Etiket akp

AKP 1 oyla “devam” dedi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Siyasi kriz yaratan ve aylardır Türkiye gündeminden düşmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkındaki kapatma davası 6 ya karşı 5 oyla reddedildi. AKP’nin hazine yardımlarının yarısından mahrum bırakılması kararının da verildiği ve oturumların 3. gününde verilen kararı Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç açıkladı. Kılıç kendisinin red oyu verdiğini açıkladığı basın toplantısında 6 üyenin AKP’nin kapatılması yönünde oy kullandığını, 4 üyenin ise partinin laikliğin karşıtı eylemlerin odağı olduğunu ancak çok tehlikeli boyutta olmadığını belirttiğini söyledi. 71 AKP’li için istenen siyasi yasak kapatma kararı çıkmadığı için gündeme gelmedi. Kapatma kararının çıkması için en az 7 üyenin oyu gerekiyordu. Son 3 günde 30 saat mesai yapan Anayasa Mahkemesi, AKP’nin “kapatılmamasına” ancak son aldığı hazine yardımın kesilmesi suretiyle “ciddi bir ihtar” verilmesine karar verdi. 71 AKP’li için istenen siyasi yasak kapatma kararı çıkmadığı için gündeme gelmedi. AYM Başkanı Kılıç, konuyla ilgili yaptığı basın toplantısında kararın ilgili partiye ‘ciddi bir ihtar’ olduğunu belirterek “İlgili siyasi partinin gerekli mesajı alacağını temenni ediyorum” dedi. AKP hakkında açılan kapatma davasının final gününde (30 Temmuz) Ankara’da siyaset de mola verdi. AYM’nin 11 üyesi 3 gün boyunca Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianamesini inceledi. Yalçınkaya’nın esas hakkındaki görüşü ve delilleriyle, AKP’nin savunmalarını Ceza Muhakemesi Kanunu ve Siyasi Partiler Yasası’ndaki kriterlere göre değerlendiren AYM üyeleri, zaman zaman yaşanan tartışmaların ardından kapatma istemine ilişkin sunulan bazı delilleri hukuki açısında yeterli saymayarak dosya dışı bıraktı. Geri kalan ve CMK ile Siyasi Partiler Yasası’na (SPY) göre delil niteliğinde olduğunda tereddüt edilmeyenler ise son değerlendirme için ayrıldı. Kılıç’tan sitemkar açıklama Mahkeme heyeti, bu sabahki oturumda delillerle ilgili görüşmeyi tamamladıktan sonra öğlenden sonraki oturumda delilerin partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olup olmadığının göstergesi olup olmadığını tartıştı. Anayasa’nın 69. maddesinde “parti kapatma” kriteri olan “odak olma” hakkındaki tartışmasının ardından da karar aşamasına geçildi. Dava dosyasını görüşen heyet, AKP hakkında “kapatılmasın” kararını belirledikten […]

İstanbul’daki komünistler için Son Kumsal

HaberVs Geçtiğimiz hafta İnebolu ve Abana’da gösterimi engellenen, Karadeniz Otoyolu’nun yapımı sırasında yaşanan doğa katliamının anlatıldığı Son Kumsal belgeselini Yapımcı Aydın Kudu ve Yönetmen Rüya Arzu Köksal’ın izniyle yayınlıyoruz. Toplam 56 dakika uzunluğundaki belgeseli yandaki video ikonlarına sırasıyla basarak izleyebilirsiniz. Geçtiğimiz hafta Medyakronik’in haberinde de yer aldığı gibi belgeselin Karadeniz sahilindeki gösterim programının İnebolu durağında, filmin gösterimi Belediye Başkanı İdris Güleç tarafından engellenmiş, ertesi gün de Abana Kaymakamlığı belgeselin Abana’daki gösterimine izin vermemişti. 22 Temmuz akşamı İnebolu’da yaşanan olayda belgeselin 7’nci dakikasında Başbakan Erdoğan’ın otoyol açılış görüntülerinin ardından Belediye Başkanı İdris Güleç, Aydın Kudu’yu yanına çağırarak “Başbakanı doğa düşmanı gösteriyorsun! Sen bu filmi al İstanbul’daki komünistlere izlet!” diyerek yapım ekibinin ilçeyi terk etmesini istemişti. İstanbul’daki gösterimler Diğer yandan Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) filmin lapımcılarına destek vermek amacıyla Son Kumsal adlı belgeseli 26 Temmuz-2 Ağustos arasında İstanbullu izleyiciyle buluşturuyor. BSB tarafından yapılan açıklamada 22 Temmuz’da İnebolu’da ve 23 Temmuz’da Abana’da yaşanan olaylar hatırlatılarak “Arkadaşlarımıza destek vermek ve filmi izlemek isteyenler için BSB Cep Sineması’nda gösterimler yapılacaktır.” deniliyor. BSB’nin gösterimleri 28 Temmuz-2 Ağustos arasında her gün saat 14:00’te BSB’nin Erol Dernek Sokak no: 10 Kat 5 Beyoğlu İstanbul adresindeki merkezinde gerçekleştirilecek. Bilgi almak isteyenler için telefon 0212-245 90 96 Ayrıca belgeselle ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler sayfasını ziyaret edebilirler.

Tarihi davada söz Anayasa Mahkemesi’nde

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davasını görüşmeye bugün (28 Temmuz) başladı. Heyet’in kararını verene kadar müzakerelerini aralıksız sürdüreceği AKP hakkındaki kapatma davasında süreç, 14 Mart’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, parti hakkında hazırladığı iddianameyi, Anayasa Mahkemesi’ne sunmasıyla başlamıştı. Başsavcı Yalçınkaya, partinin, “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” iddiasıyla kapatılmasını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 71 kişi hakkında da siyasi yasak talep etmişti. Aralıksız mahkeme Anayasa Mahkemesi üyeleri, bu sabah (28 Temmuz) 09.30’da davayı görüşmek üzere toplandı. Bugünden itibaren aralıksız her gün biraraya gelerek, partinin sözlü ve yazılı savunmaları ile başsavcılığın esas hakkındaki mütalasını değerlendirecek olan heyet, haklarında yasak istenen 71 parti yöneticisi hakkındaki iddiaları da, delilleri ile birlikte görüşecek. Davanın raportörü Osman Can da heyetin, raporla ilgili isteyeceği açıklamaları veya yöneltilebilecek soruları yanıtlamak için müzakereler katılıyor. Tarihi dava öncesinde polis, sabahın erken saatlerinden itibaren Anayasa Mahkemesi çevresinde yoğun güvenlik önlemleri aldı. Anayasa Mahkemesi binası önünde çok sayıda yerli ve yabancı basın mensubu da davayı izledi.Reddi hakim talebi Kapatma davası görüşülmeden önce Anayasa Mahkemesi, davayla ilgili 4 üyeye yönelik “reddi hakim” talebini görüştü ve reddetti. Ömer Özgür Kormaz isimli bir vatandaşın avukatı Mustafa Kemal Turan AKP hakkında açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi’nin 4 asıl üyesine ilişkin reddi hâkim talebinde bulundu. Avukat Turan, konuya ilişkin dilekçesini Anayasa Mahkemesi’ne verdikten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı olmadığını belirterek, bu konuda şikayette bulunmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yaptıklarını söyledi. AKP’nin kapatılmaması yönünde de tedbir konulması istemiyle AİHM’e başvurduklarını belirten Turan, AİHM’in kapatılmama yönündeki taleplerini reddettiğini, diğer başvuruyu ise görüşülebilir bulduğunu ifade etti. Turan, “Strasburg, davamızı kabul edilebilir bulduğuna göre biz de buraya geldik” dedi. Talep reddedildi AKP hakkında açılan kapatma davasında başkan Haşim Kılıç, Başkanvekili Osman Paksüt ve üyeler Ferruh Kaleli ile Necmi Özler hakkında reddi hakim talebinde […]

“Sen bu filmi al, İstanbul’daki komünistlere izlet!”

Nazlı Hazal Tetik Yapımına 20 yıl önce başlanan Karadeniz Sahil Yolu 8 Nisan 2007’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmen açıldı. Yolun yapımı sırasında Karadeniz sahil şeridinde doğanın nasıl tahrip edildiğini anlatan Son Kumsalbelgeseli ise İnebolu’nun AKP’li Belediye Başkanı İdris Güleç’in hışmına uğradı. 22 Temmuz’da gerçekleşen bu olayın ardından Abana’ya geçen ekip, ertesi gün Abana’nın CHP’li belediye başkanı Şevket Yazgan’dan onay aldı ama belgesel bu kez de Abana Kaymakamlığı’nın izin vermemesi üzerine gösterilemedi. Belgeselin yapımcısı Aydın Kudu İnebolu’da yaşanan olayın AKP ile ilgisi olmadığını düşünüyor ve “Eminim o başkan da fırça yiyecektir” diyor. Buna karşılık İnebolu Belediye Başkanı İdris Güleç yaptığından dolayı pek de pişman gibi görünmüyor. Başkan, Belediye’nin web sayfasında yayınladığı cevap niteliğindeki mesajında “Sanat Nedir? Sanatçı Kimdir?” diye soruyor ve ardından cevabı yapıştırıyor: “Son günlerde ulusal medyada şahsımla ilgili çıkan haberler ve yargısız infazlar karşısında söylenecek çok söz var ama sadece tek bir cümle ile özetlemek istiyorum. Her eline kalemi alan yazar, her eline kamerayı alan sanatçı mı zannediyor…” “Ağzını burnunu kırarım senin” Belgesel gösterimi için kıyı şeridini gezen yapım ekibinin, 22 Temmuz akşamı İnebolu’da yaşadığı olayı yönetmen Aydın Kudu şöyle anlatıyor: “Filmi göstereceğimiz İnebolu’ya gösterimden beş saat önce geldik. Belediye Başkanı İdris Güleç de bizi çok iyi karşıladı, beraber oturduk bize kalacak yer gösterdi, filmin bir kopyasını da ona verdim 21:30 da görüşürüz deyip ayrıldık. Sonra gösterimi yapacağımız Duru Park’ta sistemlerimizi kurduk, güzel de bir ilgi vardı. Ben projeyi anlattım yöre halkına, amacımızı açıkladım. “Başkanın kendisi de gelmişti, 6-7 arkadaşıyla beraber bir masada oturuyorlardı. Gösterim başladı, yedinci dakikada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yolun açılışını gösteren TV kanallarından aldığımız montajsız görüntüleri vardı. Konuya lehte yaklaşan bir kişi olduğundan ve de başbakan olduğundan elbette bu görüntüleri kullandık. “Ama o görüntülerin hemen ardından Başkan İdris Güleç beni masasına çağırdı. Son derece sakin ama inanılmaz kızgın bir şekilde ve sadece masadakilerin […]

Türklerin Ergenekon’dan çıkışı

Semih Saka Efsaneye göre Türklerin Ergenekon’dan ilk çıkışlarında bir dişi kurt yol göstermişti. Bu aralar yine Ergenekon’dan çıkış yolları tartışılıp duruyor. “Ergenekon’dan nasıl çıkacağız?” sorusuna Birikim dergisinden Ömer Laçiner ve Taraf gazetesinden Ümit Kıvanç, “Vatandaş inisiyatifleriyle, yani sizle bizle” diye yanıtlıyor. Yeşiller Partisi’nin 17 Temmuz’da Beyoğlu’nda Yeşil Ev’de düzenlediği “Ergenekon’dan çıkış yolları – Demokrasiyi kim nasıl koruyacak?” adlı söyleşiye Birikim dergisi yayın yönetmeni Ömer Laçiner ve Taraf yazarı Ümit Kıvanç katıldı. Söyleşide Ergenekon’un ne olduğu, Türk solunun son dönemde yaşanan gelişmelere bakışı, medyanın rolü gibi konulardan söz edildi. Ayşe Akdeniz’in yönettiği söyleşide ilk konuşmacı Ömer Laçiner’di. Devletin “kirli” ve “alçakça” bir oluşuma sahip olmasının meşruiyeti inancına sahip olan insanlar yüzünden hala bu tip örgütlerin hayatta kalabildiğini belirten Laçiner, bugün Ergenekon’un tasfiye edilmesinin sebebini “Ergenekon’un kendine ait bir kasası olması ve artık kendini devletle sınırlamaması” olarak açıkladı. Ergenekon’un sadece darbeyle ilgili olmadığını, AKP’nin iktidara geldiği günden beri Ergenekon’dan haberdar olduğunu belirten Laçiner, Ergenekon’un Teşkilat-ı mahsusa gibi, Özel Harp Dairesi gibi bir oluşum olduğunu belirterek 1977 1 Mayıs’ının da bu tip bir örgüt işi olduğunu söyledi. Daha sonra söz alan Ümit Kıvanç, BirGün gazetesi’nin “Yesinler Birbirlerini” manşetinden yola çıkarak “Türk solu, Ergenekon’a karşı olmayı AKP’lilikle eşdeğer tutuyor” dedi. DTP’nin de Ergenekon davası ile ilgili tarafsız kalmasından rahatsız olduğunu belirten Kıvanç, böyle bir şeyin akıl ve mantık ile açıklanamayacağını söyledi. Susurluk zamanında hiç kimsenin ortadaki örgütlenmeye şaşırmadığını söyleyen Kıvanç, bunun sebebini o dönemde iktidarda Refah Partisi’nin bulunmasına bağladı. Ahmet Taner Kışlalı cinayetinden sonra açıklamalarda bulunan Mehmet Ali Kışlalı’nın “Sanırım kardeşim şehit oldu” ve “Katil bilmediğimiz bir çevreden çıkarsa canım sıkılacak” açıklamasına vurgu yapan Kıvanç, Ergenekon’un da bu tip bir örgütlenme içinde olduğunu ve amacı için kendi insanlarını dahi öldürmekten çekinmeyeceğini söyledi. “Ergenekon’dan çıkış yolları – Demokrasiyi kim nasıl koruyacak?” sorusunu ise her iki konuşmacı da “vatandaş inisiyatifleri, yani siz, biz!” olarak yanıtladı..

2008 Türkiye’sinde ifade özgürlüğü

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Yazar Nedim Gürsel’in, “Allah’ın Kızları” isimli romanı hakkında, “Dini değerlere hakaret ve aşağılama” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2008 yılı Yayınlama Özgürlüğü Raporu’na göreyse bu yılın ilk 6 ayında 22 yayınevinden çıkan 38 yazarın 47 kitabı hakkında soruşturma ve dava açıldı. Mersin 78’liler Derneği ile Mersin 68’liler Derneği’nin 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş ve arkadaşları için ortaklaşa gerçekleştirdiği anmaya, “suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla; Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan operasyonlarda İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay’a ait ayrıntılı krokisinin bulunduğunu yazan Taraf gazetesi muhabiri Soner Arıkanoğlu’na da iftira, yargıyı etkileme ve gizliliği ihlal iddialarından dava açıldı. Bu arada Uydudan yayın yapan Hayat TV, “Roj TV’ye görüntü geçtiği” gerekçesiyle karartıldı. “Düşmanı peygamberi övse inandırıcı olmaz” Yazar Nedim Gürsel’in geçen mart ayında Doğan Kitap tarafından yayımlanan kitabı “Allah”ın Kızları” adlı romanı hakkında yapılan şikâyet üzerine “dini değerlere hakaret ve aşağılama” iddiasıyla soruşturma açıldı. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi uyarınca başlattığı soruşturmada dava açılması halinde Gürsel hakkında, “suçun kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde” 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla dava açılabilecek. Hakkında soruşturma açıldığı haberini Fransız yayıncısı ile birlikte Anadolu üzerine hazırladığı kitabın araştırmaları için bulunduğu Harran’da alan Gürsel ifade vermek üzere İstanbul’a döndü. Hem şaşırdığını hem de üzüldüğünü belirten Gürsel, “Ben bir yazarım. Dini aşağılamak gibi bir amacım olamaz. Kitabım İslam’ın doğuşunu anlatan, peygamberimizi odak noktasına yerleştiren, çok sesli bir roman. Onun düşmanlarına peygamberi övdürseydim roman inandırıcı olmazdı. Kesinlikle kutsal olanı ve insanların dinsel inançlarını rencide edici yönü yok. Romanda söz konusu edilen her şey İslam tarihinde ve eski İslam kaynaklarında var. Türkiye’de bir romanın dava konusu olması ihtimali beni şaşırttı. Türkiye’de bu konuda çok yol alındığını zannediyordum. Uzun Sürmüş Bir Yaz adlı kitabım 159. maddeden yargılanmıştı. İlk Kadın adlı romanım da 426. maddeden yargılanmıştı. Ama bütün bu davalardan aklandım. Aradan 28 yıl geçti. Kitaplarım çeşitli yabancı […]

Amiral gemisi karaya oturdu

Mustafa Alp Dağıstanlı Hmmm! Yine birileri, “nesebi gayrısahih” Tarafgazetesine bir gizli belge/bilgi uçurmuş, di mi? Bilmeyenler için söyleyelim: Yeni bir darbe planı daha ortaya çıktı: “Kod adı Eldiven: Ergenekon’un üçüncü darbe planı.” Peki, acaba öbür gazetelere neden haber uçurmuyorlar? Memlekette birileri darbe planlıyor ve siz oralı olmuyorsanız, size neden göndersinler. İlgilenene gönderirler ve Taraf’ın yaptığı da bu: İlgilenmek. Bugünkü gazetelere bakınca durum gayet açık anlaşılıyor. Türk medyasının “amiral gemisi”, en iyi haber kaynağına sahip gazetesi Hürriyet mesela, Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’ın Avrasya TV’de Emin Çölaşan’a anlattığı şeylere (bayat “haber”) mal bulmuş mağribi gibi sarılıp dalga geçmeyi tercih etmiş: “Ne sorgu ama.” Bence Hürriyet, bu Ergenekon soruşturmasından dişe dokunur bir şey çıkmayacak olmasını kambura yatmış bekliyor. Sonra da “Yaa işte böyle, boşuna dalga geçmiyorduk biz. Ya sizin o atmasyonlarınız, gizli belgeleriniz ne oldu!” demeyi umuyor. Halbuki, bunu diyecek bir şansa sahip olması, zaten cehennemî kötülükte bir durumla karşı karşıya bırakır bu toplumu. Ama bu idrak noktasında değiller. Aynı grubun gazetelerinden Vatanda, bal tutan parmağını yalar misali, yine Balbay’ın laflarını kullanıp dalga geçiyor. Milliyetde Balbay’ın anlattıklarına manşetten takılmış. Fakat yine de, Milliyet(gayet küçük göstererek) ve Vatan(sürmanşete taşıyarak) iki orgeneralin Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ortadan kaldırmak”la suçlandıklarını verdi. Aynı grubun gazetesi Radikalise bu bilgiyi sekiz sütuna manşet yapmış. Hükümete yakın gazeteler de zaten vermiş haberi. Sadece hükümete yakın gazeteler vermiş olsa bu haberi, diyeceğiz ki, sızdırmışlar! Ama öyle değil. Peki, o zaman medyanın amiral gemisi Hürriyet’te neden yok bu haber? Aslında, bu görmeme durumu hiç yeni değil ve sadece darbe haberleriyle de sınırlı değil. Medya, 2002 Kasımından beri, kimi korkularla veya avanta kapma arsızlığıyla AKP hükumetine yamanmayıp bir mesafe koysaydı arasına ve gazetecilik yapmayı tercih etseydi, şimdi Taraf’a aktığı gibi bir sürü bilgi onlara da akardı bu hükümetin yolsuzluklarıyla, soysuzluklarıyla ilgili. Aslında, durum bundan da kötü bence. Medyaya […]

Anayasa Mahkemesi hızlı çıktı

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davasında, parti adına yapılan sözlü savunmanın ardından Anayasa Mahkemesinden ayrılırken gazetecilere açıklamalarda bulundu. Paksüt, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile TBMM Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın Parti adına yaptığı sözlü savunmanın tutanak heline getirileceğini belirtti. Sözlü savunmanın yazılı bir metin olmadığı için ilaveleri bulunduğunu ve yazılı metnin çok uzun olduğunu söyleyen Paksüt, “Sayın Çiçek, aynen anlatmadı, bazı yerlere ilaveler yaptı. O nedenle tutanak haline getirilmesi biraz zaman alabilir. Kendileri basına da verecektir. Bu konuda bizim söyleyeceğimiz birşey yok” diye konuştu. Sözlü savunmanın davada görevlendirilen raportöre verilmediğini belirten Paksüt, “Raportör, bundan sonra çalışmaya başlayacak. Raportörümüz derhal çalışmaya başlayacak. En kısa zamanda raporunu sunacak. Bir gün vermek mümkün değil. Raportörümüz raporunu sunduktan sonra heyetçe incelemeye başlayacağız. Çok fazla ek ve delil var. Çok esaslı bir inceleme olacak, ama davayı mümkün olan kısa süre içinde sonuçlandırma konusunda bir niyet var” dedi. Gazetecilerin soruları üzerine sözlü savunmanın henüz tutanak haline getirilmediğini yineleyen Paksüt, şöyle konuştu:“Sebebi şu; Sayın Cemil Çiçek’in anlatımları bildiğiniz gibi uzun sürdü. Bu anlatımların içinde, kendisi elinde yazılı metin olduğu halde buradan aynen okumadı, eklemeler yaptı. Birçok değişiklikler var, ama hepsini birden mahkememize sundu. Dolayısıyla hepsi kayda girmiş olacak, dosyalarımıza girmiş olacak ve anlatımlarını destekleyen ekler de verdi. Bunlar da dosyaya girdi. Dolayısıyla raportörümüz bunların hepsini inceleyecek, ondan sonra da raporunu hazırlayacak. Çok kapsamlı bir iş. Fakat en kısa zamanda yapılacak. Gün söyleyemeyeceğim.”

AKP anayasa Mahkemesi’nde “sözlü”deydi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın sözlü mütalaasının ardından Adalet ve Kalkınma Partisi de, bugün (3 Temmuz 2008) Anayasa Mahkemesi’ne sözlü savunmasını verdi. Savunmayı yapan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, AKP’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığını, Başbakan Tayyip Erdoğan ve parti yöneticilerinin beyan ve açıklamalarının ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” savundu. Anayasa Mahkemesi’nin HAKPAR kapatma davasındaki gerekçeli kararının örnek gösterildiği ve “Parti kapatma davalarında yeni bir dönemi başlatan içtihat” olarak nitelendiği savunmada, “Anayasa Mahkemesi’nin kararı davayı hukuki yönden çökertmektedir” denildi. Eylem kategorisi dışında kalan düşünce açıklaması, öneri, tüzük, program ve benzeri verilerin hiçbir şekilde kapatmanın nedeni sayılamayacağı vurgulanan savunmasında AKP, davanın açıldığı tarihten sonra yapılan beyan ve açıklamaların da delil olarak sunulamayacağının altını çizdi. Yalçınkaya’nın iddiaları kabul edilmedi AKP’nin kapatılması istemesiyle Anayasa Mahkemesi’nde açılan davada parti sözcüleri dün mahkemeye sözlü savunmalarını sundu. AKP adına sözlü savunmayı Çiçek, Bozdağ’ın dosya desteğiyle yaptı. Öğle arası verilen savunmada, AKP kurmayları bu arada Başbakan Erdoğan ile bir araya gelerek bilgi verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesi, yazılı ve sözlü mütalaasındaki suçlamaların kabul edilmediği savunmada, partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığı vurgulandı. Başbakan Erdoğan ve parti yöneticilerinin, iddianamede laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna delil olarak gösterilen beyan ve açıklamalarının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin altı çizildi. HAKPAR örneği Savunmada, Anayasa Mahkemesi’nin 3 gün önce Resmi Gazete’de yayımlanan HAKPAR kapatma davasıyla ilgili gerekçeli kararı örnek gösterildi. Savunmada, Anayasa Mahkemesi’nin HAKPAR kararı ile “parti kapatma davalarında yeni bir içtihat başlattığı, eylem kategorisi dışında kalan düşünce açıklamaları, öneriler, tüzükler, programlar, projeler ve benzeri verilerin hiçbir şekilde kapatmanın sebebi kılınamayacağı” belirtildi. Savunmada, “Esasen Anayasa Mahkemenizin HAKPAR kararı ile kurduğu içtihat davayı hukuki temelden çökertmektedir” denildi. Savunmada, gerekçeli karardaki “Tüzük ve programında ifade edildiği biçimde partinin, Kürt sorunu olarak ele alıp değerlendirdiği soruna, kendine göre çözüm önerileri getirmesi, vatandaşlık temelinde ulus kavramının reddi olarak […]

Nokta Günlükler’i boşuna yayımlamış! Gazeteciler zaten her şeyi biliyormuş!

Alper görmüşagormus@kronikmedya.com Dün (1 Temmuz) CNN Türk’teki “Tarafsız Bölge”de, Ergenekon gözaltılarının Şener Eruygur ve onun dönemindeki bazı yüksek rütbeli subaylara kadar ulaşması üzerinde duruldu. Hürriyet, Sabah ve Milliyet’in Ankara temsilcileri Enis Berberoğlu, Muharrem Sarıkaya ve Fikret Bila, bence de doğru bir yorumla, Ergenekon’un artık ve esas olarak 2004’teki darbe girişimlerini sorgulayan bir yöne evrildiğini tespit ettiler.Garip bir havası vardı tartışmanın… Temsilciler, net olarak değilse de imalı cümlelerle, aslında o zamanlar bu girişimlerden kendilerinin de haberdar olduklarını hissettirdiler izleyicilere. Tartışmanın “Ankaralı” olmayan tek gazetecisi Mehmet Altan da “ah siz Ankara gazetecileri, bilirsiniz, söylemezsiniz” iğnelemelerini hiç eksik etmedi program boyunca. Mehmet Altan bir başka televizyon kanalı için stüdyoyu terk ettikten sonra, üç gazeteci epeyce rahatlamış gibi geldi bana; yanılıyor da olabilirim. Berkan ve “birkaç gazeteci” daha Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, bugünkü yazısında daha da açığını yazdı:“Daha sonra ortaya çıkacak olan dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in günlükleri, ‘Sarıkız’ kod adıyla bir darbe planının hazırlandığını, Genelkurmay Başkanı’na rağmen bu planın uygulanması için düğmeye basıp basmamanın konuşulduğunu ortaya koyacaktı.“Hoş, bu günlüklerin doğrulamasına da gerek yok. O dönem hükümetin bu plandan kod adı dahil her bakımdan haberdar olduğuna dair bilgi sahibi birkaç gazeteciden biriyim. Ama hükümetin önde gelenleri o zamandan beri, ‘Bu eylemli darbe girişimine karşı adli mekanizmayı neden çalıştırmadınız?’ sorusunu cevapsız bırakıyorlar.”Ben, İsmet Berkan’ın “Ergenekon” ve “Çeteler” konusunda son aylarda yazdıklarını önemsiyorum, bilhassa 6 gün süren dizisini çok değerli buluyorum; nitekim bu dizi sayesinde basında konu yeniden canlandı, yeni bir tartışma başladı. Fakat bu böyle diye, zamanında yapılmayanları sorgulamayacak değiliz.Berkan, her şeyi bildiği halde “adli mekanizmayı çalıştırmayan” hükümeti eleştirirken yerden göğe haklı. Fakat ben de ona sormak isterim: “O dönem hükümetin bu plandan kod adı dahil her bakımdan haberdar olduğuna dair bilgi sahibi birkaç gazeteciden biri olarak” bu bilgiyi kamuoyuyla paylaştınız mı? Bu yolla hükümet üzerinde bir baskı oluşturdunuz mu?Benim bildiğim, […]

Ergenekon’a siyasetçi tepkileri

Medyakronikinfo@medykaronik.com Ergenekon soruşturmasında TSK’nin emekli paşalarına da uzanan son gözaltılar siyasi partilerin de gündemini oluşturdu. Meclis’te yapılan konuşmalarda muhalefet partileri iktidarı eleştirirken hükümet üyeleri ise yargının bağımsızlığına vurgu yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:Devam etmekte olan bir sürecin, aslında bu da içerisinde olan bir uygulama sanıyorum, soruşturma sürecinin içerisinde. Tabii bizler de iddianamenin bir an önce hazırlanmasını bekliyoruz. Herhalde yargının iddianameyi tamamlanmasına yönelik bir adımı diye düşünüyorum. Emniyet teşkilatımız da 10. Ağır Ceza Mahkemesinin aldığı bu kararı, bu sabah uygulamaya koymuş, şu anda netice budur. Tabii bizim bir an önce bunun bir neticeye kavuşturulması beklentimiz de vardır. Temennimiz odur ki bu soruşturmalar neticesinde, karanlıklarda aydınlığa çıkmış olur. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat:Yargı kararlarına herkesin saygı göstermesi gerekir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözaltılardan haberi olmadığını düşünmüyorum. Talimat vardır. Polis kendi başına iş yapmaz. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin: Soruşturmayla ilgili yargı süreci devam etmektedir. Konuyla ilgili yargı mensupları da herhangi bir talimat almaz. Bu bir soruşturmadır, soruşturmanın da gizliliği esastır. Adalet Bakanı olarak bu konuya herhangi bir açıklama yapmam, söz konusu olamaz. Açıklama yapacaksa ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı yapar, çünkü yargı bağımsızdır. Erkler birbirinin işine müdahale etmez. Yargıya intikal eden tüm diğer konularda olduğu gibi bu konuyla ilgili durum da bundan ibarettir.CHP Genel Başkanı Deniz Baykal:Buradaki olay hukuktan çıktı. Bu Ergenekon davası değil, Başbakanın kişisel davası. Türkiye tarihi bir kırılma yaşamakta ve bunun çok önemli bir aşamasına gelinmiştir. Ülke bir tarihi ayrışma noktasına doğru hızla çekilmek istenmektedir. Bir süreden beri yaşadığımız olaylar, hiçbir hukuk devletinde, hiçbir çağdaş demokraside yaşanmayan türden olaylardır. Bu süreç son 1 yıldır, Ergenekon soruşturmasına ilişkin iddianame ortaya konulmadan sürdürülmektedir. Ergenekon soruşturması Danıştay cinayetine götürülmek istenmekte ancak bu konuda hukuki bir bağ kurulamamıştır. Böyle bir hukuk süreci olabilir mi? Bu davanın hukuka saygı anlayışı içinde sadece tüm hukuki anlayışla yürütülmekte olduğunu düşünmek mümkün mü? Başbakan, sanki bu davanın […]

Yalçınkaya: AKP yakın ve açık tehlike

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Ergenekon operasyonunun sürdüğü saatlerde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da, sözlü açıklama yapmak üzere Anayasa Mahkemesi’ndeydi. AKP hakkında açılan kapatma davasında işleyen süreç kapsamında yüksek mahkeme heyeti üyeleri, yaklaşık 2 saat boyunca Yalçınkaya’nın sözlü açıklamalarını dinledi.Açıklamalarında iddianame ve mütelasındaki iddialarını yineleyen Yalçınkaya, AKP’nin temelli kapatılmasını istedi. Başsavcı Yalçınkaya, açıklamalarında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ‘beraat kararını’ onayladığı Fethullah Gülen’e ilişkin kararın sonucu değiştirmeyeceğini söyledi. Başsavcı beraat kararı ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkındaki iddiaların düştüğü yönündeki görüşlere de karşı çıktı. Gül’de ısrar Demokratik Toplum Partisi (DTP) hakkında açtığı kapatma davasında sadece 30 dakika sözlü açıklama yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi heyetine dün yaklaşık 2 saat boyunca AKP’nin kapatılması yönünde açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kamuoyunda “Gülen okulları” olarak bilinen okullara, destek verdiği için hakkında siyasi yasak isteyen Yalçınkaya, bu iddiasını dün de sürdürdü. Yalçınkaya, Fethullah Gülen’in yargılandığı davada beraat etmesinin sonucu değiştirmeyeceğini söyledi. Yalçınkaya, kapatma davalarının ceza davası olmadığını ve kendisine özgü bir dava olduğunu belirterek, bu nedenle ceza davasında verilen beraat kararının kapatma davasını etkilemeyeceğini savundu. Başsavcı, sözlü açıklamasında, “Gülen’in beraat etmesi dini bir cemaat lideri olduğu gerçeğini değiştirmez” dedi. İddianame güçlendi Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde üniversitelerde başörtüsü serbestliği getiren düzenlemeyi iptal etmesine de değinen Abdurrahman Yalçınkaya, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma” delilleri arasında gösterdiği bu durumun ortadan kalkmasının iddiasını güçlendirdiğini söyledi. Başsavcı, AKP’nin şeriat düzeni istediğini ileri savunarak bu konuda Venedik Kriterlerinin de uygulanmayacağını da sözlerine ekledi. El Kadıyla ilişkililer Yalçınkaya, sözlü açıklamasında ayrıca, AKP’nin BM Güvenlik Konseyi’nin terör örgütlerine destek verenler listesinde yer alan Suudi işadamı Yasin el Kadı ile ilişkili olduğunu da belirtti. Yalçınkaya, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, “Atatürk devrimleri Türk toplumunda travma yarattı” şeklindeki sözlerine de sözlü savunmasında yer verdi. Ancak Yalçınkaya Fırat’ın bu sözlerini kapatma için ek delil […]

Ergenekon’da tepkiler AKP’ye yöneldi

Medyakronikinfo@medyakronik.com Ergenekon soruşturması kapsamındaki son gözaltılar ilginç zamanlamasıyla da dikkat çekti. Operasyon, Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta yaşanan ve içeriği açıklanmayan buluşmasından sonra tam da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, AKP’nin kapatılması istemiyle açtığı davada, Anayasa Mahkemesi heyetine sözlü açıklama yaptığı gün gerçekleşti. Gözaltına alınanlar arasında bulunan eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur emekliye ayrıldıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı olmuş ve başı kapatma davasıyla dertte olan AKP’ye karşı yapılan Cumhuriyet mitinglerinin düzenlenmesinde etkin rol oynamıştı. Gözaltına alınan diğer emekli paşa Orgeneral Hurşit Tolon ise son dönemde ulusalcı çizgisiyle ön plana çıkmış, Türkiye’nin çeşitle yerlerinde düzenlenen hükümet karşıtı konferans ve panellere katılarak sivrilmişti. Ankara’da başlayıp İstanbul ile Trabzon ve Antalya’ya da sıçrayan gözaltılarla ilgili basın camiası başta olmak üzere iş dünyası ve hukukçular arasında tepkiyle karşılandı. Eleştirilerin başında ise 1 yıldan fazla bir zamandır süren Ergenekon soruşturmasının iddianamesinin hazırlanamamış olması geliyor. Son gözaltılardan sonra Ergenekon soruşturmasına yönelik tepkiler şöyle.Hikmet Çetinkaya (Cumhuriyet Gazetesi yazarı):Ergenekon önceden planlanmış bir operasyon. Ortada bir iddianame bile yokken böyle bir olay olması hukuk dışıdır. İktidarın programlı bir eylemidir. Türkiye nereye götürülmek isteniyor gözlerimizle görüyoruz. Bu özellikle Cumhuriyet gazetesine yönelik bir sindirme operasyonudur.Ali Sirmen (Cumhuriyet Gazetesi yazarı): 1 yıldır iddianamesi bile hazırlanamayan Ergenekon soruşturması laik Cumhuriyeti savunan herkes için tehdittir. Cüneyt Arcayürek (Cumhuriyet Gazetesi yazarı):Aramalarda polis hiçbir şey bulamadı ve bulamayacak. Bunlar klasik hikayeler. Buldukları ya da bulacakları bir şey yok kanaatindeyim. Bakalım olayların gelişmesini hep beraber izleyeceğiz. Yapacak bir şey yok şimdilik. Şükran Soner (Cumhuriyet Gazetesi yazarı): Gözaltılar devrim karşıtı güçler tarafından yapılmıştır. Süreç büyük bir medya savaşını başlatmıştır. Türkiye’de hukuk ve demokrasi katledilmektedir. Ruşen Çakır (Gazeteci):Emekli orgenerallerin gözaltına alınmasının Ankara için sürpriz olarak değerlendirmek yanlıştır. Ergenekon soruşturmasının halen aktif olarak görev yapan kamu görevlilerine uzanıp uzanmayacağını merak ediyorum. Emin Çölaşan (Gazeteci yazar):Akılla mantıkla açıklanması mümkün […]

Ekonomi AKP’ye kan kaybettiriyor

Mustafa Sönmez 2001 krizi sonrası Kemal Derviş yönetiminde , IMF desteği ve disipliniyle maliyeti topluma ödetilmiş bir istikrarlı ekonomiyi devralan AKP iktidarının, dünyadaki likidite bolluğunun avantajıyla da seçmene sunduğu istikrar tablosu, 2008’de son hızla kararıyor. 2007 seçimlerinde oylarını yüzde 47’ye çıkarmada ekonomiden rüzgar alan AKP’de şimdi rüzgar ve şemsiye tersine dönmüş durumda. Tüm beklenti anketleri, güven endeksleri AKP’ye güvenin hızla azaldığını, AKP’nin hızla kan kaybettiğini, bunun da olası bir seçimde oy azalmasına mutlak olarak yansıyacağına işaret ediyor. AKP’nin ekonomi cephesinden büyük gedikler vermesinde iç dinamikler kadar dış ekonomik çalkantı ve kapatma davasının yol açtığı belirsizliğin rolü var. 2007’nin ikinci yarısında yavaşlayan büyüme, hızlanan fiyat artışları ve seçim harcamaları nedeniyle, büyüme, enflasyon ve bütçe hedeflerinde büyük sapmalar yaşayan AKP ekonomik programı, 2008’e bir dizi olumsuzluk ve düşüşle girdi. Türkiye ekonomisinin büyümesini dış kaynak girişine dayandırmış olan AKP iktidarı, dünyada likidite darlığının yaşanmaya başlaması ile birlikte, kaynak girişini sürdürmek, içerideki sıcak paranın dışa çıkışını önlemek için çareyi, hızla faizleri yükseltmekte buldu. Yükseltilen faizlerle kaynak girişini, dolayısıyla döviz kurunu belirli bir bantta tutabilen yönetimin bu politikası, ekonomiye ve topluma çok ağır bir yüksek faiz maliyeti yüklüyor. ABD ve AB’den, gelen faizleri yükseltmeme sinyaline, T.C. Merkez Bankası’nın daha uzun süre faizleri indirmeyeceği, hatta gerek görürse yükselteceği sinyali, yüksek faizli yaşamın ekonomik hayata uzun süre damgasını vuracağını gösteriyor. Yüksek faiz, fiyat istikrarının gerekçesi gibi gösterilse de, özünde ekonominin rüzgarı olan dış kaynak girişinin daim kılınması için olmazsa olmaz koşul. Bu dış kaynak girişi, döviz kurunu da istenen düşük seviyede tutarak, dış borç yükü olanları, ithalat siparişi bulunanları olası kabuslardan kurtarıyor, ama şimdilik… Bu yüksek faiz freninin hem iç borç yükü üstünden bütçeye, dolayısıyla topluma, hem de yüksek faiz ateşiyle yanacaklara getireceği maliyetler hızlı bir memnuniyetsizliğe yol açmış durumda. Yüksek faizin içten içe ciddi bir maliyet ödettiği açık. Bir anlamda yüksek faiz, fiili yaşanan krizin maskelenmesine […]

“Allahaısmarladık Sayın Başbakanım”

Radikal Adalet ve Kalkınma Partisi, 22 Temmuz seçimlerinin ardından Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Alevi kökenli vatandaşların sorunlarının çözümüne dair bir dizi proje öngören açılım başlatmıştı. Projenin mimarları da Çamuroğlu ile yine Alevi kökenli diğer vekil İbrahim Yiğit’ti. Erdoğan, Çamuroğlu’nu, parti genel merkezinde makam odası da verilerek, bu konulardaki danışmanlığına da getirdi. Erdoğan, bazı bakanlar ve parti yöneticileri de Alevi iftarına katılarak Alevilere yönelik mesajlar verdi. Ancak bu süreçte Başbakan Yadımcısı Çiçek ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’ndan Alevileri ve Çamuroğlu’nu kızdıracak açıklamalar geldi. Çiçek bir soru üzerine “Hükümetin gündeminde Alevi açılımı yok” mesajı verirken, Bardakoğlu da, “Cemevlerine yasal statü tanınamaz” görüşünü dile getirdi. Bu çıkışlara Erdoğan’dan yanıt gelmezken, AKP’nin Alevi kökenlileri bir süre bekleme eğilimine girdi. Ancak kapatma davasının açılmasıyla Alevi projesi rafa kalktı, konu da unutulmaya yüz tuttu. Mektuplu istifa Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin’in haberine göre Çamuroğlu’nun görevinden istifa etmesine giden süreç şöyle gelişti: AKP’nin Alevi açılımının mimarı olduğu için Erdoğan’ın, danışmanlığına getirdiği İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu sert bir mektup yazarak bu görevinden istifa etti. Başbakan’ın yakınları, “Ya yapma bunu; ‘enjoy it’ (Keyfine bak)” dese de Çamuroğlu kararından vazgeçmedi. Bunun üzerine mektubu geçen hafta alan Erdoğan harekete geçti. Çamuroğlu’yla görüşen Erdoğan, milletvekili olan danışmanının istifa nedenini sordu. Mektubunda Alevi açılımı konusunda kendisine verilip de yerine getirilmeyen pek çok sözü anımsatan Çamuroğlu, Erdoğan’a “Sayın Başbakanım, Alevilere karşı ayrımcılığın bitirilmesini istedik. Bitti mi? Sorabilir miyim; bürokrasinin üst kademelerinde, valiler arasında kaç Alevi var? Sadece bir vali mi? Bu yeterli mi? Peki emniyet müdürleri arasındaki durum ne? Ya altı yıllık iktidarımız boyunca devletten ihale alan kaç Alevi yatırımcı var? Belki hiç yoktur!” dedi ve cemevlerine hükümetin ilgisiz tutumdan yakındı. “Allahaısmarladık Sayın Başbakanım” Çamuroğlu, Alevi açılımı açıklandığında Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Yok böyle bir şey” dediğinde Başbakan’ın sessizliğini manidar bulmuştu. Başbakan’ın, “Ama, Diyanet’in dedikleri ortada” imasına da içerleyen Çamuroğlu, binlerce ayrım örneği verebileceğini söyledikten […]

Erdoğan: Yanlış milletten döner

Medyakronik/Anadolu Ajansı Başbakan Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde türban serbestisi öngören anayasa değişikliğini iptal kararını, bugün ilk kez partisinin Meclis Grubu’nda değerlendirdi. Kararın Anayasa Mahkemesi adına “talihsiz” olduğunu belirterek gerekçesinin açıklanmamasına dikkat çeken Erdoğan, “Bunun altında ne var? Nedir acele? Hangi gerekçeyle anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara bağlandığı hususu mutlaka açıklanmalı” dedi. Erdoğan’ın TBMM’de yaptığı konuşmadan satırbaşları şöyle: Bir tek CHP farklı konuşuyor Burası TBMM. Millet iradesinin tecelli ettiği çatı. İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis hiç bir vesayeti, hiç bir gölgeyi kabul etmedi. Bundan böyle de kabul etmeyecek. Burası milletin evidir. Bu evin 70 milyon sahibi vardır. Bu evde hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın herkesin hukuku savunulur. Milletimizin hukukunu ilelebet koruyacağız. Esen rüzgarlara göre yönümüzü belirlemiyoruz.Ümitleri taze tutmak zorundayız. Milletin sağduyusuna güveniyoruz. Siyasetin alanını daraltmaktan, erkler arası çatışmadan medet umanlar var. Herkes Meclis’in yasama yetkileri daraltılıyor derken, bir tek CHP farklı konuşuluyor. Geçen yıl da 367 kararı öncesinde Yüksek Mahkeme’yi tehdit ediyorlardı. Bugün de hedeflerinde Meclis var. Yasama ve yargı erklerini karşı karşıya getirmek istiyorlar.Korku siyaseti zarar veriyor Bütün demokratik açılımları, korku siyasetiyle durdurma çabası Türkiye’ye ciddi zararlar veriyor. Bu gölge oyunları, bu korku siyaseti, halkımızın ekmeğini, aşını büyütmez, büyütmüyor, ülkemizin itibarını yükseltmez, yükseltmiyor. Böyle korku ve vehimlerden beslenen hiçbir siyaset özgürlüğü, adaleti getirmez, getirmiyor.İdeolojik hukuk yorumlarıyla, TBMM’nin iradesini bloke etmeyi ‘muhalefet’ zannetmek, doğrudan doğruya halkın taleplerine, milli iradeye açıkça tavır almaktır, objektif hukuk kurallarını sabote etmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel hukuk kaynağı Anayasadır. Her kurum, kişi veya kurul, Anayasa zemininde ve anayasadan aldığı meşruiyet çerçevesinde faaliyette bulunabilir. Anayasaya dayanmayan hiç bir karar anlam taşımayacağı gibi, anayasanın vermediği yetki de kullanılamaz. 148. maddeye göre mahkeme sadece yetki bakımından inceler ve denetler. Türkiye’nin erkler arası çatışmaya tahammülü yoktur.Yanlış milletten döner Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hukukun üstünlüğünü, anayasanın mutlak bağlayıcılığını, anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummasın. Türkiye’yi derhal, […]

İslami sermaye çatışmada, laikler beklemede

Mustafa Sönmez Taha Akyol, 7 Haziran 2008 tarihli Milliyet’teki , “Ordu, Yargı, CHP” başlıklı yazısında , türbanın iptali ile ilgili karardan yola çıkarak , İtalyan Marksist Gramsci’den araklama bir terimle , “tarihsel bloklar” analizi yapıyor ve şöyle diyordu; “Anayasa Mahkemesi’nin kararını alkışlamak veya eleştirmek mümkün. Ama kurumlara ve topluma yön veren tarihsel dinamiklere bakmak daha ufuk açıcıdır. Bu açıdan gözüken gerçek, ordu, yargı ve CHP’nin rejim konusunda benzer önceliklere sahip bir “tarihsel blok” oluşturduklarıdır… dünya görüşü ya da rejime ilişkin öncelikleri bakımından bu üç kurum arasında önemli fikri örtüşmeler var… Bundan başka bir “tarihsel blok” daha var: Terakkiperver ve Serbest Fırka’dan Demokrat Parti’ye, Adalet Partisi’ne, Özal’ın ANAP’ına, bugün AKP’ye uzanan ve halka dayanan, liberallerin de desteklediği bir tarihsel blok…” Bunu, Taha Akyol gözüyle, üstümüzde tepişen fillerin tarifi diye da okuyabilirsiniz..Bir filin bacağına körlerin dokunup tarifini istemişler. Her kör farklı bir tarif yapmış. Bu da Taha Akyol tarifi.. Bir gerçek var; Türkiye, bir yarılma , bir kutuplaşma yaşıyor ve bu filler savaşı, çimenleri ezerek yapılıyor. Çimenler, eğer ezilmekten yıldılarsa, bıktılarsa üstte tepişen filleri de doğru tanıyıp, doğru yerlerde saf tutup , olmadık değirmenlere su taşımamalıdırlar. Taha Akyol’un tarif ettiği “tarihsel blok”lar ne kadar gerçekçi ya da kendi deyimiyle, ufuk açıcı ? Hemen belirtelim ki, iktidar çekişmesinde , “tarihsel blok”lardan söz edeceksek, sınıf kategorilerini kullanmalıyız. Taha Akyol’un “tarihsel blok”larında sınıflar yok; ordu, yargı, CHP gibi ikisi sivil-asker bürokrasi, biri de politik parti olan iki farklı kategori var. Diğer tarihsel blokta ise, “…halka dayanan, liberallerin de desteklediği bir tarihsel blok” var..Yazının devamında bunların kimler olduğunu Taha Akyolvari sosyolojik terimlerle anlamaya çalışıyoruz. Kimlermiş? “..şehirleşme, eğitim, meslekleşme gibi dinamiklerle “kenar”daki “faso fiso vatandaşlar” okuyarak, iş tutarak yükseliyorlar, “Merkez”de yer almak, eşit olmak istiyorlar. Bunun için demokrasiye, liberal değerlere sarılıyorlar.”..Yani, diğer tarihsel bloku da “kenarda iken merkeze taşınmak isteyenler” oluşturuyormuş…. Kutuplaşmanın, bloklaşmanın, dar , hiçbir şey […]

Yoksa… Yoksa… “Bir nesil boyu” mu?

Alper Görmüş Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmayı amaçlayan Anayasa değişikliklerine, türban karşıtlarını bile şaşırtacak şekilde, en sert seçeneği kullanarak yol vermeme kararının anlamı üzerinde durmaya devam edelim. Hatırlayalım, geçtiğimiz cuma günü bu karara ben şöyle bir anlam atfetmiştim: “Ben düne kadar, sonuçları ne olursa olsun, dava bir kez açıldıktan sonra kapatma kararının mukadder olduğuna inananlardandım. Çünkü bu durumda AKP güçlü bir ‘Gördüğünüz gibi, partimizin laikliğe karşı faaliyetlerin odağı haline geldiği suçlaması Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul görmedi’ propagandası yürütecek, parti daha da güçlenecekti. Böyle bir siyasi ortamda, iktidar partisinin başta anayasa olmak üzere bütün yasalarda demokrasi temelinde değişikliklere gidecek, bu da Türkiye’deki statükoculuğun tasfiyesi yönünde radikal bir adım olacaktı. “Fakat dünden itibaren durum değişmiş durumda. Anayasa Mahkemesi’nin yarattığı yeni içtihatla bunların hiçbiri yapılamaz. Parti hayatiyetini sürdürse bile, ilaveten sözünü ettiğim değişikliklere niyet etse bile sonuç değişmez. AKP, boynuna asılı durumda bir ‘demokrasi davulu’yla dolaşmaya devam eder. Fakat hiç ses vermeyen bir davuldur bu, çünkü elinde tokmak yoktur. “Böyle bir partinin hiçbir ‘zararı’ olmaz. Ayrıca unutmamak lazım: Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı iktisadi zorlukların faturasını ‘şeriatçı parti’ye kesmek de hiç fena olmaz. “Buraya yazıyorum, günü geldiğinde konuşuruz: Mahkeme, türban kararıyla ‘bundan böyle egemenliği paylaşacağız’ mesajı verdi. Devamı, kapatma davasına ilişkin kararında şöyle gelecek: ‘Seni kapatmıyorum ama, önceki mesajımı da unutma, artık egemenliği birlikte kullanacağız! Seni kapatmıyorum ama yaramazlık yok! Öyle anayasa değişikliği, reformlar, demokrasinin yaygınlaştırılması falan, bunları unut! Cici çocuk ol!” Bu sertliğin başka anlamları olabilir mi?Şu anda da böyle düşünüyorum. Fakat bu, başka ihtimalleri gözden geçirmememiz anlamına gelmez. Soruyu tekrar edelim: Anayasa Mahkemesi, neden “yorumlu ret” gibi, hem başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasının önünü kesecek hem de kendisine yönelik çok sert tepkilerden kaçınmasını mümkün kılacak bir yolu seçmedi de bildiğimiz yolu seçti? O “yol”u da hatırlayalım: Anayasa Mahkemesi, AKP ve MHP’nin anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde birlikte yaptığı değişiklikleri, anayasanın “değiştirilemez, […]

“Cumhuriyet umarız kendi çocuklarını yemeyi bırakır”

İstanbul Seminerleri’nin üçüncü gününde, Santralistanbul kampusu AB sürecinde Türkiye, İslam, kozmopolitanizm ve kadın konuları çerçevesinde iki yuvarlak masa toplantısı ve bir paneli ağırladı. Seminerler çerçevesinde ağırlıklı olarak Türkiyeli konuşmacılardan oluşan tek gün olması 4 Haziran’ı, Türkiyelilerin Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma dair görüşlerini beyan etmesi için en uygun gün haline getirdi. Nilüfer Göle bu tartışmalara “How the Encounter with Islam is Shaping and Transforming Europe itself” başlıklı makalesiyle katıldı. Avrupa’daki göçmen Müslümanların değişen konumundan bahseden Göle, öncesinde yalnız, erkek, işçi, Müslüman göçmen görmeye alışkın olan Avrupa’nın başörtülü, eğitim amaçlı göç etmiş olan kadın göçmen profili ve göçün “feminenleşmesi” karşısında ne yapacağını şaşırır hale geldiğini vurguladı. Avrupa’da yaşanan sorunun, mekânın kültürel oryantasyonundan, cinselliğin farklı biçimlerde disipline edilmesinin yarattığı şaşkınlıktan ve kolektif hafızadan kaynaklandığını belirten Göle, Avrupa’nın Osmanlıyı Bosna’daki Mostar köprüsüyle değil Ermeni soykırımıyla hatırladığını söyleyerek Mostar köprüsünün mekâna daha heterojen bir bakış geliştirmemizde yardımcı olabileceği önerisiyle konuşmasını noktaladı. Nilüfer Göle’yle kamusal alan, İslam ve kadın konularına da değindiğimiz bol kahkahalı bir söyleşi yaptık. Toplantıda kaldığımız yerden devam edersek “İslami bir Gandi”nin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? İslami düşünürlerin bugünkü şiddet karşısında nasıl pozisyon alacakları sorununu önemsiyorum. İslami düşünürler arasında şiddete karşı tavır takınanlar da olmasına karşın Gandi’nin felsefesi gibi dünyaya mal olmuş bir görüş maalesef yok. Anti – şiddet tavrı bu kadar belirginlik kazanmadı. Bugün İslam’ın gündemindeki konulardan belki de en önemlisi şiddet ve İslami düşünce arasındaki sınırı ayrıştırabilmek. Şiddetin politikayla ilişkisini nasıl göreceğiz? Şiddet politikanın bittiği yerde mi başlıyor yoksa onun devamı olarak mı ilerliyor? Şiddet yoluyla aslında belirli alanlarda yasaklar koyuyorsunuz, hatırlatmalar yapıyorsunuz. Bir sinagogun önünde bomba patlaması, Yahudi vatandaşların kendi dinlerini özgürce kamusal alanda yaşamaları konusunda rahatsızlık verip tedirgin edici bir tavır getiriyor. Bu yüzden burada bir politika var. Bu politikaya karşı Tayip Erdoğan’ın Hahambaşı’yla görüşmesi çok büyük bir adımdı. Yani ‘Biz bunu kabul etmiyoruz, sizin özgürlüğünüzü tanıyoruz’ demenin bir […]

Dış basında türban kararı

Medyakronikinfo@medyakronik.comFinancial Times:“Türkiye’nin laik sistem dün sosyal olarak muhafazakar hükümete karşı önemli bir muharebe kazandı” diye yazdı. Kararın “Felç edici siyasi krizi uzatacağını savunan gazete, “Karar, geniş ve belirsiz etkileri nedeniyle finansal piyasalarda daha çok karmaşa yaratabilir” değerlendirmesini yaptı.New York Times: Kararla, Anayasa Mahkemesinin AKP’ye “incitici bir tokat” attığı belirtildi. Türkiye’nin siyasi sisteminin kuşaklardır darbelerle ve yargı kararlarıyla seçilmiş hükümetlerin işine karışan laik bir elit tarafından kontrol edildiğini kaydedilen haberde AKP’nin Türkiye tarihinde bu gücü kırmak için en ileriye gidebilen bir siyasi parti olduğu belirtildi. Washington Post: Haberde, “Türk mahkemesi üniversitelerde başörtüsünün laikliği çiğnediğine hükmetti. Karar, ülkenin İslami hükümeti ile laik kurumları arasındaki ayrılığı derinleştirdi” denildi.Die Zeit:Haberi, “Türk Anayasa Mahkemesi türban yasağını yeniden yürürlüğe soktu. Böylece iktidar partisi AKP’nin de kaderini tayin etti” şeklinde okurlarına duyurdu. The Guardian: Anayasa Mahkemesinin “siyasi olarak tartışmalı bir yasayı iptal ettiğine, AKP konusunda korkuların olduğuna dikkat çekerek, “Karar Türkiye’nin geleceği için önemli etkileri var” dedi. Gazete, kararın AKP için “terslik” oluşturduğunu da yazdı. BBC: “Bazılarınca, türban yasağı İslam’ı devlet etkinliklerinin haricinde tutmanın bir sembolü olarak laik devletin en temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Ordu, mahkemeler ve üniversitelerden oluşan laik kuruluşlar yasağın reforma uğramasına muhalefet ediyorlar” dedi. El Cezire:Kararın AKP hükümeti için “yenilgi” olduğu belirtilerek, “Bireysel haklarda sıkı bir düzenlemeye yol açan 1980 askeri darbesinden bu yana çoğunluğu Müslüman olan ama laik bir yapıya sahip Türkiye’de türban yasağını kaldırmak dini konularda yapılan en önemli hamlelerden biri” yorumu yapıldı. The Times: Mahkemenin kararını AKP için “tehdit” olarak yorumlarken, “AK Parti Türkiye’nin saygın kurucusu Mustafa Kemal Atatürk laik prensiplerine bağlı kaldığı konusundaki protestolara rağmen, gizli bir İslami gündeme sahip olduğu konusunda yönetici elit ve dine ihtiyatlı yaklaşan kentli halkın korkularını yatıştıramadı” dedi. Le Monde:Anayasa Mahkemesi’nin kararı için “Adalet ve Kalkınma Partisi için ciddi bir tersliktir” dedi. Gazete, “Anayasa Mahkemesi kararı, AKP için en kötü senaryo” ifadesini de kullandı. […]