Etiket çocuk

Çocuk bayramın kutlu olsun Seyfi

Dün tam anlamıyla çocuklara ayrılmış bir gündü. Sokaklarda çocuklar için hazırlanmış şenlikler, tüm televizyon programlarında farklı farklı maharetlerini sunan ve hatta devletin zirvesine oturan çocuklar. Televizyonda hangi kanalı açsak, ya kendinden geçercesine İstiklal Marşı okuyan bayrak renkli bir kız, ya da milli dansımız haline gelen kolbastı oynayan kızlı erkekli gruplar vardı. Barış Manço şarkıları söylendi, dünya çocuklarıyla kardeşlik mesajları verildi. Devletin zirvesiyse her sene olduğu gibi koltuğunu yarım saatliğine çocuklara bıraktı! Başbakan’ın koltuğuna oturan 23 Nisan Başbakanı 10 yaşındaki Ecem Gülce Uçar, Başbakan’dan bile daha iyi manevralarla cevapladı sorulan soruları. “Kriz” dediler, “Çok da etkilenmedik” dedi. “Maaşlar yetmiyor” dediler, “Dişimizi biraz sıkmak lazım” dedi. “Ermenistan sınırı” dediler, “Azeri dostlarımızı üzmek istemeyiz” dedi. “Kabine’de revizyon” dediler, “Daha koltuğa yeni oturdum, revizyonu konuşmak için erken değil mi” dedi. Ecem yaşından beklenmeyecek cevaplarla Başbakan’ı aratmasa da Cumhurbaşkanı Gül’ün koltuğuna oturan 4. sınıf öğrencisi Büşra Kılıç, 23 Nisan Cumhurbaşkanı olsa da çocuk olduğunun unutulmamasını istedi. Bir gazetecinin siyaset içerikli sorusu üzerine “Ben çocuğum, bana neden böyle şeyler soruyorsunuz” diye cevap verdi. Evet, o çocuktu ve diğer tüm çocuklar gibi siyasete, devlet işlerine, ekonomiye kısacası büyüyünce sıkça bulaşmak zorunda kalacağı konularla ilgilenmek zorunda değildi. Onun görevi çocuk olmaktı, çocukluğunu yaşamaktı.Doğu’da çocuk olursan… Peki ya Seyfi? O da henüz çocuk. 12 yaşında. Tıpkı Batı’daki tüm çocuklar gibi o da bugün eğlendirilmek, kendini önemli hissetmek istiyordu. Ama o ülkenin en doğusunda doğmuştu, teni batıdakilerden daha esmer, konuşması daha gırtlaktandı ve bir de polise taş atmış bulunuyordu. Doğal olarak onun için gün, elinde balonla eve dönerek değil, beynindeki kanamayla hastaneye yetişerek bitmeliydi. Hakkari’de günlerdir süren DTP’ye yönelik operasyon kapsamında Dağgöl ve Bağlar mahallelerinde slogan atan göstericilere polis tarafından müdahale edildi. Polis araçlarına taş atan göstericilere biber gazı ve tazyikli suyla müdahale eden Özel Harekat Timi’nden bir polis, 12 yaşındaki Seyfi Turan’ı yakalayarak tekme ve yumruklarla dövdü. Polis yere […]

‘Suçları’ yaşlarından büyük çocuklar

Yaşları taş çatlasa on dört, on altı… Ancak onların şu an bulundukları yer, olması gerektiği gibi okulları değil cezaevleri. Ailelerinin yanında evlerinde değil, cezaevi koğuşundalar. Artık onların oyun alanları parklar, bahçeler değil, cezaevlerinin o dar avluları. Suçları ise yaşlarından çok daha büyük: Örgüt propagandası yapmak, örgüt lehine slogan atmak, gösterilerde üstlerine gelen polise ise taş atmak. Yaklaşık 3 senedir devam eden bu tutuklamalara, her gösteride bir yenileri ekleniyor. Aldıkları cezalar ise yaşlarından çok daha büyük. Üstelik Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklanan bu çocuklar hem “ağır ceza mahkemelerinde” yargılanıyor, hem de çocuk koğuşlarında değil, yaşları dikkate alınmadan yetişkinlerle aynı koğuşlarda tutuluyorlar. Çünkü TMK’nın 9. ve 13. maddeleri bu uygulamayı öngörüyor. Çocuk olduklarının farkında olan yok Yaklaşık 3 yıldır Diyarbakır, Hatay, Adana, Gaziantep, Mardin, İzmir, Mersin, Siirt, Şırnak ve Van’da yüzlerce çocuk tutuklandı, tutuklanıyor. Suçları ise; “birtakım protesto gösterilerine katılmak, zafer işareti yapmak, slogan atmak, onları kovalayan polise taş atmak.” Yaşları daha ufak olsa da, bu çocuklara 20 yıla kadar varan cezalar isteniyor. Adana’da Abdullah Öcalan lehine yapılan gösteriye katıldığı için, 17 yaşındaki bir çocuk “örgüt adına suç işlemekten” 7 yıl 6 ay, örgüt propagandası yapmaktan 1 yıl 8 ay hapse mahkum edildi. Yargılandığı yer ise, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ydi. Özgür Yurttaş Derneği’nin açılış törenine katılan 13 ve 14 yaşındaki iki çocuk, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak, “örgüt adına suç işlemekten” 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yine Adana’da Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenen Nevruz kutlamalarına katılan 16 ve 17 yaşındaki iki çocuk attıkları sloganlardan dolayı 1’er yıl hapse mahkum oldular. Yine yakın zamanlarda Adana’da 14 yaşındaki üç çocuk ise “polise taş attıkları” iddiasıyla Özel Yetkili Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı, onlar için istenen hapis tam 38’er yıldı. Hatay’da, örgüt propagandası yapmak iddiasıyla TMK kapsamında yargılanan 14 ve 17 yaşındaki iki çocuğa 3,5 ve 4,5 yıl […]

Eyüp’ün ahşap oyuncakları yeniden vitrinlerde

Osmanlı döneminde 18’inci yüzyıldan başlayıp 1950’li yıllara kadar üretilen Eyüp oyuncakları bugün yeniden canlandırılıyor. Eyüp Belediyesinin desteğiyle, Avrupa Birliği ve Türkiye iş kurumu’nun ortaklığında yütütülen Eyüp Oyuncakları Projesi kapsamında oluşturulan atölyede ahşap oyuncaklar yeniden hayat buluyor. Atölyede oyuncak üretimini Bölgede oturan kadınlar gerçekleştiriyor.

MEB onaylı “Türk-İslam sentezine giriş” kitapları

Tartışmalara neden olan Sarı Gelin isimli belgeselin ilköğretim okullarında izletilmesi zorunluluğu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dağıtımın durdurulduğunu açıklamasıyla şimdilik rafa kalktı. Bakanlık açıklamasında belgeselin öğrencilere izlettirilmesi mecburiyeti olmadığı ve tarih öğretmenleri için yardımcı eğitim materyali olarak yararlanılması için gönderildiği de belirtildi. Sarı Gelin’in kopardığı fırtına şimdilik dinmiş görünse de müfredatta yer alan ve çokça ırkçı, ayrımcı ve farklı olana saygıdan uzak ifadelerin bulunduğu ilköğretim ve lise kitapları yerli yerinde duruyor. Konuyla ilgili 2002 yılından bu yana “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” adı altında bir çalışma yürüten Türk Tarih Vakfı’nın 2007-2008 arasındaki 18 aylık dönemi kapsayan ikinci çalışması da kitap olarak önümüzdeki günlerde yayımlanacak. “Ders Kitaplarında İnsan Hakları II: Tarama sonuçları” başlıklı çalışma, ders kitaplarında ayrımcılıktan ırkçılığa kadar insan haklarına aykırı bilgilerin yanlışlığını ve düzeltilmesi gerektiğini kitaplardan örneklerle anlatıyor. 13 yazarın makalelerinden oluşan kitabın yanısıra, proje kapsamında gerçekleştirilen konuyla ilgili anketler ve sempozyumlar da düzenleniyor.“Tarih kitapları yalan bir aksi yansıtan sihirli aynalar” Türk Tarih Vakfı’nın üstlendiği Ders Kitapları’nda İnsan Hakları Projesi kapsamında yapılan çalışmada ne yazık ki, Tarih kitaplarında kullanılan üslubun, takınılan tutumun yanlışlıklarını açıkça görebiliyoruz. Bu çalışmada yer alan Mutlu Öztürk’ün makalesinde de belirttiği gibi, insan haklarının öznesi insan olduğu halde, tarih kitaplarında “çocuk, genç, kadın, erkek” gibi özneler, yerini “Türk hükümdarı, Türk erkeği, Türk ordusu” gibi öznelere bırakıyor. Türk milletinden, Türk ordusundan övgüyle bahsederken, bizden farklı olanlara herhangi bir ilgi uyandırmayan kitaplar okuyoruz. Taraflı, milliyetçi, ayrılıkçı bir anlayışla hazırlanan kitapların, ileride objektif bir dünya görüşüne sahip bireyler yetiştiremeyeceği ortada. Öztürk’ün söylediği üzere; bu tür tarih kitapları aslında yalan bir aksi yansıtan “sihirli aynalar”. Sorun ancak; “Ayna, ayna söyle bana en güzel kim?” sorusuna, “Elbette sen” yanıtını almayı beklemediğimiz zaman çözülecek gibi gözüküyor. Kitapta öne çıkan makalelerden Tanıl Bora’nın “Ders kitaplarında Milliyetçilik: Siz Bu Ülke İçin Neler Yapmayı Düşünüyorsunuz?” ve Mutlu Öztürk’ün “Tarih Ders Kitapları ve İnsan Haklarına Dair: Bazı […]

Genelkurmay filmi Sarı Gelin tüm okullarda gösterimde

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından bütün ilköğretim okullarında ‘Sarı Gelin-Ermeni Sorununun İç Yüzü Belgeseli’nin izletildiği ortaya çıktıktan sonra Belgeselin MEB emriyle 25 Haziran 2008’den bu yana, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı tüm okullarda izletildiği ortaya çıkmıştı. MEB geçen ay gönderdiği yazıdaysa belgeselin izletilmesiyle ilgili sonuç raporlarının 27 Şubat’a mesai bitimine kadar gönderilmesini istedi. Yazıda, bu belgeselin Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandığı belirtiliyordu. Yapımcı Genelkurmay, izleyiciler çocuk Genelkurmay desteğiyle hazırlanan ve 25 Haziran 2008 tarihinden itibaren Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Kültür Müdürlükleri aracılığıyla, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı bütün ilköğretim okullarına dağıtılan “Sarı Gelin: Ermeni Sorunun İç yüzü” adlı belgesel yeniden bir krize neden oldu. Belgeselin, dağıtılan ilköğretim okullarında öğrencilere izlettirilmesi mecburi tutulmasından sonra bu kez de yine MEB tarafından okullara geçen ay gönderilen bir yazıdaysa belgeselin izletilmesiyle ilgili sonuç raporlarının 27 Şubat’a mesai bitimine kadar bakanlığın ilgili birimine gönderilmesi istendi. Yazıda, Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandığı da belirtilen, Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk tezini savunan ‘Sarıgelin’ belgeselinde Ermeni çetelerin 1915 öncesinde Türk köylerini basarak insanları öldürdüğü, köyler yaktığı, işkence yaptığı iddiaları anlatılıyordu. Ermeni aydınlardan başbakana mektup Bir çok kesimden tepki alan uygulamayla ilgili çok sayıda Ermeni yurttaş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık mektup yazarak, bu belgeselin zaten var olan Ermeni düşmanlığını artıracağı, çocuklarda ayrımcılık ve şiddet söylemlerini körükleyeceği ve nefret duyguları geliştireceği için okullarda izletilmesinin engellenmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca Türk okulunda eğitim gören bir Ermeni’nin, bu belgesel sonucunda psikolojisinin olumsuz etkileneceği, Ermeni okullarında eğitim gören öğrencilerin ise suçluluk ve dışlanmışlık hissedeceği üzerinde durulan mektupta, bu tür belgesellerin çocuklara izlemek zorunda bırakılmasının, hem insan hem de çocuk haklarına aykırı olduğu vurgulanarak, “Bu durum, Ermeni çocukların kendilerini dışlanmış hissetmelerine sebep olacaktır. Belgesel en azından Ermeni okullarında izletilmesin” talebinde de bulunuldu. “Eğitime katkı amaçlı” bir proje! Belgesele farlı kesimlerden gösterilen tepkiler gün geçtikçe artarken, Milli Eitim Bakanlığı’nın olaya son derece olumlu yaklaşması ise dikkat […]

Ders kitapları Sarı Gelin’e rahmet okutuyor

Türkiye’de özellikle azınlıklara karşı milliyetçi söylemlere her gün yenisi ekleniyor. Özellikle son dönemde İsrail’in Gazze saldırısı boyunca ve ardından Erdoğan’ın Davos kriziyle antisemitizmin Türkiye’de sıklıkla konuşulmaya başlandığı bu günlerde azınlıklara karşı düşmanlığın körüklendiği yeni bir olay yaşandı. Ermeni soykırımı iddialarını reddederek Türk tezini savunan “Sarıgelin” adlı belgeselin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından okullarda gösterilmesi ve ardından öğretmenler tarafından rapor hazırlanmasını öngören bir genelgesi gündem yarattı. Belgeselde Ermenilerin 1915 öncesinde Türk köylerini basması, Türklere işkence ve katliam yapması, Türk devlet ve halkına karşı yıkıcı ve bölücü davranışlarda bulundukları anlatılıyor. Ermeni soykırımı iddialarını tamamen reddeden belgesel Ermeni tehcirini de dönemin koşulları içerisinde Ermenilerin Ruslarla işbirliği yaparak ülkeyi bölmeye çalışmasına bağlıyor. “Farklı olanı görmezden gelme, görünmez kılma” MEB’in genelgesi bir çok kesimden eleştiriler almaya devam ederken Tarih, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplarında Ermeniler başta olmak üzere farklı olana yönelik, “ayrımcı ve düşmanca” ifadeler içeren metinler yerli yerinde duruyor. Türk Tarih Vakfı, 2002 yılından beri sürdürdüğü “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda okutulan ders kitaplarında insan haklarına aykırı olabilecek, ırkçılığı, ayrımcılığı konu alan ve bunlara özendiren bilgilerin kitaplardan kaldırılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Geçen Ocak ayında sonuçları açıklanan projenin, “Bulgular ve Tavsiyeler” bölümünde ders kitaplarında geçen, “Farklı olanı görmezden gelme, görünmez kılma” cümlesi örnek alınarak, ülkemizde yaşayan gayrimüslim halklara yönelik ayrımcı ifadelerin ders kitaplarından temizlenmesi, farklı etnik ve dinsel toplulukların yokmuş ya da zararlıymış gibi gösterilmesine son verilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Türk Tarih Vakfı tarafından önümüzdeki günlerde yayınlanacak “Ders Kitaplarında İnsan Hakları 2.Tarama Sonuçları” başlıklı kitapta da ders kitaplarında militarizmden, din dersinin insan hakları merceğinde incelenişine kadar okullarda okutulan kitapların insan haklarıyla çelişen ve değişmesi gereken konular ele alınıyor. Lise tarih kitaplarından ırkçılık fışkırıyor “Sarıgelin” belgeselinin tarih ve dünya meseleleri ile ilgili yeni yeni bilinçlenmeye, olayları yeni yeni sorgulamaya başlayan çocukların beyinlerine ırkçılık tohumları serpeceği kuşkusuz. Ancak büyük tepkilere […]

Tecavüze şikâyet gerekir mi?

Hukuk sistemindeki hatalar sayesinde, tecavüzcüler için neredeyse cennet haline gelen Türkiye, kadınlar için de cehenneme dönüşmeye başladı. Gözü dönen tecavüzcüler artık çocuklara dahi tecavüz eder durumda. Türkiye’de kadın olmak zor, ama çocuk olmak da bir o kadar zor. Kadın şiddete maruz kalarak tecavüze uğruyor, çocuk ise çoğu zaman saf duygularıyla oynandıktan, kandırıldıktan sonra bu iğrenç olayla yüzleşiyor. Her iki durum da mağdurları için hayli travmatik, hayat boyu unutulmayacak izler bırakan bir hadise. Tabii, öldürülmezlerse… Mağdurun tecavüze uğradıktan sonra, tecavüzcüsü tarafından öldürülme ihtimali de yüksek, ama oldu da tecavüzcü insafa geldi ve öldürmedi; bu sefer de mağdur kişi, Türkiye’nin hukuk sisteminde zaten “ölmüş” kadar oluyor. Çünkü tecavüz eden kişinin ceza almadan beraat etmesi hiç de zor değil. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 102. Maddesi’ne göre yetişkinler için, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor. Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar cezaya hükmolunuyor. TCK’nın 103. Maddesi’ne göre, çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor. Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda ise sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunuyor. TCK’nın işlenen suç karşısında vermiş olduğu ceza, tartışmaya açık olabilir. Yani kimi hukukçular ceza süresinin yeterli ya da yetersiz olduğunu düşünebilir. Fakat tecavüz gibi ciddi bir suçun cezasız kalması düşünülemez, hatta tahammül edilemez bir durum. Oysa tecavüz vakalarıyla ilgili mahkeme kararlarına bakıldığında, suçluların değil yedi yıl, bir sene bile ceza almadan beraat ettiklerini görüyoruz. Tecavüze uğrayan kişinin şikâyet etmemesi karşısında mahkemenin verdiği beraat kararı, aslında tecavüz vakalarının yaygınlaşmasına sebep oluyor. Mağdurun şikâyette bulunamamasının ise birçok sebebi var. Ataerkil bir toplumda yaşamanın etkisiyle mağdur, toplumdan dışlanmamak adına, utandığı için ya da tehdit aldığı için şikâyetçi olamıyor. Tecavüzün […]

Anaç Barbie’nin fendi, seksi Bratz’i yendi

Leopar desenli kürkleri, file çorapları, platform topuklu ayakkabıları, abartılı makyaj ve takılarıyla seks kokan Bratz, 50 yıllık Barbie’nin mutlak saltanatına çok kısa zamanda son verdi. Fakat, devran döndü Bratz yolun sonuna geldi. Amerika’da Bratz’in üreticisi MGA firmasına, Barbie’nin üreticisi Mattel firmasının açtığı telif haklarıyla ilgili dava geçtiğimiz haftalarda sonuçlandı. Mattel, Bratz’in aslında kendi firmalarına ait bir fikir olduğu ve Bratz’in yaratıcısı Carter Bryant‘ın Mattel’de çalışırken bu fikri geliştirdiği gerekçesiyle dava açmıştı. Davada Mattel firması haklı bulundu ve Kaliforniya mahkemesi yargıcı Stephen Larson tarafından Bratz’in Noel tatili sonrasında satışının ve üretiminin durdurulması kararı alındı. Bu durum Barbie ile Bratz’in 4 yıldır süren hararetli çekişmelerine de son verdi. MGA temyize gideceğini açıklasa da şimdilik savaşın galibi Barbie gibi gözüküyor. Yeni nesil Barbie: Bratz Şirket sahipleri arasında bunlar yaşanırken, çocuklar arasında da kıyasıya bir Barbie-Bratz rekabeti yaşanıyor. Kimileri Barbie’yi daha güzel bulduğu için tercih ederken kimileri de Bratz’i daha eğlenceli bulduğunu söylüyor. Peki oyuncak bebeğe yeni bir boyut kazandıran “yeni nesil bebekler” yeni nesilleri nasıl etkiliyor? 1959 yılında tanıştığımız Barbie, yıllarca kız çocuklarının gözde oyuncağı oldu. Masum, güler yüzlü, yardımsever Barbie, kimi zaman gelinlikle kimi zaman prenses kıyafetiyle karşımıza çıktı. Tek hayat arkadaşı olan Ken’le düzeyli bir beraberlikleri vardı. Barbie resimli tüm ürünlerde kullanılan şeker pembesi ise masumiyetin, şirinliğin timsali oldu. Derken 2001 yılında “millenium bebeği” Bratz çıktı piyasaya. İngilizce’de “şımarıklar” anlamına gelen Bratz, dört ana karakterden oluşuyor. Çılgın, alışveriş, moda ve dans tutkunu kocaman kafalı, dolgun dudaklı bebekler alışılmışın dışında bir oyuncak imajı çiziyor. Çoğu yetişkinin cesaret edemediği kıyafetleri giyen, ağır makyaj yapan, kocaman takılar takan Bratzler, Barbie’lerin ardından tüm çocukların hayal dünyasında yepyeni bir sayfa açtı. Oyuncaklarının yanı sıra, yayınlanan çizgi filmlerinde de genelde Amerikan pop şarkılarında dans ederken gördüğümüz Bratz beraberinde okullarda aynı dans figürlerini taklit eden kız çocukları yarattı. Çok kültürlülüğü temsil eden oyuncak Bratz’in yarattığı yeni dünyanın en […]

Yarıyıl tatili için çocuk atölyeleri

Yarıyıl tatili geldi çattı, minikler hem dinlenmek hem eğlenmek için heyecanla okulların kapanmasını bekliyor. 23 Ocak-9 Şubat tarihleri arasında birçok müze ve sanat merkezi çocuklara yönelik atölyeler düzenleyerek öğrencilere tatilde kendilerini geliştirme imkanı sağlıyor. Santral Atölye, İstanbul Oyuncak Müzesi, İş Sanat, Aksanat, İstanbul Modern ve Sakıp Sabancı Müzesi bu etkinlikleri düzenleyen kurumların başında geliyor. Çocukların el becerilerini geliştirmeleri, öğretici oyunlarla bilim dünyasını tanımaları, sanat hakkında bilgilenmeleri ve hayal güçlerini kullanarak kendilerini ifade etmelerini sağlamaya yönelik atölyeler, belli yaş gruplarına yönelik eğlenceli programlarıyla yoğun ilgi görüyor. Bazıları ücretli bazıları ücretsiz olan, ama kontenjanları hızla dolan atölyelere önceden kayıt yaptırılması zorunlu. Yarıyıl tatili boyunca gerçekleştirilecek çocuk atölyelerini sizin için derledik: Santral Atölye Çalışmalarını Santralistanbul bünyesinde sürdüren Santral Atölye, farklı yaş gruplarına yönelik hazırlanmış atölyeleriyle, seçeneklerin başında geliyor. Atölye programı “Müzede Dans”, “İstanbul’u Çiziyorum”, “Çılgın Kartonlar” ve “Solar Salıncak” gibi ilginç ve öğretici etkinliklerden oluşuyor. Müzede Dans: 24 Ocak 2009 Cumartesi günü Santralistanbul Enerji Müzesi’nde yapılacak olan atölye çalışmasında çocuklar bedenlerini tanıyarak farklı görme, algılama ve denge oyunları oynayacaklar. 5-8 yaş arası ve 9-12 yaş arası iki farklı grubun yer alacağı atölye çalışmasına koreograf ve dansçı Tuğçe Tuna eğitmenlik yapacak. Işığı Yakalamaya Çalışan Robot: Emre Uzun’un eğitmenliğini yaptığı atölye çalışmasında robotların çalışma sistemi ve hareket etme becerileri incelenecek ve bir robot yapılacak.7-12 yaş aralığındaki çocukların ışık, elektronik ve makina bağlantısını kavrayacağı çalışma 24 Ocak 2009 Cumartesi günü, saat 10:30-12:30 arası Enerji Müzesi’nde yapılacak. Geceyi Aydınlatıyorum – “Bir Lamba Sana Bir Lamba Bana”: Elde edilen gelirin çevre okullara bağışlanacağı atölye çalışmasında, fizik öğretmeni ve amatör dramacı Volkan Bal eşliğinde 10-11 yaş arası çocuklar elektriği ve elektrik devrelerini oyunlarla keşfediyor, öğrendikleriyle otomatik yanan gece lambaları üretiyorlar. Üstelik çalışma sonrasında, lambalarından birini kendilerine saklayıp geri kalanını satılmak üzere SantralDükkan’a bırakarak eserlerini paylaşma imkanına sahipler. “Bir Lamba Sana Bir Lamba Bana” etkinliği, 24 Ocak Pazartesi günü saat […]

Özel bir atölye iş arıyor!

Fatih Belediyesi’nin spastik çocukları sosyal hayata katmak amacıyla yürüttüğü “Toplumsal bütünleşme projesi” kapsamında, çocuklara atölyede iş imkânı sunuluyor. 25 çocuğun yer aldığı ve üç gönüllü annenin yardımcı olduğu projede, çeşitli montaj, örgü işleri ve benzerleri engelli çocuklar tarafından gerçekleştiriliyor. El işçiliğine dayalı bu tür işler sayesinde çocuklar evden dışarı çıkma imkânı buluyor ve sosyal hayata adım atıyor. Projenin bir parçası olmaktan memnun olan çocukların tek şikâyeti ise kendilerine yeterince yeni iş verilmemesi. Çocuklara ev dışında kendilerini gösterebilecekleri bir ortam olduğunu fark ettirmeyi ve onların çalışabilecek, üretebilecek bireyler olduğunu göstermeyi amaçlayan proje, 1,5 yıldır devam ediyor. Projede gönüllü anne olarak çalışan Demet Öner, proje kapsamında alınan işlerin çocuklara yetersiz geldiğini, daha farklı alanlarda da çalışmak istediklerini anlatıyor. Çocukların her türlü el işini kolaylıkla yapabildiğini, fakat engelli oldukları için yeterli miktarda iş alamadıklarını dile getiren Öner, projenin belli kuralları olmadığını, herkesin gelip gönüllü anne olabileceğini ve gelen her annenin çocuklara farklı şeyler öğreterek farklı iş kollarını açabileceğini belirtiyor.Abdi Akgül Anıl Can Yalçınduran

Hiperaktif cehalet

Yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren psikiyatrik rahatsızlık “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu” olarak isimlendiriliyor. Bu rahatsızlığı yaşayan çocuk, normal ya da normalin üstünde zekaya sahip olmasına rağmen okulda başarısızlıkla karşılaşabiliyor. Aşırı hareketli olduğu için sınıfta oturmakta, sırasını beklemekte zorlanıyor, dikkatleri dağınık olduğu için uzun süre çalışamıyor. Dahası, dağılan dikkatiyle arkadaşlarının dikkatini dağıtabiliyor ve bu nedenle öğretmen ya da veliler tarafından, diğer öğrencilerin eğitimine engel gibi algılanabiliyor. “Öğretmenler bilgisiz” Ankara’da yaşayan ve bu rahatsızlığa sahip ortaokul ikinci sınıfta okuyan bir çocuğu olan Serpil Dardağan, oğlu için hem psikolog, hem de psikiyatrdan destek almalarına rağmen öğretmenlerin duyarsızlığı ve bilgisizliğinden yakınıyor: “Çoğu bu hastalığın ne olduğunu bile bilmiyor. Bu çocukların toplam konsantrasyon süresi 10-12 dakika. Onlarla özel olarak ilgilenilmeli, örneğin en ön sıraya oturtulmalı. Açıkçası öğretmenler bu öğrencilerle uğraşmak istemiyor.” İsmini vermek istemeyen İstanbullu bir veli “Çocuğumun öğretmenine bu rahatsızlığını anlatana kadar ne olduğunu bilmiyordu” diyerek Serpil Dardağan’ın şikayetini paylaşıyor: “Hastalığın çok fazla çeşidi var. Örneğin, benim çocuğum çok fazla içine kapanık ve çekingen. Otoritenin olduğu yerde çocuk daha fazla çekingen oluyor. Dersler zorlaştıkça, notlarda düşüş başlıyor. Dolayısıyla derslerde kaynayıp gidiyor, fark edilmiyor. Öğretmenler bu konuda çok yetersiz.” “Öğretmenden önce, sistem sorgulanmalı” Pedagog Sevil Gümüş bu yetersizliği öğretmenlerin eğitimine bağlıyor: “Üniversitede özel eğitim ya da çocuk psikolojisi alanında bir ders almıyorlar. Mezun olduktan sonra bir kurs zorunlu tutulmuyor. Bilgileri olmadığı için, hiperaktif öğrencileri ‘problem çocuk’ olarak görüyorlar. Gümüş’e göre çözüm, sistemin eğitmediği öğretmenin kendilerini eğitmesiyle sağlanabilir: “Bu çocukların özelliklerini, derslere ilgisini nasıl artırabileceğini öğrenir ve sınıfta uygulayabilirler. Kuralcı olmak yerine, yaratıcı olmalı, sorunlu öğrencilerin dikkatini toplayacağı şekilde konuları anlatmalı ve sınıfı düzenlemeliler. Birdenbire yüklemek yerine, verilen görevleri parçalara bölmeliler. Planlı çalışma alışkanlığını geliştirmek için yapacaklarının yazılı şekilde çocuklara vermeliler. Örneğin ‘yarın şu kitapları çantana koy’ gibi. Ve olumlu davranışları mutlaka ödüllendirmeliler.” Metin Sabancı […]

Çocuklar santralistanbul’da günlerini kutladı

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi koordinasyonunda Santral İstanbul’da yapılan etkinlikler ile kutlandı. Eyüp İlçesi’ndeki çeşitli ilköğretim okullarından gelen 250 öğrencinin katıldığı kutlamalarda Resim, T-Shirt boyama, oyun ve kolaj gibi çeşitli atölye çalışmalarıyla çocukların bu günün anlamını kavramaları, kollektif bir bilinç sahibi olmaları ve eğlenirken öğrenmeleri sağlandı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere, Kuştepe ve Santralİstanbul kampüsleri çevresindeki semtlerde düzenli çalışmalar yapan Çocuk Çalışmaları Birimi kutlamaları gelenekselleştirmeyi planlıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi Santralİstanbul Kazim Karabekir Cad. No:1 34060 Eyüp / İstanbul Tel: (212) 311 75 67 Faks: (212) 311 78 03 Haber: Mert Çimen Kamera: Emre Sayacan

Çocuklara gününü gösteriyoruz

Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Yani, çocukların vatandaşlık haklarından tutun da eğitim, sağlık, barınma ya da her türlü istismar, ihmal, ve sömürüye karşı korunmasını amaçlayan bir dizi kurallar bütününden oluşan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (ÇHS) 20 Kasım 1989’da kabul edilişinin yıldönümü. Savaşlarda ölüm sırasını bekleyen, yetersiz sağlık hizmeti olmadığı için salgın hastalıkların pençesine düşen, tarlalarda ve atölyelerde çalışmaya zorlanan, sömürü ve tacizle karşı karşıya kalarak hayatını sürdüren milyonlarca çocuk için bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Dünyanın her yerinde çocukların eşit koşullarda yaşam sürmesi ve gelişim gösterebilmesinden yola çıkan ve çocukların İnsan Hakları Beyannamesi sayılan, Türkiye’nin de 2 Ekim 1995’de altına imza attığı ÇHS’nin kabul edilişinin 19. yılı dolarken dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde, çocuklar halen sözleşmenin yasak koyduğu sorunların altında ezilmeye devam ediyor. Çocuklar hâlâ cinsel istismar mağduru, hâlâ ağır koşullarda işçilik yapıyor, hâlâ köle tacirleri tarafından alınıp satılıyor, hâlâ savaşlarda katlediliyor. Çocuklar evsiz barksız, parasız, aç ve silah altında UNICEF verilerine göre 1 milyardan fazla çocuk yoksulluk koşullarında yaşıyor. 640 milyon çocuk yeterli barınma olanaklarından yoksun. 20 milyon çocuğun hiç evi yok ve 7 milyon çocuk mülteci olarak yaşıyor. 500 milyon çocuk temel sağlık hizmetlerinden yoksun. 400 milyon çocuğun temiz içme suyuna erişimi yok. 300 milyon çocuk televizyon, radyo ya da gazetelere erişemeden bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Resmi kayıtlara göre dünya üzerinde resmi olarak 300 milyon, gayri resmi olarak ise daha fazla çocuk, işçi olarak çalıştırılıyor. Binlerce çocuk savaşlarda katlediliyor. Yapılan araştırmalara göre dünya üzerinde 18 yaş altında, 1 milyona yakın çocuk silâh altında ve yılda 300 binden fazla çocuk ise başta Afrika kıtası olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde asker olarak savaş cephelerinde hayatını kaybediyor. Bir o kadar çocuk ise köle tacirleri tarafından işçilik ya da fuhuş için alınıp satılıyor. Türkiye’nin de dahil olduğu yüzlerce ülkede çocuk pornografisi ve çocuk tacizleri oranında ciddi artışlar yaşanıyor. Türkiye’de çocukların bayramı […]

Tekerlekli ayakkabılara dikkat!

Çocuğunuz yoksa bile belki çevrenizde dikkatinizi çekmiştir. Yaklaşık iki yıldır sokakta alışveriş merkezlerinde ve hatta okullarda ayağında ayakkabılarla kayan birçok çocuk ve genç görülüyor. Türkiye de henüz kayıtlara geçmiş bir olay olmamasına karşılık ABD ve Avrupa’da birçok ülkede kamuya açık yerlerde kazaya yol açtıkları gerekçesiyle bu tür ayakkabılar yasaklanıyor veya yasaklanması gündeme getiriliyor. İlk defa Amerika’da Patenci Roger Adams tarafından bulunan tekerlekli ayakkabıları, ilk kez Heelys adlı firma tarafından piyasaya sürülmüş ve firma bu ayakkabıları bir ürün olmaktan çıkarıp sosyal bir platform, hatta aktiviteleri düzenlenen eğlenceli bir spor haline dönüştürmüş. İnternette kurulan gruplarda tekerlekli ayakkabı meraklıları kayma yarışları ve turnuvalar düzenliyor. Paten ve kaykaya alternatif olarak tasarlanan bu ayakkabılar özellikle çocukların ilgisini çekiyor. Heelys, bu ayakkabıları, çocukların hem eğlenip hem keyifle yürüyüp hem de bir spor yapabileceği sevimli ve çok işlevli, aynı zamanda da kaykay ve patenden daha güvenli bir ürün olarak pazarlıyor. Ayakkabıların uygun olmayan platformlarda tekerleksiz kullanılması Heelys tarafından önerilse de bu ürün yurtdışında birçok habere yasaklara ve araştırmalara konu olmuş durumda. Amerika’da uyarı ve İngiltere’de yasak geldi. İngiliz Yayın Kuruluşu BBC 8 Şubat 2007 tarihinde İngiltere de bir alışveriş merkezinin bu ayakkabılarla kayan çocukların, çarpışmalara ve kazalara yol açması nedeniyle alışveriş merkezi içinde kullanımını yasakladığı haberini yayınlandı. Haberde, alışveriş merkezi sorumlusu Gilmour Jones, “Alışveriş merkezine gelen bu müşterilerden ayakkabılarını çıkarmalarını istediklerini ve birçoğunun çoraplarıyla içeri girmek zorunda bırakıldığını” belirterek çok uzun süredir kaykay ve patenle girişe izin vermediklerini, şimdi de tekerlekli ayakkabıyla girişleri yasakladıklarını, içeride mağazaların vitrinlerinin olduğunu ve insanların yürüme hattı üstünde “kaza görmek istemediklerini” vurguluyordu.25 Aralık 2007 tarihli Belfast Telegraph gazetesinde çıkan bir başka haberde ise Noel öncesinde 20 çocuğun bu ayakkabılar yüzünden hastanelik olup yaralandığı bildiriliyor. 6 Haziran 2007 FoxNews kanalının araştırma haberi sonucunda ortaya çıkan başka bir durum ise şöyle; “2005 -2007 yılları arasında tekerlekli ayakkabı kullanımı sonucu 1,600 kişi sakatlık yaşadı. Bununla […]

“Bilgisayar seksek oynayamaz”

Sunay Akın’ın, “Her akşamüstü oyuncakçı / camekanından / çocuk ellerinin / izlerini / siler” dediği şiirinin üzerinden çok da zaman geçmedi. Ama artık ne camekanlarından el izlerini temizleyen oyuncakçılar ne de sokaklarda çocuklar kaldı. Okuldan eve gelir gelmez ve hatta kimisi daha okul kıyafetlerini bile çıkarmadan koşardı sokaktaki oyunlara. Kendilerinden geçip yorgun düşünceye dek ve illa ki anneler yemeğe çağırdığında, “Ama anne hava daha kararmadı ki” karşılığı verene kadar devam ederdi sokağın tadı. İsmi koyulmamış ya da çocukça bir dürtüyle koyulmuş isimleriyle pek çok oyun onlar için bir ilham kaynağıydı adeta. Ama çok uzun süredir “Elim sende”, “Ayşe beni yakalayamaz ki…” diyen cıvıl cıvıl sesler duyulmaz oldu artık. Özellikle büyük kentlerin mahallelerindeki sokak aralarında top peşinde koşan, misket oynayan, ip atlayan çocuklara rastlanmıyor. Ne olduysa sokaklar oyunsuz, oyunlar çocuksuz kaldıktan sonra oldu. “Eski Sokak Oyunları” Sokaklar artık bomboş. Şimdi onlar oyun oynarken avazı çıktığı kadar bağıran çocukların yokluğunu çekiyor. Şimdi her sokak yalnız. Sokaklar çocuksuz, oyunlar çocuksuz. Çocuklarımız da çocuksuz sokaklar kadar sessiz. Artık ellerinde “joystick”lerle ya da televizyonun karşısında ama hep bilgisayarın internet kablosuyla “eve bağlanan” çocuklar artık sokak oyunlarını bilmeden, dizleri kanamadan büyüyor. O eski masum ve çok sesli oyunlarının yerini TV dizilerinin “yıldızları” ya da bilgisayar oyunlarının “kahramanları” aldı artık. Sokakları birer ikişer terk eden çocuklar nedeniyle daha önce telaffuzu “sokak oyunları” olan çocuk oyunlar artık “eski sokak oyunları” adını alıyor. Elde kamera sokakta oyun peşinde Hâl böyle iken o çocuklardan biri var ki adeta bu ruhun ölmediğini haykırıyor merceğinden. Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali’nin geçen yılki etkinlikleri kapsamında düzenlenen çocuklar için fotoğraf atölyesi kurslarında fotoğraf makinesiyle tanışan 12 yaşındaki Mesut Çırakan, o günden bu yana sokaklarda oyun oynayan yaşıtlarının peşinde. Artık çocukların sokaklarda oyun oynamak yerine evlerde ya da internet kafelerdeki bilgisayarların karşısında vakit geçirdiğini fark eden Mesut, en azından fotoğrafları kalsın diyerek sokak oyunlarını fotoğraflıyor. […]

Ekranın çocuk işçileri

Meltem Ürüt Televizyon dizilerinde ve reklâm aralarında son zamanlarda çocuk oyuncularla ne kadar sık karşılaştığımızı fark ettiniz mi? Neredeyse her dizi ve reklâm filminde mutlaka en az bir çocuk oynuyor. Aileler akın akın çocuklarını, oyuncu arayan ajanslara yazdırıyorlar. Peki, çocuklar bu denli göz önünde olmaktan nasıl etkileniyor ve çalışma koşulları bu “çocuk işçiler” için ne kadar uygun? Yaşıtı diğer arkadaşları onların yerinde olmak için can atıyor. Ajanslarda kayıtlı diğer çocuklar da onlar gibi bir dizide yer almak için sıraya giriyor. Ancak dışarıdan rengarenk görünen çocuk oyuncuların dünyası aslında o kadar da kolay değil. Kendi parasını kazanmanın tadını küçük yaşta öğrenen bu çocuklar, okul ve oyunculuğu da bir arada götürmeye çalışıyor. Ve onların çalıştığı set ortamları Türkiye şartlarında aslında pek de çocuklara uygun değil. Sine-Sen: “Çocukların sette 15–16 saat bekletildiği oluyor” Türkiye Sinema Emekçileri Sendikası Sine-Sen, çocuk oyuncuların çalışma koşulları anlamında normal çalışanlardan bir farkı olmadığı görüşünde. Sine-Sen örgütlenme uzmanı Zafer Ayden’in anlattığına göre, en çok şikâyetçi oldukları konu, uzun çalışma saatleri: “Kimi çocukların günde 15-16 saat setlerde bekletildiği oluyor. Uyku saatlerine dikkat edilmeden, belki öğrenimleri de engellenerek, okullardan rapor alarak çalışıyorlar. Herhangi bir sosyal güvenceleri de yok. Kayıtlı çalışmıyorlar. Sabahın köründen, gecenin bir yarısına kadar çalışan çocukları sette uyurken gördüğümüz oluyor.” “Ebeveynler, ünlü olma arzularını çocukları üzerinden yaşamamalı” Yeditepe Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, olumsuz set ortamlarının çocukların sosyal gelişimini ve eğitim hayatını da olumsuz etkileyebileceğini ve bu konuda ebeveynlere büyük iş düştüğünü söylüyor: “Ebeveynler kendi ünlü, tanınır olma arzularını çocuklarının üzerinden yaşama heveslerine ket vurabilmeliler. Eğitime gelinceye kadar bu çocukların oyun oynamaya ve aylaklık etmeye dahi zamanları olmuyor. Küçük yaşlarında sanayide çalıştırılan çocuklar nasıl içimizi acıtıyorsa, televizyonun renkli, allı pullu dünyasında “yıldız”cılık oynayan çocukları düşünürken de biraz ezberimizi bozmamız lazım.” Şartlar ağır olduğu gibi, film ve dizilerin öyküleri de çocuklara ağır gelebiliyor. Bazı çocuk […]

Bir atölye de siz ısmarlayın..

Santralistanbul Çocuk Atölyeleri Programı, 10 farklı başlık altında toplam 33 atölye ve iki konferansla 13 Nisan’da başladı. 8 Haziran’a kadar haftasonları gerçekleştirilecek atölyelerde, okul öncesi dönemden başlayarak her yaş grubu çocuklara yönelik çalışmalar yer alıyor. Atölyeler sırasında çocuklar; “Modern ve Ötesi” sergisi içinde sürpriz bir yolculuğa çıkacak, Enerji Müzesi içinde kendi vücutlarını bir makine gibi yönetecek, bir masal perisiyle yola çıkarak sanat eserleriyle ilgili kendi öykülerini oluşturacak, kendi bedenleriyle ışık – gölge oyunları oynayacak, elektronları yakından tanıyarak elektriğin sihirli dünyasına yolculuk edecek, kendi yaşadıkları şehri, İstanbul’u çizerek boyayacaklar. Dilerlerse anne – babaları, büyükanneleri, büyükbabaları ile birlikte “Elektro Şov”a katılabilecekler. Atölyeler, dans, koreografi, fizik, edebiyat, plastik sanatlar gibi pek çok alanda uzman eğitimciler tarafından yürütülüyor. Atölyelere katılım sınırlı olduğundan çocukların kayıt yaptırması gerekiyor. Atölyelere katılım için kayıtlar (0212) 444 0 428 no’lu İletişim Merkezi’nden yapılabiliyor. Askıda atölye Santralistanbul çocuk atölyelerine katılım bedeli ödeme olanağı olmayan çocukların da bu etkinliklere katılabilmesi için bir de “Askıda Atölye programı” yürütülüyor. Ebeveynler çocuklarının kaydını yaparken fazladan bir veya birkaç atölye ücreti ödeyerek Askıda Atölye havuzumuza katılabiliyorlar. Santralistanbul, bu katkılarla, Eyüp bölgesindeki devlet okulları ile kurduğu ilişki çerçevesinde bölge çocuklarının da olası en geniş katılımını sağlamayı amaçlıyor. Askıda Atölye katılımları bilgisi, her hafta sonu santralistanbul Çocuk Atölyelerinde duyuruluyor. Çocuk Atölyeleri Bahar Programı ana sayfası içinhttp://cocuk.bilgi.edu.tr/index.html

Çocukların gündemi: Gelecek kaygısı

Ahmet Şık Çocuk hakları alanında çalışmalar yürüten gençlerin bir araya gelmesi ile bu yılın şubat ayında çalışmalarına başlayan Çocukların Gündemi Girişimi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki tüm maddelerin hayata geçirilmesi amacıyla faaliyet gösteriyor. Bu amaçla 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde çocukların gündeminde neler olduğunu araştıran bir çalışma gerçekleştirdi. Dokuz ilde toplam 350 çocukla yapılan çalışmada, bu sıralarda nelere üzüldükleri, nelerden çok mutlu oldukları, medyadaki haberleri takip edip etmedikleri ve bunlardan ne kadar etkilendikleri, kendileri için hangi olayların çok önemli olduğu, büyüklerin neler konuştuğu gibi sorular soruldu. Amasya, Ankara, Antalya, Çorum, İstanbul, Kırıkkale, Mersin, Tekirdağ ve Yalova’da yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirilen çalışmanın sonuçlarına göre çocuklar ders çalışmak ve sınav notlarını düşünmekten, oyun oynamaya, eğlenmeye vakit bulamıyorlar. Görüşme yapılan çocukların çoğunluğu öğretmenlerinin davranışlarıyla kendilerini üzdüklerini belirtiyorlar. Çocukların tamamına yakını ise ailelerinin kendileriyle yeterince ilgilenmediğini düşünüyor. Sözü fazla uzatmadan çocuklara bırakıyoruz. Bu aralar sık sık düşündüğün neler var? Piknik yapmak. Yüzmek. Galatasaray’ın şampiyon olması. Ailemle mutlu yaşamak. (11 yaş)Su kaplumbağasının gözleri kapanıp açılmaması. (10 yaş)Dikmen’deki evimizde odamın nasıl olacağını düşünüyorum. (10 yaş)Savaşlar (10 yaş)Bir buçuk yaşındaki kardeşimin geleceği. Benim geleceğim. (10 yaş)Bu aralar karne notumdan başka bir şey düşünemiyorum. (11 yaş)Bu aralar ailemi düşünüyorum. Annemle babamın kavga etmesini istemiyorum. (10 yaş)Askeri sınavlara gireceğim. Ya sınavı kazanamazsam ne olacak? Ulusal Çocuk Formu gibi organizasyonlar olsa keşke. (14 yaş)Bu aralar öncelikle aşk meselelerini düşünüyorum. Canım çok sıkılıyor. Hiç kitabım kalmadı. Almak istiyorum ama babam benim kitaplarımı oku diyor. Aslında bana ağır değil ama can sıkıcı. 335 sayfalık romanımı yeni bitirdim. (11 yaş)Ben köpek almıştım ama annem istemediği için geri vermek zorunda kaldım. Yazılılardan korkuyorum çünkü zor olabilir ve yapamayabilirim. (10 yaş) Son zamanlarda seni mutlu eden neler var? Hayallerim (10 yaş)Annemin İstanbul’dan gelmesi. Çünkü annem ile babam ayrı, annem İstanbul’da, o yüzden annemi özlüyorum. (10 yaş)Son zamanlarda ben internet paramı biriktirdim diye […]

Çocuk askerlerin yaşam savaşı

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com “Oğlum kendisine askeri eğitim verileceğini ve eve dönmeyeceğini söyledi. Asker oldu, ama o henüz bir çocuk…” Sri Lankalı Rajawesran Valarmathai, 14 yaşındaki oğlunu 18 aydır göremiyor. Silahlı adamlar tarafından zorla alıkonan küçük çocuk, iki düşman isyancı gruptan ‘Karuna’nın savaşçısı. Sri Lanka’da, 10 Mart’ta yapılan yerel seçimler öncesi kutuplaşan “Tamil Eelam’ın Özgürlük Kaplanları” ve “Karuna’nın Tamil Halkı Özgürlük Partisi” onun gibi nice çocuğu kendi kavgalarına dâhil ederek güç kazanmaya çalışıyor. Farklı nedenlerle bugün başta Afrika olmak üzere dört kıtada toplam 24 ülke çocuk asker kullanımını sürdürüyor. Kolombiya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Rusya, İran, Afganistan, Uganda, Ruanda, Çad, Gine, Sudan bu ülkelerden yalnızca birkaçı.UNICEF’in raporuna göre son 10 yılda iki milyon çocuk silahlı çatışmalarda öldürülürken, altı milyonu evsiz kaldı, on iki milyonu yaralandı veya sakat kaldı, üç yüz bini ise çaresizlikten veya korkutuldukları için asker olmaya zorlandı. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Uluslararası Af Örgütü’ne üye ülkeler, çocuk asker kullanan devletlerin adalet önüne çıkarılması için çabalıyor. Fakat “Çocuk Askerlerin Kullanımını Durdurun Koalisyonu”nun verilerine göre şu ana kadar Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde sadece Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde işlenen suçlarla ilgili dava açılabildi. Şimdilik yasal yollarla isyankâr gruplar veya hükümet güçleri engellenemese de, UNICEF ve Kızılhaç gibi kuruluşlar sayesinde kurtarılan çocukların sayısı artıyor. Çocuk asker sayısı 1997’de 300.000 olarak tespit edilmişti, şimdi 250.000 civarına inmiş gözüküyor. Buna rağmen sivil toplum kuruluşlarının rehabilitasyon ve topluma kazandırma programları uzun vadede yeterli olmuyor. Çaresiz yalnızlık Bugün çocuk askerler silahlı grupların tehdidiyle, öç alma adına kışkırtıldıkları için veya fakirlikten kurtulmak için ellerine silah almak zorunda kalıyorlar. Bunların büyük bir kısmı aile fertlerini çatışmalarda kaybettiği için öksüz. Silahlı örgütler maddi ve manevi destekler sunduğu için ve en önemlisi aç kalmalarını önlediği için savaşmak onlar için hayatta kalmanın bir yolu. Örneğin 13 yaşındaki Isaak, kendisini silah kullanmaya itecek sebepleri asla unutmayacak. İlk kez Şubat 2006’da “Değişim İçin Birleşmiş Cephe”ye (FUC) katılmış […]