Genel

‘Suçları’ yaşlarından büyük çocuklar

Yazan: Pınar Keleş

Yaşları taş çatlasa on dört, on altı… Ancak onların şu an bulundukları yer, olması gerektiği gibi okulları değil cezaevleri. Ailelerinin yanında evlerinde değil, cezaevi koğuşundalar. Artık onların oyun alanları parklar, bahçeler değil, cezaevlerinin o dar avluları. Suçları ise yaşlarından çok daha büyük: Örgüt propagandası yapmak, örgüt lehine slogan atmak, gösterilerde üstlerine gelen polise ise taş atmak. Yaklaşık 3 senedir devam eden bu tutuklamalara, her gösteride bir yenileri ekleniyor. Aldıkları cezalar ise yaşlarından çok daha büyük. Üstelik Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklanan bu çocuklar hem “ağır ceza mahkemelerinde” yargılanıyor, hem de çocuk koğuşlarında değil, yaşları dikkate alınmadan yetişkinlerle aynı koğuşlarda tutuluyorlar. Çünkü TMK’nın 9. ve 13. maddeleri bu uygulamayı öngörüyor.

Çocuk olduklarının farkında olan yok

Yaklaşık 3 yıldır Diyarbakır, Hatay, Adana, Gaziantep, Mardin, İzmir, Mersin, Siirt, Şırnak ve Van’da yüzlerce çocuk tutuklandı, tutuklanıyor. Suçları ise; “birtakım protesto gösterilerine katılmak, zafer işareti yapmak, slogan atmak, onları kovalayan polise taş atmak.” Yaşları daha ufak olsa da, bu çocuklara 20 yıla kadar varan cezalar isteniyor. Adana’da Abdullah Öcalan lehine yapılan gösteriye katıldığı için, 17 yaşındaki bir çocuk “örgüt adına suç işlemekten” 7 yıl 6 ay, örgüt propagandası yapmaktan 1 yıl 8 ay hapse mahkum edildi. Yargılandığı yer ise, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ydi. Özgür Yurttaş Derneği’nin açılış törenine katılan 13 ve 14 yaşındaki iki çocuk, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak, “örgüt adına suç işlemekten” 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yine Adana’da Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenen Nevruz kutlamalarına katılan 16 ve 17 yaşındaki iki çocuk attıkları sloganlardan dolayı 1’er yıl hapse mahkum oldular. Yine yakın zamanlarda Adana’da 14 yaşındaki üç çocuk ise “polise taş attıkları” iddiasıyla Özel Yetkili Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı, onlar için istenen hapis tam 38’er yıldı. Hatay’da, örgüt propagandası yapmak iddiasıyla TMK kapsamında yargılanan 14 ve 17 yaşındaki iki çocuğa 3,5 ve 4,5 yıl hapis cezası verildi. Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır, Van, Hakkari gezilerini protesto etmek amaçlı düzenlenen gösterilerde ise yine tutuklanan çocuklar oldu. Bu örnekleri çoğaltmak ne yazık ki mümkün. Öyle ki, 2006 ve 2007 yılında bin 500’den fazla çocuk hakkında dava açılırken, sadece 2009 yılı Ocak ayı içinde duruşmaları yapılan 26 çocuğa TMK kapsamında toplam 75 yıl ceza verildi.

Birbiriyle çelişen maddeler

Çocukların tutuklanmasına sebep olan ve birçok kesim tarafından da tartışılan kanun, Terörle Mücadele Kanunu’nun 9. ve 13. maddesi. 2004’te Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 250. Maddesi, belli suçlar için özel yetkili ağır ceza mahkemeleri kurulmasını öngörürken, 2006 yılında TMK’da değişiklik yapılarak 15 yaşından büyük çocuklara yönelik kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davaların da çocuk mahkemelerinde değil, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görüleceği hükmü eklendi. TMK’nın 13. maddesinde yapılan değişiklikle beraber de, 15 yaşından büyük çocuklar için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez, verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez hale getirildi. Böylece, 15 yaşından büyük herkes “çocuk” olmaktan çıkarılıp bir yetişkin gibi muamele görüp yetişkinlerle aynı mahkemede yargılanmaya ve onlarla aynı standartta cezalar almaya başladı.

Uluslararası sözleşmelere aykırı

Türkiye’nin de ilk imzalayan ülkelerden biri olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, “18 yaşından küçük olan herkesi” çocuk olarak kabul ediyor. Ayrıca yine sözleşmeye göre, her çocuğun kendine özgü mahkemeler huzurunda, kendilerine göre düzenlenmiş kanunlarla yargılanması gerekiyor. Bunun yanı sıra, Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) da bu uygulamayı destekliyor. Yani, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Koruma Kanunu “18 yaşından küçük olan herkesi çocuk kabul ederken ve bu çocukların da uygun makamlarda, uygun kanunlarla yargılanması gerektiğini savunurken”, TMK bu çocukları “çocuk” olarak görmeyi reddediyor.

“Usuller bile işkence”

İstanbul Barosu avukatlarından Mehmet Uçum, TMK’nın kimi maddeleri uyarınca tutuklanan çocukların yetişkinlerle aynı koğuşlarda bulunduruldukların vurgulayarak, uygulanan usullerin dahi başlı başlına bir işkence unsuru sayılması gerektiğini söylüyor:
“Çocuk koruma hukukuna göre çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanması, ifadelerinin ise çocuk savcıları tarafından alınması gerekir. Bu çocuklar ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorlar, ifadeleri kolluk tarafından alınıyor. Gözaltı süreleri uzatılabiliyor ve cezaları yüzde 50 oranında arttırılıyor. Yetişkinlerle aynı koğuşlarda kalıp aynı muameleyi görüyorlar. Bir çocuk ‘sloganların atıldığı bir ortamda’ slogan atıyor, fark edildiğini anlayınca yüzünü kapatıyor, üstüne gelen polise de taş atıyor. Bu çocuğa 34 buçuk yıl ceza isteniyor. İndirimden sonra ise aldığı ceza 23 yıl. bu sorunun çözülmesi için çocukların ‘çocuk’ olarak dikkate alınmaları gerekmektedir”.

Çocuklara verilen hapis cezalarına tepki yağdı

Çocuklara verilen bu cezalar, birçok kesimin de tepkisini topladı. DTP Şırnak milletvekili Sevahir Bayındır, Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik içeren bir yasa teklifi hazırlayarak, 9. maddenin değiştirilmesini, 13. maddenin de tamamen iptal edilmesini istedi. Çocukların yargılanmasının devletin tehdit etme, sindirme, aileleri cezalandırma politikasının bir parçası olduğunu vurgulayan Bayındır, tutuklu çocukların Kürt olması sebebiyle de medyanın da üç maymunu oynadığını söyledi. “Çocuklar için Adalet Girişimi” adı altında toplanan yüzlerce kuruluş ve kişi, siyasi parti gruplarına bir rapor sunarak taleplerini iletti. Talepler arasında; “çocuklara müdahale edecek polislerin çocuk şube müdürlüğüne bağlı birimlerden seçilmesi, çocuklara aşırı güç kullanılmaması, uzmanlardan destek alınması, TMK’nın 9. ve 13. maddelerinin kaldırılması, sivil toplum kuruluşları ile beraber hareket edilmesi” gibi maddeler yer alıyordu. Ayrıca grup Adana, Diyarbakır, Cizre, Ankara ve İstanbul’da toplanarak, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere ilgili kişilere “çocukların derhal tahliye edilmesi” isteklerini içeren mektuplar yolladı.

Sağlıklı ve normal yaşam hakkının ihlali

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Ayten Zara Page, bir takım gösteriler sonrasında çocukların tutkulanmasının, “Amansız ve vicdansız” bir uygulama olduğunu dile getiriyor:
“Ülkemizdeki politik sadizmin, kirliliğin ve gaddarlığın kendini 2006 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da protesto gösterileri sırasında gözaltına alınan 13-17 yaslarında 800 kadar çocuğu terörist ilan edip ağır cezalarla mahkum etmesiyle görüyoruz. Çocukların sağlıklı ve normal yaşama hakları umarsızca ihlal edilip, çeşitli metotlarla ve boyutlarda şiddete maruz bırakılıp cezaevlerine konulmalarıyla, haksızca, amansızca ve vicdansızca yargılanmalarıyla ve aldıkları ağır hükümlerle çoğul travmanın içinde acı çektiklerini söyleyelim önce.”

Page çocuklara yaşatılan travmanın beş ayrı boyutu olduğunu vurguluyor:

“Travma 1:Yaşadıkları yerlerde savaşı andıran bir duruma hem tanık oluyor, hem de burada güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kalıyor. Kısaca çocuklar toplumsal şiddete maruz bırakılıyor.
Travma 2: Gösterilere katılan ya da seyreden çocuklar tekme, tokat içeri alınıyor, sözel ve fiziksel saldırılar altında sorgulanıyor. Yani çocuklar hem fiziksel hem de duygusal şiddete maruz kalıyor.
Travma 3: Çocuklar ailelerinden, arkadaşlarından ve normal yaşam koşullarından uzaklaştırılıp cezaevlerine koyuluyor. Kaybı çok ve özlemi çok derin olan çocuklarımız tekrar duygusal bir şiddete maruz bırakılıyor.
Travma 4: Henüz duygusal, zihinsel ve sosyal olarak gelişimini tamamlamamış olan bu çocuklar, uygun olmayan koşullarda cezaevlerinde kalıyorlar ve yetişkinler gibi yargılanıyorlar. Bunun sonucunda çocuklar farklı bir fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalıyorlar.
Travma 5: Çocuklar için çok ağır cezalara hükmediliyor, işte bu da büyüme ve yaşam arzusunu yok eden ölümcül bir şiddet etkisi yaratıyor çocuklar üzerinde.”

Ayten Zara Page’ye göre çocuklarin tüm bu travmalardan sonra insanların kötü, dünyayı haksızlığa uğranılan, umutsuz ve çaresiz keder beldesi olarak kabul ederek, büyüme ve yaşama isteklerini kaybetmeleri kaçınılmaz. “Çocuk ihmalinin suç sayılmadığı, çocuk istismarlarının da inkar edilip, etkilerinin göz ardı edildiği ülkemizde çocuk hakları mevzusunu tartışarak değil, insan vicdanına dokunarak adalet ve barış istiyorum bu çocuklar için” diyen Page, bu çocuklara borcumuz olan adaletli, barışçıl, doyumlu ve onurlu bir yaşam vermek için çalışmamız gerektiğini vurguluyor:
“Bu çocuklara barış ve adalet bir tek nedenle bile zorunludur; insan olduğumuzu hissedebilmemiz için. Yoksa güvercinler Türkiye’yi terk edecek…”

Yorum yazın