Etiket gazeteci

Kaygı duyun Sayın Cumhurbaşkanı…

* 6 Mart 2011, bu gün Pazar… Pazar günü sabaha karşı iki gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında “tutuklama” kararı verildi. Cumartesi günü saat 16.00’da başlayan savcılık ve Mahkeme önündeki sorguları 14 saat sürdü.İki gazeteci Savcılık tarafından “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan tutuklanmasına karar verilmesi isteğiyle mahkemeye sevk edildiler. T.C. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250.Maddesi ile Görevli) Hâkimi gazetecileri sorguladı. İki şüpheli gazetecinin ve gazeteci “şüphelilerin” altı avukatı Mahkeme salonunda yerlerimizi aldık. Dinleyiciler bölümünde iki gazetecinin dostları ve diğer avukatları… Sohbeti, gülmesi, takılması, ciddiyeti, tutanak yazdırması ve verilen aralarla sabahı ettik ve iki “şüpheli” haklarında ileri sürülen suçlamaya karşı sorgulandı. İki gazetecinin haberleri, gazetecilikleri, kitapları, söyleşileri mesleklerinde geçirdikleri sıkıntılar, meslek ilkeleri, gazeteciliğe bakış açıları, dik duruşları, muhalefetleri, meslektaşlarının onlar hakkında söyledikleri, yıllar önce sorulanlar, yıllar önce yaptıkları haberler, yıllar sonra nasıl haber yapacakları, niyetlerinin ne olduğu, yazılmamış kitapları, kitaplarının içeriği, neyi neden öyle ve nasıl söyledikleri, kimlerle konuştukları ve kimlerle konuşmadıkları… Kısacası, hayatları sorgulandı. Onlar, hayatlarının gazetecilik olduğunu sürekli tekrarladı. Hayatları, hayat arkadaşları eşleri ve çocukları… Bizler içeride, günün aydınlanmasını görmüyorduk ama gün ışıdı. Şüpheliler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında yeteri kadar tutuklama müzekkeresi çıkarılarak tutuklanmalarına karar verildi. Biz altı avukat onları orada öylece bıraktık ve çıktık…Yazının ikinci bölümü… Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur. Politikacıların ve siyasal iktidarın söylemi artık şöyledir; biz yargının işine karışmayız. Ama çok üzüntülüyüz. Bir an önce sonuçlansın istiyoruz, olup bitenlerden biz sorumlu değiliz.6 Mart 2011 bu gün Pazar… Ahmet Şık’ın gazetesi yok ama gazeteci arkadaşları var, Nedim gibi… Bilgi Üniversitesinden gelen akademisyen arkadaşları var ve yazı yazdığı çeşitli web siteleri var… Gazeteciler ve arkadaşları sabaha kadar beklediler mahkeme kapısı önünde… Bir umut, bu da geldi geçti diyerek alıp gidecekleri arkadaşlarını beklediler… 6 Mart 2011 bu gün Pazar… Nedim Şener’in gazetesi Milliyet’in başlığında bu […]

Savcı Öz Ergenekon kitabını bilmiyor

“Yargılama makamlarına güveni kalmadığı” gerekçesiyle davadan çekileceğini duyuran Ahmet Şık’ın avukatı Akın Atalay’a göre, soruşturmayı yürüten ve gazetecilerin tutuklanmasını talep eden Savcı Zekeriya Öz, Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yazdığıKontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu: ‘Kırk Katır Kırk Satır kitabından habersiz. HaberVsSavcılık ve mahkeme huzurunda geçen her anın dolaysız, doğrudan tanığı olduğunu, “soruşturmanın gizliliği” ilkesine inandığını ancak gelinen noktada bu ilkenin yalnızca “şüpheliye karşı gizliliğe” dönüştüğüne gördüğünü söyleyen Akın Atalay, dün bu konuda yazdığı mesajda şunları söylüyor: “İlk kez gördüğüne kalıbımı basarım” 03 Mart 2011 Perşembe günü “Ergenekon terör örgütü üyeliği” suçlaması ile gözaltına alınanlar arasındaki gazeteci Ahmet Şık’ın, gözaltına alınışından Metris cezaevine götürülene kadar geçen son üç günlük süreçte avukatı olarak, bu süreci yaşadım. İfade tutanaklarına zorluklarla geçirte bildiklerimiz dışında, asıl yaşanan gerçeklik, karşılıklı diyaloglardır. Anlatacak çok şey var. Ama hepsi de dehşet verici, ürkütücüdür. Sadece bir anekdot aktarayım. Ben savcıya, Ahmet Şık’ın Ertuğrul Mavioğlu ile 2010 yılında yazdığı iki ciltlik Ergenekon kitabından söz ettiğimde, haberi ve bilgisi olmadığını söyledi. Derhal dışarıdaki arkadaşlardan isteyip, odaya getirttik. Bir yandan sorulara devam ederken bir yandan da kitaba göz gezdirdi. Eğer çok iyi ve yetenekli bir aktör değilse, kitabı ilk kez gördüğüne ve duyduğuna kalıbımı basarım. Sordum: “Gerçekten mi ilk kez duydunuz ve gördünüz?” Yanıtladı: ‘Evet.’ Ve devamla şunları söyledi: “Ya ben bu son gözaltı ve aramalarda kaç kişi ile ve kimlerle ilgili yakalama ve arama istenildiğini bilmiyorum. Ahmet Bey’in de ismi var mı yok mu dikkat etmedim; biliyorsunuz emniyet bizden talep ediyor, biz de çoğu zaman olduğu gibi imzalayarak mahkemeye havale ediyoruz.” İşte, hükümetin ‘yargının tasarrufudur’ dediği olayın aslı astarı budur… “Soruşturmanın gizliliği, şüpheliye karşı gizliliğe dönüştü” Bugüne kadar, ‘soruşturmanın gizliliği’ ilkesi ne hep uydum. Buna uymamın nedeni, sadece uymamanın bir suç olması ve yaptırıma bağlanması nedeniyle değildi. Ben, bu ilkenin konuluş amacının ve koruduğu hukuksal değerin doğruluğuna da inanıyorum. Fakat gelinen […]

Şener ve Şık’ın ailesine destek

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) adına bir grup gazeteci 6 Mart Pazar günü tutuklu gazeteciler Nedim Şenerve Ahmet Şık‘ın evlerini ziyaret ederek ailelerine destek verdi. GÖP adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Saymanı Gülseren Güvener, Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Sekreteri Cemal Sonsay ve gazeteci-yazar Haluk Şahin‘in de aralarında bulunduğu bir grup, Nedim Şener’in eşini ziyaret etti. Şener’in Bakırköy’de bulunan evine gelen gazeteciler, eşi Vecide Şener ile görüştü. Yaklaşık 1 saat süren ziyaretin ardından bir açıklama yapan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Son tutuklamalarla Türkiye’deki tutuklu gazeteci sayısının 63’e çıktığına dikkat çekerek “2 bin gazeteci yargılanıyor, 4 bin gazeteci hakkında soruşturma sürüyor. İçişleri Bakanı, basının ABD’den daha özgür olduğunu söylüyor. Hükümete muhalif her gazetecinin bir terör örgütünün üyesi olmak ya da halkı kin ve isyana teşvik etmek gibi suçlarla suçlanması kamu vicdanını yaralar durumda. Hem uluslararası hem de ulusal kamuoyunca bu tepkileri hep birlikte görüyoruz. Umarız hükümet bu talepleri ve tepkileri dikkate alır” diye konuştu. Nedim Şener’in eşine yapılan ziyaretin ardından GÖP adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Saymanı Alper Turgut ve Basın Konseyi Genel Sekteri Oktay Hududi, Ahmet Şık’ın Gümüşsuyu’ndaki evine ellerinde çiçeklerle geldi. Yonca Şık’ı ziyaret eden gazetecileri, Ahmet Şık’ın akrabaları kapıda karşıladı. Bu sırada bir grup gazeteci de Şık’ın evinin önünde “Nedim -Ahmet onurumuzdur” ve “Ahmet çıkacak yine yazacak” sloganları attı. Gazeteciler, Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık’ı ziyaret ettikten sonra bir basın açıklaması yaptı. Açıklama sonrasında TGC Saymanı Alper Turgut, “Maalesef arkadaşlarımızı tutukladılar. Ama biz çok iyi bir ivme kazandık. Bu ivmeyi devam ettirtmemiz lazım. Eylemlerimiz devam edecek” diye konuştu. Basın Konseyi Genel Sekteri Oktay Hududi de, kanunda gazetecilerin yazı yazmasının suç olmadığını vurgulayarak, “Ama anlaşılmaz bir gerekçeyle arkadaşlarımızı tutukladılar” dedi. 2007’de öldürülen gazeteci Hrant Dink’in eşi Rakel Dinkde Şener ve Şık’ın eşleri Vecide Şenerve YoncaŞık’ı ziyaret ederek destek verdi. […]

Ahmet ve Nedim’in sorgusu geceyarısını geçebilir

HaberVs Saat 15:50’de Beşiktaş Adliyesi’ne getirilen Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon soruşturması savcılarına verdiği ifadelerin gece yarısına sarkması bekleniyor. İfadesine ilk başvurulan Nedim Şener’in sorgusu yaklaşık üç saat önce başlamasına rağmen devam ediyor. Savcıların her iki gazeteciye de, toplam uzunluğu dokuz sayfayı bulan sorular yönelttiği bilgisi veriliyor. Gazetecilere sorgu sırasında üçer avukat eşlik ediyor. Savcıların tutukluluk talep etmesi durumunda gazeteciler, nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkacaklar. Bu mahkeme, gözaltıların yapıldığı 3 Mart günü gazetecilerin evinde ve ofislerinde arama ve yakalama kararını veren mahkemeydi.

Nedim ve Ahmet sorguda

HaberVs Emniyette susma hakkını kullanan HaberVs Editörü Ahmet Şık ve Gazeteci Nedim Şener, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tarafından sorgulanmak üzere saat 15:50’de Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildiler. Adliye girişinde, Ahmet ve Nedim’in getirilmesi sırasında tarihi bir an yaşandı. Gelişmeleri takip etmek ve aktarmakla sorumlu gazeteciler, meslektaşlarını taşıyan minibüsün yaklaşması üzerine “Nedim Ahmet gururumuzdur” sloganı atmaya başladı. Minibüs, girişteki yoğunluk nedeniyle adliyeye girmekte zorlandı. Sadece adliyenin Çırağan Caddesi’ndeki girişinde değil, gazetecilerin adliye binasına giriş yapacağı kapıda görev yapan gazetecilerin bir bölümü de bu tepkiye destek verdi. Ahmet Şık ve Nedim Şener ile aynı gün gözaltına alınan ve onlardan yaklaşık üç saat önce adliyeye getirilen OdaTV Ankara Muhabiri İklim Bayraktar ve Polis Aydın Bıyıklı’nın sorgularının tamamlandığı ifade ediliyor. Gözaltındaki diğer beş kişinin adliyeye sevkinin ise Pazartesi gününe kaldığı tahmin ediliyor. Haberin yayına girdiği anda Nedim Şener’in sorgusu devam ediyordu. Şener’den sonra Şık’ın ifade vermesi bekleniyor. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz sorgunun ardından tutuklama talep ederse gazetecileri mahkemeye sevk edecek. Talep nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirecek.

Zor zamanda genç olduk

Bir çocuk oyunu vardır “vampir” diye. Vampir her zaman bir panikle kendini en çok suçlayanı öldürür ve ele verir kendini. ’tan takip edebilirsiniz İçinde bulunduğumuz tanımlaması zor günlerde, tanımlaması zor bir insan Ahmet Şık. Onun bu perdesi, sahnesi, yönetmeni, her şeyi karanlık oyunun bir aktörü edilmesi, istenenin aksine bazı şeyleri çok daha netleştirdi benim kafamda. Yanımda bu hissi paylaşan, farklı seslere, kalemin gücüne, özgürlüğün ışığına inanan insanlarla, İstanbul’un sesi en çok çıkan sokağında bir arada olmak, bir genç olarak bana güven verdi. Onun için, onun savunduğu değerler için, onu kısıtlayan zihniyete karşı orada bulunan herkes, yarınıma ortak oldu benim. Bir çocuk oyunu vardır “vampir” diye. Vampir fark ettirmeden köylüleri öldürmeye çalışırken, köylüler kimin vampir olduğunu tahmin etmeye çalışırlar. Vampir her zaman bir panikle kendini en çok suçlayanı öldürür ve ele verir kendini. Dilerim bu örnek, bu yaşananlar, bu süreç ve bu endişe dalgası herkese artık susmama cesaretini verir. Yarın ne olacağını beklemektense, dilerim korkmayız, dilerim unutmayız, ve dilerim unutturmayız. *HaberVs, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Liseliler Eğitim Programı katılımcısı, Lise öğrencisi

Son dakika

Okan Özer* İthamlar neticesinde bekli de çok uzak olduğumuz, hatta kenarından kıyısından geçemeyeceğimiz olayların içerisinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Peşinden gittiğiniz, aydınlığa kavuşturmaya çalıştığınız şeylerin bir anda derin başkahramanı oluveriyorsunuz. Bu yeni kimliğinizi daha parlak kılmak adına adeta tetikte bekleyen kalemler de sizi karalamak için bu anı bekliyor. Tıpkı son iki gündür Ahmet Şık’ın başına gelenler gibi… Geçtiğimiz günlerde, yıllar önce polis tarafından öldürülen Gazeteci Metin Göktepe adına hazırlanmış olan Taçlanmış Gazetecilik adlı belgeselde konuşurken gördüm Ahmet hocamı. Daha doğrusu konuşamazken… Kelimelerin boğazına düğümlendiği o anda, ağlarken. Bugün ise üzerine gidip, hakkında kitap yazdığı Ergenekon ile ismi yan yana gelmiş bir vaziyette televizyonlarda. Ergenekon ve Ahmet Şık ismi daha önce de yan yana gelmiş, ama yazdığı kitap ve açığa kavuşturduğu olaylar ile. Bu sefer durum çok farklı… Ahmet hocam Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıyor. Belki de hayatının bundan sonrasını şekillendirecek olan o son dakika haberinin içinde, onu sadece birkaç gün için bizden ayıracağını umduğum yolculuğa çıkarken, “Dokunan yanar” diye haykırıyor. Düşüncenin ve sorgulamacılığın her kıpırdayışını kendisi için tehlike sayan acımasız istibdatların döneminde yaşıyoruz adeta. İnsan olmanın en büyük erdemi olan düşünme yetisi hiçe sayılarak toplum apolitik bir otomata çevriliyor. Daha dün Ergenekon’un üzerine giderek olayları açığa çıkartan gazeteci ve akademisyen olan Ahmet Şık gözaltına alınıyor. İlginç! Çok ilginç! Demokrasinin olduğu bir toplumda ifade özgürlüğü hiçe sayılıyor. *İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 4. sınıf öğrencisi

Bir şey söylemem lazım

Tuğçe Erçalık* Dün okulda görüp görebileceğim en kötü günü yaşadım… Ben ve benim gibi İletişim Fakültesi’nde öğrenim gören bütün arkadaşlarım, öğretim görevlileri, kısacası herkes olayı şaşkınlıkla izliyordu. Sabah Ahmet Şık’ın evini basıp didik didik arayan polis, şimdi de okula, hocamızın odası ve birlikte çalıştığımız HaberVesaire’ye gelmişti. Bizler öğrencileri olarak şaşkın, çalışma arkadaşları da en az bizler kadar şaşkın ve üzgün, odanın aranması için refakat etmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Fakültemize mensup birkaç akademisyenin eşliğinde polis arama yaparak, Ahmet Şık hocamızın birtakım eşyalarına el koydu. Bir üniversite’nin kampüsüne giriliyor, bir akademisyenin, bir eğitmenin, gazetecinin odası aranıyordu. Ahmet Şık, öğrencilerine bu mesleği öğretmek için elinden geleni yapan, farklı görüşlere de açık olacak kadar hoşgörülü ve dolayısıyla ileri görüşlü bir gazetecidir. Ne ithamla suçlanıyor bilmiyoruz. Tek bildiğimiz Ergenekon denen, ne olduğu da henüz anlayamadığımız, enteresan bir olayın içerisine çekilerek buradan, öğrencilerinden, ailesinden, sevenlerinden koparıldığı… Hem de henüz basılmamış bir kitap ile suçlandığını düşünürsek, gazetecilik mesleğinin git gide iç karartıcı ve vahim bir hale nasıl gelebileceğini anlayabiliriz. Bizler Ahmet Şık ve onun gibi kendini bu mesleğe adamış hocaların yetiştirdiği öğrenciler, yarının gazeteci adayları olarak geleceğe umutla bakmak yerine, endişeyle bakıyor, akıbetimizden korkuyoruz. Basın özgürlüğü diye bir şey varsa neden bunlar oluyo? hayır yoksa neden dünyanın en demokratik, en laik ülkesiymişiz gibi gösterilmeye çalışılıyor? Yarın işe başladığımız zaman, kişiliğinden ve düşündüklerini söylemekten taviz vermeyen gazeteciler gibi olup, bizler de mi suçlanacağız? Yoksa diğerleri gibi (ne renk oldukları belli olmayan) “power” denilen şeyin bir uydusu olup, “power” kim ise ona göre mi davranacağız? Ahmet Şık bu ülkede tutuklanan ilk gazeteci değildi ve biz biliyoruz ki son da olmayacak. Ama yine de artık birilerinin buna bir “dur” demesi, gerçekten demokratik bir ülkede bunların asla olamayacağını herkesin beynine kazıması lazım. Bütün bunlar zihnimizi kurcalarken aklıma seneler önce okuduğum Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’in söyledikleri geliyor, şu an hislerime öyle […]

Teşekkürler Ergenekon, gözümü açtın!

Meneviş Tozak* Öğrenimimi İngiltere’de sürdürüyorum. Her gün Türkiye’den gelen kötü ya da bir haberle uyanmaya alıştım. Dün sabah da uyandığımda ilk işim, el alışkanlıgı ile Twitter’a bakmak oldu, yeni bir Ergenekon dalgasından bahsediliyordu, artık o kadar alışmışım ki garipsemedim bile. Ama haber bu sefer çok yakındandı. Gözaltına alınan gazetecilerden biri, Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden hocam Ahmet Şık’tı. Haberlerin devamını okuyunca şaşkınlığım daha da arttı, neredeyse üniversitede ki son yılımın her gününü geçirdiğim ofisimiz de Ahmet Şık’ın eviyle eş zamanlı aranıyordu. Çok geçmeden gözaltına alındığı haberi düştü internete, o anın videosu ile birlikte. İlk defa tanıdığım biri tutuklanıyordu. Videoyu izlerken, eminim izleyen pek çok diğer öğrencisi için de geçerlidir, yüzümdeki gülümsemeyi farkettim. HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Ergenekon nadir? Açıkçası derinlemesine bilmiyorum. Çok kişinin buna net bir cevabı olduğuna da inanmıyorum. Beni ilgilendiren Ahmet hocam ve aslında onunla birlikte hâlâ gözaltında ve tutuklu olan diğer gazeteciler. Beni ilgilendiren, bana gazeteciliği elinden geldiğince öğreten hocalarımdan birinin neden tutuklandığı. Beni ilgilendiren beni bazen zorla da olsa bir haberden diğerine yollayan hocamın da diğer gazeteciler gibi nedensizce günlerce ve aylarca hapiste kalıp kalmayacağı? İşin kötüsü de bunlara kimsenin bir cevap verememesi. Terör örgütüne üyeymiş, halkı kin ve düşmanlığa teşvik ediyormuş… Habervs’de geçen bir yılımız boyunca beni ve arkadaşlarımı da haber yazmaya, üretken olmaya, beraber çalışmaya teşvik ederken aslında beynimizi dolduruyormuş. Teşekkürler Ergenekon, gözümü açtın! Ben de ilerde haberci olmak istiyorum, bunu duyan herkes garipsiyor, “Başka iş mi yok” en sık karşılaştığım cümlelerden birisi mesela. Evet kimse kusura bakmasın, belki de gerçekten başka iş yok, çünkü…Bütün bu yaşanlardan sonra bir açıklama cümlesine ve “çünkü”ye ihtiyacım var mı? *King’s College London, Europe and the World IP Yüksek Lisans programı, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü 2010 mezunu.

Oradaydık

“Neden buradasınız” dediler, “Bugün ifade özgürlüğü, yarın cumhuriyet için” dedik. Bugün, saat 12’de Taksim Meydanı’ndaydık. O saatte derste olmamız gerekiyordu ama sırf orada olmak için izin almıştık. Dilediğimiz gibi düşüncelerimizi anlatabilmek, bunu yaptıkları için hapis yolu gösterilmiş binlerce gazetecinin yalnız olmadığını Türk ulusunun haktan hukuktan anlayan azınlığınca göstermek için oradaydık. Ülke gerçeklerini bir takım kurumlardan elde ettikleri çıkarlara göre çarpıtmadan aktaran yazarlar için oradaydık. Yandaş medya üyesi olmadan, yaptıkları çarpıcı araştırmaların sonuçlarını korkusuzca ortaya koyabilen gazeteciler için oradaydık. Yazın hayatının önemli isimleriyle yan yana sloganlar attık “AKP elini medyadan çek” diye bağırdık yüzlerce kişiyle beraber. Biliyoruz, sesimizi duyuyorlar; ancak değişen bir şey var ki, artık duymazlıktan gelemeyecekler. Bu millet görüyor, duyuyor, yaşıyor ve isyan ediyor. Sesimizin daha yüksek çıkacağı yarınlar, toplumu doğru yönlendirmek için çabalayan ve susturulmayan dürüst gazeteciler için, Ahmet için, Nedim için. Biz oradaydık. HaberVs, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Liseliler Eğitim Programı katılımcısı, Lise öğrencisi

Gazetecilerin eyleminin düşündürdüğü

Bir gazeteci adayı olarak geleceğim açısından iyi olanı öğrencisi olduğum Ahmet Hocam mı, yoksa onu içeri alanlar mı biliyor? Ergenekon terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle çoğunluğunu gazetecilerin oluşturduğu 11 kişinin dün sabah gözaltına alınmasının ardından medya mensupları Taksim İstiklal Caddesi’nde az önce sona eren bir eylem gerçekleştirdi. 1 Mart’ta yayın hayatına başlayan Aydınlık Gazetesi hazırlık gelmişti. Üzerinde Mevlana’nın “Diken içindeler ama gül gibiler. Hapisteler ama şarap gibiler. Balçık içindeler, ama gönül gibiler. Gece içindeler ama sabah gibiler” dizeleriyle birlikte parmaklıklar ardında yer alan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın fotoğrafları basılmış el ilanları dağıttılar. Bu gazetenin okurları, ellerinde hem Türk bayrakları hem de üzerlerinde Atatürk resimleri bulunan bayraklarla, “Faşizm’e karşı omuz omuza” “Yurtsever basın susturulamaz” ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarını attılar. Aydnlık gazetesi ve okurları “ulusalcı” olarak anılır çoğu insan tarafından. Ardından da Ergenekon davası sürecinde içeri alınan Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Musatfa Balbay gibi isimler bağırılarak yoklama yapıldı. Ancak bu isimler arasında Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın olmaması dikkat çekiciydi. Bu sefer hem eylemci hem de eylemin haberini yapmak üzere bir araya gelen gazeteciler eylem öncesi son hazırlıklarını yapmaya başladı. Yürüyüşe başlamadan önce İngilizce ve Türkçe hazırlanan “Gazetecilere Özgürlük. Hemen Şimdi Adalet” yazılı pankartların kullanılması dikkat çekiciydi. Kalabalığın en önünde yer alan CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Hürriyet Gazetesi Yazarları Oktay Ekşi, Zeynep Göğüş, Ferai Tınç, Tufan Türenç yürüyüşe kol kola başladı. Bu sırada görüntü almak isteyen foto muhabirleri ve kameramanlar arasında yaşanan yer kapma çalışmaları eylemin kısa süreli gecikmesine neden oldu.Galatasaray Meydanı’nda sonlanacak yürüyüşün hemen başında Fransız Konsolosluğu’nun yanında yer alan CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’nın penceresinden aşağı çiçekler atıldı. Bu hareket eyleme renk kattı ve alkış aldı. Ellerinde Radikal, BirGün, Posta gazeteleriyle birlikte üzerinde “Gazetecilere Özgürlük”, “Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 138.”, “Bugün Ahmet, Nedim yarın kim?”, “AKP elini medyadan çek” yazan dövizler taşıyarak […]

“Ahmet Şık, ortak tepki için son nokta”

HaberVs Gazetecilerin dün gözaltına alınan meslektaşlarına destek için Ankara ve İstanbul’da eylem yaptığı saatlerde Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, NTV ekranındaydı. Bayramoğlu, bugünkü köşesinde “Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder” dediği HaberVs editörü Ahmet Şık hakkında konuştu. Bayramoğlu’nun konuşmasından bazı bölümler şöyleydi: Ahmet Şık’ın Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınması, toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelerek tepki göstermesinde son noktayı koydu. Bu düzeyde tutuklamalar için Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı bilgilendirilir. Bilgilendirilmiştir de. İçişleri Bakanı Atalay, konu hakkında görüşü sorulduğunda sadece “arkadaşlar konu yargıya intikâl etmiştir” demekle yetiniyor. Evet, konu yargıdadır ama İçişleri Bakanı bir cümle daha sarf edebilir. Bakan basın özgürlüğü hakkında bir iki cümle etmiyorsa durum vahimdir. Gözaltına alınanlar herhangi isimler değil. Çalışmaları ve isimleri, uluslar arası alanda da bilinen gazeteciler. Sistemi temizleyecek bir davanın bizzat kendisinin temiz olması gerekir. Konuyla doğrudan ilgili olmasa da bir süre Hanefi Avcıile ilgili iddialar gündeme geldi ve kendisi tutuklandı. Ergenekon soruşturması, belli bir şeye karşı tepkisini ortaya koyan kesimlere karşı kullanılıyor. Nedim Şener ve Ahmet Şık, katılırsınız ya da katılmazsınız gazetecilik yaptılar. Yürütülen soruşmayla ilgili bilgi ve belgelerin üzerine gittiler. Bu bir gazetecilik faaliyetidir. Belli ki bu yaptıkları belli bir grup tarafından tehdit olarak görülüyor.” Ali Bayramoğlu daha önce, bugün yayınlanacağını duyurduğu 28 Şubat hakkındaki yazısını erteleyerek gazetedeki köşesini de gözaltına alınan gazetecilere ayırmıştı. Bayramoğlu “Ahmet Şık ve Nedim Şener: Hangi Ergenekon” başlıklı yazısında şunları yazdı: Ahmet Şık’ı yıllardır tanırım. Yeni Yüzyılgazetesi dâhil olmak üzere birçok kez birlikte çalıştık. Fikirlerimiz zaman zaman kesişmiş zaman zaman ayrışmıştır. Onun düzgün ve dürüst bir gazeteci olduğundan hiçbir şüphem yoktur. Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder. Nedim Şener hayatta olduğum sürece asla affetmeyeceğim bir isimdir. Girdiği kavgada Dink dosyasını kullanmış ve işi, dilini bana uzatacak “iktidarı […]

Tutuklu ve gözaltındaki gazeteciler için yürüyüş

HaberVs Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun, Ergenekon soruşturması kapsamında dün gözaltına alınan gazetecilere destek vermek için Taksim’de düzenlediği yürüyüşe binin üzerinde katılım vardı. Taksim Tramvay durağı civarında toplanan katılımcılar saat 12:00’den itibaren İstiklal Caddesi’nde yürüyüşe geçti. Gerek gözaltında olan gerekse cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan, yargılanan ve haklarında soruşturma açılan tüm gazetecilerle dayanışma amacını taşıyan yürüyüş Galatasaray Meydanı’nda sona erdi. Grup, 50 Yıl Heykeli önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması ve yürüyüşe her kuşaktan çok sayıda gazeteci katıldı. Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Şükran Soner, Nail Güreli, Oktay Ekşi, Zeynep Göğüş, Ferai Tınç, Tufan Türenç gibi isimlerle birlikte Ruşen Çakır, Mirgün Cabas, Ece Temelkuran, Kanat Atkaya, Mete Çubukçu, Sırrı Süreyya Önder, Celal Başlangıç, Ezgi Başaran, Bedri Baykam, Gün Zileli, Ertuğrul Kürkçü, Soli Özel, Nejat Yavaşoğulları, Haluk Şahin de katılımcılar arasındaydı. “Gazetecilere Özgürlük” , “Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 138.” , “Bugün Ahmet, Nedim yarın kim?” , “AKP elini medyadan çek”, “Nedim, Ahmet onurumuzdur” , “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” , “Özgür basın Susturulamaz” , “Özgür basın herkese lazım” gibi sloganların atıldığı yürüyüş Galatasaray’daki 50’nci Yıl heykeli’nin önünde yapılan basın açıklamasıyla son buldu. 24 gazeteci örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu dönem başkanı olarak Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Ercan İpekçi’nin okuduğu basın açıklamasında bugün itibarıyla cezaevlerinde 54’ü tutuklu, 7’si hükümlü olmak üzere toplam 61 basın mensubu bulunduğuna dikkat çekilerek 2009 yılının başından bugüne kadar, halen cezaevlerinde bulunan gazetecilerle birlikte toplam 88 gazetecinin cezaevi koşullarını gördüğü ifade edildi. Basın ve ifade özgürlüğünün açıkça ihlali anlamına gelen uygulamalarla gazetecilere üzerindeki baskıların artık tahammül edilemez bir noktaya ulaştığı belirtilen açıklamada “Cezaevlerindeki gazetecilerin mesleki faaliyetlerinden dolayı değil de, terör örgütü üyeliği ya da terör örgütü propagandasından dolayı tutuklu olduğunu iddia edenler, Türk Ceza Kanunu’na göre “iftira” suçunu işlemektedirler. Bu tür suçlamalarla yargılanan basın mensuplarını, hakkında uygulanacak cezayı, suçun ağırlaştırıcı nedeni olan ‘basın ve yayın yoluyla işlendiği’ […]

“Ergenekoncu” yetişmek

’tan takip edebilirsiniz Gazeteci olmak bu kadar kötü bir şey ise, üniversiteler bu eğitimi veren bölümleri kaldırsın. Çünkü “Ergenekoncu” yetiştiriyorlar! Ancak gazetecilik kötü bir şey değilse ve üniversiteler bizlere bu şansı sağlamakta haklıysa, birileri bizi Ergenekonculaştırıyor. Son yıllarını, Ergenekon soruşturmasının yürütülmesindeki çarpıklıkları ortaya koymak için harcayan hocam Ahmet Şık da artık “Ergenekoncu” olduğuna göre, ülkemdeki her gazetecinin potansiyel “Ergenekoncu” olduğunu söyleyebilirim. *İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 4. sınıf öğrencisi

Gazetecilere sorduk: Neden Twitter?

Ethem Sucu – Dila Özsoy – Koray Çil Muhabirimiz Barış Uygur’un yaptığı “O protestocu öğrencilerin halleri” başlıklı haber Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü tarafından yayınlanan HaberVs’nin, bu dönem, en çok okunan haberi oldu. Haber, 21 Aralık’ta öğle saatlerinde yayına girdi ve okuduğunuz bu haberin yayına hazırlandığı saatlerde okuyucu sayısı 35 bini geride bırakmıştı. Ancak okuyucu sayısındaki sıçrama, ertesi gün gazeteci Mirgün Cabas’ın haberin linkini Twitter’dan paylaşmasıyla yaşandı. İki gündür yayında olan haberimiz o ana kadar sadece, politik tutumları gereği haberin içeriğiyle ilgilenen siteler tarafından fark edilmişken ulusal medyaya taşındı. Hürriyetyazarı İsmet Berkan, 23 Aralık tarihli köşesinde haberi “dehşete düşüren bir haber” başlığıyla duyurdu. Ve Berkan’ın yazısından sonra HaberVs’nin telefonları susmak bilmedi. Sonuç olarak tüm ülkenin ilgisini çeken, hemen tüm gazetelerin ve onlara ait internet sitelerinin kullandığı haberin duyulabilmesinin neredeyse tek nedeni, sosyal paylaşım ağı Twitter oldu. Gazetecilerin, bu sosyal ağı en aktif şekilde kullandığı biliniyor. Gazetecilerin Twitter yazışmaları kimi zaman ayrıca haber konusu da olabiliyor. Örneğin Ahmet Hakan’ın, Fazıl Say’la geçtiğimiz aylarda girdiği “arabesk müzik” tartışması akılda kalan, Twitter kaynaklı gazete haberlerinden biriydi. Ahmet Hakan örneğinde olduğu gibi, ilginç olan, bu gazetecilerin bir bölümünün hem kendilerine ait TV programlarında hem de gazetelerdeki köşelerinde, düşüncelerini aktarmak için yeterince imkân sahibi olmaları. Anlaşılan o ki, “140 karakterlik görünürlük”, TV ve gazetelerle yetinmeyen gazeteciler için ayrı bir cazibe yaratıyor. Son günlerde tekrar alevlenen “Ankaralı gazeteci-İstanbullu gazeteci” tartışmasında da Twitter’ın bir mukayese birimi olarak algılandığına tanık olduk. Örneğin Radikalmuhabiri Berrin Karakaş bu iki grubun gazetecilerine mikrofon uzattığı haberinde kıyaslamayı “Ankaralı gazeteci Twitter’ı dedikodu değil, iş amaçlı kullanır” diye yapıyordu. HaberVs muhabirleri gazetecilere, neden Twitter kullandıklarını sordu. “Erken uyarı sistemi” Kendi kuşağı içerisinde belki de Twitter’ı en aktif kullanan gazeteci, Sabahyazarı Nazlı Ilıcak soruyu şöyle cevaplıyor: “Twitter’ı hızlı haber almak için kullanıyorum. I-phone kullanıcısı olduğumdan kolaylıkla olan biteni takip edebiliyorum. Böylece çok hızlı […]

Medya üst kurulu?

Geride bıraktığımız haftanın en bomba konularından biri, hiç kuşkusuz Habertürk Televizyonu Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut’un Başbakan Erdoğan’ın kahvaltılı toplantısında ortaya attığı “Medya Üst Kurulu” fikri oldu. Başbakan tarafından bile ciddiye alınmayan önerisini ciddiye alıp üzerinde tartışmaya elbette gerek yok. Ancak Türkiye’de medya ve özellikle de internet üzerindeki denetim konusu sürekli gündeme geldiği için, bu konunun anlaşılmasına elden geldiğince katkıda bulunmanın da bir görev olduğunu düşünüyorum. Pek çok kişi gibi Yiğit Bulut da RTÜK’ün, daha doğrusu RTÜK gibi bağımsız kurumların -RTÜK’ün ne kadar bağımsız olduğu elbette tartışılır ama burada kavramlardan söz ediyoruz- var oluş nedeni konusunda çok fazla bir fikir sahibi değil. Böyle bir üst kurulun internet için hatta medyanın geri kalanı için de oluşturulması fikri karşısında çoğu kişi “Neden olmasın?” diye tepki veriyorsa, bence burada temel hak ve özgürlüklerin algılanış biçimiyle ilgili ciddi bir sorun var demektir. Bulut’un 27 Eylül Pazartesi günü yazdığına göre RTÜK’ün var olma nedeni çok basitmiş: “RTÜK’ün var olma mantığı çok basit. Radyo televizyonlar kamu varlıkları üzerinden size ulaştığı için “düzenleme” yapılabilir. RTÜK’ün anayasal bir temeli var… Şimdi soralım; Türk Telekom ağları veya mobil şebekeler üzerinden Türkiye’de 50 milyon üstünde abonesi olan internet neden kuralsız?” Evet, RTÜK ve benzeri kurumların var olma nedenleri gerçekten de çok basit, ama Bulut’un söylediği ve aslında “neden” bile olmayan bir nedenle değil… Çağdaş hukuk sistemlerinde düşünce açıklama ve yayma özgürlüğü temel hak ve özgürlükler arasındadır. Ardından pek çok kısıtlama getirmesine rağmen 1982 anayasasında dahi (Madde 26) “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” maddesi yer alır. Madde 28, “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak, izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.” der. RTÜK’ü düzenleyen 133’üncü maddenin girişinde ise “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” ifadesiyle her ne kadar yasal düzenlemelere […]