu’ydu. Sözlerine aslında farklı bir konuşma hazırladığını, ancak De Lichtbuer’in konuşmasından sonra […]

Fatma Şişli adlı sitede, bu uygulamaya karşı imza toplamaya başlamıştı. Ağustos ayının son haftasına girilirken imzasıyla siteye destek verenlerin sayısı 12 bine ulaştı. Hali hazırda yüzde 18 Katma Değer Vergisi’ne (KDV) tabi olan fotoğraf makinelerine getirilen yüzde 20 ÖTV, bu ürünlere uygulanan vergi oranını yüzde 40 civarına taşıdı. Fotoğraf severler, bu özel vergiyle birlikte, dünyada birçok ülkesinden daha pahalıya kullandığımız ürünlere bir yenisinin daha ekleneceği, kullanıcıların garantisiz ürün almaya itileceği, bavul ticaretinin artacağı ve kayıt dışı alışverişe neden olarak vergi kaybı yaşanacağı uyarılarında bulunuyor. 6 Haziran 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle, Özel Tüketim Vergisi’ne tabi olan ürünlerin bulunduğu listeye dijital kameralar da eklendi. Ancak bu tarihteki “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”da, ÖTV’nin, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a gelir yaratmak için getirildiği yönünde bir bilgi bulunmuyor. Sektör temsilcileri, gazetelere verdikleri ilanlarla tüketicilere, vergi artışından etkilenmeden bir makine sahibi olmak için elinizi çabuk tutun uyarısında bulundu. Uygulama 1 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Uygulamanın ikinci ayında, sektörde faaliyet gösteren firmalara piyasanın nasıl etkilendiği sorusunu yönelttik. Pazar daralıyor Olympus Türkiye Müdürü Ali Demirtel’e göre özellikle dijital makinelerin yaygınlaşması sonucunda satışların artması ve pazarın büyümesi, yetkilileri ek vergi koyma konusunda iştahlandırıyor. Demirtel, uygulamayla birlikte pazarın büyüme hızının kesildiği ve www.amazon.com gibi, internet üzerinden satış yapan uluslararası sitelerin satışının arttığını belirtiyor. Bu nedenle 1 Temmuz 2008 öncesinde, ellerindeki stokları mümkün mertebe eritmeye çalıştıklarını da ekliyor. Ek vergi, İstanbul Sirkeci’de yoğunlaşan fotoğraf makinesi mağazalarını da olumsuz etkiledi. Hayyam Çarşısı esnafı, yılbaşından beri durgun olan piyasanın son iki ayda daha da durgunlaştığı görüşünde. Klas Foto Market’ten Vedat Üstündağ “ÖTV piyasayı çok olumsuz etkiledi. Piyasanın olumsuz şartları belimizi bükerken bunun üzerine gelen bu vergiler esnafın tamamen belini kırdı. Özellikle fotoğraf makinesi gibi lüks alımlarda insanlar daha da zorlanıyor ” diyor. Satışlarının durma noktasına geldiğini ifade eden bir başka işletme de B&H […]
Nihan Ozannozan@medyakronik.com 2010’da Avrupa Kültür Başkentliği yapacak olan İstanbul’da telaş sürüyor. Hazırlıkları devam eden projelerden istenen kriterler arasında; İstanbul odaklı, Avrupa ile ilgili, sürdürebilir ve sanatsal olması ayrıca sosyal sorumluluk içermesi yer alıyor. Bütün bu özelliklere sahip olan projeler değerlendiriliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi de bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü öğrencileri ise “Cultural Managment” dersinde final notlarını, hazırladıkları projelerden alıyorlar. İşte bu öğrenci projelerinden bazıları: Engelsiz Dans Günleri Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan engelli profesyonel ya da amatör dans gruplarının performanslarını sergileyecekleri bir organizasyon. Toplam 12 grup, seçici kuruldaki dans eğitmenleri tarafından seçilerek 2010 yılının engelliler haftasında üç gün gösteri yapacak. Projenin amaçları arasında; sanatta engelli – engelsiz ayrımının kalkmasına destek olmak, sanata aktif olarak ya da izleyici olarak katılmakta zorluk çeken engelliler için yeni düzenlemeler yapılmasını sağlamak. Organizasyon Taksim Meydanı’nda düzenlenecek. Genel olarak bir sosyal sorumluluk projesi olan “Engelsiz Dans Günleri”nin hedef kitlesi sosyal sorumluluk sahibi olan tüm bireyler. Proje sürdürülebilir olacak. Her yıl İstanbul’un farklı bir semtinde düzenlen organizasyonda “en iyi grup” seçilecek. Ve bu grup bir sonraki yılın birincisine tacı devredecek. Toplu Taşımalarda Kitap 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentliği yapacak olan İstanbul’daki toplu taşıma araçlarında halkı ‘kültür başkentliği’ kavramı konusunda bilgilendirmeyi hedefleyen projenin sahipleri bu organizasyonu şöyle tanımlıyor: “İstanbul’da yaşayan fakat kendisini kültüre entegre edememiş bölgelerdeki insanlara 2010’u ve İstanbul’u anlatmak tanıtmak ve öğretmek. 2010 yılında da İstanbul’un kültür başkenti seçilmesi, neden kültür başkenti seçildiği ve bu süre içinde İstanbul’da ne gibi aktiviteler yapılacağını anlatan bir kitapçık hazırlamak.” Hazırlanacak olan kitapçık toplu taşıma araçlarında (metro ve metrobüs ağları) yer alacak ve kentte yaşayan ya da bu şehre turistik amaçla gelen insanlara 2010’u tanıtacak. Aynı zamanda bu kitapçık İstanbul odaklı olmakla kalmayıp, 2010 yılında kültür başkenti seçilmiş diğer kentlerden de (Essen ve Peç) bahsedecek. Etnik Müzik Festivali Türkiye’de yaşayan etnik grupların müziklerinden […]

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Uluslararası Avrupa Birliği Jürisi 11 Nisan 2006’da İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti seçildiğini ilan etmişti. İstanbul ise daha Avrupa Kültür Başkenti aday adayı iken hazırlıklara başlamıştı. Seçildikten sonra ise taşlar yerine oturdu ve kurulan Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’yla birlikte çalışmalar hız kazandı. Ajans bütün projelerin değerlendirilmesinde, uygulanmasında ve sürdürülebilirlik kazanmasında büyük rol oynuyor. Danışma Kurulu, Yürütme Kurulu ve Genel Koordinatörlük genel başlıkları altında toplanan “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Organizasyon Şeması” ile yapılacaklara netlik kazandırıldı. Genel Koordinatörlüğü’nü Nuri M. Çolakoğlu’nun üstlendiği şema “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Artistik Organizasyonu” ve “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti İdari Organizasyonu” olarak ikiye ayrılıyor. Artistik organizasyonunun alt başlıklarını; Gösteri ve Sahne Sanatları, Görsel Sanatlar, Müzik ve Opera, Mimarlık ve Kentsel Tasarım, Kent Kültürü, Sinema-Belgesel Animasyon, Edebiyat, Kamu ve Yerel Yönetim Projeleri, Kültürel Miras ve Müze Projeleri oluşturuyor. İdari Organizasyonunu ise; Mali İdari Direktörü, Dış İlişkiler Direktörü, Satış Pazarlama Direktörü ve İletişim Direktör’ü oluşturuyor. Genel Koordinatör ayda en az bir kere Artistik Komite’yi bir araya toplayarak yapılan işleri gözden geçiriyor, ihtiyaçları belirliyor ve bunların uygun birimlerce karşılanmasını sağlıyor. Karar alınması gereken konuları Yürütme Kurulu’na sevk ediyor. Avrupa Kültür Başkenti organizasyonu diğer Avrupa ülkelerinde ise Kültür Bakanlığı ve valilik birimleri tarafından yönetiliyor. Diğer kentler: Peç ve Essen İstanbul’la eş zamanlı olarak Macaristan’ın Peç ve Almanya’nın Essen şehirleri de 2010 yılında kültür başkentliği yapacak. Peç kendisini Macaristan’ın Budapeşte’den sonra ikinci kültür merkezi olarak tanımlıyor ve Balkanlar’la kültürel ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. Essen ise projeyi uzun vadeli bir perspektifle ele alıp, Ruhr Bölgesi’nin yeniden canlandırılmasına dayandırıyor. Ateş, su, toprak, hava İstanbul 2010 için hazırlanırken projelerin, uluslararası (AB kimliği), artistik, sosyal içerikli, sürdürülebilir ve İstanbul’u anlatıyor olmasına özen gösterdi. Ve etkinlik takvimini dört elementten esinlenerek hazırladı. Proje; “Toprak” (1 Ocak–20 Mart) ‘Gelenekler ve Dönüşüm’, “Hava” (21 Mart–21 Haziran) ‘Göklerden Gelen’, “Su” (22 Haziran–22 Eylül) ‘Kent ve Deniz’, “Ateş” (23 […]