Etiket akp

Meğer ki Nakşibendiliği de kapatasın!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com23 Mart tarihli Radikal2’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kapatılma teşebbüsünü dar hukuki, hatta siyasi çerçevenin dışında bir bakış açısıyla anlamlandırmak isteyen okurlar için ilginç bir yazı vardı. Araştırmacı yazar Mehmet Ali Gökaçtı, “Bir Nakşibendi projesi olarak AKP” başlıklı makalesinde, Hilmi Yavuz’un Cumhuriyet’e Dair adlı kitapta dile getirdiği tespit ve fikirleri daha da açarak yorumluyor. Gökaçtı’nın da katıldığı Hilmi Yavuz’a göre, Nakşibendi cemaatinin Türk siyasetine sunduğu iki proje Anavatan Partisi (ANAP) ile AK Parti idi. “Turgut Özal gibi ilk öncüleri tarafından daha çok bireysel olarak temsil edilme ve etkin olabilme imkânı bulan bu hareket, 90’lı yıllardan itibaren ortaya çıkan yeni bir sınıfın elinde daha organize bir biçimde ülkenin gündemine yerleşmiş”ti. Mehmet Ali Gökaçtı, “Nakşilik(in) diğer tüm tarikatlardan farklı olarak doğası ve yapısı gereği sadece insanların öteki dünyaları ile değil bizzat bu dünyadaki durumları ve konumlarıyla da ilgili” bir tarikat olduğunu hatırlattıktan sonra, tarikatın 1960’lardan itibaren geçirdiği değişimin önemine şu satırlarla dikkat çekiyor: “O günün koşullarında güçlü olmanın ve Kemalist ideoloji karşısında kendisini dengeleyebilmenin yolunun sanayileşme başta olmak üzere ilerleme ve kalkınmadan geçtiği görülerek yeni bir süreç başlatıldı. Bu süreç, İslami geleneğin çağdaş ihtiyaçlara nasıl cevap vereceği noktasında yaşama geçirildi. Bir şekilde ifade etmek gerekirse, o güne değin ‘Bir lokma, bir hırka’ olarak tanımlanan felsefi duruşun yanına bir de ‘Mazda’ eklendi. Müslüman kesimin kendi kaderine hükmedebilmesi için günün koşulları bağlamında teknoloji başta olmak üzere çağdaş tüm enstrümanlara hükmedebilmesi gerektiği açıkça idealize edildi.” Normal olarak İslamcılığın modernleşmesi, “Batı modernliği”ni kendine hedef seçmiş bir siyasi kadroda memnuniyet yaratmalıydı. Fakat öyle olmadı, ya da bu sadece lafta kaldı. Devlet ideolojisi “yobaz”lara veryansın ediyordu ama aslında onlara duyduğu nefretten daha fazlasını “yobazlığı” aşıp modernleşmeye, şehirleşmeye çalışan Müslümanlara karşı duyuyordu. Devlet ideolojisi hiç kuşkusuz Nakşiliğin Cumhuriyet’e savaş açmış 1940’lardaki halini, bugünkü haline tercih ederdi. Ama işler her zaman “ideoloji”nin istediği gibi gitmiyor işte. O […]

Gazetelerde Ergenekon iddiaları…

Ahmet Şık Ergenekon soruşturması geçen hafta aralarında Cumhuriyetgazetesi başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu ve İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek’in de bulunduğu 12 kişinin gözaltına alınmasından sonra yeniden tartışma konusu oldu. Stargazetesinin geçen Pazar günkü sürmanşetinde ve manşetinde yer alan haberlere göre AKP’ye kapatma davası açılması için kulis faaliyeti yürüttükleri iddia edilen Selçuk, Alemdaroğlu ve Perinçek’in kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde ekonomik krizin çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zeminin hazırlanmasını istedikleri anlatıldı. Star’ın, “Davayı açtırıyoruz, AKP’nin sonu geldi” sürmanşetiyle verdiği haberde polisin teknik takibe aldığı zanlıların son 2 ayda yaptığı telefon konuşmalarına yer verildi. “Gözaltına alınan isimlerin iki aydan beri AK Parti’ye yönelik kapatma davası için yoğun bir kulis faaliyeti yürüttükleri ortaya çıktı. Çete üyelerinin aralarında yaptıkları görüşmelerde ülkede önce ekonomik krizin ortaya çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zemini hazırlamak istedikleri belirtiliyor” denilen haberde İlhan Selçuk’un bir telefon konuşmasında, “Bugüne kadar Türkiye’de ekonomik kriz çıkmadı. Davayı açtırıyoruz. Kapatma davasından sonra mutlaka kriz çıkar. AK Parti’den kurtulmak lazım” dediği öne sürüldü. İddiaya göre, telefonda bir kişi Selçuk’a, “İlgili kişilerle görüştüm. Dava yolunda. Merak etmeyin durumlar iyi. Havamız çok güzel” dedi. “İlhan Selçuk’un bir başka telefon görüşmesinde ise kapatma davasının açılmasının ardından yapılması gerekenlerle ilgili talimat verdiği belirlendi. Selçuk’un, davanın açılmasının hemen ardından ses getirici eylemler düzenlenerek Türkiye’yi yönetilemez hale getirmek için çalışılmasını istediği belirlendi. Selçuk’un, Ergenekon üyeleriyle yaptığı konuşmalarda da darbeye zemin hazırlamak için sarsıcı eylemler yapılması talimatı verdiği kayıtlara girdi” denildi. “Kansız olmaz darbe de lazım” Star’ın aynı gün “Kansız olmaz darbe de lazım” manşetiyle duyurduğu haberde de eski rektör Alemdaroğlu’nun telefon görüşmelerine yer verildi. Alemdaroğlu’nun AKP’ye kapatma davası açılacağından ve davada kapatma kararı çıkacağından emin olarak söz ettiği anlatılan haberde, “Alemdaroğlu telefonla görüştüğü bir kişiye AK Parti’nin mutlaka kapatılması gerektiğini söylüyor ve ‘Bu işler kansız olmaz. Darbe lazım’ diyor. Alemdaroğlu’nun Ümit […]

Say ki Kürtler kapatılıyor…

Ahmet Şık Kapatma davası tam da sınır ötesi harekât sonrası Kürt sorununun çözümü için sivil planların dillendirildiği, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan yardımcısının DTP’lilerle görüştüğü sırada geldi. Eğer bu iki parti de kapatılırsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 21 il TBMM’de temsil edilmemiş olacak. Başka bir deyişle Meclis çatısı altında Kürtlerin temsilcisi herhangi bir parti olmayacak. Kürtleri temsilen TBMM’de bulunan tek kişi ise seçimlerde Hakkâri’den bağımsız aday olarak Meclis’e girmeyi başarabilen Hamit Geylani olacak. 22 Temmuz seçimlerine göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Hakkâri, Kars, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Batman, Şırnak ve Ardahan illerinden toplam 107 milletvekili Meclis’e girmeyi başarabildi. Bu milletvekillerinden 77’si AKP, 21’i de seçimlere bağımsız olarak giren DTP’lilerdi. Doğu Anadolu Bölgesindeki Adıyaman, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya ve Ardahan’dan TBMM’ye girebilmeyi başarabilen geri kalan 9 milletvekilinden 6’sı CHP ve 3’ü de MHP’den seçilmişlerdi. Seçimlerde bu 21 ilde kullanılan geçerli 4 milyon 590 bin 506 oyun, 2 milyon 488 bin 838’ini AKP, 997 bin 960’ını bağımsızlar adı altında seçime katılan DTP almıştı. Toplam 3 milyon 486 bin 798 oy alan AKP ve DTP dışında kalan 11 partinin aldığı toplam oy sayısı ise 1 milyon 103 bin 708 olmuştu. Bu 21 ilin seçim sonuçları ise şöyle olmuştu: Adıyaman’da 244 bin 571 geçerli oyun 159 bin 735’ini alan AKP 4 milletvekilliği kazanırken; oyların 39 bin 871’ini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Ağrı’da 163 bin 672 geçerli oyun 103 bin 138’ini alan AKP 5 milletvekilliği kazanırken; oyların 39 bin 871’ini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Bingöl’de 110 bin 332 geçerli oyun 78 bin 467’sini alan AKP 3 milletvekilliği kazanırken; oyların 15 bin 750’sini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Bitlis’te 116 bin 260 geçerli oyun 68 bin 381’ini alan AKP 3 milletvekilliği kazanırken; oyların 25 bin 314’ünü alan bağımsızlar ise […]

Kapatma davası: ‘Toplumsal yöntem’den ‘hukuksal yöntem’e mi geçildi?

Alper Görmüş Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dava açtığı AKP ve DTP’nin kapatılması halinde TBMM’de Kürtleri temsil eden bir parti kalmamış olacak. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra TBMM’de Doğu ve Güneydoğu’yu sadece bu iki parti temsil ediyordu. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı önce “PKK’nın temsilcisi olmakla” suçlanan DTP, ardından da “laiklik karşıtı” denilen iktidar partisi AKP’ye kapatma davası açtı. Kapatma davası tam da sınır ötesi harekât sonrası Kürt sorununun çözümü için sivil planların dillendirildiği, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan yardımcısının DTP’lilerle görüştüğü sırada geldi. Eğer bu iki parti de kapatılırsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 21 il TBMM’de temsil edilmemiş olacak. Başka bir deyişle Meclis çatısı altında Kürtlerin temsilcisi herhangi bir parti olmayacak. Kürtleri temsilen TBMM’de bulunan tek kişi ise seçimlerde Hakkâri’den bağımsız aday olarak Meclis’e girmeyi başarabilen Hamit Geylani olacak. 22 Temmuz seçimlerine göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Hakkâri, Kars, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Batman, Şırnak ve Ardahan illerinden toplam 107 milletvekili Meclis’e girmeyi başarabildi. Bu milletvekillerinden 77’si AKP, 21’i de seçimlere bağımsız olarak giren DTP’lilerdi. Doğu Anadolu Bölgesindeki Adıyaman, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya ve Ardahan’dan TBMM’ye girebilmeyi başarabilen geri kalan 9 milletvekilinden 6’sı CHP ve 3’ü de MHP’den seçilmişlerdi. Seçimlerde bu 21 ilde kullanılan geçerli 4 milyon 590 bin 506 oyun, 2 milyon 488 bin 838’ini AKP, 997 bin 960’ını bağımsızlar adı altında seçime katılan DTP almıştı. Toplam 3 milyon 486 bin 798 oy alan AKP ve DTP dışında kalan 11 partinin aldığı toplam oy sayısı ise 1 milyon 103 bin 708 olmuştu. Bu 21 ilin seçim sonuçları ise şöyle olmuştu: Adıyaman’da 244 bin 571 geçerli oyun 159 bin 735’ini alan AKP 4 milletvekilliği kazanırken; oyların 39 bin 871’ini alan bağımsızlar ise milletvekili çıkaramadı. Ağrı’da 163 bin 672 geçerli oyun 103 bin 138’ini alan AKP 5 milletvekilliği […]

AK Parti’yi kapatma davası: İddianame ‘zayıf’ bulunuyor…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comYargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın geçtiğimiz hafta biterken Anayasa Mahkemesi’nde açtığı Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) kapatma davası süreci, iddianamenin Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtılmasıyla birlikte bugün resmen başladı. Aslında süreç gayri resmi olarak hafta sonu başlamıştı; çünkü hafta sonu olduğu için üyelere dağıtılamayan iddianame, Pazar günkü bütün gazetelerde en küçük ayrıntısına kadar vardı ve üyeler, hafta sonunu bu haberleri ve internet sayfalarındaki tam metin iddianameyi okuyarak geçirmişti.Gerek dünkü ve gerekse bugünkü (17 Mart) gazeteler iddianame ile ilgili çok sayıda yorumla doluydu. Bu yorumların en dikkat çekici olanı, eldeki metnin “zayıflığı”na ilişkindi. O kadar ki, Taraf gazetesi çalışanları, henüz temyiz aşamasında olan, yani hukuken sonuçlanmamış Danıştay Davası çerçevesindeki kimi konuşma ve tanıklıkları dahi iddianamesine aldığı gerekçesiyle Başsavcı Yalçınkaya hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Taraf çalışanlarına göre, Başsavcı, “temyiz aşamasında mütalaası istenmek üzere önüne gelecek bir davadaki bir sanığın sözlerini aleyhte delil olarak sunarak görevini kötüye kullanmış”tı.İddianamenin tümüyle gazete kupürlerinden oluşmuş olması, yeni hiçbir iddia içermemesi ve AK Parti’yi hiçbir şekilde bağlamayacak kimi konuşmaların dahi delil olarak sunulması (mesela Danıştay’a silahla saldıran Alpaslan Arslan’ın mahkûm olduğu duruşmadan sonra Tayyip Erdoğan’a “şeriatı kurun” çağrısı yapması) iddianameye yöneltilen öbür eleştirilerden birkaçı.Hafta sonunu, “Kâğıda döktüğünüzde 162, bilgisayar ekranında 338 sayfa tutan, boşlukları dahil 430 bin 77 vuruş, bir başka deyişle 53 bin 453 kelime uzunluğundaki metni” okuyarak geçiren Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan da iddianameyi zayıf bulanlardan: “Bir kere şunu söyleyeyim, iddianamede hafızası kuvvetli iyi bir gazete okuyucusunun bilmediği, ilk kez duyduğu hiçbir delil yok. ‘Delil’ olarak kullanılan şeylerin büyük çoğunluğu zaten demeç, miting konuşması, yazılı açıklama türünden şeyler.”Berkan, Başsavcı’nın bazı kupürleri de kendine göre yorumlayıp iddianamesine aldığı kanısında: “Mesela meşhur ‘beyaz çarşaf’ sözleri… Hepimiz biliyoruz ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu sözleri CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, ‘Anayasayı değiştirmek isteyen ihtilali göze alır, idamını göze alır’ sözlerine cevaben söyledi, bir şeriat çağrısı olarak […]

Tahsilli fakat çalışmayan: İktidarın yeni annelik modeli bu mu?

Alper Görmüş Kronikmedya’daki diğer başlıklar:1) Ev kadını: Başbakan seviyo, Yargıtay sevmiyo!2) Türk basınında iyi şeyler de oluyor! Bir ülkede kızların okullaşma oranı yükselirken işgücündeki kadın istihdamının azalması beklenemez. Çünkü istisnaları hariç tutarsak, okumak çalışmak içindir. Fakat son yıllarda Türkiye’de olan, tam bu. Önce rakamlara bakalım… (iki alandaki rakamları da Radikal’in haberlerinden derledim):Kızların okullaşma oranında son 10 yılda büyük bir ilerleme kaydedilmiş durumda. İlköğretimde net okullaşma oranı 1997’de kız çocukları için yüzde 78,97 iken, 2006-2007 öğretim yılında yüzde 87,93’e yükseldi. 1997-98 öğretim yılı için lise ve dengi okullarda kız çocuklarının net okullaşma oranı yüzde 34,16 iken 2006-2007 öğretim yılında yüzde 52,16 oldu. Fakülte ve yüksekokul düzeyinde ise 1997-98 yılında yüzde 9,17 olan kız çocukları için net okullaşma oranı, 2005-2006 öğretim yılında yüzde 17,41 olarak gerçekleşti.Buna karşılık kadın işgücünün istihdamında tam tersi bir gelişme gözleniyor. Türkiye İstatistik kurumu’nun 2007 İşgücü İstatistikleri’ne göre kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 23.4 geriledi ve bir yılda 237 bin kadın, işgücünden koptu. Ayata: Çelişki yok Prof. Dr. Ayşe Ayata’nın Milliyet’ten (10 Mart) Devrim Sevimay’a verdiği söyleşideki argümanlar geçerliyse, ortada bir çelişki yok. Çünkü zaten iktidarın kadın politikası bu. Söyleşinin başlığıyla söylersek: “Özelde yüceltilmiş ama kamuda olmayan kadın.” (Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in bize armağan ettiği bu yanlışlığı galiba düzeltemeyeceğiz. O başlık tabii ki “Özelde yüceltilmiş ama kamusal hayatta olmayan kadın” diye düzenlenmeliydi. Kamu, “devlet alanı, resmî alan” demek; oysa Ayşe Ayata burada ev dışı sosyal hayattan söz ediyor.)Düşüncelerini şöyle açıyor Prof. Ayata: “Aslında AKP kadın hakları içerisinde bazılarının lehine bilinçli bir tercih kullanıyor… Mesela eğitimi seçiyor. Çok aktif olmasalar da kız çocuklarının okuması gerektiği konusunda samimiler. Tabii meslek sahibi olması için değil, daha iyi bir eş ve anne olması için. (…) Aile içi rol modellerini değiştirmeyi hiç düşünmüyorlar. Mesela okul kitaplarındaki bu tür rol modellerinin sorgulanmasına yönelik çalışmalar vardı, onların hepsini durdurdular. Hâlâ anne bulaşık yıkıyor, baba […]

Güneydoğu paketi ve ekonomide vakit kaybı..

Mustafa Sönmez AKP, hem gün be gün yaklaşan ekonomik kriz karşısında hem de gündemin baş meselelerinden Güneydoğu konusunda toplumu oyalamaktan öteye gitmeyen beyhude icraatlarla 2008’i de kayıp yıllar listesine yazıyor. Milli gelir hesaplama yöntemini değiştirmekle önemli bir hamle gerçekleştirdiğini sanan Hükümet, bu muhasebe oyununun birçok rasyoyu (oranı) değiştirerek çok çeşitli soruna deva olacağına kendini inandırmış göründüğü gibi, toplumu da buna inandırmaya çalışıyor. Milli geliri yüzde 30 kabartarak, dış kreditörlere makyajlı bir Türkiye yüzü sunmakla yabancı kaynak girişini daim kılacağını sanan Hükümet, aynı yolla IMF’nin bütçe konusundaki kuşatmasını aşıp yerel seçimler için gönlünce kaynak kullanmayı hesaplıyor. Ama bu manevraların hiçbir işe yaramayacağı bugünden görünüyor, fakat bu beyhude atraksiyonlar Türkiye’ye sadece vakit kaybettiriyor. Güneydoğu sorununda 2008 öncesinde yüzüne taktığı güvercin maskesi ile 2007 seçimlerinde Kürtlerden önemli oranda oy toplayan AKP, seçim sonrası askeri “çözüm”lere kayarak şahin yüzünü göstermiş, neye yaradığı pek belli olmayan sınır ötesi operasyonların ardından, sözde “sınır içi” hamlelere geçmiş havasını yaymaya, bunu da New York Times üstünden iç ve dış kamuoyuna yaymaya çalışmaktadır. Hemen belirtelim ki, hem ekonomi ile ilgili büyük bir şamata ile takdim edilen milli gelirdeki muhasebe oyunu hem de Güneydoğu ile ilgili üfürülen 12 milyar dolarlık yatırım paketi balonu toplumu oyalamaktan, zaman kaybettirmekten öte bir şeye yaramayacaktır. Söz konusu atraksiyonlardan Güneydoğu’da yoğunlaşalım. Güneydoğu AtraksiyonuNedense New York Times üstünden üfürülen 12 milyar dolarlık yatırım paketi niyetinin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Birincisi, böyle bir kaynak nereden bulunacaktır? 2008 Bütçesinde Güneydoğu ile ilgili özel bir ödenek olmadığına göre, kamu yatırımları demetinde zaten var olan ve önceden programlanmış GAP yatırımları, şimdi yeni yatırım hamlesiymiş gibi takdim edilecektir. Doğu ve Güneydoğu sorununun iş ve aş meselesinin yıllardır sadece GAP projeleri ile çözüleceği, bir nakarat haline getirilmiş ve başka hiçbir yaratıcı proje geliştirilmemiştir. Dahası, Bölgenin Kuzeyi için hiçbir yapıcı adım da atılmamıştır. “GAP sihirli değneği”nin aslında Bölge için değil, daha çok Batı’daki gelişmiş […]

Vakıflar Kanunu’na gayrimüslim cemaatlerden beş itiraz

Ferda Balancarfbalancar@medyakornik.com 20 Şubat’ta TBMM’de yapılan açık oylamada 72 ret oyuna karşılık 242 oyla kabul edilen ve dün de (26 Şubat) Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanan yeni Vakıflar Kanunu gayrimüslim cemaatleri ve onların temsilcilerini memnun etmiş değil. Yasanın bizzat kendisinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava konusu olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Buna karşılık TBMM’deki görüşmelerde yasaya şiddetle muhalefet eden CHP ve MHP milletvekilleri, değişikliğin Avrupa Birliği istedi diye yapıldığını ve “Türkiye’yi bölmek isteyen güçler”in bu vakıfları kendi amaçları doğrultusunda kullanabileceklerini savunuyorlar. Ancak yasaya bu açıdan muhalefet edenler tek tek yasa maddelerini ele alıp eleştirmekten ziyade yasanın bütünüyle ilgili kaygılarını dile getiriyorlar.Gayrimüslim cemaatler ise yasaya ilişkin eleştirilerini beş maddede somutlaştırmış durumdalar. Bu beş noktanın değişmemesi halinde yasanın mevcut duruma göre bazı olumlu yönleri olsa da cemaat vakıflarının sorunlarına köklü bir çözüm getirmeyeceğini iddia ediyorlar. Aşağıda TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) Demokratikleşme Programı Yöneticisi Dilek Kurban tarafından hazırlanan rapordan özetleyerek Gayrimüslim cemaatlerin itiraz ettiği beş noktayı dikkatinize sunuyoruz. 1- Mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi Yasanın ikinci maddesinde “Bu kanunun uygulanmasında milletlerarası mütekabiliyet ilkesi saklıdır” ifadesi yer alıyor. Buna karşı çıkanlar “karşılıklılık kuralı” olarak da ifade edilen mütekabiliyet ilkesinin devletlerarası ilişkileri düzenleyen bir ilke olduğunu ifade ediyorlar. Buna göre bir devlet kendi sınırları içinde yaşayan başka bir devletin vatandaşlarına tanıdığı hak ve ayrıcalıkları, söz konusu diğer devletin sınırları içinde yaşayan kendi vatandaşlarına tanınan hak ve ayrıcalıklar esasında belirliyor. Örneğin Almanya vatandaşlarının Türkiye’de gayrimenkul satın alabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da Almanya’da gayrimenkul satın alabiliyor olmasına bağlıdır. Oysa gayrimüslim cemaat vakıfları Türkiye’nin kendi vatandaşları tarafından Türkiye’de geçerli olan yasalar çerçevesinde kurulmuş olan tüzel kişiliklerdir. Cemaat vakıflarının hak ve yükümlülüklerini düzenleyen bir yasa söz konusu olduğunda bir devlet kendi vatandaşlarına tanıyacağı hakları, diğer devletlerin tutumu ve politikaları esasında belirleyemez. Örneğin Türkiye’de Ermeni cemaatine ait vakıfların hak ve yükümlülükleri, Yunanistan’da Batı Trakya’da faaliyet gösteren vakıfların durumuna bakarak belirlenemez. Mütekabiliyet […]

Zamane özgürlüğü ve medya tartışmaları

Böşörtüsü dolayımıyla yürüyen özgürlük tartışmaları, Başbakan Erdoğan’ın bir kısım medyaya öfkeyle yüklenmesi üzerine medyanın özgürlüğü/bağımsızlığı alanına da taşınmış oldu. Gelgelelim, medya, doğrudan kendisini ilgilendiren bu tartışmada da sınıfta kaldı.

Başörtüsü tartışmaları: Dört bildirinin tam metni

“ÜNİVERSİTEDE ÖZGÜRLÜKLER” KAMUOYUNA DUYURU1 Şubat 2008 “Öğretim üyeleri olarak bizler kılık-kıyafet konusunda yıllardır uygulanan politikaları ve son günlerde yapılan tartışmaları yakından ve kaygıyla takip ediyoruz. Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç özgürlükleri ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerimizin çağdaş, uygar toplumlara yaraşır biçimde, özgürlüklerle ve bilim üretimiyle anılmasını istiyoruz. İstisnasız her demokratik ülkede olduğu gibi üniversitelerimizde de kılık-kıyafet serbestliğinin; hiçbir din, inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere tanınması gereğine inanıyor; aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara bir an önce son verilmesini talep ediyoruz.Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” Şaban Çalışİhsan Dağı Gericiliğe izin vermeyelim!4 Şubat 2008 Gerici ve liberallerin “türbana özgürlük” ittifakı Türkiye üniversitelerinin yüz karasıdır!Türbanın neyi örttüğünü görmemekte ısrar eden, türbanı özgürlükler zemininde ele almakta direnenlere aydınlanmacı, kamucu ve yurtsever akademisyenler olarak sesleniyoruz: Türban bugünün Türkiyesi’nde “bireysel özgürlük” konusu değildir. Türban AKP’nin gericiliğini-piyasacılığını örtüyor, türban ABD emperyalizmini, ABD’nin AKP eliyle Türkiye’yi İslam cumhuriyetine dönüştürme sürecini örtüyor. Üniversitede türbana izin vermeyeceğiz; biliyoruz ki türban aklın ve kadının esaretidir, gericiliğin hakim kılındığı yerde bilim yapılamaz. Ülkemizi ve üniversitemizi gericiliğe teslim etmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Hem özgürlük hem laiklik8 Şubat 2008 Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!Üniversitelerde öğrencilerin kılık kıyafetlerinden dolayı ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmadan eğitimlerini sürdürme hakkını savunuyoruz. Bununla beraber, bu sorunun tek başına ve hukuku zorlayan yöntemlerle gündeme getirilmesinin, ülkemizde giderek yükselmekte olan muhafazakarlaşma eğilimini ve kutuplaşmayı pekiştirmesinden kaygı duyuyoruz.Kılık kıyafet özgürlüğünü sağlayacak düzenleme, toplumun farklı kesimlerinin özgürlük taleplerini kapsayan bir genel demokratikleşme programı içinde ele alınmalıdır. Bu programın, öncelikle şu unsurları içermesi gerektiğini düşünüyoruz: “Ötekilerin” fiilen baskı ve ayrımcılığa maruz bırakılmalarına karşı açık yasal yaptırımlar getirilmesi, 301. maddenin derhal kaldırılması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, akademik özgürlüklerin güvence altına alınması, Kürt, Alevi ve gayrimüslim yurttaşların eşit hak istemlerinin karşılanması, emekçilerin sendikal […]

‘Bu kitaplar yurtlarını sevmeyen kişiler tarafından yazılıyor’

Sendy Leonsleon@medyakronik.com – Musa’nın Mücahitleri, Çocukları, Gül’ü, AKP’si diye bir dizi kitap piyasaya çıktı ve kitaplar en çok satanlar listesinde başı çekiyor. Bu kitapları okudunuz mu? Kitaplarla ilgili ne düşünüyorsunuz?– Okumadım ama öyle sağdan soldan bilgi edindim. Yani çok derinine inmedim. Genel olarak maalesef birine sen Yahudi ya da Yahudi ırkındansın gibi bir şey söylemekle tabiri caizse ona bir hakaret etmiş sayılırsınız. Nedir yani, birisi Yahudi ise kötü bir şey midir? Bu genel olarak olumsuz bir tablo çiziyor ve buna çok üzülüyorum. Öyle ki tarihte, antisemitizm adeta doğuştan gelen bir hastalıktır. Nedenini, biçimini ben araştıramıyorum fakat antisemitizm kelime itibariyle “antisem” yani Sami ırkından olan birisine verilen bir lakap, bir unvandır. Fakat görüyoruz ki bu ırktan gelenler de gelmeyenler de antisemitist oluyor. Buna ancak anti Yahudilik diyebiliriz. – Bu neden kaynaklanıyor?– Tarih boyunca Yahudiler bir misyon olarak, misyoner demek istemiyorum, tek tanrı mevhumuna sahiptiler. Putperestlik devri de dahil olmak üzere yaşadıkları her ülkede bu sebeple “bizden değil” şeklinde görüldüler. Putperestlerin fikirlerini benimsemedikleri için kendilerine otomatik olarak düşman gözüyle bakıldı. Bunun arkasında “Benim gibi değildir” mantığı var. Bu yüzden ta o devirlerden Yahudiliğe karşı bir önyargı oluştu. İsa’nın doğumuyla hatta Hıristiyanlığın doğuşuyla diyelim, anti Yahudilik doğdu. – Nasıl oldu bu?– Hıristiyanlar İsa’nın ölümünden Yahudileri mesul tuttular. Üstelik bunu Romalılar yapmışken… İsa Romalılar tarafından mahkeme edilip çarmıha gerildi. Zamanla Romalılar putperestliği bıraktılar. Düşünmeye başladılar ve bunun sonunda Allah mevhumuna yanaşmak istediler. İşte o zaman İsa onlara bir kaynak oldu. Şimdi İsa’nın önünde “My God” diyorlar. Yani zaman içinde “Bu inancın başlangıcını temsil eden İsa’yı Yahudiler öldürdü” gibi bir mantıkla hareket edip kendi mesuliyetlerini Yahudilere yıktılar. Düşün şimdi bir çocuk dua ediyor… “Tanrım neden öldürüldü İsa?” diyor, düşünüyor. Sonra babası “Oğlum İsa’nın ölümünden Yahudiler mesuldür…” diyor. Şimdi bu çocuk babasından böyle heyecanla dua ettiği bir yerde, yani İsa’yı temsil eden bir yerde, onun ölümünden […]

Gürsel Tekin 2007’de HaberVs’ye söylemişti

HaberVs, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde CHP’nin yıldızını parlatan isim olarak anılan Gürsel Tekin’le il Başkanı olur olmaz görüşmüştü. Tekin’in, CHP İstanbul’da yapmak istedikleri ve yerel seçimlereki hedefleri, planları neydi? İşte Aralık 2007’de gerçekleştirilen o söyleşi… “Belediyecilikten geliyor… Yıllarca Kadıköy Belediyesi’nde başkan yardımcısı olarak çalıştı… Müthiş örgütçü… Çevresi geniş… Medyada dostları var… Seçkinci değil, halkın diliyle konuşuyor. Mesela hacı amcalarla iletişimi gayet iyi… Fakir fukaraya yakın… Varoşlardan çıkmıyor… Sıkı takipçi… Muhalefet dilini biliyor. AKP’ye nereden çakılması gerektiğinin farkında… Laiklik geriliminden çok yolsuzluk meselesine kafayı takmış durumda… Elinde sıkı dosyalar var. Daha da önemlisi CHP’lilerde pek alışık olmadığımız türden bir ‘iddia’ sahibi… İstanbul’da AKP’yi yıkacağını öne sürüyor ve ekliyor: Yıkamazsam bırakırım. Dikkat! Dikkat! CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, dikkat edilmesi gereken bir isim… AKP’yi İstanbul’da yıkacak denli başarılı olabilir mi bilmiyorum ama AKP’nin yeni belalısı olacağına bahse girebilirim.” HürriyetYazarı Ahmet Hakan’ın CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’i tanıtmak için kaleme aldığı bu satırların izini sürüp Gürsel Tekin’in kapısını çalmadan önce hakkında biraz bilgi topladık. Kendisiyle yaptığımız söyleşiyi okumadan önce o bilgileri iletelim size. 1964 yılında Ardahan’da doğdu. Ardahan o dönem CHP’nin kalesi olan Kars’a bağlıydı. Gürsel Tekin genç yaşta CHP’de siyasi hayatına başladı. 1981 yılında İstanbul’a yerleştikten sonra Sosyal Demokrasi Partisi’nde (SODEP) faaliyet gösterdi. SODEP’in kapanmasından sonra siyasete Sosyal Demokrat Halkçı Parti’de (SHP) devam etti. 1989 yerel seçimlerinde bu partinin Kadıköy Belediye Meclisi üyeliğine seçildi ve böylece belediyecilik kariyeri başlamış oldu. 1995’te SHP’nin CHP’ye katılmasından sonra bu görevine CHP bünyesinde devam etti. Kadıköy Belediyesi Başkan Vekilliği dahil birçok önemli görevde bulunan Tekin, Ağustos 2007’de CHP İstanbul İl Başkanlığı görevine getirildi. Gürsel Tekin, Kadıköy Belediyesi’nin kariyerindeki önemini asla yadsımıyor ve orada çok şey öğrendiğini söylüyor. Kısacası, belediyeyi bir okul olarak görüyor; zaten insanın hayatta sürekli olarak bir öğrenme süreci içinde olduğunu düşünüyor. 13 yıllık yerel yöneticilik tecrübesine dayanarak sağlam […]