Etiket ahmet şık

‘Özel hayatın gizliliği’nden sınıfta kalan okul

British International School İstanbul, yabancı uyruklular ve konsolos çocukları ile yabancı ülke vatandaşlığına da sahip Türkiyelilerin çocuklarının öğrencisi olabildiği özel okullardan biri. Avrupa Birliği (AB) Başmüzakerecisi Egemen Bağış’ın da velileri arasında bulunduğu okul kapısından AB’nin sıkı sıkıya savunduğu “özel hayatın korunması” ilkesi giremiyor. 15 yıldan uzun bir zamandır Türkiye’de faaliyet yürüten uluslararası bir okul olan British International School İstanbul’da kütüphaneci olarak çalışan Hülya Osmanağaoğlu, okul yönetimi tarafından elektronik posta yazışmaları yasadışı elde edilerek ve bilgisayarına kayıtlı kimi yazılar gerekçe gösterilerek tazminatsız olarak işten atıldı. Okul idaresinin yasadışı bir şekilde elde ettiği ve tazminatsız işten çıkarmaya gerekçe gösterdiği “kanıtlar” arasında, Osmanağaoğlu’nun bir arkadaşına yazdığı elektronik postada “Patron çok az zam verdi” yakınması, üyesi olduğu feminist bir grubun Novamed’li kadın işçilerle dayanışma için yaptığı basın açıklaması, tacize karşı mor iğne eylemi, toplantı notları ve feminist gruba ait yasal dergide yayımlanmış yazılar yer alıyor. Osmanağaoğlu’nun kişisel verileri ve yazılarının rızası dışında elde edilmesi Türk Ceza Kanunu’nun haberleşmenin gizliliğini ve özel hayatın gizliliğini ihlâl ve kişisel verilerin kaydedilmesi gibi maddeleri uyarınca suç oluşturuyor. British International School yetkilileri ise konu hakkında açıklama yapmayacaklarını söyledi.Sen misin feminist eylemlere katılan? 2007’den bu yana okulun ortaokul ve lise bölümünün kütüphanesinde çalışan Hülya Osmanağaoğlu’nun özel elektonik postalarının yasadışı bir şekilde elde edilip, önce politik görüşlerinden ötürü “polis çağırırız” diye tehdit edilerek istifaya zorlanması ve tazminatsız işten çıkarılmasının ardındaki hikâyeler ibret verici. 8 Mayıs Cuma günü öğle tatilinde okul müdürü Brian Smith’in odasına çağırılan kütüphaneci Osmanağaoğlu, okul yönetimi tarafından elektronik postalarının okunduğunu öğrendi. Smith’in kendisine elektronik postalarının içeriklerinde yer alan politik konular nedeniyle okulda sorun çıkacağını söylediğini belirten Osmanağaoğlu daha sonra yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Müdür Smith, yazışmaların içeriklerinde Kürt sorunu, sol ve feminizm ile ilgili konuların bulunduğunu, kimi feminist eylemleri örgütleyip bu eylemlere katıldığımı tespit ettiklerini sert biçimde söyledi. Sonra da, ‘Sen okulun bilgisayarından siyasi görüşlerinle ilgili nasıl mail gönderebilirsin? […]

32 yıl süren yolculuk

Her yıl olduğu gibi yine aynı gerginlikle gelinmişti 1 Mayıs’a. Taksim’e çıkmak ya da çık(a)mamak. Nihayetinde, ne olduğunu kimselerin anlayamadığı bir “makul çoğunluk” anlaşmasıyla Taksim’de karar kılındı. Karar verilip anlaşılmıştı ama hem sendika yetkililerinin hem de hükümetin İstanbul’daki görünen yüzü valinin açıklamaları herkesin içine kurt düşürmüştü. Kimisi haklı çıktı bu kaygılarında kimisi mutlu ayrıldı 1 Mayıs kutlamalarından. Sendikadan Taksim’e dek hepi topu bir kilometreden biraz fazla bir yoldu ama çok zaman aldı bu yolu katetmek. Dile kolay 32 yıl sonra ilk kez, işçiler en az devlet kadar fetişleştirdikleri alana ayak basabildiler 1 Mayıs’ta. Görünen o ki aslında herkes için kısmi de olsa bir başarı sözkonusuydu bugün İstanbul’da. Hem makul çoğunlukla Taksim Meydanına çıkabilen işçiler hem de bu “çoğunluğun” dışında kalanları alana sokmayan, fırsat bulduğunda şiddetini de esirgemeyen polis için. Dikkat, “ayaklar baş oluyor” Son 4 yıldır, bayramlarını ait olduğu yerde, Taksim Meydanı’nda kutlamak istediklerini dile getiren işçiler, 2009’da da aynı taleplerini yineliyordu. DİSK ve KESK’in önderliğindeki sendika ve sivil toplum kuruluşları (STK), solcular ve işçilere kapalı olan Taksim Meydanı’nda yerlerini alacaklarını daha bir kararlı dile getiriyordu bu yıl. Geçen yıl bir ay öncesinden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “Ayaklar baş mı olacak?” diye katıldığı muhalefet korosu ise bu yıl son haftaya dek sesini çıkarmadı sendikacıların açıklamalarına. Haklarını yemeyelim, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak bayram ilan edilmesinin üstüne bir de, resmi tatil statüsü kazandırılan 149. ülke olmuştu Türkiye. Türkiye’de bu işler kolay olmaz Eh artık hem bayram hem resmi tatil, işçiler de Taksim talebinden vazgeçer ümidiyle İstanbul Valisi Muammer Güler ile Emniyet Müdürü Celallettin Cerrah dile geldi; “Taksim’de kutlama yasak”. Dananın kuyruğu kopacaktı anlaşılan yine. Sonra Başbakan Erdoğan’ı duyduk Adana’dan, “İşçiler çıkarsa herkes çıkmak ister”. Eeee, zaten “demokratik bir hukuk devletinde”, yasalarla da güvence altına alınmamış mıydı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak. O halde dileyen gösterisini kutlamasını yapacak, kolluk kuvvetleri de […]

Birbirinden ilginç belgeler

Ergenekon davasının geçen ay açıklanan ikinci iddianamesinde sansürlenen JİTEM belgelerine yer verilmeyen ek klasörlerin içinde operasyonlarda Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun planladığı 4 ayrı darbe planına geniş yer verildi. Bunların yanısıra ek klasörlerde operasyonlarda gözaltına alınanlardan ele geçirilen belgeler, telefon görüşmesi tutanakları, istihbarat notları, Özden Örnek’in Darbe Günlükleri ile Mustafa Balbaya’a ait günlük ve notlar, çeşitli kişi ve kurumlara ait fişleme bilgeleri, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kimi aile üyelerine ait özel bilgiler de bulunuyor. Belgeler arasında Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’e ait özel bilgilerin de Şener Eruygur’un ofisinden çıktığı belirtiliyor. Ayrıca Savcı Öz’ün çocuklarının okuduğu okullarla ilgili bilgilerin yer aldığı belgeler de dosyada. ADD’nin belgeleri Uzman bir ekip tarafından Ergenekon davasının ikinci iddianamesine ait binlerce sayfa tutan 248 ek klasör, 2 DVD’ye aktarıldıktan sonra bir örneği davaya bakacak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildi. İddianamenin 248 klasörlük dosyalarınde 1 ile 30 nolar arasında olanları Atatürkçü Düşünce Derneği’nden çıkan yazışmalar, tüzük metni, izleme tutanakları, İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçiliğinin raporları, gelir – gider tablolarından oluşuyor. ADD’den ele geçirilen evraklar arasında; 1995-2007 yılları arasındaki genel kurul, mali işler, üyelik başvuruları, yetki belgeleri gibi resmi dokümanlar, Türkiye’nin dört bir yanındaki üyelere ve yöneticilere ait nüfus cüzdanı fotokopileri, açık adres gibi bilgilerin yer alması dikkat çekti. Klasörlerde ayrıca denetleme tutanakları, delege listeleri, genel kurul kayıtları, emniyet ve valiliklere yazılan yazılar, panel ve organizasyon duyuruları, tapular ve beyannameler de yer aldı. İddianamede ayrıca 11 Haziran 2000 tarihindeki genel kurulun yapıldığı MEB Şura Salonu’nun şeması “ADD Tedbir Planı” başlığıyla, basın açıklaması görüntülerine dair 14 adet kapalı zarf içerisinde CD ve DVD olarak yer aldı. Benzer belgelere başka klasörlerde de yer verilirken, emekli Orgeneral Şener Eruygur’a ait bölüm ise 15 klasörden fazla tutuyor. Bu belgeler arasında iletişim tespit tutanakları, Eruygur’un ADD Genel Merkezi’ndeki odasından çıkan belgeler, gizli ibareli dokümanlar ve eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la ilgili […]

Diyet listesi var, suç belgeleri yok

Ergenekon davasının geçen ay açıklanan ikinci iddianamesinde yer verilen ve bir takım illegal faaliyetlerin gerçekleştirildiğine yönelik atıflarda bulunulan JİTEM (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) belgeleri sansürlendi. İkinci iddianamenin dün (27 Nisan 2009) sanık avukatlarına dağıtılan 248 klasörden oluşan eklerinde, Ergenekon davası sanıklarından JİTEM’İn kurucusu Arif Doğan’dan ele geçirilen belgelere yer verilmedi. Sansürlenen JİTEM belgelerine yer verilmeyen ek klasörlerin içinde operasyonlarda ele geçirilen belgeler, telefon görüşmesi tutanakları, Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun planladığı 4 ayrı darbe planı, istihbarat notları, Özden Örnek’in Darbe Günlükleri ile Mustafa Balbaya’a ait günlük ve notlar, çeşitli kişi ve kurumlara ait fişleme bilgeleri, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kimi aile üyelerine ait özel bilgiler de bulunuyor. JİTEM’in illegal faaliyetleri anlatılıyordu Ek klasörlerde Arif Doğan’a Ankara Numune ve Araştırma Hastanesi Beslenme Diyet Bölümünün verdiği perhiz listesi bile yer verilirken, JİTEM’in faaliyetlerinin anlatıldığı yüzlerce belge “devlet sırrı kapsamında gizliliği bulunduğu” gerekçesiyle dosyaya konulmadı. İlk iddianamenin bazı sanıklarda ele geçirilen ve davanın delilleri arasında sayılan kimi askeri belgeler de sansürlenmişti. Askeri makamların ısrarla “yok” demesine karşın çeşitli olaylar vesilesiyle deşifre olan ve adı sık sık dillendirilse de yıllardır varlığı tartışılan JİTEM’e ilişkin belgeler 14 Ağustos 2008r günü gözaltına alınan Arif Doğan’ın Beykoz’daki deposunda ele geçirilmişti. “Gizli” ibareli yüzlerce dokümanda JİTEM’in nasıl kurulduğunun yanısıra, örgütün legal ve illlegal faaliyetlerine ilişkin çok sayıda belgeyle ilgili ikinci iddianamede belgelerin içeriğine yönelik sadece atıf yapılarak detaylı bilgiler verilmemişti. İkinci iddianamede konuyla ilgili atıf yapılan bölümlerde JİTEM elemanlarının kendilerine PKK militanı süsü vererek eylem yapmaları, JİTEM operasyonlarında ele geçirilen silah ve mühimmatın kayıt altına alınmadığı, suça karışmış kişilerin para karşılığında örgüte karşı kullanılması, Doğu ve Güneydoğuda yıllarca bir çok faili meçhul cinayet ve kaçırıp kaybetme olaylarında sorumluluğu bulunan Hizbullah örgütüyle JİTEM’in kurduğu ilişkiler ve birlikte yürüttüğü faaliyetler anlatılıyordu. Savcılar suç işliyor Hukukçular, ikinci iddianamede özellikle JİTEM’le Hizbullah arasında bir takım ilişkilere dikkat çeken ve bazı illegal faaliyetlere […]

Dink cinayeti davası bildiğiniz gibi

Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 9. duruşması bugün (20 Nisan 2009) yapıldı. Cinayetin tetikçisi Ogün Samast, sağlık nedenlerini gerekçe göstererek katılmadığı iki duruşmanın ardından bu kez mahkemedeydi. Duruşmada Samast’ın yanısıra tutuklu sanıklardan Ersin Yolcu ve Ahmet İskender ile tutuksuz sanıklardan dönemin Alperen Ocakları Trabzon il başkanı Mustafa Öztürk’de hazır bulundu. Bir önceki celse yumruklaştıkları için mahkemenin bu duruşmaya getirilmemeleri kararı aldığı Erhan Tuncel ve Yasin Hayal ise duruşmada yoktu. Duruşmada Ogün Samast’ın bıyıklı ve kilolu hali dikkat çekti. Hrant Dink’in kızı Delal Dink, eşi Rakel Dink, kardeşleri Orhan ve Yusuf Dink’in yanısıra duruşmayı Paris Barosu’ndan avukatlar ve milletvekili Ufak Uras da izledi. Cüppe krizi Duruşmanın sabah oturumu avukat cüppesi kriziyle başladı. Bazı avukatlar duruşmaya barodaki cüppeler bittiği için cüppesiz katılmak isteyince, Mahkeme Başkanı Erkan Canak, “Cüppesiz almam” dedi. Avukatlar, “Adliyede çok duruşma varmış. Baroda cüppe kalmamış” deyince Mahkeme Başkanı duruşmaya gözlemci olarak katılan Paris Barosu’ndan avukatları kastederek, “Fransa’dan avukat gelmiş cüppeli, sizin cüppeniz yok” diye tepki gösterdi. Müdahil avukatlarından Bahri Bayram Belen “Arkadaşlarımız cüppesiz otursun. Ancak söz alırken biz cüppelerimizi onlara verelim” diye öneri sundu. Mahkeme Başkanı’nın Belen’e yönelik “Olmaz, burası gardırop mu?” sözleri ise salonda gülüşmelere neden oldu. Tetikçi başkasıydı iddiası Davanın sabahki oturumunda Dink cinayetiyle ilgili bilgileri olduğunu iddia ettikleri bir dilekçeyle ifade vermek istediklerini belirten adli suçlardan tutuklu 5 kişi tanık olarak dinlendi. Silivri Cezaevi idaresine dilekçe sunan çoğu cinayetten tutuklu Volkan Eryeliğ, Şinasi Şentürk, Veli Halis Çelik, Orçun Cürek ve Adil Orhan mahkemede verdikleri birbirine benzeyen ifadelerde, Ogün Samast’ın cinayette piyon olarak kullanıldığını ve tetiği çekenin başkası olduğunu öne sürdü. Tanıklar ifadelerinin kaynağının, cinayet suçlamasıyla Silivri Cezaevinde bulunan ve bir süre koğuş arkadaşlığı yaptıkları eski İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın oğlu Ertuğrul Balcı olduğunu söyledi. Tanıklar daha önce de cezaevi idaresine konuyal ilgili dilekçe yazdıklarını ancak […]

PKK soslu DTP operasyonu

PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik olduğu iddia edilen bir soruşturmayla, 4 gün önce Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) yönelik yurtçapında yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 200’ü geçti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 14 Nisan günü başlatılan ve Türkiye geneline yayılan operasyon kapsamında bugün de (17 Nisan) İstanbul, İzmir, Ankara ve Batman’da baskınlar gerçekleştirildi. DTP’nin il ve ilçe binaları ile çeşitli adreslere eş zamanlı olarak yapılan baskınlarda yaklaşık 100’den fazla kişi gözaltına alınırken, yapılan aramalar sonunda bilgisayarlar ile bazı dokümanlara da el konuldu. Operasyonlarla ilgili sorularımızı yanıtlayan DTP Diyarbakır Miletvekili Selahattin Demirtaş, baskınların partilerinin siyasi iradesini kırmaya ve yalnızlaştırmaya yönelik bir operasyon olduğunu söyledi. Partilerini hedef alan operasyonları “hazin” diye nitelendiren Demirtaş, “Hükümetin içine düştüğü çaresizlik ve acıyı gösteriyor. Hükümetin seçimde yenildiği bir partiye karşı intikam alma ve güçten düşürmeye yönelik bir operasyondur bu. Hükümet içine düştüğü bu aciz durumdan çıkmak istiyorsa DTP’nin siyaseten önünü açmalıdır” dedi. Devlet karar verdi hükümet uyguladı Operasyonların “devlet kararı” olduğunu vurgulayan Demirtaş, “Hükümet de bu devlet kararının icracısıdır. Bunda hükümetin işine gelen kısım ise DTP’nin siyaseten güçsüzleştirilmesidir. Ama bu durum savaşın devamını isteyen güçlerin ekmeğine yağ sürer. Kürtlere ‘siyaset yapma’ deniyorsa ne diyorlar tam olarak bunu da açıklasınlar. Bütün kaygımız, barış adına ılımlı gibi görünün bu sürecin sekteye uğramasıdır. Çünkü umutların doğduğu bir dönemde böylesi bir operasyon çözüm arayışlarını zora sokar ki bu operasyona karar verenler ve uygulayanlarda bunun farkındadır” şeklinde konuştu. DTP örgütün değil çözümün parçası Partilerinin PKK’nin siyasi kanadı olduğuna ilişkin yorumlarla ilgili, “Biz kimsenin uzantısı ya da parçası değiliz” diye yanıtlayan Demirtaş, “DTP bağımsız siyaset yapan, meşru ve legal bir partidir. Ama buna bile tahammül yoksa durum vahimdir. Kimse adına söz söyleme yetkimiz yoktur ve sadece DTP adına konuşuruz, PKK ile konuşmak isteyen doğrudan konuşur. Bu şekilde bizi kabul eden eder, etmeyenin kendi ayıbıdır. Ancak devlet Kürt sorununun çözümünde aktif rol oynamak isteyen ve çözüm […]

Üniversiteli Ergenekon

Ergenekon soruşturması kapsamında 18 ayrı il ve ilçede gerçekleştirilen operasyonlarda 50’den fazla isim gözaltına alınarak, sorgulanmak üzere İstanbul’a getirildi. Soruşturmanın 12. gözaltı dalgasının hedefinde ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Başkent Üniversitesi, Kanal B ve eski rektörler vardı. Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B’in sahibi Mehmet Haberal, Giresun Üniversitesi Rektörü Osman Metin Öztürk ile eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu da gözaltına alındı. Rektörlerin ev ve işyerlerinde saatler süren aramalar yapıldı. Bilgisayar ve bazı belgelere el konuldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, sorgulanmak üzere İstanbul’a götürülen Mehmet Haberal’ı havaalanından yolcu ederken, gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Profesör Erol Manisalı da bulunuyor. Operasyon kapsamında ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’ın evi de arandı. Kanser hastası olan Saylan gözaltına alınmadı. ÇEV merkezi ve şubeleri de tıpkı ÇYDD’ye olduğu gibi operasyon düzenlenip arama yapılan kurumlar arasında yerini aldı. Türkiye çapında 95 şubesi ve yaklaşık 20 bin üyesi bulunan ve bugüne kadar birçok kız çocuğunun okumasına ön ayak olan ÇYDD’nin şubelerinde saatler süren arama yapıldı ve derneğin burs verdiği öğrencilerin, üyelerin listesi olduğu belgelere el konuldu.ÇYDD, 12. dalganın hedefinde Ümraniye’de bir gecekonduda 2007 Haziran ayında el bombaları bulunmasıyla başlayan ve yapılan operasyonlarla bir anda tüm yurdu saran Ergenekon soruşturmada bugün 12. dalga operasyon yapıldı. Arama ve operasyonlar, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın koordinasyonunda Ergenekon soruşturmasını yürüten beş savcının talebi ve özel yetkili mahkemenin kararıyla yapıldı. Sabah saatlerinde eşgüdümlü olarak başlatılan ve Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Bursa, Trabzon, Antalya, Alanya, Mersin, Van, İzmir, Giresun, Kars ile Adana’da önceden belirlenen 83 ayrı adrese baskınlar yapıldı. Ergenekon davasının 2. iddianamesinın sanıkları arazında bulunan paşaların öncülüğünde darbe ortamı hazırlamak gerekçesiyle yapıldığı öne sürülen “bayrak mitinglerinin” düzenlenmesinde aktif rôl alan ÇYDD, bugün yapılan operasyonun merkezinde yeraldı.Saylan gözaltına alınmadı Dernek Başkanı Saylan’ın […]

Obama’nın barışı Afganistan’ı kapsamıyor

ABD Başkanı Barack Obama, “teenage” kuşağın bir rock yıldızına gösterdiği ilgiye benzer bir karşılama ve ağırlamayla gelip gitti. Siyasilerin demeçleri, bir takım “akil” gazeteci ve yazarların sanki lise arkadaşlarını anlatıyormuşçasına hakkında methiyeler düzdüğü ve medyanın tümünün estirdiği sempati rüzgarlarıyla sanki bir Hollywood filminden sahneler izledik birkaç gün boyunca. Böylece geçmişin bütün kötü izleri kolayca silinip, yanıbaşımızda halen yaşanmakta olan ABD kaynaklı trajik olayları unutturuldu sanki. Buraya kadar sayılanlar işin görünür kısımnda yaşananlardı. Ne kadarının ne kadar gerçek olduğunu zaman gösterecek elbet. Ancak bu görünenlerin dışında bir de kapalı kapılar ardında konuşulup ayrıntılarını iddia düzeyinde öğrenmeye çalıştıklarımız var elbet. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olması karşılığında neler alındığını bilemiyoruz henüz. Radikalgazetesinde Hilal Köylü imzasıyla çıkan ve Obama ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında geçen görüşmede neler konuşulduğunu anlatan bir haberde ne tür tavizler verildiğine ilişkin birazcık fikrimiz olabildi. Hilal Köylü’nün iddiasına göre Cumhurbaşkanı Gül, ABD’ye Irak’tan çekilme ve Afganistan konusunda “muharip asker” göndermek de dahil Obama’ya her türlü desteğin sağlanacağı garantisini vermişti. Savaşın yeni adresi Afganistan 11 Eylül 2001’deki saldırıların hemen ardından, ABD’nin saldırıdan sorumlu tuttuğu Taliban’ı yok etmek amacıyla başlattığı Afganistan’daki işgal 8 yılı geride bıraktı. El Kaide ve Taliban’ı tasfiye bahanesiyle oluşturulan “şer ekseni”nin ilk halkası Afganistan, yüzyıllık süreç içerisinde üçüncü süpergüç işgalini yaşıyor. Irak’ın işgali için sıçrama tahtası olarak kullanılan ancak Irak’taki görevin sona ermesiyle Afganistan, yeniden gündeme güçlü bir şekilde gelecek ve önümüzdeki aylardan itibaren bir hayli ısınacak. Taliban militanlarıyla yaşanan sıcak çatışmalara ABD ile birlikte İngiltere, Kanada ve Avustralya askerlerinin girdiği Afganistan’da, diğer NATO ülkelerine ait askerlerin de aralarında bulunduğu 70 binin üzerinde güç konuşlanmış durumda. Buna karşın başkent Kabil dışında hemen hemen hiçbir yer de kontrol sağlanmış değil. Özellikle sıcak çatışmaların yaşandığı ülkenin güney ve güneydoğusunda Taliban’ın mutlak hakimiyeti sürüyor. NATO’ya bağlı olarak ülkede, daha çok geri planda bir takım hizmetler götürmekle mükellef bir askeri güç bulunduran […]

JİTEM’in illegal faaliyetleri

Ergenekon soruşturmasının tutuklu sanıklarından emekli albay JİTEM’in (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) kurucusu Arif Doğan’dan elde edilen dokümanlar, 2. iddianamenin en önemli belgeleri arasında yer almaya aday. İddianamenin Arif Doğan’la ilgili 1488 ile1500 sayfaları arasında, içeriklerine ilişkin kısa bilgiler verilen belgelerde JİTEM’in kuruluşunun ardından, emir-komuta zinciri içinde olmasına karşın özerk bir hale gelen yapının hukukdışı işlere bulaştığına da yer verildi. JİTEM’in, jandarmanın mücadele metotları ve özellikle de istihbarat konusunda yetersiz olduğu için bir boşluğun sonucu ortaya çıktığı belirtilerek, “Jandarma Genel Komutanlığı’nın emir-komuta sistemi içinde olmasına rağmen, çalışma tarzları itibarıyla adeta özerk yapılanma ile faaliyetlerini sürdüren Diyarbakır Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı ve bağlı Jandarma İstihbarat Tim Komutanlıkları’nın üst makamlara sundukları resmi brifing veya özel değerlendirme notlarından bir kısmı önem arz etmektedir. Önemli bulunan bu dokümanlardan bir kısmı örnek teşkil etmesi açısından özetlenerek veya özetinden ilgili bölümü aşağıya çıkartılmıştır” denilerek şu satırlara yer verildi: 11 nolu klasörde, 3 Mart 1988 tarihli Ankara İstihbarat Grup Komutanlığı’na hitaben yazılmış A. Cem Ersever imzalı 2. İstihbarat Tim Komutanlığı’na ait bilgi ve faaliyet formunun sonuç ve teklifler kısmında dikkat çeken husus, haber elemanlarından kanun kaçağı olanlar için kamuflaj maksadıyla boş TC nüfus cüzdanı temin edilmesi talep edilmiştir.PKK süsü verilen eylemler 15 nolu klasörde; mücadeledeki hata ve noksanlıklarla ilgili yapılan değerlendirmelerden “Devletin yapması gerekenin psikolojik paniği çete korucular için yaptığı, bir terör olayı olmasına rağmen teröristlerin ve onlara yardım edenlerin evinin uçurulması gerektiği ve olay yerine PKK, HRK, ERNK bildirilerinin bırakılması gerektiği” hususu, 17 nolu klasörde; “PKK’ya karşı, karşı güç kullanmadaki kapalı yöntem” başlıklı dokümanın 2. sayfasının 2. maddesinin d bendinde “PKK’nın etkin propagandasına maruz kalan yerleşim alanlarında PKK’ya karşı yöre halkının antipatisini kazandıracak hareketleri deşifre olmadan uygun dozda yapma” ifadesi, 19.sayfadaki 4, 5 ve 6.maddelerde “aşiretlerin operasyonlarda daha fazla kullanılması” hususu, dikkat çekicidir. 1 Ocak 1986 tarihli sayfada; “Devlete müzahir olan köy ve mezralarda gizli anlaşmaya girilerek […]

Kurucusundan JİTEM gerçekleri

Yıllardır varlığı tartışılan, özellikle Susurluk skandalı sonrasında ortaya çıkan birçok belgeyle deşifre olmasına karşın askeri makamların ısrarla “yok” dediği JİTEM (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele), Ergenekon soruşturmasında kuşkuları ortadan kaldıracak bir şekilde ortaya döküldü. JİTEM’in kurucularından Arif Doğan’ın gözaltına alınmasıyla ele geçirilen çok sayıdaki “gizli” ibareli dokümanda örgütün nasıl kurulduğu, legal ve illlegal faaliyetlerine ilişkin çok sayıda belgeye ulaşıldı. İddianamede sadece atıf yapılan, içeriğine ilişkin detaylı bilgiler verilmeyen belgelerde JİTEM elemanlarının kendilerine PKK militanı süsü vererek eylem yapmaları, JİTEM operasyonlarında ele geçirilen silah ve mühimmatın kayıt altına alınmadığı, suça karışmış kişilerin para karşılığında örgüte karşı kullanılması gibi faaliyetler anlatıldı.JİTEM’in Hizbullah bağlantısı İddianamede en dikkat çekici olan ise, Doğan’dan ele geçirilenler arasında bulunan bir belgede, “Örgütü geri bölgesindeki kamplarında vurabilmek maksadıyla PKK’nın ideolojisiyle ters düşen örgütlerle görüşme yapıldığı ve bu görüşmelerin bir örgütle üst seviyeye kadar ulaştığı” ibaresinin yer aldığı bir rapor oldu. Bölgede PKK ile yıllarca silahlı mücadele yürüten en büyük örgüt Hizbullah’tı. Birçok faili meçhul cinayet ve gözaltında kayıp olayında bizzat Hizbullah militanlarınının kullandığı yıllarda, örgütün devletle olan ilişkileri bölge halkınca sık sık dile getirilmiş ve “hizbulkontra” diye nitelendirilmişti. Ancak her zaman yalanlanan bu iddialar Doğan’da ele geçirilen dökümanlarla ilk kez belgelenmiş oldu. Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde, operasyonların fitilini ateşleyen Ümraniye’de ele geçirilen el bombaları ile Şırnak’ta 10 yıl önce Hizbullah’a yönelik olarak yapılan operasyonda bir ev baskınında ele geçirilen el bombalarından birinin kafile ve seri numaralarının aynı olduğuna da yer verildi.Kurucusundan JİTEM gerçekleri 14 Ağustos 2009 günü gözaltına alınıp ertesi gün tutuklanan Arif Doğan’la birlikte, kendisine ait bir depoda çok sayıda silah, mühimmat ve gizli belgeler ele geçirilmişti. 1987-1991 tarihleri arası ile 1993 ve 1997 yıllarına ait, “gizli” ibareli askeri yazışma ve raporları içeren dokümanların incelemesinde ilginç bulgulara ulaşıldı. İddianamede özellikle 1989-91 yılları arasında yapılan yazışmalarda JİTEM adının kullanıldığına dikkat çekildi. Emniyet sorgusunda, “JİTEM’i ben kurdum” diyen Doğan’a ait […]

Her taşın altında Ergenekon

Ergenekon soruşturmasının ilkine göre içerik açısından daha hacimli görünen ikinci iddianamesinde darbe planlarının yanı sıra Hrant Dink suikastından, Gazi Mahallesi olaylarına dek birçok konu hakkında elde edilen bilgi, belge ve anlatımlara yer verildi. Savcıların mahkeme heyetine sunduğu dosyada şu iddialar yer alıyor: Hrant Dink suikastı Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde Hrant Dink suikastının ardındaki ismin Veli Küçük olduğu savına da yer verildi. İddianamede PKK itirafçısı Alaatin Kanat’a dayanılarak Hrant Dink cinayetinin sorumlusu olarak JİTEM ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük gösterildi. İddianamenin ilgili kısmında, 19 Ocak 2007’de öldürülmeden önce Hrant Dink’in yargılandığı basın davalarında şikayetçi ve müdahil olan Büyük Hukukçular Birliği’nden Kemal Kerinçsiz ve Agos gazetesinin Şişli bürosu önünde gazeteciyi ölümle tehdit edenler arasında bulunan Levent Temiz’in de, “oluşumun başındakiler” olarak yer aldığı ifade edildi.Gazi Mahallesi olayları İddianamenin örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatıldığı üçüncü bölümünde Gazi Mahallesi olayları ile ilgili “tanık 9” olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım’ın anlatımlarına yer verildi. Anlatımlarda Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü. Planlanan suikastlar İddianamede Ergenekon örgütünün yapmayı düşündüğü suikast listesine de yer verildi. İddianamenin 134. sayfasında yer alan iddialara göre ilk iddianamenin sanıklarından Muzaffer Tekin’le irtibatlı olan İbrahim Şahin’in bazı dini lider konumundaki insanlara suikast yapmayı planlaması üzerine operasyon yapılarak gözaltına alındığı belirtildi. Örgütün planladığı suikast planları da şöyle sıralandı: *Alevi Bektaşi konfederasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a bombalı suikast planı,* Alevi Bektaşi Konfederasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e bombalı paketle suikast planı,* Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a suikast planı,* Ankara’da bir alışveriş merkezine bombalı eylem planı,*Sivas’ta Ermeni cemati kanaat önderi Minas Durmaz Güler’e el bombasıyla suikast planı. Büyükanıt’ı zehirleme girişimi Dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’un darbeyi daha sağlıklı gerçekleştirebilmek amacıyla Kara Kuvvetleri Komutanı olmak için normal hiyerarşi içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelecek olan Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın önünü kesmek için yıpratmaya ve sindirmeye yönelik ciddi çalışmalar yaptırdığının belirlendiği de […]

Koşulları ve şartları hazır darbe planları

Türkiye’nin soruşturulan ilk darbe planları olma özelliğine de sahip olan Ergenekon’un 2. iddianamesinde darbe planlarının nasıl hayata geçirileceğine de ayrıntılarıyla yer verildi. İddianamade, başarısız olunması durumunda yapılacakların da anlatıldığı kimi dokümanların Hurşit Tolon, Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirildiği de belirtildi. İddianamade Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkezinde “Ayışığı Çözüm” isimli, dijital ortamda bulunan bir doküman ele geçirildiği ifade ediliyor. Söz konusu belgede darbe planlarının deşifre olması halinde yapılacaklar da anlatılıyor. “Ayışığı ve Yakamoz olarak adlandırılan darbe planını uygulayanlar deşifre olur da dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi, sekteye uğramaması için oluşturulacak ve gizli tutulacak ikinci bir yapılanma”dan söz ediyor. Ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) yapılanması içerisinde yer alan Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dokümanlarda, askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi yönündeki çalışmaların, CÇG’nin deşifre olması halinde TSK bünyesinde oluşturulacak ikinci bir ekip tarafından yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor. İddianamede “bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü anlatılmaktadır” deniyor. Darbe planının aşamaları İddianamede daha sonra Ergenekon örgütü tarafından kurulup yönlendirildiği belirtilen CÇG’nin hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde yapılacaklar anlatılıyor. Planın nasıl işleyeceği ve yapılacaklar da şöyle aktarılıyor: * Hilmi Özkök’ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi Özkök’e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları, * Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri; Özden Örnek’ten ele geçirilen günlüklerden anlaşıldığı üzere, ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükumet aleyhine ve özellikle askerin hükumete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı, * Örgüt yöneticisi İlhan Selçuk’un ve örgüt üyesi Mustafa Balbay’ın talimatları ile Cumhuriyet gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları, * Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı […]

Ergenekon’un avukatına da darbe planı

Ergenekon’un ikinci iddianamesindeki ilgi çekici detaylardan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili yapılan planlar oldu. CHP lideri Deniz Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile girdiği polemikte sahip çıkarak, “Avukatıyım” dediği Ergenekon örgütü yeni iddianameye göre Baykal’ı devirme planları da yapmış. İddianameye göre Ergenekon örgütü Tuncay Özkan’ın yürüttüğü çalışmalarla parti içinde ilişkili olduğu kişileri devreye sokarak Deniz Baykal’ı devirecekti. Daha sonra CHP’nin yapısını değiştirerek oluşacak yeni bir sosyal demokrat hareketin başına da Mustafa Balbay’ın getirilmesi planlandığı iddianamade anlatıldı. İddianamede aynı yöntemlerle Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanlığı’na da Ümit Özdağ’ın getirlemeye çalışıldığına yer verildi. CHP, AKP ve MHP’yi bölme planları İddianamede aralarında CHP’nin de bulunduğu üç siyasi partiyle ilgili yer alan iddialar şöyle sıralandı: “AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı. MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı. Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti. CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı. Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı. Cumhuriyet mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.” Baykal: Benim böyle bir gözlemim olmadı Anadolu Ajansı’nın haberine göre CHP lideri Baykal ise iddinamede hakkında yer alan iddialarla ilgili ilk değerlendirmesinde, “İddianameyi görmedim. İddianamede neyin olduğuna yönelik sağlam bir bilgim yok ama söyledikleriniz benim de kulağıma geldi. İddianamede benim adımın geçmiş olması ve CHP’nin adının geçmiş olmasının değerlendirilmesi gerekir. Demokratik siyasi yaşam içerisinde bu partide tartışmalar geçirdik, yarışmalar yaptık. Kongreler, kurultaylar geçirdik. Bunları bütün Türkiye ilgiyle izledi. Parti içinde benimle mücadele eden kişilerin, ekiplerin arkasında Ergenekon denilen örgütü andıracak herhangi bir grubun bulunduğuna dair bir gözlemim, hiçbir izlenimim olmadı. Normal demokratik yarışmaları yaptık. Bazen kaybettim bazen kazandım. Ama hiçbir zaman ne Ergenekon’dan dolayı kaybettiğimi ne de kazandığımı ne de son zamanlarda beni değiştirmeye yönelik kampanyalarda Ergenekon diye bir kuruluşun […]

Sivillerin soruşturduğu ilk darbe

Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde sanıklara yöneltilen suçlamalardan en önemlileri emekli generaller öncülüğünde planlandığı belirtilen darbe girişimleri. Darbe planlarıyla bağlantılı olarak eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Gazeteci Mustafa Balbay’ın tuttuğu günlükler de iddianemede yer buldu. Günlükleri iddianamede referans olarak alınmasına ve darbe planları içinde yer aldığı söylenmesine karşın Örnek ve dönemin diğer kuvvet komutanları Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına davanın sanıkları arasında değil. Gazeteci Mustafa Balbay’a ait olduğu iddia edilen, Balbay’ınsa farklı notlarının işlenmesiyle oluşturulduğunu söylediği metinlerde de darbe konuşmaları yeralıyordu. İki yıl önce, kapatılan Nokta dergisi ve geçen yıl Taraf gazetesi tarafından yayımlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ile Eldiven isimli planlar mahkemece kabul edilen iddianameyle birlikte, ilk kez somutluk kazandı. Generallere 1047 yıl hapis cezasıErgenekonun yeni iddianamesinde başta emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur olmak üzere darbe girişiminde bulunmakla suçlanan sanıkların planlarından bahsedildi. Suç örgütü yöneticiliğiyle ve darbe girişiminde bulunmanın yanısıra Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutulan Tolon ve Eruygur için bin 47’şer yıl ağır hapis ve 14 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen iddianamede ayrınıtları daha önce basına yansıyan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen darbe planlarına yer verildi. Örgüt üyelerinin görevde iken Ergenekon’la bağlantıda oldukları, emekli olduklarında da örgütte ayrı görevlere getirildiklerine yer verilen iddianamade, “Ergenekon terör örgütünün, ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek için ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştıkları, bu amaçla suikast dahil her türlü yasadışı yolu yöneldikleri, bu amaçla darbeye zemin hazırlamak ve yürütme organını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yaptıkları anlaşılmıştır. Elde edilen resmi içerikli ve gizli belgelerde, oluşuma Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) adı verildiği, bu isimle oluşturulan grubun askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla yaptıkları planlara Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven gibi kod isimleri verdikleri belirlenmiştir” denildi.Görevdeyken başlayıp emekliliklerinde devam ettiler Şüphelilerder elde edilen dokümanlarda örgütün TSK içerisinde yer alan yapılanma olarak gösterildise de sözkonusu belgeler ve […]

“Yavru iddianame”de ağır suçlamalar

Ergenekon soruşturmasının mahkemeye sunulan ikinci iddianamesi bugün (25 Mart 2009) kabul edildi. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle aralarında emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un da bulunduğu 56 sanık hakkında daha dava açılmış oldu. Sanıklara darbe planlamak, örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt üyeliği, fişleme yapmak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri elde etmek, halkı isyana tahrik, askerleri itaatsizliğe teşvik etmek gibi 23 ayrı suçlama yöneltildi. Muvazzafken soruşturmaya dahil edilen 4 teğmen ve emekli olmuş rütbeli 7 askerle birlikte toplam 11 asker sanığın yer aldığı iddianamede tutuklu sanıklardan JİTEM’in kurucularından Emekli Albay Arif Doğan ile Muzaffer Öztürk’e uyuşturucu ticareti yapmak suçlamaları da yöneltildi. Soruşturmayı yürüten 6 savcı tarafından hazırlanan yaklaşık 2 bin sayfalık iddianame 15 gün önce, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmuştu. Davanın ilk iddianamesinde de 86 sanık bulunuyordu. Asker, gazeteci, siyasetçi sanıklar Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Emekli Tuğamiral İlker Güven, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren, emekli albay Arif Doğan, teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar ikinci iddianamenin asker sanıkları olarak davadaki yerlerini aldı. Tuttuğu notlar ve günlüklerden darbe planlarının içinde yer aldığı ortaya çıkan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan, Ufuk Büyükçelebi, Fatma Sibel Yüksek, Merdan Yanardağ, Adnan Bulut ve Evrim Baykara da yeni iddianameyle birlikte Ergenekon’un sanık gazetecileri arasına katıldı. Gazeteci sanıklara darbe girişiminde bulunmak, örgüt üyesi olmak ve devlete ait gizli bilgileri bulundurmak suçlamaları yöneltildi. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün örgüte bilerek yardım etmekle suçlandığı iddianamede AKP eski Milletvekili Turhan Çömez darbe girişiminde bulunmak ve silahlı terör örgütü üyesi olmakla, yine AKP eski Milletvekili Emin Şirin de örgüt üyeliğiyle suçlandı. Sırada 77 şüpheli daha var İstanbul Cumhuriyet Savcıları Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Fikret Seçen, Mehmet Murat Yönder, Zekeriya Öz ve Nihat Taşkın tarafından […]

Fırat’ın ötesi: ÖHD, ÖKK, JİTEM, Ergenekon…

Ergenekon soruşturması kapsamında Şırnak’ın Cizre ilçesinde sürdürülen kazı çalışmalarında bulunan kemiklerle ilgili iki tanığın verdiği ifadeler üzerine Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz dün (23 Mart 2009) gözaltına alındı. Faili meçhul ve kayıp iddialarıyla ilgili Cizre’nin Kuştepe köyünde yapılan kazılarda 20 kemik parçası bulunmuş gözaltına alınan 6 kişiden eski Cizre Belediye Başkanı ve Korucubaşı Kamil Atak’ın oğlu tutuklanmıştı. Kaçak durumdaki Korucubaşı Atak da geçtiğimiz günlerde yakalanmıştı. Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Temizöz’ün ismi kazılarla ilgili gözaltına alınan kişilerin ve halen sorgulanan Kamil Atak’ın ifadelerinde yer alıyordu. Temizöz’ün Cizre’de görev yaptığı 1993-96 yılları arasındaki dönemde kaybolan ve faili meçhul cineyetlerin kurbanı olan kişilerle ilgili sorgulanmak üzere Diyarbakır’a götürülmesi bekleniyor. Daha önce de Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı BOTAŞ tesislerindeki kuyularda araştırma yaptırtmış ve 10 günlük arama sonunda 3 kuyudan kemik parçaları, bir kafatası, elbise parçaları ve düğümlü ip gibi materyaller bulunmuştu. Bölgede JİTEM’in adının sıkça anıldığı hukukdışı uygulamaların Ergenekon kapsamında incelemeye alınmasıyla soruşturma Fırat’ın öte yakasına geçti. Yıllardır JİTEM’le ilgili bir çok suç duyurusunda bulunup ensonunda bir dava açılmasını sağlayan Diyarbakır Barosu avukatlarından Tahir Elçi sorularımızı yanıtladı: Albay Cemal Temizöz’ün gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Albay Cemal Temizöz Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Arif Doğan ve Levent Ersöz’den sonra en önemli isimlerden biri ve gözaltına alınması önemli bir gelişme. Temizöz’le birlikte, tabloyu oluşturan üçlünün önemli bir eksiği de tamamlanmış oldu. Şimdi henüz soruşturmanın içeriği ve suçlamaların niteliğine ilişkin elimizde yeterli veri yok ancak Ergenekon soruşturması kapsamında ve bölgede geçmişte yaşanan ancak şimdi soruşturulmaya başlanan faili meçhuller ve gözaltında kayıplarla ilgili gözalıtana alındığını biliyorum. 1994 – 1995 yıllarında Cizre’de yaşanan faili meçhul ve gözaltında kayıp olayları bağlamında Kuştepe köyündeki infaz mekanında bulanan kemiklerle ilgili olarak suçlandığı anlaşılıyor. Soruşturma gizli ve elimizde bilgi yok ama son soruşturma kapsamında bu adamla ilgili hem tanık beyanları, hem de itiraflarda bulunanlar var. Temizöz neden bu kadar önemli bir […]

Bir cezalandırma aracı olarak akreditasyon

Genelkurmay’ın basın kurulaşlarına uyguladığı akreditasyon sınırlandırması sıklıkla eliştirilen konuların başında geliyor. Kimi zaman, antidemokratik olduğu gerekçesiyle tartışmalara neden olan Genelkurmay Başkanlığı’nın basın yayın organları, yazarları ve çalışanlarına yönelik “akreditasyon uygulaması”nın nereden çıktığı ve nasıl uygulandığı kapatılan Nokta dergisinin, 8 Mart tarihli 19. sayısında yayımlanan medya andıcı haberinde de anlatılmıştı. Basın yayın organları, çalışanları ve yazarlarının nasıl bir takip altında olduğunu gözler önüne seren andıç belgesinde medya gruplarının sermaye yapılarından, politik tutumlarına ve yazar kadrolarındaki değişikliklere dek bilgilerin yanısıra olumlu ve olumsuz haber ve yorum istatistikleri ile TSK için rahatsızlık veren haber ve yorumların da çetelesine yer verilmişti. Yazarların, “TSK yanlısı olanlar ve olmayanlar” diye ayrıma tabi tutulduğu andıçta, TSK karşıtı grupta yer aldıkları düşünülen yazarlara kişisel akreditasyon uygulaması yapılması isteniyordu. Akreditasyon tartışılamaz Dinci ve solcu olarak nitelenen gazete ve TV kanallarına hiç yer verilmeyen, Genelkurmay Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü’nce hazırlanan ve Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Salih Zeki Çolak’ın onayıyla Genel Kurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’a gönderilen, “Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi” konulu andıçta akreditasyon uygulamasının nasıl gerçekleştiği ve devamının faydaları da anlatılıyordu. “Gizli” ibareli Kasım 2006 tarihli 3 sayfalık andıçta akreditasyon uygulamasının 1997 yılında başladığı belirtilerek, basın yayın organlarının, “TSK’nin vazgeçilmez ilke ve prensipleri ışığında” değerlendirmeye tabi tutulduğu vurgulanıyordu. Andıçın “İnceleme” başlıklı bölümünde, Türkiye’deki basın kuruluşlarının ve kimi meslek örgütlerinin akreditasyon uygulamasını kimi zaman tartışmaya açtığı belirtilerek, “Akreditasyon sürecinin sıradan bir formalite, akreditasyon makamının da basit bir onay makamı şeklinde algılanmasına yol açabilmektedir” endişesi dile getiriliyordu. Akredite edilmeyenler bölücü ve yıkıcı! ‘Güvenilirlik düzeyi düşük’ basın-yayın kuruluşlarının TSK bünyesinde gerçekleştirilen faaliyetlere katılımının kısıtlandığı anlatılan bölümde, “Bölücü ve yıkıcı akımlara destek veren basın kuruluşları mensuplarının provokasyon ve kamuoyunu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme girişimlerinden korunması ile bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücü-yıkıcı unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve personele zarar vermelerinin […]

Nedir bu Ergenekon?

Dün (7 Ocak 2008), 6 ayrı ilde eş zamanlı gerçekleştirilen “10. Dalga” Ergenekon operasyonlarında hepimizin bildiği gibi üst düzey isimlerin de aralarında olduğu 40’a yakın kişi gözaltına alındı. 28 Şubat postmodern darbesinin önemli isimleri eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel, MGK eski Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, Eski Harp Akademileri Komutanı emekli orgeneral Kemal Yavuz ve YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ile “Sabetay avcısı” Yalçın Küçük, Susurluk çetesinin baş aktörlerinden eski Özel Hareket Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ile yeğeni Erdal Şahin, Bedrettin Dalan’ın oğlu Barış Dalan’ın da aralarında bulunduğu zanlılar arasında bir yarbay, 4 albay, bir yüzbaşı, 2 binbaşı, bir üsteğmen olmak üzere 9 muvazzaf subay da yer alıyor. Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinde ise sadece arama yapıldı. Yurtdışında bulunan Bedrettin Dalan ise arananlar arasında. Son operasyonla, şu ana kadar Ergenekon soruşturması çerçevesinde toplam altı emekli paşa gözaltına alınmış oldu. Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz de Ergenekon soruşturmasının firari sanığı olarak aranıyor. Gazeteci kılığındaki çeteci Ergenekon ismi ilk kez NATO’nun kontrgerilla örgütlenmesi olarak bilinen Gladio’nun Türkiye’deki yapılanması şeklinde gündeme geldi. Özel Harp Dairesi olarak da bilinen yapılanmanın, siyasetçilerden bilim adamlarına, medya mensuplarından hukukçulara kadar uzandığı iddiaları sürekli gündemde kaldı. Bu örgütlü yapının soruşturulmasına dayanak oluşturan bilgiler, 2001’de kendisini gazeteci olarak tanıtan ve JİTEM adını kullanarak dolandırıcılık yapan Tuncay Güney’in ofisine yapılan baskınla ele geçirildi. Şimdi Ergenekon’un sanıkları arasında yer alan eski polis müdürü Adil Serdar Saçan tarafından bizzat sorgulanan Güney, sözkonusu çete oluşumuyla ilgili çok önemli bilgiler verdi, ama soruşturma kapatıldı. Güney’in ifadesine göre, örgütün ‘manifestosu’ İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in yönlendirmesiyle yazılmıştı. Güney, Veli Küçük hakkında da bilgi vermişti. Bu ilk işaretin ardından çeteye ilişkin ilk ipuçları Danıştay’a düzenlenen saldırıda ortaya çıktı. Ergenekon operasyonunun ipuçları, ilk olarak Danıştay 2.Daire’ye yönelik silahlı saldırının ardından belirdi. Daire üyesi Mustafa Yücal Özbilgin’i öldüren avukat Alparslan Arslan ve saldırı […]

İtibarsızlaştırma ve manipülasyon

Türkiye’nin, karanlık geçmişiyle yüzleşmesini sağlayacak her olayda olduğu gibi yine unutulmaya yüz tutmuşken yeni bir gözaltı dalgasıyla yeniden manşetlere yerleşti Ergenekon. “Unutulmaya yüz tutmuş” ifadesi fazla iddialı gelebilir ama Susurluk, Şemdinli, Yüksekova gibi örnekleri düşününce, maalesef öyle. Asrın davası diye nitelenen, olur olmaz her olayda Ergenekon parmağı aranan bir olay, şu son gözaltı dalgasına dek hak ettiği ilgiyi görüyor muydu acaba haberciler nezdinde? Haklarında iddianame düzenlenen ilk 86 sanığın devam eden yargılamalarında mahkeme salonunda yaşananlar bile magazinleştirilerek sunulmuyor muydu okurlara, izleyicilere? Bunun yanıtı ortada. Gelelim konumuza. Dün (7 Ocak 2008), 6 ayrı ilde eş zamanlı gerçekleştirilen “10. Dalga” Ergenekon operasyonlarında hepimizin bildiği gibi üst düzey isimlerin de aralarında olduğu 40’a yakın kişi gözaltına alındı. Darbe soruşturuluyorsa eski komutanlar nerede? 28 Şubat postmodern darbesinin önemli isimleri eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel, MGK eski Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, Eski Harp Akademileri Komutanı emekli orgeneral Kemal Yavuz ve YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ile “Sabetay avcısı” Yalçın Küçük, Susurluk çetesinin baş aktörlerinden eski Özel Hareket Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ile yeğeni Erdal Şahin, Bedrettin Dalan’ın oğlu Barış Dalan’ın da aralarında bulunduğu zanlılar arasında bir yarbay, 4 albay, bir yüzbaşı, 2 binbaşı, bir üsteğmen olmak üzere 9 muvazzaf subay da yer alıyor. Bir diğer önemli ayrıntı ise Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinde arama yapılmasıydı. Kanadoğlu’nun evinde yapılan aramalar sırasında soruşturmanın sadece ev aramasıyla sınırlı tutulacağı açıklamasının yapılması da ilginçti. Zanlı ise neden gözaltına alınmadı ya da değilse evi neden aranıyor diye soruyor insan kendi kendine. Olayın başlangıcından bu yana “darbe soruşturması” yapılıyor havası yayılmasına karşın bugüne dek sadece bir kaç muvazzaf teğmenin gözaltına alınması, “Darbeyi yapacak ordu nerede?” sorusunu doğuruyordu. Darbe girişiminin günlükleri de vardı Son operasyonda dikkat çeken nokta ise bir binbaşı ile bir yüzbaşının da gözaltına alınan muvazzaf subaylar kervanına katılmasıydı. Öncekilerde ve son operasyonlarda […]

Savulun Türk sineması geliyor

Yakın zamana dek Hollywood filmlerinin hem izleyiciye hem de filmlere yön verdiği Türkiye’de son birkaç yıldır yeni bir hareketlilik var. Artık kendisini toparlayarak, sezon içerisinde salonları doldurup taşıran eserler son birkaç yıldır hep Türk filmleri. Yerli sinemanın yükseliş trendinin arkasındaki en büyük müttefiki ise kuşkusuz televizyon ve diziler. Dizilerden ve oyuncularından aldığı gücün yanı sıra teknolojik efektlerle süslü, sinema tekniği açısından hayli mesafe kat etmiş ve küçümsenmeyecek bütçelerle çekilen filmler sinema salonlarını dolduruyor. Sınırların ötesinden de sık sık nitelikli Türk sinemacıların çeşitli uluslararası yarışmalarda kazandığı ödüller ve başarılarıyla ilgili haberler geliyor artık. Hâl böyle olunca 1990’lı yılların ortalarından beri bir tırmanış içindeki Türk sinemasının niteliksel yükselişi niceliksel olarak da kendini gösterdi. Gişede yükselen başarı Son yıllarda, 2001 ekonomik krizi hariç film üretimi sürekli ararken 2005’te, son 10 yılın en yüksek rakamına ulaşarak toplam 27 Türk filmini izleyiciyle buluşturan sinemacılar 2006’da ise bu rakamı 34’e yükseltti. O yıl gişe hâsılatının da yüzde 52’sini toplayarak Avrupa’nın en yüksek rakamına ulaşan Türk sineması 2007’de ise farklı türlerde toplam 43 film üretimiyle rekor kırdı. 1990’dan bu yana ilk defa 40 film sınırının geçildiği 2007’de film sayısının çokluğuna karşın izleyici sayısında düşüş oldu. 2006’da 17 milyon 800 bin kişiyi salonlara dolduran Türk sinemasının izleyici sayısı 2007’de 11 milyon 500 bin civarında kaldı. 2007’nin en sevindirici yanı ise birçok yerli yapımın yurtdışından ödüllerle dönmesi oldu. Beş Vakit, Kader, Takva, İklimler, Küçük Kıyamet 2006’nın ödüllü filmleri iken Yumurta, Rıza, Beynelmilel, Yaşamın Kıyısında, Polis, Adem’in Trenleri, Mutluluk ve Sis ve Gece 2007’yi ödülle kapatan filmlerdi. İzleyicilerin yarıdan çoğu, “Türk sineması” dedi Yerli film üretiminin tavan yaptığı yıl ise 2008 oldu. Toplamda 39 milyon izleyiciyi salonlara dolduran 265 filmin vizyona girdiği bu yıl, sinemalarda gösterime giren 52 yerli yapımın izleyici sayısı ise 20 milyon 800 bin oldu. Böylece 2008’de tıpkı geçen birkaç yılda olduğu gibi 4 Avrupa’da sadece Türkiyeliler, […]