Etiket gazeteci

Gökşin Sipahioğlu

Dünyanın en çok tanıdığı Türk gazeteciydi. Bu mesleğin doğasında “olumsuzu” görme de var. Bir gazeteci olarak bu dürtüyü anlayışla karşılardı sanırım

Ahmet ve Nedim’e Kiev’den davet

HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener 13 Ekim’de Ukrayna’nın başkenti Kiev’de gerçekleştirilecek Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Konferansı’na (GIJC) davet edildi. 500’den fazla gazetecinin katılacağı konferansta Şık ve Şener, dünyanın dört bir yanında tehlikeli koşullarda çalışan gazetecilere verilen “Daniel Pearl” ve “Global Shining Light” ödüllerini sahiplerine sunacaklar. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Türkiye’nin önde gelen saygın araştırmacı gazetecileri arasında yer aldığı ve bu iki ismin halen tutuklu bulunduklarına dikkat çekilen davet açıklamasında, ekim ayında Şık ve Şener’in Kiev’deki ödül törenine katılabilmeleri için Türkiye’deki otoritelere harekete geçme çağrısı yapılıyor. GJİC sekreterliğinden Danimarkalı gazeteci Henrik Kaufholz, zor ve tehlikeli koşullarda işlerini yapmaya çalışan gazetecilere meslektaşlarının verdiği uluslararası desteğin her zamankinden önemli oduğunu belirterek Şık ve Şener’i araştırmacı gazeteciliğin pek çok ülkede büyük baskı altında olduğunu vurgulamak için davet ettiklerini söyledi. Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl, 1 Şubat 2002’de Afganistan’da çalıştığı sırada El Kaide tarafından başı kesilerek öldürülmüştü. 2008’den beri Daniel Pearl anısına araştırmacı gazetecilere ödül veriliyor.

Adaletin 100 kara günü

Gazeteciler, Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutukluğunun 100. gününde gerçekleştirdikleri eylemde, meslekleri nedeniyle tutuklu gazeteci sayısının 60'ı geçtiğini vurguladı.

Ahmet ve Nedim için 100’üncü gün yürüyüşü

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener tam 100 gündür tutuklu. iki gazetecinin meslektaşları ve dostları, tüm tutuklu gazetecilerin durumunu protesto etmek için yine sokakta. “Adaletin kara 100’ü” başlıklı çağrı metninde 60’tan fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu Türkiye’de ifade özgürlüğü için tüm yurttaşlar dayanışmaya çağırılıyor. Özgürlük sloganlarını atılacağı ve özgürlük şarkılarının söyleneceği yürüyüş 18 Haziran cumartesi günü saat 13:00’te İstanbul Galatasaray Lisesi önünden başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi basın örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da destek verdiği yürüyüşün çağrı metni şöyle: Adaletin kara 100’ü Mart ayının üçüydü. Ahmet ve Nedim’in evine polisler geldi. Gözaltına alındılar. Emniyet’te ifade vermediler. Savcı gazetecilik faaliyetlerini sorguladı. Mahkeme tutukladı onları. Önce bahar geldi memleketimize, sonra yaz. Arada tutukluluklarına itiraz edildi defalarca. Hepsi reddedildi. Onlar hala içerde. Geçtiğimiz cumartesi günü tam yüz gün oldu. Sanmasınlar arkadaşlarımızı unuttuk. Seçimlerin bir gün öncesinde türlü dedikodular üretilmesin diye sokağa çıkmak için bir hafta bekledik. 18 Haziran’da elimizde dövizlerimiz, üzerimizde tişörtlerimiz, megafonlarımızla, kalemlerimizle, “Özgür basın susturulamaz”-“Ahmet ve Nedim onurumuzdur” sloganları atacağız, “özgürlük” şarkıları söyleyeceğiz. Yalnızca onlar için mi sokakta olacağız? Kesinlikle hayır! Bugün 60`dan fazla gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapishanelerde bulunurken, yüzlerce gazeteci davası sürerken, en son Azadiya Welad gazetesi örneğinde gördüğümüz gibi ülkemizdeki gazete ve dergi kapatmalar devam ederken, ülkenin başbakanı gazetecileri açıktan hedef gösterirken kimse bizden sessiz kalmamızı beklemesin. Biliyoruz ki kim muhalifse, kim otosansür uygulamadan gazetecilik yapmaya çalışıyorsa ya gözdağı veriliyor ya da doğrudan hedef tahtasına konuyor. Onlar da bilsin ki kalemimizi kırabilirler ama mesleğimize olan sadakatimizi, umudumuzu ve onurumuzu asla! Bugün gazetecilerin habercilik hakkının engellenmesi aynı zamanda halkın haber alma, doğru bilgiye ulaşma hakkına da tecavüzdür. Özgür toplum ancak özgür basınla mümkün olabilir. Bu bilinçten hareketle sadece gazetecileri değil tum yurttaşları eylemimizi dayanışma çağrısında bulunuyoruz. “Adaletin kara 100’ünü” protesto etmek isteyen herkesi 18 Haziran cumartesi günü […]

‘Ergenekon kaçırılmış bir fırsattır’

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin Bilgi Genç Haber Ajansı’ndeki gönüllü çalışmalarıyla hazırladıkları Eksiyirmidört dergisinin ikinci sayısı yayınlandı. 2009’da yazdığı Ergenekon Davası’yla ilgili rapor nedeniyle şimşekleri üzerine çeken gazeteci Gareth Jenkins, Ergenekon davasıyla ilgili Eksiyirmidört’e söyledikleri nedeniyle bu davadan çok şey bekleyenlerin yine tepkisini çekecek gibi görünüyor. 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Jenkins’in Ergenekon davası dışında Türkiye’deki gazetecilik ve politik ortam üzerine gözlemleri de ilgi çekici noktalar içeriyor… Emre Temiz Gareth Jenkins bir gazeteci. Yirmi bir yıldır Türkiye’de yaşayıp gazetecilik yapıyor ancak biz onu 2009’da yazdığı Ergenekon Raporu’ndan sonra tanımaya başladık. Henüz hiçbir yerli gazeteci okumamışken ilk iki iddianameyi okudu ve bunlarla ilgili bir rapor yazdı. Ardından geçtiğimiz sene üçüncü iddianameyi okuyup bununla ilgili bir makale yayınladı. Bu süreç içerisinde çeşitli çevrelerce Ergenekon üyesi olmaktan Mosad ajanı olmaya kadar birçok şeyle suçlandı. Aynı zamanda bir siyasi stratejist olan Jenkins, doksanlı yılların önemli bir kısmını ülkemizin Güneydoğusu’nda geçirdi ve Kürt meselesiyle ilgili araştırmalar yaptı. Basının kendisine yönelttiği söyleşi tekliflerini çoğunlukla geri çeviren Jenkins ile Türkiye’de yabancı bir gazeteci olmayı, Kürt meselesini ve Ergenekon sürecini konuştuk Genelde Türkiye ve Avrupa medyası, özelde de ülkeniz İngiltere medyasıyla Türkiye medyası arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Avrupa’nın büyük kısmında hükümetler basından korkarlar, Türkiye’de ise ne yazık ki basın hükümetten korkuyor. Bu büyük bir fark. İngiltere’de hangi parti başta olursa olsun basın her zaman onların karşısındadır. Onların bir hatasını yakalamaya çalışır. Dilin kullanımında büyük farklar var. Editörlerin bu konuda büyük hataları var. Benim editörüm hiçbir zaman “bildirildi, söylendi, yapıldı…” tarzı filler kullanmama izin vermez. Kaynak olarak kimin kullanıldığının çok özel durumlar dışında kullanılması gerekir. Türkiye’de kaynağın kullanılması özel bir durum haline gelmiş. Diğer bir fark da medya ekonomileri arasında. Türk medyası aristokrat bir yapıya sahip ve köşe yazarları çok yüksek paralar alıyor. Yetki alanları da çok geniş tutuluyor. Bir gün siyaset yazan bir köşe yazarı ertesi gün bir futbol maçı […]

Cihan Hayırsevener’in yalnız bırakılmış davası

Bandırma’da öldürülen gazeteci Cihan Hayırsevener’in davası İstanbul’da devam ediyor. Hayırsevener ailesi davalarının ulusal basından yeterli ilgiyi görmediği görüşünde. Bandırma’da öldürülen gazeteci Cihan Hayırsevener’in 26 Mayıs tarihinde İstanbul 10. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davası, tutuklu kişilerin tutukluluk hallerinin devamı kararı alınarak 18 Ekim 2011’e ertelendi. Cihan Hayırsevener’in yakınları ve kızı görülmekte olan davanın basın organlarında yeterince yer bulmadığı ve yalnız bırakıldıkları görüşünde. Balıkesir’in Bandırma ilçesinde 18 Aralık 2009’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Güney Marmara’da Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cihan Hayırsevener davasına ilişkin duruşma Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 10. Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi arasında yaşanan görev uyuşmazlığına son vermek amacıyla aldığı karar doğrultusunda 26 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da görüldü. Cihan Hayırsevener, Bandırma’da Güney Marmara’da Yaşam gazetesinde çeşitli kamu ihalelerine fesat karıştırdığı iddia edilen bir organize suç örgütünün yaptığı yolsuzluklara ilişkin yazdığı yazılar sebebiyle sokak ortasında silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştü. Hayırsevener cinayetine ilişkin dosya Yargıtay kararıyla “ihaleye fesat karıştırmak”, “suç örgütüne üye olmak” gibi suçlardan açılan dosya ile birleştiğinden 18 Ekim’de devam edecek yargılamada gizli tanıkla birlikte birçok tanığın da dinlenmesi bekleniyor. Yaklaşık bir saat süren bugünkü duruşmada Mahkeme Başkanı Ömer Diken, tutuklu kişilerin tutukluluk hallerinin devamı kararını alarak davayı ileri bir tarihe erteledi. Cihan Hayırsevener’in yakınları ve Balıksesir’den gelen çalışma arkadaşları davasının basın mensupları ve gazeteciler tarafından yeterince takip edilmediğini ve basında işlenmediği dile getirdiler. Davayı izleyenler arasındaki Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Temsilcisi ve Bianet yayın yönetmeni Erol Önderoğlu“Bu kadar haklı bir olayda böylesine azınlık halinde kalmanın üzücü olduğu” görüşünde. Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ramazan Demir ise davanın organize suç örgütü dahilinde görülecek olmasının herşeyden önemli olduğunu belirtti. Cihan Hayırsevener’in kızı Gaye Hayırsevener Clifford ise cinayete kurban giden babası Cihan Hayırsevener’in yerel yayın organında çalışan bir gazeteci olduğu için davanın yerel ve ulusal yayın organları tarafından önemsenmediğini vurguladı. Kolombiyalı bir öğrencinin […]

Gazeteler internetten içerik satabilir mi?

Financial Times ve Wall Street Journal’dan sonra New York Times da internette ücretli modele geçti. Peki internette paralı içerik modeli ne kadar gerçekçi ve Türkiye için geçerli mi? ” (14 Mart 2011) raporuna göre; gazete okurlarının sayısı 2009-2010 yılları arasında 5 puan gerilerken, internet okurları sayısı 17 puan yükseldi. Aynı rapora göre insanlar bir haberi gazetelerden önce internet ortamından okuyor. Bu alışkanlığın ilerleyen zamanlarda geleneksel gazeteciliğin pabucunu dama atacağı düşünülüyor. Türkiye’de “e-gazete” Türkiye’de gazetelerin internet sayfalarını takip edebilmek için herhangi bir ücret talep edilmiyor ancak gazetelerin basılı haline internet aracılığıyla ulaşabilmek ücretli abonelik gerektiriyor. İnternetten bir gazeteyi basılı haliyle okuyabilmeye “e-gazete” deniliyor. Neredeyse Türkiye’deki bütün gazeteler “e-gazete” hizmetini okuyucularına sunuyor. Bu hizmeti ücretsiz olarak sağlayan gazeteler varken, aynı hizmet için ücret talep eden gazeteler de bulunuyor. Türkiye’de “e-gazete” sistemini kullanan gazeteler ve belirlenen “çevrimiçi” abonelik ücretleri şöyle: Sabah, Takvim, Fotomaçaylık 2 TL, Taraf, aylık 20 TL, 3 aylık 50 TL, 6 aylık 90 TL, 12 aylık 160 TL, Radikal, 1 aylık 3 dolar, 1 yıllık 33 dolar (IPAD’ler için sağlanan basılı gazete), Hürriyet, 6 aylık 15 TL, 1 yıllık 25 TL, Cumhuriyet3 aylık 42 TL, 6 aylık 81 TL, 1 yıllık 150 TL. Tek elden “e-gazete” okumak Gazetelerin kendi “e-gazete” sistemleri dışında, ReadJournal.com internet sitesi de kullanıcılarına bilgisayar başında “gazete” okuma imkanı sağlıyor. Bu internet sitesi henüz deneme aşamasında ancak anlaşmalı oldukları gazeteler de bulunuyor. Star, Akşam, Agos, Evrensel, Birgüngazetelerinin hem güncel hem de arşiv gazetelerine tüm sayfalarına kadar ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca bu gazetelerin sayfalarından istediğiniz bir kısmı küpür olarak kesip mail adresinize gönderebiliyorsunuz. Anlaşmalı gazetelerin her birinin ayrı çevrimiçi abonelik ücretleri bulunuyor: Akşamyıllık 323 TL, Star, Evrensel, Birgün, yıllık 175 TL, Agosyıllık 43 TL. Sistemde Zamanve Türkiyegazetesi ücretsiz olarak sunuluyor. Neden ücretli abonelik? Radikalgazetesi yazarı Serdar Kuzuloğlu’na göre Amerika’da geçtiğimiz sene Rupert Murdoch tarafından başlatılan “ücretli” abonelik sistemi, ilerleyen zamanlarda […]

Hangisi kabahat?

Kocaeli’de görev yapan gazeteciler, meslektaşları Ahmet Şık’a destek için basın açıklaması yaptılar…”Kabahatli” bulunup, para cezası aldılar… Kabahatin gerekçesi Umur Mumcu’nun ismini taşıyan, halka açık parkta izinsiz bulunmaktı! Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in arkadaşları, 5 Nisan’da Kocaeli Umur Mumcu parkında izinsiz basın açıklaması yaptıkları ve “Kabahatler Kanunu‘na muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 154’er TL para cezasına çarptırılan meslektaşlarına destek için Kocaeli’ndeydi. Gazeteciler, ortak bir basın açıklaması yaparak protestoda bulundu. Kocaeli’de görev yapan gazetecilere 18 Mayıs’ta tebliğ edilen para cezaları, tepki üzerine ertesi gün kaldırılmıştı. Gazeteciler, 21 Mayıs’ta yaptıkları basın açıklamasında “kabahatin” gerekçesine de dikkat çektiler: 5 Nisan’da toplandıkları Umur Mumcu parkı, İl Güvenlik Kurulu kararıyla toplantı ve yürüyüşe kapalıydı. Bu kararla Anayasal bir hakkın ihlal edildiğini iddia eden gazeteciler, itirazlarının para cezasına değil temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına olduğunu dile getirdiler.Batuhan Acar-Serdar Dilmen

‘Hükümetin basınla ilgili söyledikleriyle yaptıkları farklı’

Milliyetgazetesi yazarı ve Uluslararası Basın Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kadri Gürsel, Türkiye’de basın özgürlüğünü konuşmanın artık anlamsız hale geldiğini söyledi. Hükümetin, Sivil Toplum Örgütleri’ne karşı tavrını da zalimce bulduğunu belirten Gürsel, Avrupa Parlementosu’na göre, Türkiye’deki bazı radikal gruplar, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’i bir terörist örgütün başı olarak görüyor. Gürsel’e göre “Uzlaşmacı görünen ve Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye çalışan Türkiye, gazetecilerini tutuklama yolunda dünya şampiyonu.” Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Medya Günleri çerçevesinde Santral yerleşkesinde gerçekleştirilen Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) tarafından düzenlenen Güney, Doğu ve Orta Avrupa’da Basın Özgürlüğü başlıklı toplantıda konuşan Gürsel, hükümetin söylemlerinin eylemleri ile çeliştiğini ifade ederek; gazetecilerin tutuklanmasının, internet sansürünün ve en önemlisi otosansürün gazeteciliği öldürdüğünü belirtti. Gürsel, Türkiye’nin basına “itaat” psikolojisini aşılamasına ve basının bir çeşit propaganda mekanizması olması için zorlanmasına rağmen “güllük gülistanlık bir tablo” sergilenmeye çalışıldığı görüşünde. Basının özgürlüğünün, insanın özgürlüğü olduğunu savunan Gürsel, Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’nin en önemli maddelerinin “seçimini özgür yap ve kendini güvende hisset” olduğuna dikkat çekti. Gürsel, “Bu durumun aksi gerçekleşirse, insanoğlu tehlikededir” diyerek ana akım medyada yirmi beş yıllık meslek hayatında basına ilk kez bu denli kötü davranıldığını söyledi. Toplantının moderatörü, Hürriyetgazetesi dış politika yazarı Ferai Tınç, Avrupa Birliği’nde herşey için bir kural olduğunu ancak basın için hiçbir kuralın olmadığını hatırlatarak Avrupa Birliği için “demokrasinin Mekke’si” benzetmesini yaptı. Center for Independent Journalism (Bağımsız Gazetecilik Merkezi) üyesiMacar gazeteci Maté Stiglincz ise, ülkesindeki basın özgürlüğünüyle ilgili düzenlemeleri anlattı. Macaristan’ın uluslararası standartları edinmesi gerektiği savunan Stiglincz, medyanın öz düzenleme yapmasını gerektiği görüşünde. Bianeteditörü Erol Önderoğlu, Türkiye’de Yahudi ve Ermeni gazetecilere baskının daha çok olduğunu ifade ederek Hrant Dink suikastini örnek gösterdi. Daha önce de Bianet’e sansür uygulandığını hatırlatan Önderoğlu, siber saldırıların son hedefinin Bianet, Birgüngazetesi ve sosyalist medya olduğunu söyledi.

Ahmet geldi, beraat etti!

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu "Ergenekon’u Anlama Kılavuzu" kitabı nedeniyle açılan davada beraat etti. Şık 14 Nisan’daki duruşmaya “araç yokluğu” gerekçesiyle getirilmemişti.

Ahmet’i karşılayacağız, sen de gel!

HaberVs Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kaleme aldıkları iki ciltlik Kırk Kakır Kırk Satır – Ergenekon’u Anlama KılavuzuHaberVs kitabı nedeniyle yargılanan editörü Ahmet Şık’ı karar duruşmasında yalnız bırakmamak için arkadaşları 13 Mayıs Cuma (yarın) yine Kadıköy Adliyesi’nde olacak. Önceki duruşmaya, “ring aracı bulunmadığı” gerekçesiyle getirilmeyen Ahmet Şık’ın bu kez bir önceki duruşmada mahkeme başkanının Silivri Cezaevi’ne yazdığı yazı nedeniyle kesin olarak duruşmaya getirilmesi gerekiyor. “Yansak da dokunacağız” imzalı çağrı metninde, “Ergenekon soruşturması çerçevesinde 3 Mart’ta gözaltına alınıp 6 Mart’ta tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in; gazeteci ve fotoğrafçı meslektaşları, dostları, okurları, avukatları olarak bizler, arkadaşlarımızın nezdinde tüm tutuklu gazeteciler için ‘Hemen, şimdi adalet’ demek için buluşuyoruz.” ifadesine yer veriliyor. Tüm yurttaşları ve medya mensuplarını Kadıköy’e davet eden grubun çağrısı, “Elimizde kalemlerimiz ve pankartlarımız, dillerimizde şarkılar ve yüreğimizde adalet ve demokrasi umudu, aklımızda tüm tutuklu gazeteciler için hürriyet isteği olacak.” sözleriyle bitiyor.13 Mayıs 2011 Cuma Kadıköy Boğa Heykeli 12:30

Her hafta 16 sayfa muhalefet

Geçmişte hem ana akım medyada hem de bağımsız yayın girişimlerinde bulunmuş bir grup gazeteci, “bağımsız gazeteciliğin tam zamanıdır” diyerek “Haftalık muhalif” 16 Sayfa’yla tekrar yayın hayatına dönüyor adresinden ulaşılabiliyor. 16 Sayfa’nın kurucularından Cengiz Erdinç, Uğur Güç ve arkadaşları “Haftalık Muhalif” çizgilerini ve gazetecilik anlayışlarını HaberVs’ye anlattı. – Neden 16 Sayfa?Cengiz Erdinç: İnternet sayfası ve benzeri gibi işleri önceden ayarlamıştık. Yüksüz bir isim olsun ve altını biz dolduralım istedik. En az maliyetle, en kaliteli baskıyı yapıp en kaliteli haberleri verebilmek ve bunu 16 sayfa da sınırlayabilmeyi hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda yayınlarımız asla 16 sayfayı geçmeyecek ve bunu standart olarak belirledik. “Bizim patronumuz yok ve asla olmayacak!” -Sloganınız “Haftalık Muhalif”, siz neye muhalifsiniz?C.E: Biz günlük yaşam içerisinde muhalifiz. Bu sloganın politik imaları da var. Aslında evrensel kuralları gereği gazetecilik “muhalif” bir iştir. Gazetecilik yerleşik düzeni sorgular. Türkiye’de bir dönem sıkça gündeme getirilen “Türkiye’de iyi şeyler oluyor” furyası gazetecilik değildir. Gazete patronlarının çalışanlarından talep ettikleri şey gazetecilik değil. Gazetecilik özü itibariyle aslında eleştiri mesleğidir. Eleştiri de muhalif olmayı gerektirir. Uğur Güç:Haberler oluşurken artık muhabirler yerine ajanslar kullanılıyor. Örneğin; Anadolu Ajansı’ndan ve diğer ajanslardan haberler seçilerek gazetelere servis ediliyor. Bu nedenle örneğin sendikalarla ilgili haberler gazetelerde fazla yer bulamaz. Ayrıca büyük şirketlerle ilgili muhalif yazılar da reklam kaygısı nedeniyle gazetelerde yer bulamıyor. Gazetecinin işi araştırmak ve sürekli sorgulamaktır. Olmayanı yazabilmektir. Bu nedenle biz yaygın medyada pek itibar görmeyen, kullanılmayan haberleri yayınlayacağız. “Konusunda uzman herkese kapımız açık” -16 Sayfaya gazeteciler dışında başka meslek gruplarından da destek olacak mı?C.E:Gazetecilik aslında toplumun gözü kulağıdır. İfade özgürlüğü düşünüldüğünde herkesin yapabileceği bir iştir ama karmaşık dosyalar, yolsuzluklar, kamu kuruluşlarının yaptığı bir takım işler düşünüldüğünde gazetecilik ayrıca uzmanlık da gerektirir. Konusunda uzman herkes destek olabilecek, yazı yazabilecek. Örnek vermek gerekirse çevre sorunlarıyla ilgilenen ve davalar açmış HES’ciler kendi uzmanlık alanları dâhilinde gazetemizde elbette ki yazacaklar. Ayrıca bununla birlikte ifade özgürlüğü açısından […]

Halil Berktay yaşıyor mu hâlâ?!

Gün Zileli* Beni belki biraz saf bulacaksınız ama yakın zamana kadar, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in peşindeki iz sürücüler, yazılı kâğıt takipçileri sürüsünün sadece halihazır iktidarın emrindeki polis ve savcılardan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer bu gazeteci avlama sürünün içinde epeyce polis köpeği de varmış. Kölelik dönemini anlatan bir illüstrasyon asılı dururdu başucumda, birkaç yıl öncesine kadar. Oradan oraya taşınırken sanırım kayboldu. Kölelerin başında bir köle-güdücü var, aynı diğer kölelere benziyor; onlardan tek farkı elindeki kırbacı. Demek kurban, avcıdan önce kendi gibi bildiğinden korkmalı. Tarafgazetesinin yazarlarından Emre Uslu’nun, Ozan Kütahyalı’nın yazdıkları bir süredir kanımı donduruyordu da, Halil Berktay’ın da aynı mealde polisiye bir yazı yazacağını nedense düşünmemiştim; belki de yaşananlar ne olursa olsun, insan eski arkadaşlarına bazı berbat davranışları yakıştırmaktan ısrarla imtina ediyor, psikolojik bir olay bu sanırım. Benim bir zamanlar o kadar yakından tanıdığım, gizlendiğimiz evlerde aynı lahmacunu paylaştığım, aynı makarnaya kaşık salladığım arkadaşım, şimdi nereye giderse gitsin bu kadar kötü olamaz, bu kadarını da yapamaz düşüncesi ya da ruhsal savunusu diyelim. Ama Cemal Süreya’nın deyişiyle, “bu da oldu işte” ve eski arkadaşım Halil Berktay da, Tarafgazetesinin (Zamanokumuyorum) bir kısım “gazeteci”-polislerinin girdiği yola girip o meşum yazıyı yazdı: “Ergenekon Yaşıyor Hâlâ”. Halil Berktay, Ahmet Şık’la Nedim Şener’i, aynı polis ve savcı Zekeriya Öz gibi, yazdıklarından dolayı suçlamaya girişmeden önce bugünkü hapishaneler düzeniyle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki hapishaneler düzenini karşılaştırıyor ve o günlere göre tutukluların kendilerini çok daha özgürce ifade ettiğini söylüyor: “Siz zulüm görmemişsiniz; insan utanır böyle şeyler yazmaya-söylemeye. 1971 ve 1980’de dikta rejimleri vardı ve bütün ülkede sıkıyönetim hüküm sürüyordu. Dayağı, işkenceyi, askerî hapishane koşullarını geçtim. ‘İhtilattan men’ edilmemişseniz, ancak aynı soyadını taşıyan yakın aileniz gelebiliyordu, haftada on dakika görüşe. Fotoğraf çektirmekmiş, sağa sola mektup yazmakmış, kamuoyuna seslenip kendinizi savunmakmış; ne mümkün! (…) Şimdiyse durum şöyle: görüş fiilen sınırsız ve kısıtsız (…); haberleşme serbest; isteyen mektup kaleme […]