Etiket ahmet şık

Özür dilemek için çok gerekçem var

Ortak bir arkadaşımız vasıtasıyla, 8 yıl önce tanışıp dost olduk Antoine Agoudjian’la. Buralarda adı pek bilinmese de, vatandaşı olduğu Fransa’da hayli meşhur bir fotoğrafçıdır kendisi. Annesi Erzurum, babası ise Kütahya kökenli olan Antoine’nin dedesi de Osmanlı ordusunda komutanlık yapan bir askermiş anlattığına göre. Zaten dedesinin ve annesinin ailesinin, 1915’te başlayan kıyımda hayatta kalmasını sağlayan da bu olmuş. Antoine’ı ikinci kez Türkiye’ye getiren hâlâ üzerinde çalıştığı bir projeydi. Ermenilerin halen ya da geçmişte yaşadığı 10 ayrı ülkede çekimlerini gerçekleştirmeyi planladığı bir fotoğraf projesiydi bu. Lübnan’dan İsrail’e, Irak’tan Gürcistan’a dek belirlediği ülkelerde, eskiden Ermenilerin yaşadığı topraklarda şu an kimler yaşıyorsa onların günlük hayatların fotoğraflıyordu. Haliyle, bu ülkelerden biri de Türkiye idi. Yola çıktığının ikinci günündeyken daha, Erzurum’da annesinin köyüne gittiğinde jandarma dipçikleriyle gözaltına alınıp, takip eden iki gün boyunca da kâh asker kâh polis tarafından takip edilince gerisin geriye İstanbul’a döndü korkuyla. Annesinin göç etmek zorunda kaldığı topraklarda dipçiklenirken, aile büyüklerinden dinlediği katliam öykülerinin ışığında neler hissettiğini kendisine sormak gerek. Ben başka bir hikâye anlatacağım. Projesinin Türkiye ayağını tamamlamak istiyordu. Korkmuştu. Gideceği bölgeleri bilen bir gazeteci olarak kendisine yardım etmemi önerince beraber yola koyulduk. Adana’dan başlayan ve iki haftadan uzun süren seyahatimizi doğu ve güneydoğuda kimi kentleri ve ilçeleri katederek Hopa üzerinden Trabzon’da noktaladığımızda neredeyse 8 bin kilometre yol yapmıştık. Van’da ilk ziyaret ettiğimiz yerlerden biri Ahtamar Adası’ydı. Daha motordan iskeleye adımımızı atar atmaz gizleyemediği bir heyecan duymaya başladı Antoine. O zamanlar harap haldeki adayla aynı adı taşıyan kilisenin önündeyken yere eğildi. Eline aldığı bir avuç toprağı koklarken, “42 yıldır sadece adını duymuştum. Şimdi toprağına dokunabiliyorum” derken gözyaşlarını tutamadı. Şaşkınlık içinde bakarken aynı anda ağzımdan refleks bir şekilde iki sözcük döküldü: “Özür dilerim.” Son günlerde, bu iki sözcük üzerinden kopartılan fırtına, nefret kokan ırkçılık söylemleriyle birleşince bu hikâyeyi paylaşmak elzem oldu. Herkesin bildiği üzere tartışmaları başlatan, “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük […]

Türküler kardeşlik için söylenecek

1990’ların başında Boğaziçi Üniversitesi’nin bağrından kopup gelmiş bir grup çıktı ortaya. Anadolu halk şarkılarını, orijinalliğini bozmadan, anadillerinde yorumlayan bu grup Türk, Kürt, Azeri ve Ermeni şarkılarına aynı albümde yer verdi. Şimdilerde halen süren kanlı bir savaşın en şiddetli biçimiyle hüküm sürdüğü o günün şartlarında hayli cesaret gerekiyordu böyle bir albüm için. Barışın insan kokan yağmuru azaldıkça, şiddet ortamı barış diyenleri önüne katarak sürükleyip götürüyordu ölümün kollarına. Ama onlar cesaret etti. Yüzyıllardır bir dilin bahçesinden öteki dilin ırmağına derin kardeşlik cümleleri taşıyan türküleri söylediler. Geniş bir türkü coğrafyasının temsilcileri olarak, farklılıkların müzik şemsiyesi altında birleşmesini sağladılar. Farklı etnik kimliğe sahip insanlar arasında oluşturulmaya çalışılan düşmanlıklara, derin uçurumlara ve kutuplaşmalara müziğin diliyle cevap verdiler.Türkülerin kardeşliği Bu topraklarda farklı etnik kökenden insanların yan yana yaşayıp aynı acılara, aynı sevinçlere farklı dillerde türküler yazdıklarını, aynı topraklarda Türk, Kürt, Ermeni, Azeri, Laz, Çingene, Makedon, Çerkes, Zaza, Yezidi, Süryanilerin de yaşadığını ezgileriyle anlattılar. Türkiye toprakları üzerinde yaşayan ya da yaşamış olan, bu toprakların tarihini yüzyıllar boyunca birlikte yazan, kız alıp kız vermiş, gülmüş ağlamış, nice ihanetler görmüş, nice dostluklara yelken açmış halkların şarkılarını kendi dillerinde seslendirdiler. Adeta bu ülkenin insan haritasının çeşitliliğini, her türküyü kendi dilinde söyleyip dinlemenin daha güzel, daha etkileyici olduğu gerçeğiyle dile getirdiler. Hiç bilmediğimiz dillerdeki türküler, notalardan kanatları olan kuşlarla yüreklerimize nakşoldukça, her türkü çalınışında kardeşlerimizin hali nicedir bilir olduk. Hızlarını kaybetmeden ve giderek büyüyerek bugünlere ulaştılar. Her albümlerinde, türkülerin önderliğinde kardeşliği vurguladılar. Sonra kendilerine de da “Kardeş Türküler” dediler. Hrant Dink’in vasiyet olan hayali “İnsan olan insan, sever insanı / Bizden evvel gelip gidenler hanı / Aşkına düşürüp mecnun misali / Bir kuru hayale yeldirme beni” diye Neşet Ertaş’tan seslenmeye başlamalarının üstünden 15 yılı geride bıraktılar. Kardeş Türküler 15 yıl boyunca farklı dil, din ve şarkıların bir arada yaşayabileceği umudunu yeniden yeşertti bizim için. Bu defa da, kanlı geçmişimizden miras kötülük […]

Fethullahçı, Nurcu, yalaka, hırsız, tacizci, bölücü…

Ergenekon iddianamesi ve ekleriyle birlikte ortaya çıkan fişleme belgelerine emniyet müdürleri de dahil oldu. Ergenekon tutuklularından Ergun Poyraz’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda elde edilerek iddianamenin ek belgeleri arasına konulan belgelerde 47 ilin emniyet müdürü ile İçişleri Bakanlığı görevlisi 35 mülkiye başmüfettişi ile çeşitli bakanlıklarda görevli, aralarında vali ve kaymakamların da bulunduğu 28 bürokrat hakkında notlar ele geçirildi. Sözkonusu fişlerde, Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu 2003 yılındaki kararnameyle atanan 47 ilin emniyet müdürleri ile mülkiye müfettişleri hakkında siyasi ve dini görüşleri ile ırk kökenleri ile ilgili bilgiler yer aldı. “Emniyet müdürleri hakkında bilgi notu” başlıklı belgede polis müdürleri için Fetullahçı, Nurcu, muhafazakar, Alevi, AKP’li, liberal, dürüst, Atatürkçü, menfaatine düşkün, tacizci, rüşvetçi, hırsız, namaz kılar, yalaka gibi notlar tutulurken mülkiye müfettişleri için ise irticacı, bölücü, İHL mezunu, istihbarat kaydı var gibi ifadeler kullanılıyor. Fişlenenler arasında AKP yanlısı olmayan müdür ve bürokratlar için de Atatürkçü, cumhuriyetçi, devlet yanlısı gibi ifadeler kullanılıyor. Ergenekon’un fişçisi Poyraz Hatırlanacağı gibi Poyraz’da ele geçirilen belgeler arasında 2003-2004 arasında AKP hükümetinin yaptığı bürokrat atamalarına ilişkin Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde hazırlanan fişleme dosyaları da bulunmuştu. “AKP’nin Kadrolaşma Çizelgesi” başlıklı 76 sayfalık belgede bin 500 bürokrat hakkında çeşitli bakanlıklara ve üniversitelere yapılan atamalarla ilgili tek tek değerlendirmeler bulunuyor. Poyraz ve diğer bazı sanıklarda bulunan fişlemeler Ergenekon iddianamesinde, “Ergenekon terör örgütünün belirledikleri amaç ve yöntemlerle binlerce vatandaşımız, siyasetçi, bürokrat, asker ve emniyet mensubu, yargı mensupları ve iş dünyası hakkında istihbari çalışmalar yaptıkları ve bu verileri sakladıkları tespit edilmiştir. Elde ettiği verileri bazen şantaj, bazen yıpratma ve sindirme bazen de örgütün basın-yayın organlarında yayınlayarak karalama ve dezenfermasyon amacıyla kullandığı anlaşılmıştır” diye anlatılıyor. Ergenekon sanıklarından Ergun Poyraz’da ele geçirilen, “Emniyet müdürleri hakkında bilgi notu” başlıklı fişler Ergenekon iddianamesinin ek dosyalarındaki 330 numaralı klasör içinde yer alıyor. Kararnameyle atanan 47 ilin emniyet müdürü ile İçişleri Bakanlığı emrinde çalışan 10 mülkiye müfettişi ve 4 bakanlık […]

Suçlu bulunanlara ömür boyu hapis

Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan patlayıcılar üzerine başlatılan Ergenekon soruşturmasında iddianamenin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle yeni bir süreç başladı. Türkiye’nin aylardır izlediği ve ilk duruşmasının 20 Ekim tarihinde yapılacağı Ergenekon davasında sanıklara çeşitli suçlamalar yöneltiliyor. Türk Ceza Kanunu’nun 312, 314 ve 315’inci maddelerine dayandırılan suçlamalarda en ağır ceza ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Doğu Perinçek ve Mehmet Fikri Karadağ’a istenirken Veli Küçük, İlhan Selçuk ve Muzaffer Tekin’in de müebbet hapis ile yargılanmaları istendi. İddianamede yer alan sanıklar, yöneltilen suçlamalar ve istenen cezalar şöyle: Oktay Yıl.dırım:T.C. hükümetine karşı silahlı örgüte üye olmak, silahlı isyan. 35 yıl.Mehmet Demirtaş: T.C. hükümetine karşı silahlı örgütüne üye olmak, silah temin etmek. 25 yıl.Ali Yiğit:Suçu bildirmeme. 1 yıl.Muzaffer Tekin: T.C.hükümetini ortadan kaldırmak, ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı örgüt üyeliği, hükümete karşı silahlı isyan, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme. Müebbet.Mahmut Öztürk: Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Gazi Güder: Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Ayşe Asuman Özdemir: Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Behiç Gürcihan: Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.İsmail Yıldız: Silahlı örgüte üye olmak, T.C. hükümetine karşı silahlı isyan, askeri itaatsizliğe teşvik. 38 yıl.Kemal Şahin:Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Mehmet Murat Yücel:Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Feridun Refik Nuhoğlu:Silahlı örgüte üye olmak, kişisel verileri kaydetmek. 13 yıl.Hayrullah Mahmut Özgür:Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Ergün Poyraz: Silahlı örgüte üye olmak, T.C. hükümetine karşı silahlı isyan, devletin güvenliğine ilişkin bilgi ve belgeleri yok etmek. 47 yıl.Bekir Öztürk: Silahlı örgüte üye olmak, askeri itaatsizliğe teşvik. 13 yıl.Fuat Ermiş:Silahlı örgüte üye olmak, T.C. hükümetine karşı silahlı isyan, askeri itaatsizliğe teşvik. 38 yıl.Tuğrul Derme: Silahlı örgüte üye olmak.10 yıl.Mete Yalazangil:Silahlı örgüte üye olmak. 10 yıl.Aydın Yüksek: Silahlı örgüte üye olmak, devletin güvenliğine ilişkin bilgi temin etmek, devletin güvenliğine ilişkin bilgi ve belgeleri yok etmek. 30 yıl.Muzaffer Şenocak: Silahlı örgüte üye olmak, patlayıcı madde bulundurmak, devlete ait bilgi ve belgeleri yok […]

“Karanlık hiç bir eylem kalmadı”

Türkiye’nin karanlık tarihine ışık tutacağı iddia edilen Ergenekon soruşturmasının iddianamesi nihayet kamuoyuna açıklandı. İçinde yer alan bilgiler ve iddialar nedeniyle hayli gürültü koparacak olan iddianameye göre daha önce dile getirilen kanlı Danıştay baskını ve Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması eylemlerinin yanı sıra Hrant Dink cinayeti ve Malatya’daki misyoner katliamında da Ergenekon örgütünün imzası bulunuyor. İddianamede örgütün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, yazar Orhan Pamuk, gazeteci Fehmi Koru, DTP’li Osman Baydemir, Ahmet Türk ve Sebahat Tuncel ile üst düzey bir Yargıtay üyesine yönelik suikast ve NATO tesislerine yönelik saldırı hazırlığı içinde olduğu öne sürüldü.İddianameye göre Ergenekon’un tepesinde Veli Küçük, İlhan Selçuk, Sevgi Erenerol, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek bulunuyor.Ergenekon belgelerinin ilk ele geçirildiği kişi olan “gazeteci ve haham” Tuncay Güney’in ismi dosyada yer almıyor. İddianamede Veli Küçük Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırıyı azmettirmekle, Doğu Perinçek ise halkı silahlı isyana ve darbeye teşvikle suçlanıyor. Kanlı Danıştay baskınında tetikçilik yapan avukat Alparslan Arslan’ın saldırıyı bizzat Muzaffer Tekin ve Veli Küçük’ün verdiği emirle gerçekleştirdiği anlatılan iddianamede Necip Hablemitoğlu’nun 18 Aralık 2002’de “faili meçhul” bir suikastla öldürülmesinin de örgütün işi olduğu anlatıldı. Örgütün, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile bir ilgisinin bulunmadığının vurgulanmasının dikkat çektiği iddianamede örgütün gerçekleştirdiği eylemler arasında gazetesine el bombalı 3 ayrı saldırı sayılan İlhan Selçuk hakkında de örgüt yöneticisi olmaktan dava açıldı. “Derin devlet” ama TSK ya da devlet yok Ergenekon iddianamesini inceleyen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yasal sürenin dolmasına üç gün kala iddianameyle ilgili kabul kararı verdi. 47’si tutuklu 86 şüpheli hakkında hazırlanan, 441 klasör ekleri bulunan ve 2 bin 455 sayfadan oluşan Ergenekon iddianamesinin kabul edilmesiyle ilk duruşma tarihi de 20 Ekim olarak açıklandı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmaların tutuklu sayısının çokluğu nedeniyle Silivri Cezaevi’nde yapılmasına karar verdi. Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilirken, gizli tanıklar için de duruşma salonunda özel […]

Bilmeceye dönen dava: Danıştay saldırısı

Ergenekon soruşturmasının tamamlanan bölümüne ilişkin hazırlanan iddianamede, sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasının da yer aldığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından açıklandı. Ancak Danıştay’a saldırı davası görülürken hem sanıkların hem de Cumhuriyet Gazetesi avukatlarının soruşturmanın bu yönde genişletilmesi talebi her seferinde, “sonuca etki etmeyecek” gerekçesiyle reddedilmişti. Cumhuriyet Gazetesi’nin avukatı Bülent Utku, şu anda Yargıtay aşamasında bulunan dava sırasında her seferinde “eksik soruşturma” yapıldığını diye getirdiklerini belirterek açıklanan iddianamenin bunun kanıtı olduğunu söyledi. Engin’in açıkladığı iddianameyle ortaya yeni sanıkların çıkmış olacağını belirten Utku, savcıların suçlamalarını delillendirebilmesi halinde bu sanıkların da aynı dosyada yargılanacaklarını söyledi. Eksik soruşturma Kanlı Danıştay baskınının tetikçisi Alparslan Arslan’ın Cumhuriyet Gazetesi’ni de bombaladığı ortaya çıkmasının ardından davaya müdahil olan avukat Utku, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın Yargıtay’da onanması durumunda kesin hüküm haline geleceğini söyledi. Ancak bu durumda ortaya çıkan sonucu “eksik soruşturma” diye tanımlayan Utku, “Zaten dava sırasında da bunu dile getirip soruşturmanın genişletilmesini istemiştik ama mahkeme reddetti. Talebimizin esasa etkili olmayıp sonuca da etki etmeyeceği gerekçesiyle değildir gerekçesiyle her seferinde reddedildi. Şimdi ortaya çıkan gelişmeye bakarak Yargıtay’da karar henüz onaylanmadığı için kesin hüküm yok. Ergenekon iddianamesinde de bu suçların gündeme gelmesi bunun tartışılamayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü Danıştay saldırısının sanıkları ile buradakiler farklı ve yeni kişiler. Şimdi Ergenekon’la ortaya çıkan yeni sanıklar bakımından dosya incelenmelidir. Savcı bu eylemi ilişkin, ‘şu şüpheli şu delillere göre bu saldırıları azmettirmiştir ya da yapmıştır’ diyorsa bu fiil yeniden incelenir” dedi.“Bombalar nereden alınmış hâlâ bilinmiyor” Utku, yargılama sırasında gazeteye atılan bombaların seri numaralarıyla, Ergenekon zanlılarından Muzaffer Tekin’den elde edilen bombaların seri numaralarının birbiriyle ilintili olduğunun ortay çıktığını anımsatarak, “Bombaların tapa numaraları arasındaki benzerlik ve aynı seriden olduğu ortayla çıkınca mahkeme heyetinden bir takım taleplerde bulunduk. Bombaların üreticisi olan MKE’nin patlayıcıları Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na verdiği de ortaya çıkmıştı. Hangi birlik emrine verildiğini; patlayıcıların bu birlikteki kullanılmış […]

Karmaşık ilişkiler ağı: Ergenekon

Her şey 12 Haziran 2007’de, Ümraniye Çakmak Mahallesi’ndeki bir gecekondunun çatısında gizlenen 27 el bombası, TNT kalıpları ile fünyelerin ele geçirilmesiyle başladı. Önce bombaların sahibi olmakla suçlanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım tutuklandı ve süreç kısa sürede Ergenekon terör örgütü soruşturmasına dönüştü. Soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın yürütüyor.“Halkı isyana teşvik, devletin gizli belgelerini ele geçirmek, darbe ortamı hazırlamak” için faaliyet yürüttüğü öne sürülen “Ergenekon örgütü”nü ortaya çıkarmak amacıyla başlatılan operasyon bir yıldır sürüyor.Aralarında emekli askerler, gazeteciler, akademisyenler, çete liderleri ve siyasilerin de bulunduğu birbirinden ilginç isimlerin AKP iktidarını devirmek amacıyla biraraya geldiği öne sürülen Ergenekon soruşturmasında şu ana kadar 100’ü aşkın kişi gözaltına alındı, 49’u tutuklandı.Bir yıldan fazladır yürütülmesine rağmen iddianamesi hâlâ tamamlanmadığı için eleştirilen soruşturmada adları mafya davalarıyla anılan Sedat Peker, Kürşat Yılmaz, Hadi Özcan, Yaşar Öz, Semih Tufan Gülaltay, Danıştay Davası hükümlüsü Alparslan Aslan ve Osman Yıldırım’ın da bulunduğu birçok kişinin “şüpheli”, Alaattin Çakıcı ve Ali Avni Balkaner’in de aralarında bulunduğu bazı kişilerin de “tanık” olarak bilgisine başvuruldu. JİTEM’ci gazetecinin ifadeleri Ergenekon soruşturmasına dayanak oluşturan bilgilerin, 2001’de kendisini gazeteci olarak tanıtan, JİTEM adını kullanarak dolandırıcılık yaptığı öne sürülen Tuncay Güney’in ofisine yapılan baskınla ele geçirildiği iddia edildi. O dönem ifadesi alınan Güney, Ergenekon örgütüyle ilgili bilgi verdi, ama soruşturma kapatıldı.Güney’in ifadesine göre, örgütün ‘manifestosu’ İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in yönlendirmesiyle yazılmıştı. Güney, Veli Küçük hakkında da bilgi vermişti.Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Doçent Ümit Sayın’ın bilgisayarında da Ergenekon’la ilgili belgeler ele geçirildiği söylendi.Alparslan Aslan’ın Mayıs 2006’da Danıştay üyelerine saldırı düzenlemesinin ardından, daha sonra tutuklanacak kişilerin adı ilk kez duyuldu. Kısa süre sonra Aslan’ın Cumhuriyet’e iki kez el bombası atılması olayının da faillerinden olduğu anlaşıldı. İlk operasyon 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda el bombaları ve patlayıcılar ele geçirildi. Patlayıcıların eski astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğu belirlendi. Cumhuriyet’e atılanlarla benzer özellik taşıdığı öne sürüldü. […]

Yeni yasayla daha çok ‘hapı yutacağız’

Başbakan Erdoğan, “Batının limitlerine uygun” diyerek marketlerde ilaç satılacağını ilan etti. Hükümetin temelde bu konu nedeniyle bir süredir kavgalı olduğu eczacılar ve meslek odaları ise uygulamanın tehlike barındırması nedeniyle karşı çıkıyordu. İlaç tekellerinin ağır basmasıyla hayata geçirilecekolan “OTC İlaç Yasası” (Over the Counter- Tezgahüstü İlaç) olarak da bilinen reçetesiz ilaç satışı projesiyle ilgili İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Semih Güngör’ün sorularımızı yanıtladığı haberimizi tekrarlıyoruz. Sağlık Bakanlığı ve eczacılar arasında 10 yıldan fazla bir süredir tartışmaya neden olan ve “OTC İlaç Yasası” (Over the Counter- Tezgahüstü İlaç) olarak da bilinen reçetesiz ilaç satışı projesi, ilaç firmalarının da ağır basmasıyla Meclis’in önüne getirildi. “İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Yasa Tasarısı” ile Sağlık Bakanlığı’nın ilaçla ilgili tüm işlevine son verilip yetki ve sorumluluk “özerk” olacağı söylenen bir kuruma devredilecek. İlacın üretiminden, tüketimine fiyatının belirlenmesine kadar tüm yetkiler, kurulacak olan ilaç kurumunun tasarrufunda olacak. İlaç firmalarının pazarlarını genişleteceği ve karlarını artıracağı söylenen bu projeyle Sağlık Bakanlığı ve ilaç sanayii “ara ürün” adını verdiği en az bin 600 ilacın reçetesiz ve reklam serbestisiyle satılabilmesi konusunda da anlaşmak üzere. Söz konusu ilaçlar bu sınıflandırmaya girdikten sonra devletin sosyal güvenlik kurumlarının ödeme listesinden de çıkartılacak. Sağlık Bakanlığı’nın “ara ürün” kapsamında kabul ettiği ve bugün doktorların reçeteye yazdığı, devlet tarafından ödemesi yapılan ilaçlar arasında ağrı kesiciler, öksürük, soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, alerji ilaçları ve vitaminler yer alıyor. Bundan böyle bu ilaçları kullanmak zorundaki hastalar artık ilaç bedelinin tamamını kendi ceplerinden ödeyecek. Üstüne üstlük bu ilaçlar reklam serbestisiyle marketlerde, bakkallarda, işporta tezgâhlarında ehil olmayan kişiler tarafından hastalara sunulacak. Pazarın büyümesini ve en çok ihtiyaç duyulan ilaçların “ara ürün” adıyla eczane dışında da satılmasına olanak sağlayacak yasa değişikliğiyle büyük holdingler de süpermarket benzeri eczane zincirleriyle ilaç pazarına girmeye hazırlanıyor. Bir süredir eczane vitrinlerinde “Geleceğimizi karartmayacağız” pankartlarıyla eylem başlatan eczacılar en son 14 Mayıs Eczacılar Günü’nde Taksim’de bir yürüyüş ve basın açıklaması […]

Sigara içeni dokuz köyden kovarlar

web sayfalarından ulaşılabilir.Yasağın sınırları da, üreticilerin sayısı da arttı Son 20 yıldır sigaraya karşı girişilen mücadele birçok koldan devam etse de, bu mücadelede güçlü bir lobiye ve doğal olarak güçlü bir sermayeye sahip olan sigara tekelleri gözardı edilerek kişisel tercihlere yasak koymanın ötesine geçilemedi. Haliyle, sigara tekelleriyle mücadele etmeden yapılan sigara karşıtı mücadeleler sorunların kökenine inmediğinden hiçbir zaman tam çözüme ulaşamadı. Sınırları hayli geniş yeni yasa yürürlüğe girmesine rağmen halihazırda 12 sigara üreticisine yakında 5 tane daha eklenecek. Dünya sigara pazarında 7’nci sırayı alan Türkiye’de tütün piyasasında halen 6’sı sigara, biri sigara ve diğer tütün mamulleri, biri puro, 4’ü de nargilelik tütün mamülü olmak üzere 12 firma faaliyette.Daha önce Türkiye’de fabrika kurma izni almış olan Korean Tobacco And Ginseng’in (KT&G) üretim izniyle ilgili işlemler de tamamlandı. Aynı şekilde, fabrika kurma izni verilen ikisi nargile, ikisi de sarmalık kıyılmış tütün üretiminde bulunacak 4 firmanın üretim izni işlemleri ise sürüyor. Bunlar da tamamlandığında, kullanıcılarına ağır yasaklamalar ve cezalar getirilen Türkiye’de 17 tütün üreticisi firma olacak. Zaten Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyada sigara içenlerin üçte ikisinin yaşadığı 15 ülkenin içinde Türkiye de bulunuyor. Türkiye dışındaki ülkeler ise Bangladeş, Brezilya, Çin, Mısır, Hindistan, Endonezya, Meksika, Pakistan, Polonya, Filipinler, Rusya, Tayland, Ukrayna ve Vietnam. Kişi başına 76 paket sigara Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) ile Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre en çok sigara içen meslek gruplarının başında gazeteciler, öğretmenler ve doktorlar var. Türkiye’de günde ortalama 15 milyon paket sigara içiliyor. Son 10 yılda Türkiye’de bir trilyon 224 milyar 100 milyon adet sigara üretildi. 1998’de 123 milyar adet olan yıllık sigara üretimi, 2007’de 125,9 milyar adete ulaştı. Devletin resmi verilerine göre, ekonomik kriz yıllarında sigara tüketimi artıyor. 2007 itibariyle yılda kişi başına 1523 adet (76,1 paket) sigara içiliyor. Günlük sigara tüketimi de kişi başına 4,2 adet. Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre 2007’de […]

‘Ayak takımı’ ayaklar altında

İstanbul’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, hükümet, içişleri bakanlığı ve İstanbul Valiliği’nin gayretleriyle beklendiği gibi olaylı geçti. İstanbul Valisi Muamer Güler’in iddia ettiğinin aksine polisler “orantılı” değil, neredeyse “intikam” amaçlı “şiddet” kullandı. Biber gazi ve tazyikli suyla grupları dağıtan polisler plastik mermi atan silah kullanmaktan da çekinmedi. Özellikle kullanılan biber gazları nedeniyle çok sayıda kişi fenalık geçirdi. Şişli Etfal Hastanesi’nde de polisler, kendilerine taş atarak kaçan bir grubu kovalarken girdikleri hastane bahçesinde uyarılara rağmen çok sayıda gaz bombası kullandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) binalarının içine de gaz bombaları atıldı. Bu nasıl “orantı” Üç büyük emek örgütü DİSK, KESK ve TÜRK-İŞ’in 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talepleri, başbakan ve kimi bakanlar tarafından “devlete baş kaldırmak” diye nitelenince, İstanbul Valisi Muaamer Güler’in dile getirdiği “orantılı şiddet” yerini bilindik görüntülere bıraktı. İstanbul’da ilan edilen “sıkıyönetim” uyarınca Taksim ve çevresindeki birçok cadde ve yol, bir gün öncesinden trafiğe kapatılmıştı. İstanbul polisinin yanı sıra Rize, Erzincan, Diyarbakır ve Şanlıurfa da dahil 12 ayrı ilden takviye polis getirilirken askeri birlikler de Taksim çevresinde güvenlik önlemi aldı. Bariyerlerle çevrilen ve kimsenin girmesine izin verilmeyen Taksim Meydanı’nda adeta kuş uçurtulmadı. Taksim Meydanı’na çıkmayı hiçbir grup başaramazken, Şişli, Kurtuluş, Nişantaşı, Beyoğlu, Cihangir, Osmanbey, İstiklal Caddesi ve Firuzağa’dan meydana gitmek isteyen gruplara tazyikli su ve gaz bombası kullanarak müdahale edildi. Yer yer uzun süreli çatışmalar çıktı. DİSK’lilere üç kez polis saldırısı Polislerin ilk müdahalesi Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi Nakiye Ergül Sokak’ta bulunan DİSK Genel Merkezi’nde yaşandı. Bir gece öncesinden sendika önünde toplanan işçilere polis, sabah 06.30 sıralarında biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Genel merkez binasının içine de su sıkılıp gaz bombaları atılınca fenalaşan 2 kişi ambulansla hastaneye götürüldü. Bazı işçilerin de gözaltına alındığı ilk müdahale sonrasında yüzlerce işçi sendika binası içinde beklemeye devam etti. Yarım saatlik bir bekleyişin ardından yeniden sendika binasının önüne […]

“Erkeklik buysa biz erkek değiliz…”

“Barış mesajı getirmek ve dünyanın güvenli olduğu” mesajını vermek için ülkesinden gelinliğiyle yola çıkan İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın, Gebze’de tecavüz edilerek öldürüldüğünün ortaya çıkmasından sonra birçok kişi ve kurum tarafından protesto gösterileri yapıldı, kınama mesajları yayımlandı. Türkiyelilerin ne kadar iyi insanlar olduğu anlatılmaya çalışıldı tüm dünyaya. Hatta öyle ileri gidildi ki, hemen her gün “tecavüz” konulu haberlerin basın organlarında epey yer tutması bile göz ardı edilip, bu vahşi olayın “münferit” olduğu söylendi. Bu kadar yorumun ya da protesto gösterisinin arasında en dikkat çekici olanı, 19 Nisan günü Galatasaray’da biraraya gelen bir grup erkeğin eylemiydi. Pippa’nın vermek istediği barış mesajının ironik bir biçimde yarım kalmasını simgeleyen siyah duvak takan erkekler, “Öldürmek, tecavüz etmek erkeklikse biz erkek değiliz” diye bağırıyorlardı. Yaptıkları basın açıklamasında kadına yönelik şiddeti kınayan erkekler Taksim Meydanı’na kadar da yürüyüş yaparak, “Tecavüz etmek, namus töre bekçiliği, öldürmek, homofobik olmak, hayatı ve sokakları kadınlara dar etmek erkeklikse biz erkek değiliz” sloganı attılar. Bildirilerine “Kara duvaklı erkekler. Biz erkek değiliz girişimi” diye imza atan grupta yer alan Kürşad Kızılıtuğ, tecavüz, cinsel taciz ve şiddetin Türkiye’deki en yaygın suçlardan olduğunu belirterek, erkek egemen kültürün bir yansıması olarak sürekli pohpohlanan her türlü dinsel, cinsel, ahlaki ve milliyetçi değer sistemine karşı olduklarını söylüyor. Kızıltuğ, eylemin nasıl doğduğunu ve neler yapılmak istendiğini Medyakronik’e anlattı… Bu eylem fikri nasıl doğdu? Pippa Bacca’nın korkunç sonunun ortaya çıkmasından sonra küçük bir arkadaş grubumuzda bu konuyu tartışmaya başladık. Elbette ki hepimiz eleştiriyor ve bir şeyler yapmak gerektiğini düşünüyorduk. Biz erkekliği, seksizmi sorguluyorduk ama bunu politik gündem haline getirelim diye bir tasarı yoktu. Bu eylem yaşanan bir olaya karşı artık bardağı taşıran son damla idi. Bunun tepkisiyle ortaya çıktı. Sonra bu konuyu üyesi bulunduğumuz haberleşme gruplarında da tartışmaya açtık ve en sonunda bir eylem yapmamız gerektiğinde birleştik. Yani tamamen arkadaş sohbetiyle başlayan bir süreçle gelindi bu noktaya. 10 kişilik bir […]

İlhan Selçuk sabaha karşı gözaltına alındı

Cumhuriyet gazetesinin başyazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındı. Selçuk’la birlikte İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmesi Ferit İlsever, Aydınlık dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat ve işadamı İbrahim Benli’nin de araların da bulunduğu toplam 12 kişinin gözaltında bulunduğu öğrenildi. Avukatlarıyla görüşmelerine izin verilmeyen zanlıların, “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla gözaltına alındığı ve yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirilen bazı belge ve dokümanlarda isimlerinin yer aldığı, teknik takip sonucu izlemeye alınan telefon trafiğinde de yer aldıkları öne sürüldü.Ümraniye’de bir gecekonduda, Cumhuriyet’e atılanlarla aynı seriden oldukları daha sonra tespit edilen 27 el bombasının bulunmasıyla ilgili yürütülen ve zaman içinde genişletilen operasyonlarda bugüne kadar aralarında emekli general Veli Küçük’ün de bulunduğu 37 kişi tutuklanmıştı. Tutuklananlar arasında avukat Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi Erenerol ve Doç. Dr. Emin Gürses de bulunuyordu. Sabah 04.30’da baskın Ulus’taki evi sabah 04.30 sıralarında basılarak gözaltına alınan ve yaklaşık 3 saat boyunca evinde arama yapılan İlhan Selçuk’un ve Cumhuriyet’in avukatlarından Akın Atalay, müvekkili hakkında bilgi almak için Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gitti, ama görüşmesine izin verilmedi. Atalay, ”Şu anda iyi olduğuna dair yetkililerden bilgi aldık. Normalde bu suçlarla ilgili gözaltı süresi 48 saattir. Yarın sabah görüştüğümüzde kendisiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi edineceğiz. Soruşturmanın gizliliği nedeniyle bize söylenen bir şey olmadı. Şu anda kendisine yöneltilmiş bir suçlama da yok. Bir soruşturma kapsamında ifadesi alınmak üzere saat 04.30 da evine gelinmiş ve 07.30’da emniyete götürülmek üzere evinden çıkarılmış” dedi. “Sakin olmak lazım” Selçuk’un avukatlarından Fikret İlkiz de, hukuken 24 saat boyunca müvekkilleriyle görüşmelerinin mümkün olmadığını söyledi. “Bunu bir soruşturma kabul etmemizde fayda var. Biraz sakin olmakta fayda var” dedi. İlkiz, Selçuk’un Terörle Mücadele ve Özel Soruşturma Yöntemleri ve Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu çerçevesinde gözaltına alındığını belirtti. “Bu nedenle 24 […]

Şemdinli’den Ergenekon’a

Şemdinli:9 Kasım 2005’te Şemdinli’de bir kitabevinin iki astsubay ve bir itirafçı tarafından bombalanmasıyla devlet içinde yuvalanmış çetelerden biri daha deşifre oldu. Bu patlamaya dek son 2 ay içinde Hakkâri ve Yüksekova’da faili meçhul gibi görünen 17 ayrı bombalı saldırı olmuştu. Şemdinli soruşturmasını yürüten savcı Ferhat Sarıkaya, düzenlediği iddianamede Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile bazı rütbeli askerlerin adını da iddianameye koyunca meslekten atıldı. Savcıyla aynı doğrultuda açıklamalar yapan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun da kızağa çekildi. Rahip Cinayeti:5 Şubat 2006’da Trabzon’da Santa Maria Kilisesi’nin rahibi 59 yaşındaki Andrea Santoro 16 yaşındaki O.A. tarafından kilise önünde silahla vurularak öldürüldü. Sauna Çetesi: 18 Şubat 2006’da Ankara polisinin düzenlediği Küre operasyonuyla Sauna çetesi çökertildi. Aralarında eski polis ve askerlerle kamu görevlilerinin de bulunduğu çetenin darbe ortamı hazırlamaya çalıştığı ortaya çıktı. Cumhuriyet Bombalamaları: 10 Mayıs 2006’da İstanbul Şişli’deki Cumhuriyet gazetesine 3. kez el bombalı saldırı düzenlendi. Bir hafta içinde 3 kez el bombası atılan gazeteye yönelik saldırıların arkasında İslamcı örgütler olduğu düşünülüyordu. Danıştay Saldırısı:17 Mayıs 2006’da Danıştay 2. Dairesi üyelerine silahlı saldırı düzenlendi. Mustafa Yücel Özbilgin’in öldüğü, Mustafa Birden, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu’nun yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat Alparslan Aslan’ın Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasının da faili olduğu ortaya çıktı. Pek konuşmaya yanaşmayan katil Alparslan Arslan ser verip sır vermemesinin nedenini duruşma salonunda dillendirdi bir gün: “Yakında darbe olacak beni de kurtaracaklar.”Atabeyler Çetesi:31 Mayıs 2006’da Ankara Eryaman’daki bir eve polisin düzenlediği operasyonda yani bir çete ortaya çıkarıldı. Atabeyler denilen ve aralarında askerlerin de bulunduğu çetenin arşivinde ele geçirilen doküman ve krokilerde çetenin önemli isimlere suikast hazırlığında olduğu ortaya çıktı. İbrahim Çiftçi: 2 Ekim 2006’da İzmir Alsancak’ta bir kafeye düzenlenen bombalı saldırıda iş yeri sahibi İbrahim Çiftçi ölürken, 12 kişi de yaralandı. Her ne kadar olay gazetelere basit bir alacak verecek kavgası gibi yansısa da, Çiftçi, Susurluk’a dek uzanan karanlık ilişkileriyle bilinen […]

Ergenekon’un çetelesi

—————————————————————————————————————————— Mahmut Zekeriya ÖztürkDanıştay saldırısı sonrasında adı duyulan Mahmut Zekeriya Öztürk, TSK’den yüzbaşılıktan emekli edildi. Muzaffer Tekin’i, arandığı dönemde evinde sakladığı ortaya çıkınca gözaltına alındı, serbest kaldı. Danıştay saldırısı öncesinde Alparslan Aslan’ı ona tanıştıran kişi de Öztürk. Doğu Perinçek’in Genel Başkanı olduğu İşçi Partisi’nin yayın organı Ulusal Kanal’da 6 ay süreyle çalıştı ancak işten çıkarıldı. 31 Temmuz 2006 tarihli Zaman Gazetesi’nde “Perinçek’in sağ kolu” olarak duyurulan bir haberde Öztürk, İşçi Partisi içinde PKK yanlısı bir yapının bulunduğunu anlattı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı. Fikret EmekEmekli binbaşı Fikret Emek, Ümraniye bombalarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Eskişehir’de gözaltına alındı. Muzaffer Tekin tarafından ismi verildiği iddia edilen Emek’in Ankara’daki evi ile Eskişehir’deki iki ayrı adrese düzenlenen baskında çok sayıda bomba ve mühimmat ele geçirildi. “Terör örgütü üyesi olmak, patlayıcı madde nakletmek ve vahim nitelikte silah ve patlayıcı madde bulundurmak” suçlarından tutuklandı. Kemal KerinçsizBir grup ülkücü avukatla birlikte kurduğu Büyük Hukukçular Birliği Genel Başkanı olarak aydınlara yönelik karalama kampanyaları ve açtırdığı 301 davalarıyla adını duyurdu. Adliye binalarında ve duruşma salonlarında ve özellikle Hrant Dink’in yargılandığı davalarda yaşanan arbedelerde başroldeydi. Çok sayıda ‘ulusalcı’ eyleme Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Zekeriya Öztürk gibi isimlerle birlikte katıldı. Ümraniye soruşturmasında tutuklanan Muzaffer Tekin ile Ergün Poyraz’ın avukatlığını yapan Kerinçsiz, Ümraniye soruşturmasına ilişkin davanın açılmasının geciktiği için soruşturmayı yapan savcıyı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet etmişti.Fuat Turgutİlk olarak’Yüksekova Çetesi’ yargılamasında çetecilerin avukatlığını yapsa da adını Hrant Dink suikastinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan Yasin Hayal’in avukatı olarak duyurdu. Diyarbakır, Hakkâri ve Van’da, altı yıl süren ‘Yüksekova Çetesi’ davalarındaki açıklamaları nedeniyle biri beş, diğeri yedi ay olmak üzere iki kez hapis cezası aldı. Bu cezaları ertelenen Turgut, Abdullah Öcalan’ın yargılandığı davaya şehit yakınları adına müdahil olarak katıldı. Dink’e suikast davasında hukukçu kimliğinden çok hakaret ve saldırılarıyla haber oldu. Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınsa da savcılıkta serbest bırakıldı. Sevgi ErenerolTürk Ortodoks Patrikhanesi’nin basın […]