Etiket Duygu Sipahioğlu

Anadolu’yu vermemek için Ankara’ya…

Anadolu Vermeyeceğiz sloganıyla Türkiye’nin tüm bölgelerinden yola çıkan kervanlar, Ankara Gölbaşı’nda polis tarafından durdurulmaları üzerine oturma eylemi başlattı. Eylemciler, Ankara’ya girme izni çıkmadan Gölbaşı’ndan ayrılmamakta ısrarlı.

Medyada görünmeyen 12 Haziran: secimtakip.org

Yurttaş gazeteciliği ve acil bilgi edinme olanaklarını artıran Ushahidi yazılımı 12 Haziran seçimleri için Türkçe’ye çevrildi. secimtakip.org adresinden yayın yapan platform, seçmenlerin basında yer almayan haberleri duyurmasına imkan tanıyor. ) sitesiyle seçimi birinci ağızdan izlemek ve aktarmak isteyen kullanıcıların hizmetine sunuldu. secimtakip.org, basından ve vatandaşlardan topladığı bilgileri yaymak için internetin kitlesel iletişim olanaklarından faydalanıyor ve paylaşılan bilgilerin harita üzerinde görselleştirilmesini sağlıyor. “Yurttaş gazeteciliği”, her vatandaşa karşılaştığı olayları, sorunları, okuduğu ilgili haberleri ve kendi çektiği fotoğraf ve videoları site aracılığı ile yayınlama imkanı sunuyor. Böylece vatandaşlar bilgileri paylaşabiliyor ve birinci ağızdan, yorumsuz bilgilere ulaşabiliyor. Sitenin bir diğer amacı da sesini duyuramayan yerel medyaya aracılık etmek. Seçim Takip sitesi, özellikle seçim döneminde sandıktan bilgiler almak için kuruldu. Seçime kadar basından ve sokaktan bilgiler alarak seçim kampanyalarını ve yerel bilgileri insanlara aktarmaya devam edecek. Seçim takip sitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka yönetiminde Siber-Kültür Çalışmaları Yüksek Lisans Programı kapsamında öğrenciler tarafından hazırlandı. Moderetörlerinin öğrencilerden oluştuğu seçim takip sitesi açık kaynak kodlu Ushahidiplatformunun Türkçe versiyonu. Yazılımın Türkçe’ye çevrilmesinde İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri Amerika’nın Sesiradyosu (Voice of Amerika) Türkiye masasıyla birlikte çalıştı. Türkçe yazılım da Ushahidi sitesine yüklendi. Ushahidi (ushahidi.com) 2007’de Kenyalı bir avukat tarafından yapılan bir yazılım. Kaynağı belli olan ya da olmayan haberleri sadece içerdiği bilgilerle değil aynı zamanda Google haritasına dökerek lokasyonlarıyla takipçilerine ulaştırıyor. Kenya, Meksika ve Hindistan seçimlerin de kullanılan Ushahidi, Haiti ve Şili depremlerinde de kullanıldı. Depremlerde kazazedelere ulaşmak, yardım ihtiyaçlarını bildirmek için internet ve sms aracılığıyla mesaj atılan yerler haritada işaretlendi. Washington Post’un da kullandığı Ushahidi gazetecilik için de önem taşıyor. Gazetecilerle vatandaşın bilgi alışverişini, sıcak haber takibini, ulaşılması kolay olmayan bölgelerden haber almayı sağlıyor.Nasıl kullanılacak? Sitenin basit bir işleyişi var. Haber gönder başlığına girerek; haberin konusunu, açıklamasını ve kategorisininin yazılması gerekiyor. Kategoriler; basından, halktan ya da medyadan gelenler başlıklarına bölünmüş. Gönderilecek bilgilere haber kaynak […]

Kült, kültlere karşı

Türkiye’nin ilk kültürel incelemeler dergisi Kültnisan ayında piyasaya çıktı. Dört ayda bir yayınlanacak akademik ve aynı zamanda okunabilir bir “kültürel incelemeler” dergisi olma amacında. Etimolojik olarak, toprağı ekip biçmek, terbiye etmek anlamına geliyor. Kült isminin seçilmesinin nedeni ise hem kültürle ilgili bir dergi olduğunu sezdirmek ve kültlere karşı olduklarını belirtmek. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden, Kültürel İncelermeler Yüksek Lisans Programı İdari Asistanı, Mesut Varlık Kült isminde karar kılınmasının bir diğer nedenini de şöyle açıklıyor:“Kült isminde karar kılmamızın en büyük nedeni, Aziz Nesin’in kendisine “Nesin?” sorusunu soyadı olarak seçmesindeki motivasyondur. Derginin kapağına her baktığımızda, dünyanın kültlerle yaşadığını hatırlayacak ve bu dergide bunun için ne yaptığımızı sorgulayacağız.” Kültürel incelemeleri 20. yüzyıl başında Avrupa’da akademik ve entelektüel çevrelerde yaşanan “disiplin” tartışmasının bir sonucu olarak tanımlayan Varlık. “Özellikle sosyal bilimlerdeki ve pozitif bilimlerdeki birbirini görmez/duymaz boyuta gelen uzmanlaşma, neredeyse her bir disiplini dünyadan soyutlanmış birer laboratuarın içerisine hapsetmeye başlamıştı” diyor. Bugün artık kültürel incelemelere ihtiyaç olup olmadığı tartışmalarının da Kült’te yer alacağını derginin bu anlamda kendi alanını da sorgulayacağını anlatıyor. Bu sebeple ilk sayılarında Slavoj Zizek’in “Kültürel İncelemeler Üçüncü Kültüre Karşı” makalesini yayınladıklarını da sözlerine ekliyor. Kültgenç akademisyen adayları ve yüksek lisans öğrencilerinin yayın kurulunda olduğu, kontrol kadrosunu ise akademisyenlerin oluşturduğu bir dergi. Ortak bir dünya görüşüne sahip birkaç kişinin bir araya gelerek çıkardığı bir dergiden çok, hayata, dünyaya dair farklı dertleri, söyleyecek sözü olan insanların içinde bulunduğu bir kadro oluşturmaya çalıştıklarının altını çiziyor Varlık. Kültiçerik olarak her sayısında dosya konusu olan bir dergi. İlk Özel Dosya konusu “Kanon” ikinci sayıda ise “Kültür” konuşulacak. Kült Kayıt, Kült Bakış, Kült vs, Kült Deneme, Serbest Bölge bölümlerinde ise dosya konusundan farklı konular da işleniyor. Örneğin Kült Bakış bölümü dünya ve Türkiye gündemini “kültürel incelemeler” açısından inceliyor. Kült vs. ise kültürel incelemelerin kendisini tartışıyor. Çevirilere de yer verecek olan dergi Türkçe literatüre bu yolla katkıda bulunmayı […]

‘Başbakan ve Bakanı Guinness’e girmeli’

Silopi’deki tokat olayı için savunma yapmayacağını dile getiren BDP’li Sebahat Tuncel suçun devlette olduğunu yineledi. “‘Nükleere hayır’ diyenlere ‘O zaman tüp de kullanmayın’ diyen inanılmaz bir Başbakan var. AKP halkın lehine hiçbir şey yapmıyor.” Nevruz törenlerinde polise attığı tokatla gündeme gelen Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, bu olay nedeniyle kendisini savunmayacağını çünkü suçun kendisi değil devlet tarafından işlendiğini, Başbakan ve bakanların söylemleriyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olduğunu söyledi. “Başbakan, ‘Polise inen tokat için hesap soracağız’ diyor. Neden toplu mezarların hesabını sormuyor.” Sebahat Tuncel, Antikapitalist Öğrenciler Platformu’nun İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlediği “başörtüsüne özgürlük ve anadilde eğitim” temalı söyleşide Tarafgazetesi yazarı Roni Margulies ve platform temsilcisi Nisan Ak’la birlikte konuşmacı olarak yer aldı. Tuncel kürsüye çıktığı sırada kısa süreli bir arbede yaşandı. BDP Milletvekilini protesto eden iki kişinin salon dışına çıkarılmasının ardından başlayan söyleşide, sürpriz olmadığı üzere Tuncel’in Silopi’deki Nevruz yürüyüşünde polise attığı tokat damgasını vurdu.“Sebahat polise tokat attı sanıyordum, atamamış” Roni Marqulies konuşmasına “ Gazetecilik zor meslek. Burada bugün bu kadar gazeteci olmasının sebebi Sebahat’ın polise tokat atmaya çalışması. Ben attı sanıyordum, yazık ki atamamış” diyerek başladı. Medyayı, kendi gazetesi de dahil, Nevruz kutlamalarını sadece Sebahat Tuncel’in tokadı ve Bengi Yıldız’ın atamadığı taş olarak değerlendirmelerinden dolayı eleştirdi. Laik-Sünni Müslüman-Türk Devleti oluşturularak halkın tümüne düşman bir devletin oluşturulduğunu anlatan Marqulies devletin azınlıkları dışlayıp daha da azalttıklarını, Rum sorununun bu nüfusun 1500-2000 kişiye düşürülerek çözüldüğünü, Kürt sorununun ise kalabalık oldukları için çözülemediğini söylerken, “Geriye bir iki tane biblo gibi Ermeni ve Rum bırakarak sorunu çözdüklerini sandılar” dedi. Fakat karamsar olmadığını da şu cümleleriyle açıkladı. “Kürtlere artık dağ Türkleri denmeyecek. Bu memlekette bir daha halkın tümünü dışlayan bir devlet olmayacak. Genelkurmay’da üç beş askerin oturup darbe planı kurduğundan şüpheniz olmasın. Darbe planından bahsederken Oda TV’yi de anacaktım ama kapatıldı. Ama artık kazanıyoruz.” Yine de demokratikleşme yolunda mesafe kat edildiğini, […]

Gazeteciler adliye önündeydi

Ergenekon Soruşturması kapsamında yapılan operasyonda 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener‘in, aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Ortadoğu Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Coşkun Musluk ve OdaTV çalışanı Müyesser Yıldız’ın tutukluluğuna yapılan itirazlar reddedildi. Tutukluluk hallerine yapılan itirazın reddedilmesi üzerine Şık ve Şener’in arkadaşları akşam saat 19:30‘da kararı protesto etmek için Beşiktaş’taki adliyenin önünde toplandı.. Ellerinde meşalelerle adliyeye doğru yürüyen yüz kadar gazeteci bir basın açıklaması yaptı. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının bir hukuksuzluk olduğunu söyleyen gazeteciler, arkadaşları serbest bırakılana kadar eylemlerine devam edeceklerini açıkladılar. Yaklaşık iki saat içinde karar verilip toplanıldığı için birçok kişinin katılamadığı eylem yine de beklenenden daha çok sayıda insanı topladı.Ellerinde meşaleler olan grup “dokunan yansa da dokunacağız”, “Ahmet çıkacak yine yazacak”, “Nedim, Ahmet onurumuzdur” , “çeteler dışarıda gazeteciler içerde” gibi sloganlar attı. Protesto trafiği aksatmasa da etraftaki evlerin camlarının kapanmasına neden oldu. Yaklaşık yarım saat süren gösteri HaberVs editörü gazeteci Güventürk Görgülü ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Yöneticisi Alper Turgut’un açıklamalarıyla son buldu. Güventürk Görgülü tutuklamaların hukuksuz olduğunu ve gazeteciler tutuklu kaldıkça eylemleri sürdüreceklerini söyledi. Alper Turgut da “İktidar içeride hiç gazeteci yok derken 68 gazetecinin içeride olduğunu biliyoruz ve eylemlerimizi sürdüreceğiz. Eylemler için sosyal medyayı da kullanıyoruz. Bu akşam iki saat öncesinde karar alındı. Toplanabilenler toplandı, bazı arkadaşlarımız mesai saatleri bitmediği ve yetişemediler ama onlar için de başka eylem günleri düzenliyoruz. Bu süreç eylemlerle ilerleyecek. Bir de Türk Ceza Kanunu’na değişiklik tasarısı geliyor. Bu tasarı gazetecilere daha büyük yaptırımlar içeriyor. Eğer kabul edilirse bugünü bile mumla arayabiliriz.” dedi. Gazeteci Banu Güven ise şunları söyledi: “Neler düşündüğümüzü bu akşamki protestomuz anlatıyor. Ergenekon soruşturmasına dair eleştirel bir tavır içinde olan gazetecilerin Ergenekon üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınıp tutuklandığını gördük ve itirazlar da reddedildi. O çok gizli delillerin ne olduğunu çok merak ediyorum çünkü delillerin varlığı konusunda şüpheliyim. Ergenekon’la ilgili olarak darbe […]

Gazetecilik savunulmaz, savunur

Hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye’de özgür basın var” diyenler… Bu insanlar kör ve sağır ama dilsiz değiller.* Yanı başımda olanları hayretle izliyorum. “Ergenekon” diyorlar adına yıllarıdır… Önce arkadaşlarım anlattı HaberVs’nin aranışını. Dinledim. Sonra televizyonlar konuşmaya başladı. Onları da dinledim. Hocalarım çok konuşmadı, konuşamadı ama ben sessizce köşemden izledim onları ne yaptıklarını, nasıl davrandıklarını izledim. Okulda Ahmet ismi geçen konuşmalara kulak kabarttım. Herkesin nasıl karışık nasıl allak bullak olduğunu gördüm. İlk başta sadece çok yakınımdan birisinin tutuklanmasının üzüntüsündeydim. Sadece tanıdığım, bir ailesi olduğunu bildiğim, onun için üzülen insanları görebildiğim için. Belki siz fark etmediniz polisler eşliğinde evinden çıkarılırken yüzündeki buruk gülümsemeyi, ben onun için üzüldüm. Hafta sonu Ahmet Şık’la ilgili yazılar yazan köşe yazarlarını okudum. Kimse açık açık söylemiyordu ama tutuklanmayacağı düşülünüyordu. Ben de öyle diyordum. “Yok artık” diyordum, “kesin bırakırlar, pazartesi toplantısında canımızdan bezdirir” diyordum. Hatta bana söyleyecekleri bile belliydi kafamda toplantı masasında. Şöyle bana doğru dönüp “yarın ne günü” diyecekti. Ben de ona “Kadınlar Günü” cevabını verdikten sonra “nerde haberin” diye zılgıtı yiyecektim. Hatta toplantıdan sonra hemen peşine takılıp yardım isteyecektim. İşte o zaman kendim için üzüldüm. Özgür olmadığım için üzüldüm. Asla gerçekten yapamayacağım bir meslek seçtiğim için üzüldüm. Aklımda bir soru var: Şimdi kim karşıma çıkıp da bana bu ülkede özgürce gazetecilik yapabileceğimi söyleyebilir? Hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye’de özgür basın var” diyenler… Bu insanlar kör ve sağır ama dilsiz değiller. Oturup burdan basın özgürlüğü hakkında atıp tutacak değilim. Çünkü önce insanlar özgür olur. Sonra zaten insanların oluşturduğu gruplar gerek meslek grupları, gerekse üniversiteler, şirketler özgür olur. Ama biz özgür değiliz. Ahmet Şık benim hocamdır ve ben kimsenin karşısına çıkıp onu savunmayacağım. Çünkü onun benim savunmama ihtiyacı yoktur. Çünkü gazetecilik savunulmaz, savunur. * İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.

21. yüzyıl insanı arşivi: 100100

Yıllardır kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği, bizim nasıl insanlar olduğumuzu düşünüyor acaba? Görünen o ki, bizi içlerine almaya pek niyetli değiller. Eğer öyle ise, bu yargıya nasıl vardılar? Ya kapıyı aşındıran bizler, Türkiyeliler, aralarına karışmayı umduğumuz yaşlı kıta insanı hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Onları tanıyor muyuz? Dünya kentlerini dolaşmaya hazırlanan İstanbul merkezli bir proje bu sorulara, ve belki de çok daha fazlasına, olumlu cevaplar vermemize yardım edebilir. Proje yürütücüleri amaçlarını “Toplumlar arasındaki kültürel önyargıların ortadan kalkması, kültürlerarası iletişimin sağlanması için birbirine komşu, iç içe yaşamalarına rağmen, birbirini hâlâ yeterince tanımayan insanları, aidiyeti ile değil, insan oluşlarını ön plana çıkararak tanıtmak” olarak açıklıyor. Bunun için fotoğrafın gücünden faydalanacaklar. Dünya vatandaşlarının, beyaz fon önünde tam boy fotoğrafını çekecek ve bu fotoğrafları dünya ülkelerinde dolaştırarak, birbirleriyle tanışmasını sağlamaya çalışacaklar. İddialı bir hedefleri var: 100 bin 100 insanı belgelemek. Bu iddia Yüz Bin Yüz (100100) Projesi’ne isim de vermiş. Bu sayıya 20 yılda ulaşmayı umuyorlar. Geride bıraktıkları beş yılda, çoğunluğu Türkiye’den 7 binden fazla “yüzü” arşivlerine eklemişler. 100 bin 100 sayısı, okunduğu zaman belki de insanı çağrıştırdığı için seçilmiş bir hedef ve isim. Yüz Bin Yüz, bu hedefin ne kadarına ulaşırsa ulaşın, 21. yüzyıl insanına dair en geniş arşivlerden birini yaratmış olacak. Proje ekibinin sözcüsü Herman Artunç “Çeşitlilik içinde birlik yaratmak lazım. Uzaya bile çıktık ama yüzyıllardır birlikte yaşamayı beceremiyoruz” diyor, geçtiğimiz günlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde katıldığı söyleşide. “Her kesimden, her meslekten, her yaştan, her ülkeden insanların tam boy portrelerini yan yana sergileyerek yapmayı düşlüyoruz” diye ekliyor. Yüz Bin Yüz’ün, aynı günlerde Kadir Has Üniversitesi’nde açtığı İNSANBUL sergisi Artunç’un ne demek istediğini bize daha iyi anlatıyor. Rum Ortodoks patriğinin ve Ortaköy Camii imamının, TRT ve Agos gazetesi muhabirlerinin, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi çalışanları ve Sirkeci esnafının, Türkiye Paralimpik Olimpiyat Takımı oyuncularının ve Beyoğlu İtfaiyesi memurlarının tam boy fotoğraflarını aynı salonda, yan yana görebildiğimiz için… […]

Şiddete karşı “mor müzayede”

linklerinden ayrıntılı bilgiye ulaşmak mümkün. Her gün 5 kadın öldürülüyorTüm dünyada yaşam hakkı üzerinde önemli bir tehdit unsuru olan kadına yönelik şiddet konusunda Türkiye’nin sabıka dosyası da hayli kabarık. İstatistiklere göre Türkiye’de her gün 5 kadın koca, eski koca ya da sevgilisi tarafından öldürülüyor. Suçlular ise genel olarak “haksız tahrik” gerekçesi ile mahkemelerde birçok kez ceza indirimi alıyor. Şiddetin kaynağında toplumda kadınlara uygulanan ayrımcılığın yattığını vurgulayan Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığı Engellenmesi Sözleşmesi, Türkiye gibi imza atan tüm devletlere ayrımcılığın önlenmesi ile ilgili sorumluluk yüklüyor. Son yıllarda şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi amacıyla yapılan birçok yasal düzenleme yapılsa da uygulamada ciddi sorunlar bulunuyor ve kadına yönelik şiddetle ilgili rakamlarda iyileşme sözkonusu değil. Öte yandan yasaya göre nüfusu 50 bin olan tüm belediyelerin şiddetten uzaklaşmak isteyen kadın ve çocuklar için sığınak açması gerekirken bu yükümlülüğü yerine getirenlerin sayısı sadece 19. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı ise 40 kadar sığınak bulunan Türkiye’de bin 500’ün üzerinde sığınağa ihtiyaç bulunuyor. Mevcut sığınaklarda kadınların güçlendirilmesine yönelik yetersiz çalışmalar nedeniyle şiddet ortamına geri dönmek zorunda kalan kadınların oranı ise yüzde 85’in üzerinde. Şiddet gören kadının adresiMor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, kurulduğu 1990 yılından bu yana şiddet gören kadın ve çocuklara aralıksız olarak hukuki, sosyal ve psikolojik destek verdi. Şiddet mağduru kadın ve çocukların tanıklıkları aracılığıyla elde edilen bilgileri yetkililer başta olmak üzere geniş bir kesimle düzenli olarak paylaşan Mor Çatı, yasaların kadından yana değişmesi, uygulamadaki aksaklıkların giderilmesi konusunda önemli çalışmalar yürüttü. Mor Çatı’ya ait uluslararası standartlarda faaliyet yürüten üç sığınakta kalan kadın ve çocukların şiddetten uzak yeni bir yaşam kurma oranı ise yüzde 80.

Biraz Eylem Biraz Eğlence

Küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çekmek için dün 188 ülkede gerçekleştirilen 7 binden fazla eylemden biri de İstanbul Taksim’deydi. Çeşitli siyasi parti, grup ve sivil toplum kuruluşua üye kişilerden oluşan Küresel Eylem Grubu ve 350 hareketi tarafından düzenlenen 10/10/10 eylemine yaklaşık 3 bin kişi katıldı. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin farkında olup buna karşı direnen “350 gönüllüleri”nin Galatasaray Lisesi önünden başlayıp Taksim Gezi Parkı’na uzanan “eylemce”lerinin destekçileri arasında Düşünce ve İfade Özgürlüğü sempozyumu için İstanbul’da bulunan dilbilimci Noam Chomsky ve hukuk profesöre Richard Falk da vardı. “Güneş, rüzgar bize yeter!”10/10/10, milenyumun 10. yılı, 10. ayın 10. günü. Belirlenmesi, dünya çapında organize edilmesi, ‘başlangıç’ için uygun, sonrasında hatırlanması kolay bir gün. 10 Ekim 2010 doğa ve insanın barışı için bir dönüm noktası. “Küresel Çalışma Partisi” adı verilen bu dönüm noktası; 350 insanlarının eğlenerek seslerini duyurdukları için bir “eylemce”. Hatta öyle bir eylemce ki; belki de Taksim meydanında pazar günü yapılan eylemlerin hem en eğlencelisi hem de en olaysız geçeniydi. Dedikleri gibi, müzikli, bisikletli, organik yemekli, danslı ve harekete geçmeye kararlı bir eylemceydi. Polislerin hali hazırda beklemelerine rağmen, müdahale gerektirici hiçbir olayın yaşanmaması; doğa ve insanın barışına karşı durulamayacağını gösterdi. Eylemce, saat 15.00’te Galatasaray Lisesi’nin önünde başladı. Buradan yürümeye başlayan kalabalık, sloganlar atarak sloganlara uygun bir şekilde kimi zaman oturarak ve sessiz bir şekilde bekleyip, kimi zaman da ayakta, bağırarak, şarkılar söyleyerek hatta dans ederek devam ettiler. Greenpeace üyelerinin yüzlerini denizlere boşaltılan petrolü temsilen siyaha boyadığı eyleme katılanlar Uzunköprü Bandosu eşliğinde dans etti. Davullu, zurnalı gerçekleştirilen eylemce, yoldan geçen insanları dahi bu partiye çağırır nitelikteydi. Rengarenk barış bayrağı ve yeşil bir dünya şeklinde yapılmış dev bir topla gerçekleşen yürüyüşte taşınan pankat ve dövizler ile atılan sloganlar aslında tüm amacı belirtir nitelikteydi: “İklimi değil, sistemi değiştir!”, “350 hemen şimdi”, “Güneş istiyoruz, hayır düzene hayır; rüzgar istiyoruz hayır düzene hayır!”, “Kimsenin askeri olmayacağız, […]